• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Erdoğan Yönetiminin Meşruiyetini Yitirmesi

NADİR ULUS

NADİR ULUS

20 Nisan 2017 Perşembe 18:29
0 0

AGİT’in Nisan 2017 Referandumuna ilişkin ön raporu beklenenden ağır. Referandum öncesinde tarafların eşit şartlarda yarışmadığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki “Evet” kanadının OHAL şartlarından ve kamu imkanlarından sonuna kadar faydalandığı gerçeği ortada duruyordu.

 

Ancak öyle tahmin ediyorum ki Türkiye’de yaşayan en sert muhalifler bile, referanduma dair usulsüzlükleri AGİT raporundaki kadar net ve delilli bir şekilde ortaya koyamazdı.

 

AGİT Raporunun Üslubu

 

Uluslararası kuruluşlarca hazırlanan raporlarda, sahadaki ekip tarafından toplanan veriler yer alsa da, bu verilerden ne kadarının rapora gireceği ve raporun hangi sertlikte olacağına merkezi düzeyde karar verilir. Elimizdeki rapora baktığımızda; AGİT’in (dolayısıyla AB organlarının) Türk Yönetimince işlenen usulsüzlükleri net bir şekilde ortaya koymaya en baştan karar verdiğini anlıyoruz.


Genel geçer ifadelerle geçiştirmek ve tespitleri üstü kapalı aktarmak gibi diplomatik top çevirmelere başvurulmadan tespitlerin birden fazla örnekle ortaya konulduğu görülüyor. Ayrıca, referandumda hangi yasanın ve uluslararası anlaşmanın ne şekilde ihlal edildiğinin de sert bir ifadeyle ortaya konulması da raporu kullanmak isteyen mercilere yeterli delil sunuyor. 

 

AGİT Heyetinin Çalışmalarının Engellenmesi

 

Uluslararası heyetlerce ülkemize yapılan ziyaretlerde, gözlemcilere yalnızca belirli yerler gösterilerek, eksikliklerin gizlenmeye çalışılması yaygındır.


Referandum için Türkiye’ye gelen AGİT heyeti de benzer bir durumla karşılaşmıştır. AGİT heyetinin çalışmaları, OHAL şartları ve güvenlik gerekçesiyle kısıtlanmış, Diyarbakır ziyaretleri de polis tarafından iki defa engellenmiştir. Mühürsüz pusulaların ve blok halindeki “Evet” oylarının neredeyse tamamının Güneydoğu illerinde kullanıldığı düşünüldüğünde, söz konusu engellemelerin referandumdaki en önemli usulsüzlükleri AGİT heyetinin gözünden kaçırmayı amaçladığı düşünülebilir.

 

AGİT Heyetinin Muhalif Kesimle Yaptığı İşbirliği 

 

Buna rağmen, referandum öncesi ve esnasında yaşanan usulsüzlerin belki de tamamı AGİT raporuna yansımıştır. AGİT heyeti, sahadaki sınırlamalara rağmen, her türlü usulsüzlüğü birden fazla olayla örneklendirmeyi başarmıştır.


Bu başarının, HDP başta olmak üzere tüm muhalif oluşumlar ile Hayır ve Ötesi gibi STK’larla yapılan işbirliğinden kaynaklandığı değerlendirilebilir. Türkiye’deki mevcut sınırlamalara ve muhalefeti sindirmeye yönelik yaptırımlara rağmen, bu tarz bir işbirliğinin başarıya ulaşabilmesi, AB organlarının Türkiye’deki çalışmalarında hangi kesimlerle işbirliği yapmayı tercih ettiği ve bu tercihte kararlılık gösterdiği hakkında önemli bir ipucu sunmaktadır.

 

AGİT Raporunun Ülke İçinde Etkisi

 

Raporda açıkça ortaya konulan usulsüzlükler, referandumun iptal edilmesini isteyen CHP başta olmak üzere her türlü muhalif kesim için en güzel delildir. Buna karşın, ne siyasi partiler ne de muhalif kesim AGİT raporunu gerektiği gibi değerlendirememiştir. Basının tamamen Hükümet kontrolünde olmasının yanı sıra muhalefetin de gerçek bir etki oluşturmaktan ziyade, riske girmeden bir şeyler yapıyor görünmek istemesi de bu durumu doğurmuş olabilir. AGİT heyetinin de “yaptırım yetkilerinin olmadığı, tespit ettikleri usulsüzlüklerin yerel yargı organlarıyla araştırılması gerektiği” yönündeki beyanları, raporun ülke içinde bu aşamada bir etki yapmayacağını itirafı niteliğindedir. 

 

AGİT Raporunun Uluslararası Etkisi

 

AGİT raporunun asıl etkileri yurtdışında görünecektir. Bosna Hersek’te 2000 yılında yapılan seçimler, AGİT raporunda yer alan tespitler nedeniyle, bazı bölgelerde iptal edilmiştir. Türkiye’de de benzer bir yaptırım söz konusu olabilir. Bu noktada ilk yaptırım mercii AİHM olacaktır. Referandumun iptali talebiyle YSK ve AYM’nin ardından AİHM’a taşınacak başvurularda, AGİT raporu yeterli ve kesin bir delil niteliği taşıyacaktır. Türkiye hakkında, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi’nde alınacak kararlarda da, AGİT raporunun önemli bir etkisi olacaktır. 

 

2015 yılında Güneydoğu’da yapılan operasyonlarda işlenen hukuksuzluklar, çeşitli uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla raporlanmıştır. Bu raporların Türkiye’ye yaptırım uygulanmasına doğrudan bir etkisi olmamışsa da, Batının Erdoğan yönetimine verdiği desteğin sorgulanmasına ortam sağlamıştır. Bir sonraki safhada da Türkiye silah satılmasının, kendi halkına karşı kullandığı gerekçesiyle, engellenmesine neden olmuştur. Uzun vadede Güneydoğuya özerklik verilebilmesi için en büyük gerekçe de Türk ordusunun Kürt kentlerini bombaladığını belgelendiren bu raporlar olacaktır.

 

Erdoğan Yönetiminin Meşruiyetini Yitirmesi

 

Dünya genelindeki teamül, seçimlerde kazanan tarafın tebrik edilmesi iken, ABD ve AB temsilcileri “AGİT raporunu bekleyeceklerini” ifade etmişlerdir. AGİT heyetinin nasıl bir rapor yazacağını önceden bilmesi gayet muhtemel bu organlar aslında “AGİT raporu bizim görüşümüzdür” demişlerdir. AGİT’in ön raporu dahi referandumu şaibeli duruma düşürmeye yetiyor. Bu durum Erdoğan’ın mevcut iktidarına halel getirmese bile referandum sonuçlarına dayanarak kurulacak yeni sistem ve partili Cumhurbaşkanın meşruiyetini şaibeli duruma düşürmüştür.

 

AB’nin Türkiye’ye Yaptırım Uygulanması İhtimali

 

Mevcut ekonomik sorunların Erdoğan yönetiminin yumuşak karnı olduğu aşikar. Almanya öncülüğünde AB ülkelerinin Türkiye’ye yönelik bir ekonomik yaptırım hazırlığı içinde olduğu da biliniyor. Türkiye’ye ambargo uygulanmasının AB basınında tartışılmaya başlanmıştı ancak bir adım atmak için referandum beklenildi. Meşruiyetini yitirmiş bir yönetime yaptırım uygulamak isteyebilecek AB için AGİT raporu açık bir gerekçe sağlıyor. 

 

Diğer taraftan, Erdoğan idamı geri getirme referandumu gibi bir hamleyle Türkiye’yi Batıdan tamamen koparmayı planladığını saklamıyor. Böylelikle, işlediği hukuksuzluklar karşısında ne AB ne de AİHM’in herhangi bir şey yapamaz hale gelmesini amaçlıyor.


Dolayısıyla Erdoğan’a yaptırım uygulamak için AB’nin çok fazla vakti yok. AB bu yönde bir adım atmak isterse, AGİT raporundan daha güzel bir gerekçe olamaz.

 

Türkiye’ye Yaptırım Uygulanması ABD’nin Tavrına Bağlı

 

Öte yandan, AB’nin ABD’nin bağımsız hareket etmesi de pek ihtimal dahilinde değil. Her ne kadar referandum sonrasında Trump Erdoğan’ı arayıp tebrik etse de, Beyaz Saray’ın “Başkan’ın telefonu referandum sonuçlarının onaylandığı anlamına gelmez” şeklindeki açıklaması çok net ve manidar.


ABD’nin resmi görüşünün de AGİT raporu üzerinden şekilleneceği yönündeki açıklamayla birlikte değerlendirildiğinde, Trump’ın telefonunun ABD’nin tavrını yansıtmadığı düşünülebilir. ABD’nin nihai tavrı, referanduma dair itirazların neticelenmesi ve AGİT’in asıl raporunun çıkması ile netleşecektir.

 

Diğer taraftan, Erdoğan’la ilk görüşmesini yapmak için referandumu bekleyen Trump’ın önümüzdeki günlerde Erdoğan’a randevu vereceğinin, AGİT ön raporunun açıklanmasının hemen ardından duyurulması da kayda değer bir gelişme. Bu görüşme Erdoğan’ın kaderini belirleyebilir. Referandum üzerinden kendi meşruiyetini tehlikeye atan Erdoğan’ın keyfinin AGİT raporundan sonra daha da kaçtığı kesin. Trump’la yapacağı görüşmede vereceği tavizlerle, kendisini ABD açısından yeterince kullanışlı kılabilirse, referandumdan itibaren şaibeli hale gelen koltuğunun Batılı kurumlarca sorgulanmasını bir süre daha erteleyebilir. Aksi taktirde, yanar döner tavırları nedeniyle kendisinden bıktırdığı Batının elindeki AGİT raporu, sözünde durmayan yaramaz çocuğunu dövmeye mazeret arayan babanın eline geçen zayıflarla dolu bir karneden farksız.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha