• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Ilhan Omar: Trump ırkçı bir tiran ama Amerika da onun başkanlığıyla yıkılmayacak kadar güçlü

Ilhan Omar: Trump ırkçı bir tiran ama Amerika da onun başkanlığıyla yıkılmayacak kadar güçlü
0 0

Richard Hall'a konuşan Ilhan Omar, "Ben bir kadınım, siyahiyim, mülteciyim, göçmenim, Müslümanım ve başörtüsü takıyorum. Bunların hepsi de sağ tarafından karalanan kimlikler" diyor.

17 Eylül 2020 Perşembe 19:48

Normal zamanlar olsaydı Ilhan Omar'dan farklı bir şekilde bahsedilirdi. İlham verici bir geçmişe sahip, 37 yaşında ilerici bir yıldız, Kongre'nin genç ve karizmatik üyesi ve başlı başına ulusal çapta siyasi bir isim.

 

Ancak normal zamanlarda değiliz ve işler böyle olduğu sürece Omar'ın hikayesini, neredeyse hiç ortak yanları olmamasına rağmen hikayesinin kendisininkiyle bağlantılı olduğu ABD Başkanı Donald Trump'tan ayrı ele almak güç.

 

Bunun nedeni, ikisinin de Amerikan rüyasının farklı versiyonlarını temsil etmesinde yatıyor. Biri gösterişli refaha, aşırılığa, kabadayılığa ve altın kaplama banyo armatürlerine değer veriyor. Diğer taraftaysa, bir göçmen başarı öyküsü, mülteci kampından ABD Kongresi'ne uzanan umulmadık bir yolculuk duruyor.

 

Dahası, iki farklı Amerika'yı temsil ediyorlar. Kasım ayında seçmenler bu ikisinden birini seçecek. Çoğu kimsenin Omar gibi insanları Amerikan tarihinin parçası olarak kabul etmeye razı olmaması, 2016'da Trump'ı Beyaz Saray'a getiren itici güç olmuştu. Tekrar kazanması halinde bu fikir muhtemelen derinleşecek.

 

Başkan, iktidardaki 4 yılı boyunca bu düşmanlık -bu ırkçılık- ateşine odun taşıyarak Omar'ı kendi seçmen tabanı için günah keçisi haline getirdi. Muhafazakar radyoda, Fox News'te, Trump mitinglerinde Omar'ın adı iki dakikalık nefret için parola oldu.

 

The Independent'a konuşan Omar, "Ötekileştirilmiş birçok kimliği barındırıyorum. Ben bir kadınım, siyahiyim, mülteciyim, göçmenim, Müslümanım ve başörtüsü takıyorum. Bunların hepsi de sağ tarafından karalanan kimlikler... ve Donald Trump bunları silah olarak kullanıyor" diyor.

 

"Bana göre bu yaklaşım, pişmanlık duymayarak ortaya çıkıp ülkemizi çok daha adil bir toplum yapan politikaları savunmamda azimli olmamı sağlıyor."

 

Kongre'ye ilk kez 2019'da Minnesota 5. bölgeden seçilen Omar'a en sık yöneltilen saldırılardan birini ele almakta fayda var. Fox News yorumcusu ve Trump'ın sırdaşı Tucker Carlson, Omar'ın mültecilikten vatandaşlığa yaptığı yolculuğu sessiz kalmasını icap ettiren bir lütuf olarak görmesi gerektiğini söyleyerek bu durumu sıklıkla kullandı. Geçen yıl "Omar, Amerika'nın kendisi ve ailesi için yaptığı bunca şeye rağmen bu ülkeden her zamankinden daha çok nefret ediyor" diyen Carlson, o zamandan beri bu sözleri tekrarlıyor.

 

Omar ise birçok kişinin mevcut felaketin ötesini göremediği ulusal bir kriz yaşanırken ve demokrasi tehlikedeyken bile ülkenin geleceğinden son derece umutlu konuşuyor.

 

"Elbette şu an tanık olduğumuz şeylerden dolayı alarm halindeyiz ancak çatışma ve kargaşa içinde yaşamasına karşın dayanmalarını sağlayacak güçlü kurumlara sahip olanlar ile iç savaşa sürüklenip başarısız bir devlet haline gelenler arasında fark var."

 

"Burada, ABD'de, Trump'ın 4 yılına dayanmış ve daha birçok şeye dayanabilecek gerçekten iyi kurumlarımız olduğuna inanıyorum. Dünyanın en iyi kurumlarına sahip ülkelerden biriyiz."

 

Omar'ın Amerika'nın karşılaştığı derin ve yapısal sorunları belirleme ve ülkesinin değişim için taşıdığı potansiyeli fark edebilme becerisinin kökeni kendi geçmişinde yatıyor.

 

1982'de 7 kardeşin en küçüğü olarak Somali'nin başkenti Mogadişu'da doğdu. Henüz çocukken annesini kaybetti, öğretmen eğitmeni olan babası ve büyükbabası tarafından büyütüldü.

 

1991'de iç savaş patlak verince ailesiyle birlikte kaçmak zorunda kaldı. Omar, kısa süre önce yayımlanan This Is What America Looks Like: My Journey from Refugee to Congresswoman (Amerika Böyle Görünüyor: Mültecilikten Kongre Üyeliğine Yolculuğum) adlı anılarında, genç yaşta başından geçen savaş tecrübelerini canlı bir şekilde dile getiriyor.

 

Kaderinde dönüm noktası olan kaçışı anlatırken, "Ansızın, birdenbire, büyük çapta silah sesi ve adam çığlıkları duyduk. Yolculuğumuz aniden sona erdi. Kamyonun arkasında hemen bir kargaşa başladı" diyor.

 

"Vurulmadan dışarı çıkabilmek için çırpınan insanlar birbirlerinin üzerinden sürünerek geçti. Kamyondan atlarken evden beraberimizde getirdiğimiz birkaç parça eşyayı almayı unuttuk. Bizler arkamızdan ateşlenen silah seslerinin arasında derme çatma sınıra olabildiğince hızlı koşarken yalınayak haldeydim. Güneş vuruyordu, içecek suyumuz yoktu ama yola devam ettik."

 

Omar ve ailesi, 4 yıl boyunca bir mülteci kampında yaşayacakları Kenya'ya kaçmayı başardı. 1995'te ABD'ye göç ettiklerinde önce Virginia'ya vardılar, iki yıl sonra da Minneapolis'e taşındılar.

 

Amerika'daki ilk yılları zordu. Kitabında, ırkçılık ve zorbalığın uygulandığı tarafta yer almasından ve aynı zamanda bunlara karşı koymayı nasıl öğrendiğinden bahsediyor (kitapta kendisini "küçük ama iyi bir savaşçı" olarak niteliyor).

 

Ayrıca Amerika'ya dair ilk izlenimlerinin, beklediğinden ve babasının "herkesin başarıda eşit şansa sahip olduğu bir ülke" olarak tanımlamasından çok farklı olduğunu da hatırlıyor. İlk izlenimi hayal kırıklığı oluyor.

 

Babasına "Bu senin vadettiğin Amerika'ya benzemiyor" dediğini anımsıyor. Babasının bu sözlere verdiği cevapsa "Henüz bizim Amerikamıza varmadık, sadece sabırlı olman lazım" oluyor.

 

Omar, Trump'ın başarısızlıkla sonuçlanan ilk başkanlık kampanyasını yürüttüğü yıl olan 2000'de 17 yaşındayken ABD vatandaşı oldu. 16 yıl sonra 34 yaşındayken ilk siyasi zaferini elde ederek Minnesota Eyaleti Temsilciler Meclisi'ne seçildi. Aynı gün Trump da ABD başkanlığını kazandı.

 

İkisinin zaferi de tarihi olmakla birlikte görünüşte birbirine zıttı. Omar, Somali kökenli Amerikalılar arasından en yüksek göreve seçilen kişi olurken, Trump da başkanlık yetkisini Omar gibi mültecilerin Amerika'ya gelmesine bile engel olmak için kullanacağı bir yola girdi. Aralarında bir çatışma yaşanması kaçınılmazdı.

 

Peki Omar yaklaşık 4 yıl sonra, temsil ettiği Amerikan rüyası Trump'ın başkanlığı tarafından karartılmış gibi hissediyor mu?

 

"Kesinlikle" diyen Omar, sözlerine devam etmeden önce duraksıyor.

 

"Amerika... mülteci kampında yaşadığım dönemdeki ben dahil yurtdışındaki birçok kişinin hayallerini gerçekleştirme fırsatının olduğu bir yer. Mülteciler için bir yer ve büyükbabamın eskiden dediği gibi 'herkesin nihayetinde Amerikalı olduğu' bir yer olarak görülen ABD, şimdilerde Amerikan kimliğinin temellerine dair hiçbir şey bilmeyen, yabancı düşmanı ve ırkçı bir tiran tarafından yönetiliyor. Bu, birçok insan için şok edici."

 

Eyalet Temsilciler Meclisi'ne seçildikten bir yıl sonra Trevor Noah'ın Daily Show programına katılan Omar, yeni rolünü "Ben Amerika'nın umudu ve Başkan'ın kabusuyum" şeklinde nitelendirdi.

 

Bir sonraki yıl ABD Temsilciler Meclisi için yarıştı ve Rashida Tlaib'le beraber Kongre'nin ilk Müslüman kadın üyeleri seçilerek bir kez daha tarih yazdı. Omar 181 yıllık başörtüsü yasağını tersine çevirerek Temsilciler Meclisi'nin başörtülü ilk kadın üyesi oldu.

 

Tlaib ve Omar, beyaz tenli olmayan genç ve ilerici kadın mevkidaşları Alexandria Ocasio-Cortez ve Ayanna Pressley'le birlikte "Manga" olarak anılmaya başladı. Hepsi de Başkan'ın ırkçı saldırılarının hedefi oldu.

 

Ancak çok kısa bir süre içinde kendilerini sadece Trump'a muhalif olmanın ötesinde bir konuma taşıdılar. Manga ekibi, Demokrat Parti'nin ilerici kanadının liderleri haline geldi ve kilit meselelere dair sola kayma hususunda kendi partilerinin liderleriyle mücadele verdi. Başkanlık için yapılan önseçim kampanyaları sırasında bir eğilim içine girdiler (üçü Bernie Sanders'ı, Pressley ise Elizabeth Warren'ı destekledi).

 

Nihayetinde, bu anormal zamanlarda, seçmenler eski Başkan Yardımcısı Joe Biden'ı Trump'ı mağlup etme şansı en yüksek aday olarak gördü. Ancak Omar bu durumu ilericiler açısından bir yenilgi olarak değerlendirmiyor.

 

"Önseçimlerdeki tüm sandık çıkış anketlerini biliyorum. İnsanlar bizim savunduğumuz ilkeleri destekledi. 'Herkes için sağlık hizmeti' tüm eyaletlerde yüzde 60, 70, 80 oy aldı. Öğrenim borçlarını iptal etmek, Yeni Yeşil Anlaşma, konut krizimizi ele almak ve insani bir göçmen sistemine sahip olmak gibi meseleler de sandıkta gerçekten yüksek oranda destek gördü.

 

Dolayısıyla benim açımdan, bu durum savunduğumuz politikaların reddi anlamına gelmiyor. Halkla sohbet etme fırsatı yakaladığımızda onların bizim yanımızda olduğunu biliyoruz."

 

Ancak şu anda Omar ve Manga tek bir şeye odaklanmış vaziyette: Kasımda Trump'ı mağlup etmek. Demokratik sürecin bütünlüğünü baltalamaya kararlı görünen Beyaz Saray ise bu görevi daha da zorlaştırıyor. Trump hiçbir kanıt sunmaksızın posta yoluyla oy vermenin güvenirliğine defalarca saldırdı ve sebepsiz yere seçimin kendisi aleyhine hileli olacağını iddia etti.

 

Birçok gözlemci, Başkan'ın kaybetmesi halinde görevi bırakmama ihtimaline hazırlanıyor. Ancak Omar'ın sisteme inancı sağlam.

 

Başkan'ın oy verme sürecine yönelik başvurduğu çeşitli saldırı yöntemlerini sıralayan Omar şunları söylüyor:

 

"Başkan, dikkatleri içinde bulunduğu mevcut krizden uzaklaştırmak için elinden gelen her şeyi yapmada gerçekten başarılı: Yönetimde beceriksiz, yozlaşmış ve birçoğumuz bizatihi varlığının demokrasimize yönelik bir tehdit olduğuna inanıyoruz, zaten bu yüzden azil soruşturmasından geçmiş bir başkan.

 

Ve yine, kurumlarımızın gücü sayesinde eyaletlerin hâlâ halkın (seçime) katılımını sağlayacak adımlar atabildiğini görüyoruz."

 

Omar tüm bu karmaşanın ortasında seçmenlerin kasım ayında Trump'a mağlubiyet yaşatacağına inanıyor.

 

Halk artık bu başkanın sahiden kim olduğu gerçeğinin farkında. Dışarıdan gelip de Washington'ı düzeltecek birini seçme aldatmacasına daha fazla kanmıyorlar.

 

Trump halkın güvenini kötüye kullandı. Minnesota'da, halkın eskiden kendisini desteklediği bazı yerlerde bile, insanlar bir soytarıyı seçmiş olduklarını biliyor ve bu hatayı düzeltmeyi dört gözle bekliyor."

 

Omar'ın Donald Trump sonrası için de planları var. Biden'ın başkanlığı kazanması halinde ilk günden itibaren dikkati bir kez daha kendi partisini uzun zamandır savunduğu ilerici politikaları uygulamaya ikna etmeye çevirecek.

 

"Şu anda odak noktamız Donald Trump'ı mağlup etmek ama bu bizim açımızdan nihai varış noktası değil, o noktaya bir adım daha yaklaşma fırsatı.

 

Bu, Biden yönetimini herkese sağlık hizmeti sunmaya, 45 milyon Amerikalıyı öğrenim borcu zincirinden kurtarmaya, üzerimizdeki iklim felaketini sona erdirmeye ve insani nitelikte göçmen politikalarına odaklanmaya sevk edecek bir istikamettir.

 

Bir demokrasi aşığı olarak benim açımdan daha önemlisi, Trump gibi birilerinin başkan seçilmeleri halinde onun yaptığı gibi tehdit etme imkanına sahip olmaması için demokrasimizi güçlendirecek her şeyi yapmaktır."

 

KAYNAK: INDEPENDENT TÜRKÇE - KERİM ÇELİK

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha