• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Sosyal yardımlar yoksulluğu yok etmez

Sosyal yardımlar yoksulluğu yok etmez
0 0
Türkiye'de sosyal yardım alanların sayısı artıyor. Dr. Denizcan Kutlu'ya göre, bu durumun yoksulluğu ortadan kaldırmadığını, aksine yoksulluğu çıtası yükselmiş bir biçimde kalıcılaştırdığını belirtiyor
15 Aralık 2019 Pazar 11:28

Ekonomideki bunalımın gün geçtikçe derinleştiği Türkiye’de yaklaşık 14 milyon kişi sosyal yardım alıyor. 2018 yılında sosyal yardım alanların sayısı, 2017 yılına oranla yüzde 3,8 arttı. Sosyal yardım harcamalarının gayri safi yurtiçi hasıla içindeki payı yüzde 11,9 olarak gerçekleşti. Devlet tarafından yapılan sosyal yardımlar ve hizmetlere 2018 yılında 442 milyar 607 milyon TL harcandı.



Sosyal yardımların politika yapıcıların bilinçli bir tercihi olduğunu söyleyen Dr. Denizcan Kutlu, “Bu duruma, yardım alması istenen, o ağın içerisine özel olarak girmesi ve orada kalması istenen yoksullar yaratan bir toplum mühendisliği de denilebilir” diye konuştu. Sosyal yardımların yoksulluğu ortadan kaldırma özelliğinin çok zayıf olduğunu ifade eden Kutlu, BirGün’ün sorularını yanıtladı.

 


► Yatırım yapılabilecek ve binlerce insana istihdam olanağı sağlayabilecek bir tutarın sosyal yardım olarak aktarılması hangi anlayışın ürünü?


Anlayıştan önce, kapitalizmin küresel ölçekte yeniden yapılanmasına ilişkin gereksinimlerin ürünü… Bu süreçte, uluslararası rekabet edebilirliği azaltacak unsurlar elenmeye çalışıldı. Devletin ücret sistemine ve piyasaya dönük yaptığı sosyal refahı yaygınlaştıracak müdahaleler dönüştürüldü. Üretim yapısında ve yatırımlarda da değişimler yaşandı. Sermaye birikiminin malileşmesiyle birlikte birikimler, yatırımlar yerine spekülatif nitelikli hareketlere yöneldi. Bunun beraberinde getireceği kaçınılmaz sonuçlar ise büyüme hızının azalması ve istihdamın daralması oldu. Yeni yatırımların yapılmaması ve özelleştirmelerle kamu işletmelerindeki istihdam da bu daralmanın öncelikli alanları arasında yer aldı. Tüm bunlar bir anlayıştan önce sermayenin gereksinimleriydi. Hangi anlayışın ürünü dediğimiz zaman, neoliberal bir anlayışın ürünü. Tabii bu gereksinimler ve anlayışın sonuçları ekonomik alanla sınırlı kalmadı, sosyal kimi yansımalar da yarattı. Çalışan ve işsiz yoksulluğu, uzun süreli işsizlik, gelir yetersizliği, temel gereksinimleri dahi karşılayamama, sosyal yardımlarla bağlantılı olarak ilk planda söylenebilecek olanlar.



TAMAMLAYICI NİTELİKTEN UZAKLAŞIYOR



Ancak konuyu sadece iktisat politikaları ile açıklamak da yetersiz kalacaktır. Aynı iktisat politikalarının ve sistemin işleyiş özelliklerinin bir sonucu olarak çalışma yaşamının dışına düşen, işsiz kalan, ücret geliri ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalan, yoksullaşan kitleler var. Hayatın olağan akışı içerisinde ya da doğuştan gelen birtakım nedenlerle çalışma gücünü kaybeden ya da hiç çalışamayacak durumda olan kesimler de var. Bu kesimlerin korunması için sosyal yardımlar giderek daha çok öne çıkan bir politika aracı oldu. Bu durum, sosyal yardımlar primli rejim karşısında tamamlayıcı bir yere sahip olduğu ölçüde anlaşılabilir. Ancak Türkiye’de sosyal yardımlar, olması gereken tamamlayıcı niteliğinden giderek uzaklaşıyor. Yukarıda saydığımız türden pek çok hane açısından primli rejimin koruma araçlarına erişim mümkün olmaksızın başvurulan ve alınan bir içeriğe kavuşmakta. Yani buradaki en önemli sorunlardan biri, Türkiye’de sözünü ettiğimiz kesimlerin güvence arayışının sosyal yardımlara terk edilme eğiliminde olması. Bu eğilimin önümüzdeki yıllarda güçleneceğini öngörüyoruz.



TÜRKİYE ÜCRETLİLER TOPLUMU OLMA YOLUNDA



► Bu model sürdürülebilir mi?


Öncelikle bu modelin birbirine zıt eğilimleri barındırdığının altını çizmek gerek. Sosyal yardım almak için başvuran, hayatını devam ettirebilmek ve geçimini sürdürebilmek için sosyal yardım almaya mecbur kalan toplumsal kesimler arttı. Bu durum, çeşitli sorunları beraberinde getirmekte… Finansman ve istihdama katılım konusu bunlar arasında. İkinci olarak, ücretlilik ilişkisi hiç olmadığı kadar yaygınlaştı. Türkiye artık giderek daha da hızlı bir biçimde bir ücretliler toplumu olma yolunda. Üstelik bu olgu, kendi haline bırakılmış bir biçimde değil, bizzat devletin yönlendirmesi ve müdahaleleriyle hayata geçirilmekte. Bu müdahaleler içerisinde, örneğin politika belgelerinde sosyal yardım alanların işgücü piyasasına çekilmesine dönük hedefler koyuluyor. Sosyal yardım alanları işsiz yoksullardan ibaret gören bu yaklaşım doğru değil. Ama sonuçta güvence ve refahı çalışma temelinde sağlamayı amaçlayan bir anlayış hâkim. Aynı anlayış, çalışmanın niteliğini, örneğin güvenceli olup olmadığını, ücret düzeylerini sorgulama dışı bırakmış durumda. Dolayısıyla bir yandan işgücü piyasasının ortamından da kaynaklanacak şekilde sosyal yardımın potansiyel havuzundaki kişi sayısı artıyor diğer yandan aynı yoksulluk ve işsizlik üreten işgücü piyasasına iten politikalar var. Bu iki eğilime bir tane daha ekleyelim.


SOSYAL YARDIMLAR BİLİNÇLİ BİR TERCİH



Üçüncü olarak sosyal yardım ile geçinmeye zorlayan şartların yanı sıra klientalist niyetlerin ürünü bir politika tercihinden de söz etmek mümkün. Sosyal yardımlar politika yapıcının bilinçli bir tercihi konumunda. Yardım alması istenen, o ağın içerisine özel olarak girmesi ve orada kalması istenilen yoksullar yaratan bir toplum mühendisliği de denilebilir. Dördüncü olarak, kayıtlı çalışan yoksulları sosyal yardım programlarının çoğundan dışlayan katı ihtiyaç tespiti yöntemlerini de anmak gerekir. Beşinci olaraksa, asgari ücretteki artışlarla birlikte kimi sosyal yardımları hak edişte baz alınan hanede kişi başına düşen gelirin (asgari geçim indirimi çıkartılmış asgari ücretin üçte biri) altında kalacak kesimlerin sayısının artacağını tahmin edebiliriz. Türkiye’deki sosyal yardım modeli bu birbiriyle karşı karşıya gelen eğilimler temelinde varlığını sürdürüyor. Sonuçta, sosyal yardım kapsamındaki nüfusun bu zıt eğilimler temelinde belirlendiği söylenebilir.



Peki, sürdürülebilir mi? Tüm bu özellikler temelinde finansman açısından, örneğin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’nun gelir-gider yapısına baktığımız zaman sürdürülebilir olduğunu izlenimi uyanıyor. Sayıştay’ın 2017 yılı raporlarında Fon’un fazla verdiği görülüyor. Fon’da merkezi idare vergi gelirlerinden alınan paylar en büyük dilimi oluşturmakta. Bunu trafik para cezalarından alınacaklar izliyor. Hazine yardımları oldukça düşük bir paya sahip. Bağış, iadeler, RTÜK’ten transferler şeklinde başka kaynaklar da var. Dolayısıyla finansman bakımından muhtemelen bir biçimde sürdürülebilir. Ama bu model toplumsal olarak, toplumun geleceği bakımından sürdürülebilir mi, esas olarak bunun üzerine düşünmek gerekir.


YOKSULLUĞU ORTADAN KALDIRMAZ



► Sosyal yardımlar yoksulluğu ortadan kaldırmaya yeter mi yoksa yoksulluğu kalıcılaştırır mı?


Sosyal yardımların yoksulluğu ortadan kaldırma özelliği oldukça zayıf. Bir kere ihtiyaçları karşılamayan bir nitelikte. Bu anlamda hanenin ihtiyaçları ile geçim düzeyi arasındaki açıya yerleşen bir özelliğe sahip. Yoksulluğu ortadan kaldırdığını söyleyebilmemiz oldukça güç. Hanehalklarını düzeyi yükseltilmiş bir yoksulluk içerisinde tutmaya devam ettiğini söyleyebiliriz. Sosyal yardımlarla yoksulluk çıtası yükselmiş bir biçimde kalıcılaşıyor.

 

KAYNAK: BİRGÜN / MUSTAFA MERT BİLDİRCİN ​

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha