• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

EN ÇOK DA BABALAR ÖLÜNCE, ÖLÜR KIZLARI

SAİD SEFA

SAİD SEFA

1 Aralık 2015 Salı 12:43
0 0 2

Saat 18.00

 

Üşüyoruz..

 

Çağlayan adliyesinin bahçesinde üç beş kişi ya varız ya yokuz.

 

Üzgünüz başlar eğik.

 

Zoraki tebessümler oluyor tanıdık bakışlarda.

 

Göz göze geldiğim ve ilk anda tanıyamadığım bir bakış ki içimi acıtıyor.

 

Üzgün olduğu herhalinden belli.

 

Ellerini bağrına kilitlemiş çözülmemesine.

 

Bakışları bulanık görünüyor. Kederli ve derin. Kaçamak bir selamlaşma oluyor

 

‘’Birbirimizi nereden tanıyoruz’’ minvalinde.

 

Birer adım yakınlaşıyoruz, zaten üç beş kişiyiz koca meydanda.

 

‘Yakını mısınız’ diye soruyorum.

 

İçerde,hakim karşısında Can Dündar ve Erdem Gül var. 'Yakını mısınız' derken, hangisini kast ettiğimi ben de bilmiyorum.

 

‘Can benim her şeyim, en büyük destekçim, bugüne kadar hep yanımdaydı, elimden bir şey gelmese de onun için buradayım’ diyor.

 

‘’Tanıyorum sizi’’ diyorum.

 

‘’Abdi İpekçi’nin kızıyım’’ diyor.

 

Onu ilk anda tanıyamamış olmanın mahcubiyetini yaşıyorum.

 

Babasının öldürülmesinin ardından, ömrünü adaletin tesisi için tüketmiş naif biri Nukhet İpekçi.

 

Uzunca konuşmaya ne onun ne benim takatim var.

 

‘’Babamın davasının olduğu gün, onun katilleri kalabalıklar tarafından tezahüratla karşılanırken, biz annemle bir kenarda yapayalnız olanları seyrediyorduk’’ diyor, gözleri Can Dündar ve Erdem Gül için desteğe gelen beş on kişiye takılıp.

 

Saat 21:30

 

Hala üşüyoruz.

 

Haber geliyor içerden ve ‘tutuklandılar’ deniyor.

 

Hüznün doruk noktası ve suskunluk.

 

Yıllar önce babasını kaybetmiş birinin,yıllar sonra ülkenin aynı noktaya gelmiş olmasına kahredişi kazınıyor belleğime.

 

İki gün sonra..

 

Öğlen saatleri.

 

Özgür medya için ortak akıl toplantısındayız.

 

Bugüne takılıp kalmadan neler yapılabiliri konuşuyoruz.

 

Masada duayen isimler var. Konuşmalar sürerken Ergun Babahan’ın araya girip "Diyarbakır’da çatışma varmış, Tahir Elçi’yi vurmuşlar" cümlesi ortamda soğuk duş etkisi yapıyor.

 

Tam karşımda Orhan Kemal Cengiz var.

 

Olayı anlamaya çalışırken ki hali ‘en yakınını kaybetme endişesini’ taşıyor.

 

Teyit ettirme gayretindeyiz. Dudaklar da aynı temenniler

 

‘Umarım doğru değildir, umarım Elçi’ye bir şey olmamıştır’’

 

Bitmeyen dakikalar sonrası umduğumuz olmuyor.

 

Birinin ölümünü en az yirmi kişiye teyit ettirme ihtiyacı hissediyoruz. Toplantıyı apar topar terkeden Orhan Kemal Cengiz, hepimizin hissiyatına tercüman oluyor.

 

Neredeyse bir aydır, linç kampanyasına maruz bırakılmış bir vicdanın katledilmesi, tarifsiz bir acı gibi kuruluyor yüreğime.

 

'Keşke Tahir Elçi’yi tutuklamış olsalardı' diye düşünüyorum.

 

Aklıma Can Dündar geliyor, iki gündür üzüldüğüm haline seviniyorum, ‘iyi ki tutuklamışlar diye geçiriyorum’ içimden..

 

Aklımda, kelimelerin kifayetsizliğiyle dolaşıp duran bir çaresizlik var.

 

Abdi İpekçi var aklımda.

 

Tahir Elçi var. Can Dündar var. Erdem Gül var. Mehmet Baransu, Hidayet Karaca, Gültekin Avcı var…

 

Var da var.

 

Nukhet İpekçi’nin ‘bir ömür sonra ülkenin hali bu mu olmalıydı’ cümlesi var, iki gün öncesinden beynime saplanıp kalakalmış olan…

 

Bir gün sonra Diyarbakır’dan bir ağıt yükseliyor.

 

Bir kızın ağıdı, genç bir kızın ağıdı.

 

Vicdanlı ve yiğit bir adamın yetimi feryat ediyor..

 

'Bavo, ez bimrim' (Baba, ben öleyim) diye. Belli, babasının ardından kendisi her saniye ölüyor..

 

Çünkü en çok da babalar ölünce, ölür kızları.

 

Ağlıyor, Tahir Elçi’nin kızı ve benim aklımda nedense Nukhet İpekçi var..

 

Ve nedense kendi kızlarım var..

 

Aklıma, fikrime, hislerime, yüreğime hükmedememenin ızdırabıyla yoğruluyorum..

 

Aklımda, babaları öldürülen, babaları tutuklanan, babaları tehdit edilen çocuklar var..

 

SAİD SEFA / HABERDAR

YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
  • Ziyaretçi
    Zafer2 Aralık 2015 Çarşamba 09:30 Yazmak! Anlatmak! İnsanın en doğal duygudur heyecanını hüznünü paylaşmak! Gazetecilikte ve yazarlıkta ise bunun en doruk noktası olur çoğu zaman. Kimi zaman kifayetsiz kalır kelimeler... cümleler anlamsız kalır çoğu zaman. Ülkede olup bitenlere anlam vermek her zaman mümkündür oysa ama zannediyorum şimdiler için değil bu durum. Adeta Kemal Sunal filmlerinin çoğunda bir mahkeme edilişi vardır. Çıkarırlar onu hakim önüne. Masumdur oysa. Kimi zaman çocuk bakmıştır büyütmüş suçlanmıştır. Kimi zaman doktorculuk yapmış yine suçlanmıştır. Bazende zengin adam rolünden dolayı çıkmıştır bir suçlu gibi hakim karşısına. Neyse olanlar aslında bundan farklı değil. Zorlama davalar, zorlama savcılar ve hakimlerle paket kararlar. Ülkem ah ülkem! Ağıtların dinmediği acıların bitmediği gözü yaşlı ülkem. Bunu demek bile eksik. Çünkü derdinizi anlatamaya çalıştığınız ama anlatamadığınız büyük bir kesim hemen her daim sizinle! Sadece yazıda geçen acılar değil yürekleri burkan ve yaralayan. Öğretmenler, ev hanımları, işadamları, esnaflar... birçok insan zan altında. Töhmette. ve dahi hapiste...Ah ülkem! Ne güzel demiş Nukhet İpekçi Hanım; ‘bir ömür sonra ülkenin hali bu mu olmalıydı’ Oysa acılar katlanarak büyüyor. Dün de öyleydi. Düşüncesi ne olursa olsun. Bir insan fikrinden dolayı öldürülmemeli. Ne yazık ki bunu anlatamadığınız veya sizi anlayamayacak yığınla insan var şu toplumda. Oysa tek değer unsuru "insan!" olmak yetiyor bu toplumun. Ama ondan da çok uzaklaştık. Bunu en iyi acıyı yaşayanlar biliyor. Derdi çekenler biliyor. Maalesef; Bu toplumun büyük bir kısmı da bu çekilenleri anlamayacak kadar dertsiz, çilesiz ve hazırcı! Sizin yazınızın ardında böylesi uzun bir yorum edepsizlik oldu Said bey ama anlayışla karşılayacağınızı umuyorum....
  • Ziyaretçi
    bir kiz evlat1 Aralık 2015 Salı 22:24 Ne kadar da guzel yazmissiniz. Gozlerim doldu bu yaziyi okurken. Cok guzel ve samimiyetle yaziyorsunuz rabbim sizi evlatlariniza bagislasin. Allah mutlak adil ve hakimdir, ona guvenin ve her zaman adaletli ve durust bir gazeteci olarak devam ediniz. Sizin gibi gazetecilere, kula kul olmayan- ihtiyacimiz var. Selametle..
YORUM EKLE

captcha