• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Bursa Kirazlıyayla'da madencilik tesisi projesine tepki: Köyümüzün dibine fabrika yapıyorlar

Bursa Kirazlıyayla'da madencilik tesisi projesine tepki: Köyümüzün dibine fabrika yapıyorlar
0 0

Bursa'nın Kirazlıyayla köyünde yapılması planlanan Çinko-Kurşun-Bakır Zenginleştirme Tesisi ve Atık Barajı Projesi'ne bölge halkından, meslek odalarından ve çevre örgütlerinden tepkiler sürüyor.

20 Mayıs 2020 Çarşamba 17:05

BBC Türkçe'ye konuşan Meyra Madencilik ise proje için İznik Gölü'nden yıllık 200 bin metreküp su çekileceğini söylüyor ve faaliyet alanındaki orman arazisi için "ödenmesi gereken tüm bedeller devletimize ödenmiştir" diyor.

 

TMMOB, TTB ve barolar dahil olmak üzere çeşitli meslek odaları, akademik çevreler ve Kirazlıyayla köylülerinin mücadelesine destek veren çevre örgütleri, bu projenin hem çevreye hem halk sağlığına hem de köylünün doğal yaşam hakkına olumsuz etkileri olacağını savunuyor.

 

Meyra Mühendislik Proje ve Madencilik şirketi tarafından yapılacak atık barajı için bolca suya ihtiyaç duyulacağını ifade ediyor.

 

Ancak tesiste hem yer altı hem de yer üstü sularının kullanılacağı, değerli maden ile değersiz madeni birbirinden yıkama ve ayırma işlemi sırasında oluşacak atıkların ise çevreye zarar vereceği değerlendiriliyor.

 

Avukat Osman Atalay Akman sadece Kirazlıyayla'nın değil Yenişehir Ovası'nın, Barçın Köyü'nün ve İznik Gölü'yle birlikte Bursa'nın batısının 'kaybedileceğini' ifade ediyor.

 

Yenişehir, Bursa ve İstanbul hattının deprem kuşağı olduğunu hatırlatan Akman, tesiste oluşacak en ufak bir çatlağın yeraltı sularına karıştırmaya yeteceğini de savunuyor.

 

BBC Türkçe'ye konuşan Kirazlıyayla halkı ise şirketin proje alanında ağaç kesim çalışmalarına başladığı günden bu yana nöbet tuttuklarını ancak proje sahasına yaklaşmalarının jandarma ve özel güvenlik güçlerince engellendiğini anlatıyor.

 

Kirazlıyayla halkı daha şimdiden proje sahası içerisinde kalan otlaklar, su kaynakları, çeşmeler ve mesire alanları kullanmalarının engellendiğini söylüyor.

 

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Meyra Madencilik Genel Müdürü Sümeyra Eşgün ise madenciliğe karşı olan grupların abartılı rakamlar ve yanlış bilgilerle halkı telaşa sürüklediğini savunuyor.

 

"Köylü kendi topraklarından uzaklaştırılıyor"

 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın atıkların düzenli depolanmasına dair yönetmeliğine göre, düzenli depolama tesis sınırlarının yerleşim birimlerine uzaklığı II. sınıf düzenle depolama tesisleri için en az 250 metre olmak zorunda.

 

BBC Türkçe'ye konuşan Meyra Madencilik, tesisin kurulduğu bölgenin bu kriteri sağladığını söylüyor.

 

Yenişehir Çevre Platformu sözcüsü Ziraat Mühendisi Şafak Erdem ise proje alanının köy merkezine 200 metre olduğunu, ayrıca hem orman hem de tarım arazilerini kapsadığını kaydediyor.

 

Köylülerin avukatı Osman Atalay Akman da tesisin bir köylünün evine 130 metre yakınlıkta, köyün mezarlığına ise 20 metre mesafede olduğunu ifade ediyor:

 

"Köy denilince aklımıza merasıyla, yeşil alanlarıyla bütün bir yerleşim yeri gelir. Bu proje köylülerin yaşam alanlarını elinden alıyor. Köylünün meralarını, koyunlarını otlattıkları alanları, mesire alanı olarak kullandıkları yerleri kapsıyor."

 

Yerinde gözlem yapan Bursa Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Güzide Elitez de şirketin ruhsat bölgesinin köylülerin yaşam alanını tamamen kapsadığını söylüyor:

 

"Yerleşim yerine çok yakın, yürüyerek beş dakikalık bir mesafede. Köyün içme ve sulama suyu o tesisten mutlaka etkilenecek."

 

'Sadece bizim değil çocuklarımızın da psikolojisi bozuldu'

 

BBC Türkçe'ye konuşan köylüler de proje alanının kapatılması ve jandarma kontrolü sebebiyle mezarlığa, tarlalarına ya da hayvanlarını otlatmaya dahi gidemediklerini anlatıyor.

 

Her gün sabah altıdan akşam sekize kadar proje alanına giderek nöbet tuttuğunu söyleyen bir kadın, çalışmalarına henüz yeni başlayan inşaattan bile nasıl etkilendiklerini şöyle anlatıyor:

 

"Köyümüzün dibine fabrika yapıyorlar, yemyeşil ağaçlarımızı kesiyorlar. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Sadece bizim değil çocuklarımızın da psikolojisi bozuldu. 'Anne evimizi de mi yıkacaklar?' diye soruyorlar. Ben 9 yaşındaki çocuğumu evde tek başına bırakıp sabah altıda buraya toprağımı korumaya geliyorum."

 

"Kapattıkları yer bizim meramızdı, içinde dokuz tane çeşmemiz vardı. Hayvanlarımızı burada besleyip su içiriyorduk… Şu an hayvanlar damda, ahırda bekliyor."

 

"Asker bana, 'Sen terörist misin' dedi"

 

Meyra Madenciliğin bölgedeki çalışmaları başladıktan bu yana çevresinde çok ciddi güvenlik önlemleri alındı, jandarma kontrol noktaları kuruldu ve köylü haricinde köye girişler denetim altına alındı.

 

TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu, Bursa Tabip Odası, Bursa Barosu, KESK Bursa Şubeler Platformu temsilcilerinden oluşan bir heyet 15 Mayıs günü proje sahasında incelemelerde bulunmak üzere Kirazlıyayla'ya gitti.

 

Heyet, CHP Milletvekili Orhan Sarıbal'ın Bursa Valiliği ile yaptığı görüşmeler sonrasında köye girebildi.

 

Bursa Barosu Başkan Yardımcısı Avukat Metin Öztosun köye giriş çıkışlarla ilgili karşılaşılan engelleri şöyle anlatıyor:

 

"Daha köye bile girmeden iki kez jandarma tarafından durdurulduk. Onları geçtikten sonra bu kez daha kalabalık bir jandarma ekibi önümüzü kesti. Akademik örgütlerin ve baroların buraya girişlerini engelleme hakları olmadığını söyledik. Daha sonra da şantiye girişinde firmanın özel güvenliği ile karşılaştık. Onlar da sahaya sokmayacaklarını, valilik kararı olduğunu söylediler. Bu sefer Milletvekili Orhan Sarıbal devreye girdi ve valinin talimatıyla kazı sahasına girebildik."

 

Daha önce de CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu alanda köylülerle birlikte iş makinelerinin önünde durmuş ve çalışmaya engel olmuştu ve bunu kaydeden Kayışoğlu'nun eşi gazeteci Yusuf Kayışoğlu gözaltına alınmıştı.

 

Köylülerin protestosu sırasında 13 Mayıs sabahı gözaltına alınan köylülerden bir kadın ise 'sürekli gözaltına alınmakla tehdit edildiklerini' şöyle anlatıyor:

 

"Toplaştığımız sırada bir kadın yere düştü, ben de jandarmaya 'Kadına dokunamazsınız' dedim. Bunu söyledikten sonra da gözaltına alındım. Ben daha önce ömrümde jandarma bile görmemiştim."

 

"Makineler gelince biz gittik kepçenin önüne yattık ama askerimiz bizi sürükleye sürükleye kaldırdı. Orada duramazmışız, toprağımızı koruyamazmışız. Ben askere 'Benim eylem yapma hakkım var, neden yapamıyorum' dedim. O da 'Sen terörist misin, eylem lafını diyemezsin, ağzından çıkan kelimeyi duyuyor musun' dedi. Köylüyü çok korkutuyorlar."

 

Projeye yapılan itirazlar ne?

 

Projenin ÇED olumlu raporunda, ihtiyaç duyulan su miktarının Yenişehir Ovası'ndan, İznik Gölü'nden ve Göllüce Sulama Kooperatifi'nden karşılanabilmesi için gerekli izinlerin alınacağı belirtiliyor.

 

Ancak TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu, DSİ tarafından Göllüce Sulama Kooperatifi'ne tahsis edilmiş olan suyun başka amaçlarla kullanılmasının yasal olmadığını ve ayrıca su seviyesinin zaten her geçen gün düşmekte olduğu İznik Gölü'nden su çekilecek olmasının göl seviyesini kritik bir biçimde düşüreceğini değerlendiriyor.

 

Kurul raporunda ayrıca Yenişehir ovasında izinler alındıktan sonra açılabileceği belirtilen yer altı suyu kuyularının yerleri ve kapasiteleri hakkında ÇED raporunda herhangi bir bilgi verilmediği ifade ediliyor.

 

Proje alanının 2. derece deprem bölgesinde olduğu ve planlanan atık barajının Yenişehir ovasına %15-20 eğimli arazi üzerine planlandığı için, gövdenin patlaması halinde bütün atığın Yenişehir ovasına akacağı kaydediliyor.

 

ÇED raporunda tehlikeli atıkların depolanması konusunun belirsiz bırakıldığı ve meydana gelebilecek dökülmelere karşı zemin eğiminin kör kanal ve kör kuyuya yönlendirilecek olmasındaki detayların belirtilmediği ifade ediliyor.

 

Kurulun eleştirileri arasında, flotasyon kimyasallarının dökülmesinin temizliğinde oluşacak sıvıların drenaj hattıyla yönlendirileceği sızdırmaz toplama tankının teknik özelliklerinin de belli olmaması yer alıyor.

 

Şirket atık barajından su arıtılacağını ve yeniden kullanılacağını, bu şekilde hiçbir atık su oluşmayacağını ifade ediyor ancak bu işlemin yeterli su ihtiyacını karşılamayacağını ve doğal su kaynaklarının bu projeden olumsuz etkileneceği değerlendiriliyor.

 

Kurul raporunda ayrıca, proje alanının zeytinlik alanlarına 3 km'den daha yakın olduğu hatırlatılıyor.

 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan cevher zenginleştirme tesisleri hakkındaki bilgilendirme metninde ise bu tesislerinin çevreye olabilecek önemli etkileri arasında toz, vibrasyon, gürültü, kimyasal atık oluşumuna dikkat çekiliyor.

 

'Atık baraj duvarlarının çökmesi veya sızıntı olması durumunda' çevre için doğrudan büyük tehlike oluşturacağı ifade ediliyor.

 

Dr. Güzide Elitez de bölgede yaptıkları incelemeler sonucu halk sağlığını olumsuz etkileyecek pek çok gözlemde bulunduklarını aktarıyor:

 

"Atık havuzu yapılmak istenen bölge bir heyelan arazisi olması ve önündeki deşarj alanının da Yenişehir Ovası olması gerçekten çok sıkıntılı durumlar olabileceğine işaret ediyor. Gittiğinizde görüyorsunuz, heyelan şu anda bile var, toprak akmış."

 

"Ayrıca zenginleştirme için yapılan işlemler sırasında çıkan ağır metaller insan sağlığı için son derece tehlikeli. Havuzlardaki ağır metallerin suya ve toprağa karışmasının da insan sağlığı için son derece zararlı sonuçları olabilir."

 

Projeye yönelik itirazlar bunlarla sınırlı değil.

 

YEÇEP Sözcüsü Ziraat Mühendisi Şafak Erdem, firmanın çalışmaya başlamadan önce tamamlaması gereken izinleri almadan ağaç kesimine başladığını söylüyor:

 

"Proje alanı hem orman hem de tarım arazilerini kapsıyor. Orman alanı için izin aldılar ve ağaç kesmeye başladılar ama tarım arazisi için 'tarım dışı kullanım izni' alamadılar. Üç kez başvurdular ama hepsi reddedildi. Tarım dışı kullanım izin talepleri yeniden reddedilirse o inşaatı yapamazlar, bu ağaçları boşu boşuna ağacı kesmiş oluyorlar."

 

"Ayrıca firmanın birinci sınıf gayri sıhhi müessese ruhsatı da yok. Şu ana dek 6-7 kamyon ağaç kesildi ve plana göre bölgede 2 binin üzerinde ağaç kesilecek. Biz şu an salgın koşullarından dolayı kurumlara verdiğimiz dilekçelere yanıt almakta bile zorlanıp hakkımızı arayamazken, şirketin çalışmanın bir önce durması gerekiyor."

 

Hukuki süreç hangi aşamada?

 

Proje alanı içerisinde kalan bir arazi sahibi tarafından yürütmeyi durdurma talebiyle açılan dava Bursa'daki mahkemede görülüyor.

 

Avukat Osman Atalay Akman, Kirazlıyayla köylülerinin bu davaya müdahil olma talebinde bulunduklarını ve ÇED raporuna itiraz ederek yürütmeyi durdurma kararı istediklerini anlatıyor:

 

"Covid-19 salgını sebebiyle mahkemelerde süreler durdurulduğu için süreç yavaş ilerliyordu ancak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 11 Mayıs'ta mahkemeye cevap verdi. Ayrıca bir bilirkişi heyeti atandı ve çalışma takvimi hazırlandı. Bunlar bizim için iyi bir gelişme."

 

Köylüler, mahkeme süreci tamamlanana dek proje alanındaki ağaç kesimini ve diğer işlemlerinin durdurulmasını talep ediyor.

 

Bursa Barosu Çevre komisyonu Başkanı Avukat Eralp Atabek ise şirketin 'bölge halkını yıldırmaya ve yıpratmaya yönelik' bir yol izlediğini düşünüyor:

 

"Mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı gelene kadar bir an önce projede ilerlemek istiyorlar çünkü bu gibi çevre mücadelelerinde kesme biçme işleri ilerlediğinde köylü de 'Nasıl olsa kaybettik' diye düşünerek yılgınlığa düşebiliyor."

 

Meyra Madencilik: Çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz

 

BBC Türkçe'nin sorularını yazılı olarak yanıtlayan Meyra Madencilik Genel Müdürü Sümeyra Eşgün, proje için DSİ'nin izni ile İznik Gölü'nden çekilecek suyun yıllık 200 bin metreküp olduğunu ve bu miktarın kamuoyunu endişeye sevk edecek büyüklükte olmadığını ifade ediyor:

 

"Göl seviyesinin kritik duruma gelmesi halinde tüm tahsisler durdurulur çünkü DSİ'nin gölün seviyesini ölçen sensörleri vardır. Fakat ülkede madencilik faaliyetlerinin yapılmasını istemeyen ciddi bir grup olduğunu görüyoruz, yöre halkına verdikleri abartılı rakam ve yanlış bilgilerle halkı telaşa sürüklediklerine şahit oluyoruz."

 

Proje alanın eğimli bir arazi olmasıyla ilgili olarak ise, "Faaliyet alanımız 15-20 eğimi sebebi ile insan ya da hayvanın yürümesi ve tarım yapılması mümkün olmayan fakat baraj kriterlerine uygun olan yerdir. Ayrıca bugüne kadar Türkiye de yıkılmış kurşun çinko baraj örneği yoktur, yıkılıp balçık şeklinde akacağı hayal ürünüdür" diyor.

 

Eşgün, atık havuzunda geçirimsiz tabakalar oluşturularak suyun fabrikaya geriye çevrilmesi için tüm önlemlerin alındığını ve barajın altına ve üstüne gözlem kuyuları açarak her üç ayda bir alınan numunelerin Çevre Bakanlığına rapor edileceğini söylüyor.

 

Ayrıca faaliyet alanında bulunan orman araziyle ilgili olarak ise, "Faaliyet alanı orman arazisi ve bu orman arazisine ödenmesi gereken tüm bedeller devletimize ödenmiş durumdadır" diyor ve şunları ekliyor:

 

"1972 yılında Yenişehir ovasına bizim bugün kurmaya çalıştığımız fabrikanın aynısı kurulmuş, hemen hemen aynı kimyasallar kullanılmıştır. Kimse zehirlenmemiş ve ölmemiştir."

 

"Flotasyon ilaçları toz ve sıvı halde yurtdışından ithal edilmekte olup, çoğu tarımda da kullanılan ilaçlardır. Türkiye'de kurşun çinko atık barajlarından alınan su örneklerindeki ilaç oranlarına bakıldığında eser miktarda olduğu gözlemlenmektedir. Yani dışarı çıkması halinde zarar teşkil etmeyecek seviyededir."

 

Eşgün, faaliyetlerini durdurmayacaklarını söylüyor:

 

"Köy halkı alınan izinlerin hukuksuz olduğuna inandırıldıkları için böyle bir duruma başvurdular. Onların bu yolu tercih etmeleri şirketimizin sorunu olmayıp, bundan sonra yatırımlarımıza hız kesmeden devam edeceğiz. Bu yatırımın tüm makine ekipmanı Türk Sanayicinden alınmış olup, kredinin tamamı Türk Bankasından alınmış, tamamen Yerli ve Milli bir projedir."

 

"Ne yazık ki bazı siyasi gruplar ve STK 'lar, bugüne kadar uğrayıp uçmadıkları bu coğrafyaya sırf siyasi emellerini gerçekleştirmek adına, yöre halkına proje hakkında kötü amaçlı ve yanlış bilgiler vererek kışkırtmaları ve galeyana getirmeleri maalesef son zamanlarda çok sık rastladığımız bir durumdur."

 

KAYNAK: BBC TÜRKÇE - FUNDANUR ÖZTÜRK

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha