• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

ABD-Türkiye ilişkileri: Biden gelirse ne olur, Trump seçilirse nasıl etkiler?

ABD-Türkiye ilişkileri: Biden gelirse ne olur, Trump seçilirse nasıl etkiler?
0 0

ABD'de seçim sürecinin tamamlanmasının ardından Türkiye'nin dış politikada önemli gündem maddelerinden birine dönüşmesi bekleniyor.

29 Ekim 2020 Perşembe 20:30

ABD'de seçim kampanyaları son günlerine girdi. Anketler ve modellemeler, Demokrat Parti adayı eski başkan yardımcısı Joe Biden'ın yarışı önde götürdüğüne işaret ediyor. Ancak Cumhuriyetçi Parti'nin adayı Başkan Donald Trump'ın dört yıl öncekine benzer şekilde bir sürprize imza atarak yeniden seçilme olasılığı da masada.

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “gölge adamı” olarak bilinen eski danışmanlarından AKP Ankara Milletvekili Mücahit Arslan'ın, ABD Başkanı Donald Trump'ın 2016’daki kampanya danışmanı Barry Bennett’in lobicilik firmasıyla anlaşma imzalaması, Biden'ın olası başkanlığı öncesi Trump döneminde hasarı önleyebilecek adımların atılması yorumlarına yol açıyor.

 

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan analistler, Trump'ın yeniden seçilmesi halinde iki ülke ilişkilerinin son dört yıldakine benzer bir seyir izlemesini, ancak Biden'ın Beyaz Saray'a geçmesi durumunda ise daha da kötüleşme olasılığının yüksek olduğu öngörüsünde bulunuyor.

 

Seçimin ardından iki ülke ilişkileri açısından öne çıkacak konuların Suriye'nin yanı sıra Türkiye'nin S-400 füze savunma sistemini denemesinin ardından Ankara'ya yönelik yaptırımların gündeme gelmesi ve Doğu Akdeniz'deki gerilim olacağı görüşü hâkim.

 

Trump ile Erdoğan arasında son dört yılda yakın bir ilişki kurulmuş olmasına karşın, Türk-Amerikan ilişkileri de tutuklu ABD vatandaşları ve Türkiye'nin Suriye'nin kuzeydoğusuna yönelik askeri operasyonu gibi konularda bazı ciddi krizler de yaşadı.

 

ABD merkezli analistlere göre, bu durumun arkasında Trump'ın hem kendi ekibi hem Kongre hem de ABD dış politikasını belirleyen kurumlarla ters düşen politikalar uygulaması yatıyor.

 

Illinois Üniversitesi'nden Siyaset Bilimi öğretim üyesi Doç. Sibel Oktay, Trump'ın ilk döneminde dış politika süreçlerinde "iki başlılık denilebilecek" bir durumun ortaya çıktığını belirtiyor.

 

Oktay, "Bir tarafta Kongre ve savunma bakanlığı gibi kurumlar belirli açıklamalar yapıyor, diğer tarafta Trump başka bir açıklama yapıyor. Ortada iki başlı, çelişki gösteren siyasi bir ayrılık görmeye başlıyoruz. Bu çelişkiler esasında biraz da Trump'ın her şeyi kendi yapmak istemesinden ve kendi ağzından çıkan lafın dış politika olarak uygulanmasını istemesinden kaynaklanan bir şey" diyor.

 

Washington merkezli düşünce kuruluşu German Marshall Fund'dan (GMF) Türkiye uzmanı Nicholas Danforth da, son dört yıl içerisinde ABD dış politika kurumlarının ve Kongre'nin "tereddütsüz bir şekilde Erdoğan'a karşı" cephe aldığına dikkat çekiyor.

 

Danforth'a göre, oluşan bu tepkinin etkilerini hafifleten unsur Trump'ın kişisel olarak Erdoğan'ın çıkarlarına da uygun olan politikalar uygulaması oldu.

 

Muhafazakârlara yakın düşünce kuruluşu Hudson Institute'un Orta Doğu uzmanı Michael Doran ise, son dört yıldır görülen bu tavır farklılığının arkasında Trump'ın Türkiye'nin dünyadaki rolüne ilişkin doğru bir vizyona sahip olmasına karşın bunun yönetimdeki diğer yetkililer tarafından kabul görmemesinin yattığını savunuyor.

 

Doran, "Trump, genellikle içgüdüyleriyle hareket ediyor ve bence Türk-Amerikan ilişkilerine neden değer verdiğini anlatma konusunda çok iyi bir iş çıkardı. Trump yönetiminin eksikliklerinden birinin Trump'ın vizyonunun ekibi tarafından paylaşılmaması ve bu vizyonun nasıl detaylandırılacağı konusunda gerekli talimatları vermemiş olması olduğunu düşünüyorum" diyor.

 

Doran, Trump'ın sahip olduğu bu vizyonu da ABD'nin Orta Doğu'daki varlığını azalttığı bir dönemde, bu bölgeyi istikrara kavuşturacak Türkiye'den başka bir aktör olmaması ve dünyanın bu bölgesinde birşeyler yapılmak isteniyorsa bunun ancak Türkiye ile birlikte çalışılarak başarılabileceği olarak tanımlıyor.

 

Uzmanların ortak görüşü, Trump'ın tekrar seçilmesinin Türkiye ile ilişkiler açısından daha olumlu olacağı yönünde.

 

Doran bunun gerekçesini Trump'ın ABD devlet sistemi içerisindeki tüm aktörlere "Türkiye ile iyi ilişkilere sahip olmak istemesi ve bu ilişkiye değer verdiğini göstermesi" olarak açıklıyor.

 

Trump'ın başkanlığının Türkiye ile ilişkiler konusunda ön plana çıkan bir diğer unsur da Erdoğan ile sahip olduğu yakın ilişkiler.

 

Özellikle Halkbank ile Gülen'in iadesi gibi konularda Trump'ın başkanlık yetkisini aşan sözler vermiş olabileceği iddiaları ortaya atılırken, görevden azil soruşturmasına Türkiye ile ilişkilerinin de eklemlenmesi gerektiğini savunanlar da oldu.

 

Doç. Dr. Oktay da iki lider arasındaki bu dinamiğin son dört yılda iki ülke ilişkilerinde etkili olduğuna dikkat çekti.

 

Oktay, "ABD dış işlerinde karar alma süreçlerine baktığımızda Trump'ın dışişleri bakanlığını ve kariyer diplomatlarını yavaş yavaş aradan çıkarmaya çalıştığını ve dış işlerini yürütürken liderlerle olan ikili ilişkilerini öne çıkamaya başladığını görüyoruz. Bu, Türkiye'nin lehine olan bir şey oldu. Çünkü Türkiye'de de benzer dinamikler gördük" dedi.

 

Ancak Oktay, dış politika konusunda Trump ile devlet kurumları arasındaki uyuşmazlığın Başkan'ın yeniden seçilmesi halinde devam edeceğini ve belki de çok daha zor sonuçlar doğurabileceğini aktardı.

 

Seçim döneminin sorunsuz bir şekilde tamamlanmasının ardından ABD'nin dış politika konularını yeniden gündeme alması ve bunlar içerisinde de Türkiye'yi de ilgilendiren bazı meselelerin öne çıkması bekleniyor.

 

Bu konular S-400 denemeleri, Suriye, Kafkasya ve Doğu Akdeniz'deki gerilim olarak sıralanıyor.

 

Bunlar içerisinde de özellikle Türkiye'nin Rusya'dan satın aldığı S-400 füze savunma sistemini denemesi ve ABD'nin buna karşı yaptırım tehdidinin öncelikli konu olacağı tahmin ediliyor.

 

Analistler, yaptırımların seçimin ardından Kongre tarafından gündeme alınacağı konusunda hemfikir.

 

GMF'den Danforth, "Türkiye'nin S-400'leri denemesiyle birlikte seçimlerin ardından Kongre'den de CAATSA yaptırımlarının artık uygulamaya sokulması için daha fazla baskı geldiğini göreceğiz. Trump kazanırsa, bu yaptırımları uygulama konusunda eskisinden daha hevesli olmayacaktır" görüşünü dile getiriyor.

 

ABD Kongresi'nin Ağustos 2017'de çıkardığı ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA), Rusya'nın istihbarat veya savunma sektörleri ile alışveriş yapan kişi veya kurumlara yönelik yaptırım uygulanmasını öngörüyor. Kongre, Türkiye'nin S-400 alımının bu kapsama girdiğini açıklamıştı.

 

Doran da Amerikan siyasetinin dengeleri bağlamında bu konuda Türkiye'yi savunmanın "neredeyse imkansız" olduğunu ancak ABD'nin özellikle Suriye'de Kürt gruplara yönelik 2014'ten bu yana uyguladığı politikaların Ankara'yı bu noktaya ittiğini savunuyor.

 

Doran, Suriye'de PKK, Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) aynı olduğu yönündeki Türkiye'nin görüşünü haklı bulduğunu söylüyor.

 

Doran, "Eğer benim düşündüğüm gibi, Amerika'nın PKK ile ilişkisine misilleme olarak, S-400'ler satın alındıysa, o zaman keşke Cumhurbaşkanı Erdoğan tepkisini göstermek için başka bir yol tercih etseydi. Bu karar, bambaşka diğer konuları gündeme getirdi ve Türkiye konusunda çok da olumlu düşünmeyen organları işin içine çekti" diye konuşuyor.

 

Doç. Oktay da S-400 konunun seçim sonrasında "gündeme ilk sıralardan girmesini" beklediğini ifade ediyor.

 

Oktay, şunları kaydediyor:

 

"Doğu Akdeniz'deki gerginlik ve Türkiye'nin attığı adımların NATO müttefiklerinin arasını açmaya başladığını görüyoruz. Benim tahminim Amerika'nın bu açıdan da devreye gireceği ve bu gerginliği bir şekilde azaltma yoluna gideceği yönünde olur. Son olarak da Türkiye'nin otoriterleşmesi ve hem yargı bağımsızlığı hem insan hakları, basın özgürlüğü alanlarında çok ciddi erozyona uğradığı başta Biden tarafından belirtildiği üzere muhtemelen Amerika bu konularda da sesini yükseltecektir diye düşünüyorum."

 

KAYNAK: BBC TÜRKÇE - İREM KÖKER

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha