• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Erdoğan'ın uluslararası siyasetinin kanlı oyuncağı: Suriye iç savaşı

NADİR ULUS

NADİR ULUS

26 Nisan 2017 Çarşamba 01:02
0 0

[Erdoğan'dan AB'ye: 2 yıl için 3 milyar Euro verecekseniz hiç konuşmayalım; Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarını açarız mültecileri otobüslere koyup göndeririz.]

 

2011 yılında Arap Baharı adı verilen halk hareketleri geç de olsa Suriye'ye ulaştığında dönemin Başbakanı Erdoğan 'kardeşi' Beşar Esad'a vatandaşlarının sesine kulak verme ve demokratik reformlar yapma çağrısında bulundu.


Ancak Erdoğan'ın bu çağrıları söylem düzeyini geçmedi. Erdoğan, Esad'a reform çağrıları yaparken, Milli İstihbarat Teşkilatı Suriye iç savaşı hazırlıklarına çoktan  başlamıştı. Tunus, Misir ve Libya'da yaşanan gelişmeler Erdoğan'a Suriye'yi kârlı bir kumar olarak göstermişti.

 

Savaş sadece Suriye ve Suriye halkını değil bütün dünyayı etkisi altına almayı başardı. Turkiye de Suriye'deki savaştan en fazla etkilenen ülkeler arasında ilk sıralarda yer aliyor.


Mülteci akını, terörle mücadele, bölgesel istikrarsızlık gibi konularda Ankara'nın dertlerini hükümet yetkililerinden ve Erdoğancı yazarlardan dinlemek mümkün. Bununla birlikte Suriye krizinin Erdoğan rejimi için sadece bir yükten ibaret olduğunu düşünmek dogru olmasa gerek.


Aslında, Suriye'deki savaş Erdoğan iktidarının dış politikasının uluslararası siyasetteki en önemli kozu haline aldı. Erdoğan, Suriye'de akan kan ve büyüyen kriz sayesinde Washington, Moskova, Brüksel ve Körfez'le işbirliği yapabilme imkanı buluyor.

 

2013 yılındaki Gezi Olayları sonrasında Erdoğan'ın giderek demokrasiden uzaklaşması, çıkarcılığı esas alması ve güvenilirliğini yitirmesi Türk dış politikasında ciddi bir erozyona yol açtı. Bugün dünyanın hiçbir başkentinde 2000'li yıllardaki gibi bir itibara sahip degil. Ancak geçen zaman içerisinde Erdoğan Türkiye'nin yanı başında cereyan eden insanlık krizini küresel dengelerde nasıl kullanacağını öğrendi. Bugün birçok hükümet,  popularite kaybına rağmen Suriye savaşı nedeniyle Erdoğan'la işbirliği yapmak zorunda kalıyor.

 

Erdoğan için Donald Trump, demokrat aday Hillary Clinton'a göre daha iyi bir ihtimal olarak gözükmekteydi. Ancak Trump'ın Müslümanlara yönelik olumsuz tutumu, daha da onemlisi Siyasal İslam'a karşı olması Erdoğan'ı yeni yönetimle karşı karşıya getiren en önemli unsur.
Kaldi ki, Erdoğan'ın Washington'daki olumsuz itibarı da biliniyor.


Buna rağmen, Trump yonetimi Ankara'ya karşı sert bir tutum almaktan kaçınıyor.
Suriye muhalefetini destekleyen ABD, uzun Suriye sınırı nedeniyle Türkiye'yle işbirliği yapmak istiyor. Gerek muhalif gruplarla temas kurmak gerek İncirlik üssünü kullanmak gerek TSK'nın insan gücünden yararlanmak gibi gerekçelerle Türkiye, Washington'ın Suriye politikasi için  hayati bir konumda.

 

Erdoğan Beyaz Saray'a karşı sahip olduğu Suriye kozunu hatırda tutmak için elinden geleni yapıyor. TSK'yı ya da Suriyeli muhalifleri Kuzey Suriye'de sınırlı olarak (ABD muttefiki) PYD güçleriyle çalıştırarak veya yine PYD'nin kontrolündeki Menbic ya da Tel Abyad'a operasyon yapılacağı söylentisi yayarak Trump'a istediği verilmezse, kontrolden çıkılacağı mesajını iletiyor.

 

Benzer durum Türkiye-Rusya ilişkilerinde de mevcut.


2015 Kasım ayında Rus jetinin düşürülmesiyle başlayan kriz durulmuş gibi gözükse de, Rus Büyükelçi cinayeti, Ankara'nın Suriye'deki Rus asıllı savaşçılarla olan ilişkileri, buğday ambargosu krizi gibi nedenlerle Erdoğan'ın Moskova'da da pek seveni yok.


İki ülkenin kanlı bıçaklı olması işten bile değil ancak devreye yine Suriye savaşı giriyor. Suriye'deki kumar masası nedeniyle Erdoğan, Moskova için de onemli konumda. Suriye'de ABD'nin etkinliğini kısıtlamak için Turkiye'yi ayartmak Rusya icin önemli bir kazanım.


Dahası Erdoğan'ın çıkarcı karakteri sayesinde, Putin bedelini ödemesi halinde Türkiye'yi kendi safına çekebileceğini de biliyor.

 

Nitekim, 2016 Ağustos ayında St.Petersburg ziyareti sırasında Erdoğan Putin'e Halep'i vermeyi kabul etti. Rusya devlet başkanı Japonya ziyareti sırasındaki basın açıklamasında Halep'te yaşananların Erdoğan'la yaptıkları anlaşma çerçevesinde gerçekleştiğini bir nevi itiraf etmişti.


Moskova, başta Idlib olmak üzere Erdoğan'dan başka tavizler koparabileceğini düşünüyor.


Bu nedenle, Trump'ın başkanlığından bu yana, Ankara, Washington ve Moskova arasında ikili oynuyor olsa da, Putin Erdoğan'ı bütün bütün kaybetmemek için şimdilik ipleri koparmayı tercih etmiyor.

 

Öte yandan, Beyaz Saray'ın Suriye'deki oyun planını açık bir şekilde ortaya koyması halinde, Erdoğan'ın iki süper güç arasındaki konumu netleşecektir. Bu açıdan Mayıs ayı Ankara için kritik. Erdogan'ın sırasıyla Putin ve Trump'la yapacağı görüşmeler akabinde Suriye'de nasıl bir dengenin oluşacağı merak konusu.

 

Erdoğan'ın, AB ile yaşadığı kriz ise tum dünyanın malumu. Suriye savaşı Erdoğan'a AB'ye karşı aradığı kozu sağladı.

 

Multeci akınının Avrupa'da nasıl bir siyasi ve sosyal etkiye sahip olduğunu farketmesi Erdogan'ın AB politikasında dönüm noktası teşkil etti. Erdoğan'ın demokrasi ve insan hakları alanlarında Turkiye'nin tüm kazanımlarını tahrip etmesi ve Avrupa'ya karşı açıkça nefret söylemi de içeren düşmanca bir uslup kullanmasına rağmen, AB ülkeleri mülteci anlaşması nedeniyle Erdogan'a karşı alttan alan bir tutum takınmakta.


Ahlaki yönü bir tarafa, Avrupa ülkeleri 2016 yılında Erdoğan'la yaptıkları mülteci anlaşmasının somut etkisini gördü. Avrupa'ya yönelik mülteci akınında gözle görülür bir azalma gerçekleşti. Diğer taraftan Avrupa ülkeleri ahlaki ve insani olarak sorunlu olan bu anlaşmayı Erdoğan'dan başka kimseyle yapamayacaklarının da farkındalar.


Yani Erdoğan Avrupa'da kendisinden tiksinti duyulan biri olsa da, Suriye savaşı nedeniyle kendisine ihtiyaç duyulduğunu biliyor.

Erdoğan için Suriye savaşının kâr getirdiği bir diğer bölge ise Körfez.


Erdoğan, Körfez ülkelerinin liderleriyle samimi pozlar verse de, aslında onlar da Erdoğan'dan pek hazzetmiyor.


Yeni Osmanlıcılık, Siyasal İslam, İslam Halifesi, Müslüman Kardeşler gibi söylemlerin dile getirilmesi Araplar arasında Erdoğan'dan nefret edilmesi için yeterli.


Nitekim, sabık Kral Abdullah zamanında Ankara-Riyad ilişkileri dip yapmıştı. Erdoğan'ın hızını alamayıp Körfez liderlerine "parayı mezara mı götüreceksiniz?" minvalindeki sözleri ve benzeri diplomatik skandalları bölgede kendisine yönelik tepkinin gün yüzüne çıkmasına neden olmuştu. Her şeyden önemlisi, Riyad Iran'a karşı verdiği mücadelede Erdoğan'ı iki yüzlü bulmaktaydı. Ancak bütün bu olumsuz tablo Erdoğan'ın Suriye savaşını bölgeye iyi pazarlaması sayesinde (şeklen de olsa) değişti. Erdoğan, Suriye'deki Nusayri ve Şiilere, karşı Sunnilerin hamisi olarak ortaya çıktı. Suriye'deki İran etkisini kırmak isteyen Körfez ülkeleri de muhalif grupları desteklemek için kendilerini Erdoğan'la işbirliği yapmak zorunda hissettiler.

 

Kısacası, Ankara için belli bir maliyeti olsa da, Suriye savaşı Erdoğan'ın dış politikadaki en onemli kartı. Erdoğan'ın Kuzey Suriye'deki Kürt yönetimine, Demokratik Suriye Güçleri'nin Rakka operasyonuna, Suriye'deki Şii milis örgütlerine ya da Esad'a yönelik sert sözlerine bakarak yanılmamak gerekir.
Aslında, Rakka'nın ya da Halep'in Erdoğan icin başlı başına bir önemi yok. Erdoğan'ın işine geldiğinde Salih Muslim'le de Ruhani'yle de, hatta Besar Esad'la da görüşebileceğini yakın geçmişi ortaya koyuyor.
Erdoğan için önemli olan Suriye'deki krizin ve belirsizliğin devam etmesi.


Bu sayede Washington, Moskova, Brüksel ve Körfez'de Suriye krizi sayesinde kendisine manevra alanı açmayı başarmakta.


Dahası Suriye savaşının, IŞİD'le petrol ticareti gibi ekonomik faydaları da mevcut.


Aksi takdirde Erdoğan'ın kurmaya çalıştığı tek adam yönetiminin uluslararası siyaset arenasında ayakta kalabilmesi mümkün değil.

 

HABERDAR -  NADİR ULUS

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha