• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Ekonominin nakde ihtiyacı olduğu dönemde Merkez Bankası para basarsa ne olur, basmazsa ne olur?

Ekonominin nakde ihtiyacı olduğu dönemde Merkez Bankası para basarsa ne olur, basmazsa ne olur?
0 0
Yetkin Reports için bir yazı kaleme alan ekonomist Selva Demiralp’e göre merkez bankasının para basması birçok açıdan enflasyonu yüksek Türkiye için riskli. Ancak önce “hastayı iyileştirmek” için bu risk alınmalı.
23 Mart 2020 Pazartesi 19:04

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, Yetkin Report’ta kaleme aldığı makalesinde, birbirini bütünleyen para ve maliye politikalarının koordinasyon içinde çalışmasına bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu vurguladı. 

 

İnsanların evlerinde kalmalarıyla ortaya çıkacak üretim yavaşlamasının merkez bankaları tarafından engellenmesinin mümkün olmadığını söyleyen Demiralp, bu kurumların ellerindeki yegâne araç “para arz etmenin” sistemi bütün olarak etkilediğini ancak sektör sektör bir “ince ayar” veremeceği görüşünde. 

 

Demiralp, ABD ve Avrupa gibi büyük merkez bankalarının, piyasadaki likidite ihtiyacını gidermek için para musluklarını açtığını, TCMB’nin de bu furyaya faiz indirimi, zorunlu karşılık indirimi ve likidite şartlarının kolaylaştırılması gibi tedbirlerle katıldığını hatırlattı. 

 

Ancak Demiralp’e göre risk iştahının çok düştüğü bu dönemde faiz indiriminden önce Merkez Bankası’nın, tüm bankaların ellerindeki mevduata karşı TCMB’de tutmak zorunda oldukları zorunlu karşılıkların indirilmesi gerekli. 

 

Demiralp, bankaların ellerindeki nakiti doğrudan etkileyen zorunlu karşılıklarla ilgili “Yaptığımız araştırmalar finansal istikrarın kırılgan olduğu zamanlarda zorunlu karşılıkların etkin bir makro-ihtiyati araç olduğunu gösteriyor” diyor. 

 

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan, vergi yükümlülüklerinin, SGK prim ödemelerinin, kredi borçlarının ötelenmesi gibi uygulamaları içeren 100 milyar liralık  paketin, dünyadaki örneklerle tutarlı olduğunu söyleyen Demiralp eksikleri ise şöyle sıralıyor: 

 

"- Öncelikle ağlık sektörüne ciddi kaynak aktarılması gerek. Ancak pakette maalesef bu konuya değinilmemiş. 

 

- 100 milyar liralık toplam paketin alt kalemler arasında nasıl dağıldığının söylenmemiş olması da değerlendirme yapmayı zorlaştırıyor ve daha fazla şeffaflık gerektiriyor.

 

- Paketteki en büyük eksiklik, başka ülke örneklerinden farklı olarak salgın nedeni ile işini ya da gelirini kaybedenlere yönelik ciddi bir kaynak aktarımının bulunmaması. Bunu sağlamadan ekonominin çarklarını tekrar döndürebilmek çok zor.

 

- Ya sınırlı kaynakların en etkin şekilde kullanılabilmesi adına önceliklerin tekrar belirlenmesi ya da paketin miktarı büyültülerek gelirini kaybeden geniş kitlelere destek olmak gerekiyor."


Değirmenin suyu nereden gelecek?

 

“Maliye politikasının ekonomiye daha fazla destek verebilmesi için bir şekilde kaynak bulunması lazım” diyen Demiralp, bu kaynağın devlet tahvili çıkarmakla sağlanabileceğini ifade ediyor: Devlet tahvil çıkaracak, bu tahvil ya iç piyasada ya da dış piyasada satılarak finansman sağlanacak.

 

Türkiye’nin 500 seviyesini aşan risk priminin dış borça maliyetlerini yükselttiğini söyleyen Koç Üniversitesi öğretim üyesi, “Buna bir de ABD tahvili bile tutmak istemeyip nakite kaçan yatırımcıyı eklersek Türkiye’nin bu şartlarda dış borç bulması epeyce zor” diyor. 

 

ABD ve Avrupa merkez bankalarının uyguladığı parasal genişleme (QE) politikalarında merkez bankasının para basıp büyük miktarlarda tahvil satın aldığını hatırlatan Demiralp, bu durumun Türkiye’de uygulanabilir olup olmadığını şöyle açıklıyor: 

 

"Biz neden benzerini yapmayalım? Bunun sebebi TCMB’nin parasının olmaması değil. 

 

Merkez bankasının TL cinsi parası bitmez, bunu unutmayalım. Çünkü Merkez Bankası istediği kadar para basma yetkisine sahiptir. Sınırsız para basmamızın önüne geçen faktör, bunun çok tehlikeli bir silah olması ve ehil ellerde olmayıp para doğru zamanda piyasadan çekilmezse enflasyon doğurmasıdır.

 

Eğer ABD’de olduğu gibi enflasyon yüzde 1,5 civarında seyredip ciddi bir ekonomik daralma da bekleniyorsa enflasyonist etkiler hemen devreye girmeyebilir. 
O şartlarda, “para basalım insanların üzerinde helikopterle para yağdıralım” bile diyebilirsiniz! Çünkü bu politikalara rağmen enflasyonun aşırı kontrolden çıkması beklenmez. 

 

Fed’in enflasyon yaratmadan parayı zamanında geri çekip fiyat kontrolünü sağlayacağına inanç vardır. Ayrıca ABD hükümetinin iflasından kimsenin şüphesi olmadığından krizin en alevli zamanlarında dahi ABD tahvilinden büyük kaçışlar olmaz ve tahvil faizi çok yükselmez.

 

Bizdeki durum ABD’den farklı. Enflasyonu en iyi günümüzde bile hedefe getiremediğimiz ve popülist politikalara yenik düştüğümüz düşünülürse böyle bir açılımın doğru yönetilmezse hiperenflasyona kadar yolu olabilir. 

 

Bunu önlemek için piyasaya sürülen paranın talep toparlanmaya başlarken hızla geri çekilebilmesi lazım. Geçmişteki performansımız bunu başarmanın hiç de kolay olmadığına işaret ediyor. Bu inanç enflasyon beklentilerini bir anda artabilir."


Prof. Dr. Selva Demiralp, para basmanın eksileri ve artılarını ise şöyle açıklıyor:

 

Eksiler: 

 

"Enflasyon beklentileri ve risk primindeki hızlı yükseliş piyasa faizlerini ve kuru sıçratabilir. 

 

Sermaye kontrolü getirelim desek riskleri iyice artırıp ileriye dönük kalıcı bir hasar yaratabiliriz. Bu olumsuz şartlarda verilen parasal destek harcamaları canlandırmak yerine döviz ve altına kaçıp finansal ortamı daha da sıkılaştırabilir."


Artılar: 

 

"Tüm bu tehlikelere rağmen eğer riskler doğru yönetilir, kısıtlı kaynaklar öncelikli alanlara aktarılır, ileriye yönelik doğru sinyaller verilirse ekonomiyi tekrar işler eder hale getirip çok daha derin bir resesyonun önüne geçme şansımız olabilir."


“Para basıp ekonomiyi desteklemek ileriye yönelik çok ciddi riskler barındırıyor” diyen Demiralp, önceliğin hastayı hayatta tutmak olduğunu söylüyor: 

 

"Gönül isterdi ki bu kritik ameliyat öncesi hasta daha sağlıklı olsun, geçmişteki politika hatalar yapılmamış olsun. Ama zaman geçmişi eleştirip hayıflanma zamanı değil. 

 

Çok riskli de olsa bu ameliyatı yapmak, önce hastayı yaşatıp sonrasında kalıcı bir hasar bırakmamak için çabalamak gerekebilir. Önümüzdeki riskler korkutucu, ama bu risklerin bilincinde hareket etmek bizi tekrar düzlüğe çıkaracak tek güvenli yol olabilir."

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha