• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Sanal gerçeklik nedir, hayatımızı değiştirecek mi?

Sanal gerçeklik nedir, hayatımızı değiştirecek mi?
0 0 1

Bilişim alanında gerçekleşenler her ne kadar “görülmemiş bir şey” gibi sunulsa da insanlığın gerçekleştirdiği teknolojik atılımların hepsi benzer bir etki yaratmıştı. Önemli olan bireyin hayatını sarmalayan objelerin toplumsal etkisiydi.

4 Ocak 2017 Çarşamba 18:20

“Daydream sizi sanal gerçeklikte olağanüstü maceralara götürecek. Tüm tutkularınızın gerçekleşmesine hazır olun.”

 

Bir bilimkurgu filminden fırlamış gibi duran bu motto Google’ın sanal gerçeklik ürünü Daydream’e ait. Gerçekten de sanal gerçekliğin ne olduğunu anlamak için yapılacak küçük bir internet turu, insanı, “Geleceğe Dönüş” serisinin ünlü karakteri McFly’ın yaşadığı gibi, hologram köpek balığı karşısında korkmuş ve donmuş hale getirebilir.

 

Peki “sanal gerçeklik” sahiden insanların yaşamını böylesine değiştirecek mi? Ya da bundan para kazanan şirketlerle aslında tüketici çoğunluk olarak görülen toplum değişimin aynı bölmesinde mi yer alacak?

 

SANAL GERÇEKLİK NEDİR?

 

Sanal gerçeklik, çeşitli aparatlar yardımıyla üretilmiş, yapay bir gerçeklik ortamını ifade ediyor. Buna binlerce insanı kilitleyen Pokémon Go oyunundan hatırlayabileceğiniz “artırılmış gerçekliği” dahil etmek de mümkün.

 

Kullanıcılar, gözlük benzeri aparatlar yardımıyla derinlik ve sarmalama hissinin yüksek olduğu bir deneyimi ya da “normal” yaşamdaki görüşe sanal cisimlerin eklenerek kullanıcının algısına sunulduğu bir “artırılmış gerçekliği” yaşamaktalar.

 

Sanal gerçeklik bir süredir kitlesel olmayan biçimlerde kullanılıyordu. Sağlık, eğitim, askerlik ya da bilgisayar oyunları gibi pek çok alanda simülasyon ortamları ve cihazları halihazırda vardı. Ancak, bunların kitle iletişiminde kullanılması ve hayatın tüm alanlarına biçim verecek işlevi yüklenmesi için henüz zaman vardı.

 

Tıpkı mobil telefonların ya da internetin yaygınlaşması için bunu sağlayacak altyapının da gelişmesi gerektiği gibi. Yeni işlemciler, depolama birimleri, ağ bağlantıları, malzeme teknolojileri ve hatta tüm bunları seri ve ucuza mal edecek robotların, otomasyon sistemlerinin geliştirilmesi iletişim tarzındaki sıçramaları mümkün kıldı ve aynı zamanda ondan etkilendi. Reklam, rant ve spekülasyon da bu çevrimin hiçbir zaman dışında olmadı.

 

 

Sanal gerçekliğin benzer bir dönüşümün merkezinde yer aldığına dair veriler bulunuyor.

 

Bilişim dünyasının tekelleri geçtiğimiz sene içerisinde kendi sanal gerçeklik ürün ve hizmetlerinde hızlı bir artışa gitti. Bu artış yatırımlarda da gerçekleşti. İki yıl öncesinde yalnızca Facebook 2 milyar dolarlık yatırımı sanal gerçeklik firması Oculus’u satın almak için ayırmıştı. 2016’da yatırım rakamları önceki dönemleri katlayarak geride bıraktı.

 

Başı çeken isimler yalnız Google, Facebook gibi internet ve sosyal medya dünyasının en büyük tekelleri değil aynı zamanda Microsoft, Disney, Intel, Nokia, Samsung, Apple, HP, Sony, GoPro, Valve gibi medya, oyun, yazılım, donanım dünyasının en geniş ürün spektrumuna hükmeden tekeller.

 

Benzer sıçramaları bilgisayarların ve internetin gelişimi, mobil telefonların yaygınlaşması gibi bir dönem için de gördük.. Bunun dinamiği bilişim dünyasının gelişiminde yatıyor. Aslında “sanal gerçeklik”, “artırılmış gerçeklik” gibi kavramların bir de “gerçek gerçeklik” gibi tuhaf bir kavramı tetiklemesi de aynı dinamiğin ürünü.

 

DEĞİŞEN VE DEĞİŞMEYEN

 

Bilişim alanında gerçekleşenler her ne kadar “görülmemiş bir şey” gibi sunulsa da insanlığın gerçekleştirdiği teknolojik atılımların hepsi benzer bir etki yaratmıştı. Önemli olan bireyin hayatını sarmalayan objelerin ne olduğundan ziyade bu sarmalama halinin toplumsal etkisiydi.

 

Makineli üretim yaygınlaştığında, sermaye tüm dünyayı birleştirdiğinde Hindistan’daki pamuk işçisiyle Manchester’daki tekstil işçisi aynı pamuk liflerine dokunuyorlardı. Bu toplumsal iletişimin iktisadi, yani en temel yönüydü.

 

Posta, telgraf, gazete, telefon, internet ya da sosyal medya… İletişim araçları ve ortamları bu yön sayesinde var oldu ve aynı zamanda bu yönü mümkün kıldı. Toplumsal iletişim başlarda mektuptaki söz oyunlarına ya da telgraf maniplesinin vuruşlarına yansıtılıyor, zaman ve mekan geçtikten sonra bu yansıyandan anlam çıkartılıyordu.

 

Bu mekanizma evrildi, zaman ve mekan engelleri ortadan kalkmaya başladı. “Bağlanma” deneyimi kendi başına bir gündem olmaya başladı. Gelinen noktada ise, dünyanın tamamının, gerçek bir deneyimmişcesine sanal bir ortama yansıtılması söz konusu.

0 0 1
YORUMLAR
  • Ziyaretçi
    ktokkisa11 Ocak 2017 Çarşamba 12:59 привет
YORUM EKLE

captcha