• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Koronavirüs aşılarının etkinliği azalıyor mu, verileri nasıl değerlendirmeliyiz?

Koronavirüs aşılarının etkinliği azalıyor mu, verileri nasıl değerlendirmeliyiz?
0 0

Dr. Müge Çevik, St Andrews Üniversitesi*

Dr. Ali İhsan Nergiz, Londra Üniversitesi**

13 Eylül 2021 Pazartesi 17:07

Koronavirüs aşılarının yaygın kullanıma başlanmasının üzerinden 9 aya yakın süre geçti. Bu süre içerisinde aşılarla ilgili çok fazla veri edinmiş olsak da hala aşıların ne kadar etkili olduğu ve koruyuculuklarının ne kadar süreceğine dair kafa karıştırıcı çıkarımlar yapılabiliyor.

 

Bunun temel sebeplerinden bir tanesi aşıların vücuttaki etkileri ve koruyuculuklarına dair yanlış beklentiler.

 

Koronavirüse karşı geliştirilen aşıların temel amacı hastalığın hafif geçirilmesini sağlamak.

 

Aşılar virüse maruz kaldıktan sonra bağışıklık sistemini devreye sokarak öncelikle virüsün o anda vücuda yayılmasını engeller.

 

Eğer enfeksiyon ilerlerse bellek bağışıklık hücrelerinin tetiklenmesi ile virüsün akciğerlerde hastalığa yol açmasını önler.

 

Bu sebeple aşıların etkinliğini aşılı kişilerde gözlemlenen pozitif test sayıları ile değil hastalık ve ölüm sayılarını azaltması üzerinden değerlendirmek gerekiyor.

 

Hastanede yatan aşılı hastaların sayısının artması kaygı verici

 

Son zamanlarda artış gösteren önemli kaygılardan birisi hastanede yatan aşılı hasta sayılarındaki yükseliş.

 

Türk Yoğun Bakım Derneği'nin geçtiğimiz günlerde yaptığı çalışmada yoğun bakımda yatan 921 hastanın aşı durumlarına bakılmış ve sonuçlar hastaların yüzde 51,4'ünün aşısız, yüzde 39,4'ünün ise iki doz Sinovac uygulanmış bireyler olduğu göstermiş.

 

Yine benzer bir şekilde il sağlık müdürlüklerinden hastaneye yatan aşılı birey sayısının gittikçe yükseldiği yönünde açıklamalar yapılıyor.

 

Peki bu veriler üzerinden artık iki doz aşının etkin olmadığı ya da aşıların etkinliğinin azaldığı yönünde bir çıkarım yapmak mümkün mü? Hayır.

 

Birincisi toplumda ne kadar çok birey aşılanırsa hastaneye yatan aşılı kişi sayısı da doğal olarak artıyor.

 

Aşılar ne kadar etkili olursa olsun, toplumdaki herkesin aşılandığı bir senaryoda hastaneye yatan bireylerin de hepsi aşılı olacaktır.

 

İkinci olarak aşılar hastaneye yatma riskini büyük oranda (10 kat kadar) azaltsa da en fazla aşılanan gruplar 60 yaş üstü ve bağışıklığı baskılanmış riskli gruplar.

 

Bu yüzden aşılama sonrasında bile bu kişilerde hastaneye yatma riskinin yüksek olduğunu görmek şaşırtıcı değil.

 

Yine de aşılamanın olmadığı duruma göre bu gruptaki bireyler hala önemli ölçüde korunmuş oluyor.

 

Sadece hastane verilerine bakmak hatalı bir yaklaşım

 

Son olarak hastaneye yatan bireyler dışında toplumda enfekte olup aşının etkisi ile hastaneye yatmayan birçok birey var.

 

Bu sebeple, sadece hastane verilerine bakarak aşıların etkinliğinin azaldığı çıkarımını yapmak hatalı bir yaklaşım.

 

Aşı etkinliği çalışmaları ancak aşılı ve aşısız bireylerin enfeksiyon sonrasında hastalanma ve hastaneye yatma riskinin karşılaştırılması ile anlaşılabilir.

 

9 Ağustos Perşembe günü İngiltere Halk Sağlığı Kurumu (Public Health England) tarafından yayımlanan veriler bize bu tarz kıyaslamaların nasıl yapılması gerektiği hakkında değerli bilgiler sunuyor.

 

Bu yayında ölüm oranlarına bakıldığında iki doz aşılı kişilerin aşılanmamış kişilere göre ölüm riskinin 5-10 kat daha az olduğunu, hastaneye yatma oranının da aynı şekilde azaldığını görüyoruz.

 

Pozitif testin ardından 28 gün içinde hayatını kaybetme oranı. (100 bin kişide).  .

 

Fakat enfeksiyon düzeylerine baktığımızda birçok grupta iki doz aşılı kişiler ve aşısızlar arasında çok fazla fark olmadığı gözlemleniyor.

 

Pozitif testten sonra 28 gün içinde acil serviste en az bir gün yatan kişi oranı. (yüz binde).  .

 

Ancak bunun sebebi yeni varyantların aşıyı etkisiz kılması değil, daha hızlı yayılan varyantlar sebebiyle aşılı olan kişiler arasında da enfeksiyon sayılarının artış göstermesi.

 

Özellikle gerçek hayat verileri klinik araştırmalar gibi kontrollü bir ortamda elde edilmediği için bu verilerin daha dikkatli analiz edilmesi ve yorumlanması gerekiyor.

 

Özetle bu veriler bize yeni ve daha bulaştırıcı delta varyantıyla aşıların etkinliğinin yok olduğu ve işe yaramamaya başladıklarını göstermiyor.

 

Daha ziyade yüksek riskli grupların daha yüksek oranda aşılandığı ve aşılanma oranları arttıkça hastaneye yatan aşılı kişilerin oranın da yükseldiğini gösteriyor.

 

Hatta mevcut veriler delta varyantına karşı aşıların etkinliğinin yüksek oranda korunduğunu yönünde.

 

 

Mesela, yakın zamanda Şili'den yayınlanan yeni veriler koruyuculuğu konusunda endişeler bulunan Sinovac aşısının iki doz uygulandığı bireylerde hastaneye yatışın yüzde 87.5, yoğun bakıma yatışın yüzde 90 ve ölümlerin yüzde 86 oranında önlendiğini gösteriyor.

 

Bu veriler Şili'de gama varyantının yaygın olduğu döneme ait ve gama varyantı deltaya göre aşıya daha dirençli olmasına rağmen bu sonuçların alınması oldukça rahatlatıcı.

 

Aşı etkinliğinin zamanla azalıp azalmadığı da tartışma konularından bir tanesi.

 

Aşıların yaptığı etki, vücutta sürekli hazır miktarda belli bir antikorun bulunması değil, gerektiği durumda bu antikorları üretecek hafıza hücrelerini yetiştirmesi.

 

Bu hafıza hücreleri de virüsle temas sonrasında devreye girerek bu antikorların üretimini tetikleyerek hastalığı ve diğer olumsuz sonuçları engelliyor.

 

Ve bu bellek hücrelerinin uzun süre, aylar hatta yıllar boyunca etkinliğini sürdüreceği ve yeni oluşabilecek varyantlara karşı etkinliğini koruduğu gözlemleniyor.

 

2003'te SARS geçiren hastaların kanlarından alınan örneklerde halen bellek hücrelerinin gözlemlenmesi bunun önemli bir örneği.

 

Bu yüzden kandaki nötralize edici antikor değerleri dikkate alındığında aşının enfeksiyona karşı etkisinin zamanla düştüğü düşünülebilir fakat kandaki antikor miktarının koruyuculukla birebir eşleştirmek mümkün değil.

 

Veriler özellikle 65 yaşın üzerinde ve bağışıklığı baskılanmış hastalarda enfeksiyona karşı koruyuculuğun daha hızlı düştüğünü ve hafıza hücrelerinin uzun süre yüksek seviyede kalmadığını gösteriyor.

 

O sebeple bu gruplarda 3. doza ihtiyaç duyulsa da toplumun büyük çoğunluğunda buna ihtiyaç duyulmuyor.

 

2 doz aşılanma seviyesinin hala düşük olduğu göz önüne alınırsa, asıl önemli olan daha fazla bireye 2 doz aşı ulaştırılması çünkü aşısız bireylerde enfeksiyonun yayılması artan ölüm sayılarının ve varyant oluşumunun en önemli sebeplerinden.

 

Verilerin şeffaf şekilde açıklanmıyor

 

Son olarak aşıların etkinliği ile ilgili kafa karışıklığının esas sebeplerinden bir tanesi de verilerin şeffaf bir şekilde açıklanmaması.

 

Toplam aşılanma sayılarının yanında hangi yaş gruplarında hangi aşıların ne oranda uygulandığı ve bu gruplarda hastalanma ve hastaneye yatış ile ilgili verilerin güncel bir şekilde açıklanması oldukça önemli.

 

Bu gerçekleşmediği zaman bireyler ve gruplar kendi gözlemleri üzerinden aşıların etkinliği ile ilgili yanlış varsayımlarda bulunabiliyor.

 

Tüm bunları dikkate aldığımızda aşıların etkinliği ile ilgili çıkarımlarımızı ve bakış açımızı daha farklı ölçülerle değerlendirmemiz gerektiği oldukça açık.

 

Dikkatli yapılmayan yorumlar maalesef fayda sağlamaktan ziyade aşı tereddüdünü ve karşıtlığını arttırmaya yarayacaktır.

 

* Dr. Müge Çevik, İngiltere St Andrews Üniversitesi'nde enfeksiyon hastalıkları ve viroloji alanında araştırmacı doktor.

 

** Dr. Ali İhsan Nergiz, Londra Üniversitesi'nde (London School of Hygiene and Tropical Medicine) epidemiyoloji alanında yüksek lisans öğrencisi

 

KAYNAK: BBC TÜRKÇE

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha