• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Tarihçiler anlatıyor: Cumhuriyet devrimleri okuryazarlığı nasıl etkiledi?

Tarihçiler anlatıyor: Cumhuriyet devrimleri okuryazarlığı nasıl etkiledi?
0 0

Tarihçilere göre 1 Kasım 1928’de kabul edilen alfabe değişikliğinin toplumda mağduriyete yol açtığı iddiaları gerçeği yansıtmıyor. Harf devriminden sonra okuma-yazma bilenlerin sayısı azalmadı, aksine arttı.

13 Kasım 2019 Çarşamba 12:01

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Kasım Atatürk’ü Anma Programı’ndaki konuşmasında “Son günlerde yine birileri ağızlarına sakız ettiler. Osmanlı’da okuma-yazma oranı çok düşükmüş… Hepsi yalandır, iftiradır. Harf Devrimi'yle her şeyin sıfırlandığını eklediğimizde elbette ülkemiz okuma-yazma oranının çok düşük olduğu bir dönem yaşadı ama bunun suçunu Osmanlı’ya yüklemek bir bühtandır” dedi. 

 

Erdoğan, bu sözleriyle muhafazakar çevrelerin alfabe değişikliğiyle birlikte tüm bir ulusun birdenbire okuryazarlığını yitirmiş olduğu iddiasını yeniden gündeme getirdi.

 

‘Kültürel bir felaket'

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017’de Türk Dili Kurultayı’nda yaptığı konuşmada da, “Alfabe değişikliğinden sonra sürecin doğru yönetilmemesi kültürel bir felakete maruz kalmamıza yol açmıştır. Kendi dilimizin zenginlikleri varken bu özentilerle kendi dilimizi konuşmuyoruz” ifadelerini kullanmıştı. 

 

Peki, Cumhuriyetin kültürel eksenli devrimlerinden biri olan alfabe değişikliği toplumu nasıl etkiledi? Tarihçiler, Arap alfabesinden Latin alfabesine geçişle ilgili ilk tartışmaların 1860’lara dayandığını belirtiyor. Türk tarihine yönelik araştırmalar ise alfabe değişikliğinden sonra okur-yazar oranının azalmadığı aksine arttığını gösteriyor.

 

DW Türkçe’ye konuşan Galatasaray Üniversitesi’nden Doç Dr. Ahmet Kuyaş, “Yeni Türkiye’nin, kurulduğu 1923 yılındaki okuryazarlık oranı yüzde 10’un altındaydı. Bu oran, 1935 nüfus sayımı sonuçlarına göre yüzde 19,25’e çıkmıştır” diyor.

 

Türkiye Cumhuriyeti'nde Arap harfleri yerine yeni harflerin kabulü kanunu 1 Kasım 1928’de kabul edildi ve 3 Kasım 1928’de yürürlüğe girdi. Buna göre 1 Ocak 1929’a kadar bütün devlet dairelerinde ve özel kurumlarda yeni Türk harflerinin kabul edilmesi, eski yazı ile dilekçelerin ise 1 Haziran 1929’a kadar kabul görmesi kararlaştırıldı. Gazete, dergi, reklam ve benzeri basmalar 1 Aralık 1928’den itibaren yeni harflerle yayımlandı. 1 Ocak 1929’dan itibaren bütün kitaplar yeni harflerle basıldı.

 

Tanzimat döneminde başladı

 

Ancak tarihçilere göre Latin alfabesine geçiş tartışmaları ilk kez, dilin sadeleştirilmesi süreciyle birlikte Tanzimat döneminde başladı. Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Zafer Toprak, Arap alfabesinin Tanzimat sonrası epey eleştiriye uğradığını, Türk dilinin gereklerine uymadığı tarzında görüşlerin zamanla yaygınlaştığını belirtiyor. DW Türkçe’ye konuşan Toprak, bu dönemde Latin alfabesinin ender de olsa gündeme geldiğini, 19. yüzyılın ikinci yarısında bu alanda görüş belirten isimlerden Şemsettin Sami’nin Arnavutlar için Latin alfabesi düzenlediğini, Azeri yazar Ahundzade’nin ise Kiril ve Latin alfabesi karışımı önerilerde bulunduğunu anlatıyor. Doç. Dr. Ahmet Kuyaş ise alfabe değişikliği tartışmasının II. Meşrûtiyet döneminde iyice alevlendiğini, Latin alfabesini almak isteyenlerin, Türkçe’deki sekiz ünün Arapça’daki üç ünlüyle yazılmasının çok zor olduğunu, bunun da eğitimin yaygınlaşmasını neredeyse olanaksız kıldığını öne sürdüklerini ifade ediyor.

 

Aynı dönemde, ünlüleri kıt Arapça sözcüklerin doğru okunmasını sağlayabilmek için gereken yerlere ünlüler eklenerek yeni bir yazım dizgesi yaratma fikrinin doğduğunu, bu yöntemi İttihat ve Terakki Cemiyeti önderlerinden Enver Paşa’nın denediğini anlatan Kuyaş, “Enver Paşa bazen ‘Enverce’, bazen de ‘Enver Paşa Türkçesi’ diye anılan yazımı Osmanlı ordusunda uygulamaya koydu. I. Dünya Savaşı’nın başlarında kullanıldı. Ama telgraf memurları çok sıkıntı çekti ve bir sürü yanlış yaptılar. Bu yüzden yeni yazımdan kısa bir süre sonra vazgeçildi” diye konuşuyor. Kuyaş, bu deneyimin başarısızlığa uğramasının, Latin alfabesini isteyenlerin cesaretini artırdığını belirterek, “1917’de Talat Paşa Kabinesi kurulurken kendisine Maarif Nezâreti önerilen Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey, bakan olduğu takdirde yapacağı ilk işlerden birinin Latin alfabesini almak olduğunu söyleyebilmiştir” diyor.

 

Bu tartışmaların ardından, Cumhuriyet rejimi iyice yerleştikten sonra yapılan en önemli reformlardan biri, Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbikine Dair Kanun’un yürürlüğe girmesi oldu.

 

Cumhuriyet'in kilit taşlarından biri

 

Prof. Zafer Toprak, alfabe değişikliğini Cumhuriyet’in kilit taşlarından biri olarak tanımlıyor. Toprak’a göre, Cumhuriyet’in hedeflediği kültürel değişimin bir parçası olan ‘Harf Devrimi’ sonrası bir yandan dilin sadeleştirilmesi doğrultusunda çaba sarf edilirken, diğer yandan Millet Mektepleri aracılığıyla yaygın bir şekilde okur yazarlık benimsetilmeye çalışıldı. Zafer Toprak, Cumhuriyet’in başlangıcında, uzun süren savaşlar sonucu okuryazar genç neslin yitirildiğini, bu nedenle okuryazar oranının yüzde 5-6’ya kadar düştüğünü, ancak dil devrimiyle ve Millet Mektepleri’nin açılmasıyla bu oranın yükseldiğini belirtiyor.

 

“Osmanlı’ya tabii ki sahip çıkacağız, kültür kodlarımızın oluşmasında çok önemli yeri var ama gerçekleri de gözardı etmemeliyiz” diyen Toprak, okuryazar sayısındaki değişimin basılı kitap sayısı ile de ölçülebileceğini ifade ediyor.

 

Prof. Toprak, “Yazılı kültür açısında bakıldığında 1924’e kadar eski Türkçe çıkmış kitap sayısı 30 bin civarındaydı. Müteferrika baskılarından, yani 1729 ile 1929 arasındaki 200 yıl içerisinde 30 bin civarında kitap basılmıştı. Bu okuryazar toplumlar açısından çok düşük bir sayı. Harf Devrimi ertesi Büyük Buhran’ın tüm engellerine karşın, 15 yıl içerisinde basılan kitap sayısı 31 bine ulaştı. Kısacası 200 yılda basılan kitap sayısı Cumhuriyetle birlikte, Harf Devrimi'yle birlikte 15 yılda gerçekleştirildi” diyor. Toprak’ın verdiği bilgiye göre Türkiye’de şu anda yılda 50 bin civarında kitap basılıyor.

 

Arap harflerinin sözcükteki yerine göre farklı şekillerde ses verdiğini, büyük ve küçük harf ayrımı olmadığı ve Arap alfabesi için basımevlerinde, tertip kasalarında 612 ayrı şekil kullanıldığını söyleyen Toprak, “Bu denli çeşni basımevlerinde zaman kaybına neden oluyordu. Oysa Latin harflerinin pratik yönleri vardı. Yeni alfabeyle miniskül, majüsküller ve rakamlarla birlikte 70 hurufat yeterliydi. Harf Devrimi pratik yönlerinin yanı sıra sembolik açıdan anlamlıydı. Aslında Cumhuriyet’in hedeflediği kültür değişiminin bir parçasıydı. Batı’ya açılan pencerelerden biriydi” diye konuşuyor. 

 

Yüzde 8’den 15’e çıktı

 

Doç. Dr. Ahmet Kuyaş, Cumhuriyet ilk ilan edildiğinde okuma yazma oranının düşük olmasının nedenlerinden birinin de 1915-1916’da yaklaşık 2 milyonu geçen Rum ve Ermeni nüfusunun Türkiye’den "yok edilmesi" olduğu görüşünde. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Müslümanlar arasındaki okuma-yazma oranının oldukça düşük olduğunu ifade eden Kuyaş, “Yeni alfabenin alındığı tarihlerde yüzde 15’e çıktığını tahmin ediyoruz. Dolayısıyla alfabe değişikliği yapıldığı zaman ülkenin beşte dördünden fazlasının hayatında herhangi bir değişiklik olmuyor” diye konuşuyor.

 

Kuyaş, Latin alfabesine geçişten sonraki ilk yıllarda yayın hayatında "müthiş" bir patlamanın olmadığını, bunun ekonomik gerekçelere dayandığını belirtirken, okuryazarlığın azaldığı iddiasının ise gerçeği yansıtmadığını vurguluyor.

 

Etkilenenler yüzde 10’un altında

 

Ahmet Kuyaş, muhafazakar çevrelerin bu iddiasının Kuran okumayı bilenleri Arapça okuma-yazma biliyor gibi kabul etmesinden kaynaklandığına dikkat çekiyor. Kuyaş, “Arap alfabesini gayet iyi öğrenen birisi Kuran’ı doğru bir şekide okuyabilir ama anlaması için Arapça bilmesi lazım. Arap alfabesini bilmek Türkçe okumaya yetmiyor” diyor. Öte yandan Kuyaş, o dönemde lise ve üstü eğitim alanların mutlaka bir yabancı dil bildiklerini, bunun büyük oranda Fransızca olduğunu ve bu kesimin zaten Latin alfabesine aşina olduğunu söylüyor. Kuyaş’a göre bütün bunlar göz önüne alındığında alfabe değişikliğinden etkilenenlerin oranı yüzde 10’un çok altında kalıyor. Kuyaş, “Bu istatistiksel veriyi farklı bir açıdan yorumlayacak olursak, modern eğitim almış seçkin sınıf mensuplarından kimse zarar görmedi, toplumun ezici çoğunluğu için ise günlük yaşamda değişen herhangi bir şey olmadı” diyor.

 

Latin alfabesinin 1860'lardan beri taraftarları olduğunu ifade eden tarihçilere göre, 1928’de kabul edilen alfabe değişikliğinin toplumda mağduriyete yol açtığı, ya da okuma-yazma bilenlerin sayısını azalttığı görüşleri gerçeği yansıtmıyor.

 

KAYNAK: DEUTSCHE WELLE TÜRKÇE - PELİN ÜNKER

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha