• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

"Bankalar 150 milyar dolarlık borcu devlete yıkmayı planlıyor"

0 0
Türkiye ekonomisi durdurulamayan döviz kurları nedeniyle çöküşün eşiğine gelirken, bankacılık ile özel sektörden gelen kulis ve haberler şaşırtıcı bir planın ayrıntılarını taşıyor.
3 Ağustos 2018 Cuma 21:32

Hafta başında Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) şirketlerin hızla artan kredi yeniden yapılandırma isteklerini karşılayabilmek için BDDK ile yeni bir çalışma yaptığı, Bloomberg Ajans’ının haberiyle kamuoyuna sızmıştı.

 

Ajanstaki bilgilere göre Türkiye Bankalar Birliği, 50 milyon lirayı (10,2 milyon doları) aşan kredilerin yeniden yapılandırılması için bir ilkeler çerçevesi oluşturdu. Bloomberg News TBB’yi aradı ama kurumun yetkilileri konu hakkında yorum yapmayı reddetti.

 

Ajansın 24 Temmuz tarihli bir belgeye dayanarak yaptığı habere göre, program borçlarını geri ödemeye istekli, ‘geçici geri ödeme zorluğuyla karşılaşan kurumsal borçlular’ için geçerli olacak. TBB’nin önerisine göre yeniden yapılandırmasının mümkün olması için borcun toplamının en az yüzde 75’ine sahip olan borç veren bankanın kabul etmesi gerekli. Borç veren bankalar anlaşma karşılığında zor duruma düşmüş müşterinin bazı varlıklarının satışını da yapabilecek.

 

Haberde, TBB’nin bu planını gerçekleştirirken sorunlu müşterilerin borçlarını ertelerken bankaların nereden kaynak bulunacağı konusunda ayrıntı vermiyor. Ancak son dönemde kredi notları hızla düştüğü için yurt dışından kaynak bulmada sıkıntı yaşayan bankaların böyle bir kaynağı bulup bulamayacağı büyükçe bir soru işareti.

 

Örneğin dün Reuters’da yer alan bir habere göre, Türkiye’nin en büyüklerinden Akbank yurt dışında geçmişte aldığı bir sendikasyon kredisini yenilerken yıllık bazda kredi faizi Mayıs ayına göre 0.3 puanla ‘şok’ denecek düzeyde arttı.

 

Ajans bankacılara dayandırdığı haberde büyük bankaların faiz artırarak dış borç bulmaya devam etse bile özellikle küçük ölçekli bankaların önemli bir finansman sıkıntısına düşeceğini yazıyor.

 

Bu durumda bankaların kendi başlarına onmilyarlarca doları bulan sorunlu kredileri nasıl yapılandıracaklarına ilişkin soru işaretleri de artıyor. Hafta başında Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir’in söylediği ‘Türkiye’deki şirketlerin çoğu Türk Ticaret Kanunu’na göre batık’ sözleri reel sektörün kredi yeniden ödeme güçlüklerini ortaya koyarken, aynı zamanda yapılandırma isteklerinin ne kadar yoğun olacağının da bir göstergesi.

 

Türkiye’de şu ana kadar bilinen sadece Ülker Grubu’nun 5.8 milyar dolarlık kredisi yeniden yapılandırma gerçekleştirdiği. Buna ek olarak aralarında Doğuş, Bereket Enerji ve Türk Telekom’un sahibinin de bulunduğu OTAŞ’ın da bulunduğu bir dizi şirket yeniden yapılandırma istiyor.

 

Şu ana kadar medyaya yansıyan yapılandırma isteklerinin toplamı 20 milyar doları aşarken, bu rakam tüm bankacılık sistemi öz kaynaklarının 5’te birinden fazla. Buna bankaların donuk ve şüpheli kredilerinin toplamı da eklendiğinde hiç yeni sorun çıkmasa dahi Türkiye bankacılık sektörünün tüm özkaynakları kadar bir borcun sallantıda olduğu görülüyor.

 

Bankaların yeniden yapılandırmalar için kaynağı nereden bulacaklarına ilişkin spekülasyonlar sürerken, sisteme yakın isimlerden eski Hazine yetkilisi Hakan Özyıldız’ın kişisel bloğunda yazdıkları ve Ahval’de Zülfikar Doğan’ın son haberiyle gündeme yansıyanlar ilginç. Konunun sansasyonel olarak önümüzdeki günlerde gündeme taşınacağının işaretlerini taşıyor.

 

Hakan Özyıldız köşesinde bir krizden çıkış planı olarak 2002 yılında uygulanan ‘İstanbul Yaklaşımı’ uygulamasını gündeme getiriyor. Özyıldız’ın verdiği bilgilere göre 2002’de 326 adet reel sektör firmasına ait 6 milyar dolar sorunlu borç İstanbul Yaklaşımı uygulamasıyla yeniden yapılandırıldı. Bu yapılandırmalar için kamudan bankacılık sektörüne 3.3 milyar dolarlık kaynak aktarıldı.

 

Zülfikar Doğan’ın adını vermek istemediği eski bir bankacıyla yaptığı röportaj ise konuyu biraz daha somutlaştırıyor. Bankacı şu sözleri söylüyor:

 

"BDDK bu konuda bankalarla, Hazine ile görüşmeler yapıyor. Yani 300 milyar doları aşkın özel sektör borcunun yüzde 50’si bile kamu borcuna dönüştürülüp Hazineye yıkılarak, bankalara garanti verilerek yapılandırma anlaşması yoluna gidilirse -ki çözüm bu görünüyor- Türkiye gelecek en az 50 yılını, kaynaklarını borç ödemeye tahsis etmiş olacak."

 

Açıklama yapan bankacının sektördeki kulislere ve rakamlara ne kadar hakim olduğu ya da BDDK-Hazine-bankalar üçgenindeki görüşmelerden ne sonuç çıkacağı bilinmiyor. Ancak en azından bankacılık ve ekonomi yönetiminin zirvesinde, böyle bir görüşmenin fikir olarak tartışıldığı yaşananlardan anlaşılıyor.

 

Anlaşılan başta bankacılık sektörü olmak üzere iş dünyası ve siyasiler kendi günahlarını 2001’deki gibi bir kez daha halkın üstüne yıkmak istiyor.

 

Ancak şunu da söylemek gerekli ki, bu kez 2002’deki İstanbul Yaklaşımı’nda olduğu gibi Türkiye’nin yanı başında duran bir IMF yok. Hatta Türkiye istese dahi IMF ile anlaşma yapamayacak pozisyona geliyor. ABD ambargolar çerçevesinde, Türkiye’nin şu aralar çokça müşterisi olmaya başlayan IMF’den olası kredi kullanımı tıkamak için hazırlık yapıyor.

 

Böyle bir ortamda Türkiye’nin elinde sadece Merkez Bankası’nın kasasında duran 100 milyar dolarlık döviz rezervinden başka kaynağı yok. O rezervlerin de sadece 27 milyar doları Merkez Bankası’nın. Kalanı vatandaş ve borçları yeniden yapılandırılacak şirketlerin döviz mevduatları karşılığında bankaların Merkez Bankası’nda tuttuğu karşılıklardan oluşuyor.

 

Önümüzdeki 1 yıl boyunca 200 milyar dolar kredi ödemesi yapacak Türkiye’nin IMF gibi yabancı bir kuruluştan büyük miktarda kredi almadan kamu imkanlarıyla banka ve şirket kurtarma hayali kurması sadece şapkadan tavşan çıkarmayı andırıyor.

 

Ayrıca, bu tip bir planın etik yönü bir yana, Merkez Bankası rezervlerinde yaratacağı azaltıcı etki nedeniyle ülkede kur dengesini büsbütün alt üst edeceği ve dolarda yeni rekorlara neden olacağı ise aşikar.

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha