• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Ziraat 'simitçi'ye en az 500 milyon dolar ödedi

Ziraat 'simitçi'ye en az 500 milyon dolar ödedi
0 0
Kısa süre önce Oxford’un İngilizce sözlüğüne Türkçe’deki adıyla giren sevilen atıştırmalık ‘simit’ Türkiye gündeminde bu kez ekonomik bir tartışmayla yer alıyor.
14 Aralık 2019 Cumartesi 19:25

Türkiye’de devlete ait en büyük banka konumundaki Ziraat Bankası’na bağlı girişim sermayesi şirketi, adı daha önce AKP iktidarıyla ahbap-çavuş kapitalizmi benzeri nepotik ilişkilere karışan ülkenin en büyük simit satıcısının çoğunluk hisselerini satın aldı.

 

Yasal süreçler devam ederken her iki şirket de halka açık olmadığı için satın alma fiyatı bilinmiyor. Ancak sadece Türkiye değil dünya çapında 25 ülkede franchise yoluyla büyüyen, 11 bin 250 kişi çalıştıran ve günde 1 milyon müşteri ağırlayan Simit Sarayı’nın hisse alımında dönen paranın yabana atılır olmadığını bilmekte fayda var.

 

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında kurulan ve patronunun iktidardaki yakınlığı nedeniyle ülke çapında toplu ulaştırma ve havalimanları dahil pek çok kritik perakende noktasında mağazalaşan şirket, son yıllarda uluslararası sermayenin de gözdesiydi.

 

Şirkete 2013 yılında Dubai kökenli Abraaj Grubu teklif verirken anlaşma sağlanamadı. 2017’de ise Suudi Fawaz Alhokair Grubu ile stratejik işbirliği anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre Suudi kökenli gruba Simit Sarayı’nın yüzde 10’luk hissesi 100 milyon dolar üzerinden devredilirken, şirketin toplam değerine 1 milyar dolar biçildi. Şirket o tarihten itibaren büyümesine hız verdi.

 

Bugün Reuters’e yansıyan habere göre Ziraat Girişim Sermayesi şirketin hisselerini ‘emisyon primli payların devralınması’ yoluyla satın alacak. Bu yöntem şirketin değerinin hali hazırda  daha önce yatırılan sermayenin üzerinde bir değere ulaştığını gösteriyor. 

 

Daha da açık bir hale getirirsek, Ziraat Girişim Sermayesi’nin ödeyeceği fiyat, daha önce Suudi Alhokair Grubu’nun tüm şirket için biçtiği 1 milyar dolarlık değerin de üzerine çıkmış durumda. Yani tam rakam bilinmese de Ziraat Girişim’in şirketin tamamı için biçtiği değer 1 milyar doların üzerinde ve bu fiyat üzerinden yüzde 51’lik hissenin el değiştirmesi söz konusu. Yani Ziraat Girişim söz konusu satın alma için 510 milyon dolardan fazla para ödemiş oluyor.

Söz konusu fiyat Türkiye’de bir gıda-perakende firması açısından ödenen en büyük satın alma değerini oluşturuyor. Amacı özellikle küçük ve gelecek vadeden şirketlere yatırım yapıp birkaç sene sonra karlı şekilde satmak olan Ziraat Girişim Sermayesi’nin böyle bir yatırımdan ne kadar gelir sağlayacağı bir tartışma konusu olabilir.

 

Öte yandan haberin duyulmasının ardından Türkiye’de ortaya çıkan polemik, bir kamu şirketinin yaptığı yatırımın getirisinden çok, söz konusu anlaşmanın AKP döneminde sıkça görülen bir yandaş şirket kurtarma operasyonu olup olmadığı konusuna yoğunlaşıyor.

 

Türk vergi mükellefleri iktidardaki AKP’n in giderek artan sayıda ve farklı şekillerde kendisine destek sağlayan özel şirketleri krizden korumak için kurtardığı kanısına sahip. Daha önce ülkedeki en büyük kamu altyapı yatırımı ihalelerini kaparak dünyada devletten en çok ihale alan listesinin zirvesine çıkan birkaç ünlü müteahhit (İstanbul Havalimanı ortakları), konut devi Ağaoğlu ve Turkcell gibi örneklerde kamu kaynaklarının söz konusu işadamı ve şirketlere aktarımı tartışma yarattı. Bu şirketler yapılan operasyonlarla kredi karşılığı yönetim devri ya da varlık alımı yoluyla batıştan kurtarılırken ortaya çıkan zararlar kamu kuruluşlarının üzerine bırakıldı.

 

Yüksek vergiler nedeniyle alım gücü düşen Türk halkı ise kamu kaynaklarının özel sektördeki kurtarma operasyonlarına harcanmasından gün geçtikçe daha fazla şikayet ediyor.

 

Ayrıca kamunun bu savurganlığı ekonomik göstergelere de yansımış durumda. Bu yılık ilk dokuz ayında ülkede hane halkı harcamaları ortalama yüzde 1.5 azalırken kamu harcamaları ise yüzde 5.5 büyüdü. Kamunun bu denli yüksek harcama yapmasının bedeli ise Türkiye’nin son 10 yılda gördüğü en yüksek bütçe açığını beraberinde getirdi. Kamu bütçesindeki açığın milli gelire oranı yüzde 3 sınırına dayandı. Hükümet söz konusu açığı kapatmak için vergi artışları ve Merkez Bankası’nın kasasını da boşaltmak dahil birçok ekstrem yönteme başvurdu.

 

Diğer taraftan son kriz nedeniyle kamunun özel sektörde özellikle AKP’ye yakın şirketlere yönelik olarak yaptığı kurtarma operasyonları Türkiye’de yeni bir tip devletçilik uygulamasının başladığı tartışmalarına da neden oluyor. Geçen hafta Alman DW ajansına konuşan ekonomistler yapılan işlemlerin ülkedeki serbest piyasa kurallarına ilişkin soru işaretleri yarattığında birleşiyor.

 


© Ahval Türkçe / Can Teoman

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha