• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

82 günde 83 kişi şiddete uğradı

82 günde 83 kişi şiddete uğradı
0 0

Kovid-19 salgınının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana en az 83 kişi sokağa çıkma yasaklarına uymadıkları gerekçesiyle polis, bekçi ve zabıta şiddetine maruz kaldı. İnsan hakları savunucularına göre, karşılaşılan bu şiddetinin en büyük nedeni “cezasızlık”

1 Haziran 2020 Pazartesi 17:58

Son aylarda Koronavirisü (Kovd-19) salgını ile birlikte Türkiye’nin gündemine oturan başlıca konulardan biri, polis ve bekçi şiddeti oldu. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dökümantasyon Merkezi’nin verilerine göre, 11 Mart-28 Mayıs tarihleri arasında koronavirüs salgını kapsamında alınan sokağa çıkma yasakları ile diğer tedbir ve kısıtlamalara uymadıkları gerekçesiyle 78’i polis ve bekçi, 3’ü belediye zabıtaları tarafından olmak üzere en az 81 kişi şiddet, işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. En az 3 çocuğun şiddete maruz kaldığı aynı dönemde uğradığı şiddet nedeniyle 3 kişi tedavi altına alındı. Rapora göre, Tekirdağ ve Edirne’de yaşanan şiddet olayında polisin biber gazı kullanması nedeniyle kaç yurttaşın kötü muameleye kaldığı ise tam olarak bilinmiyor.

 

TİHV verilerinin yanı sıra 28 Mayıs-31 Mayıs tarihleri arasında yine tedbir ve kısıtlamalara uymadıkları gerekçesiyle Antep 1 ve İstanbul Eyüp’te de 1 kişinin polis şiddetine maruz kaldığı basına yansıdı.  Böylelikle Kovid-19 vakasının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana en az 83 kişi salgına dair tedbir ve kısıtlamalara uymadıkları gerekçesiyle şiddet, işkence ve kötü muameleye maruz kaldı.

 

Sokağa çıkma yasağı ve kısıtlamalara uymayanlara 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun 282'nci maddesi uyarınca para cezası kesilmesi gerekirken şiddete başvurulması tepkilere yol açtı. 

 

Hak ihlalleri, şiddet olaylarının artmasının nedenleri ile neler yapılması gerektiğine dair TİHV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Av. Gülseren Yoleri ile konuştuk. 

 

ŞİDDETİ ÖNLEME GAYESİ YOK

 

Türkiye’de polis şiddetinin her dönem büyük bir sorun olduğunu dile getiren İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri’ye göre, geçmişten bugüne polis şiddetinin önlenememesinin nedeni devletin aslında böylesi bir gayesinin olmaması. 

 

Polis şiddetinin konu olduğu soruşturma ve dava dosyalarını örnek gösteren Yoleri, soruşturma ve dava dosyalarında kolluğun korunduğunu ifade etti. Son dönemde artan polis şiddeti olaylarının AKP hükümeti dönemine has olmadığını belirten Yoleri, asıl sorulması gereken sorunun "Devlet neden şiddete gerek duyuyor?" olduğunu vurguladı. 

 

Yoleri, “Toplum her zaman baskı altına alınmak istendi. O nedenle dönemin koşullarına göre şiddetin dozu ayarlanıyor. Zaten devletin insan haklarına ve özgürlüklere bakışı ile şiddet arasında sıkı bir ilişkisi var. Bugün ekonomik ve siyasi krizin derinleşmesi, sosyal izolasyon dönemde yaşanan yoksulluk, erken seçim tartışmalarının yapılması ve iktidarın bu tartışmalar ışığında toplumu daha çok susturma gayesi şiddet olaylarını arttırdı” dedi.

 

PERVASIZLIĞIN NEDENİ? 

 

Yaşanan olaylardan dolayı yurttaşların devlet kurumlarına olan güveninin sarsıldığını dile getiren Yoleri, “İktidar güvenlik güçlerine olan güven sarsılır mı hesabını yapmıyor. Çünkü bundan daha büyük bir hesabı peşinde; kendi iktidarını koruma hesabı. Daha önce muhaliflere uyguladığı şiddeti şimdi bahçesinde oturan vatandaşa uyguluyor. İktidar bunu yaparken, şiddetin yaratacağı korkudan bir beklentisinin olduğu düşünülebilir” diyerek, polisin güç kullanmasındaki pervasızlığı “cezasızlık” zırhına bağladı. 

 

SİSTEMİN VARLIĞI İÇİN ŞİDDETE BAŞVURULUYOR 

 

Sokağa çıkma yasağı kısıtlamasını ihlal edenler hakkında kanunen para cezası uygulanması gerekirken, polisin başvurduğu şiddetin suç olarak algılanmadığını söyleyen Yoleri, bu algının oluşmamasının temel nedeninin ise şiddeti teşvik eden politikalar olduğunu ifade etti. 

 

Polisi şiddete teşvik eden politikaların 7145 Sayılı Kanun ile tescillendiğini vurgulayan Yoleri,  şunları söyledi: “Otoriter bir rejim tespiti Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra kesinlikle onaylandı ve tescillendi. Tabi ki burada hukuk devleti gibi bir tartışma söz konusu değil. Çünkü Türkiye hukuk devleti falan değil, ‘polis devleti’. Hukukun işlemediği güç ilişkilerinin ve keyfi uygulamaların egemen olduğu bir sistem hakim. Bu sistemin varlığını koruyabilmesi için baskı ve şiddet en önemli araçlardan bir tanesi. Bugün bekçilerin sahaya sürülmesi, polisin silah kullanma yetkisinin artırılması ve cezalık politikasının gittikçe güçlendirilmesi de bununla çok yakından alakalıdır.” 

 

YARGI ELİYLE AKLAMA

 

TİHV Başkanı Şebnem Korur Fincancı’ya göre de, artan kolluk şiddetinin en büyük nedenlerden birisi yine cezasızlık. Faili kolluk birimleri olan şiddet ve işkence uygulamalarının etkili soruşturulmadığını söyleyen Fincancı, Türkiye hukukunda aslında dünyanın pek çok ülkesinden çok daha ileri bir işkence maddesinin olduğunu kaydetti. Fincancı, “Peki, bu madde yasası uygulanıyor mu? Hayır, uygulanmıyor. Şimdi bu cezasızlıkta sorumlular kim? Etkili soruşturmayı yapmayan savcılık, kovuşturma gerçekleştirmesini sağlamayan yargıçlar. Dolayısıyla yargı eliyle bir aklama faaliyeti yaşandığını görüyoruz” diye konuştu. 

 

Bu aklamanın kolluğa ciddi mesaj verdiğini dile getiren Fincancı, “Diyor ki; ‘siz şiddet ve işkence uygulayın biz sizi koruruz’. Böyle bir mesajı alan kolluğun şiddet ve işkenceden kaçınması mümkün mü?” diye sordu. 

 

SOYLU’NUN SÖYLEMLERİ 

 

Kolluk birimlerinin karıştığı şiddet olaylarının artmasındaki en önemli nedenlerden birinin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun söylemleri olduğunu söyleyen Fincancı, “Önceki İçişleri bakanlıkların aynı yaklaşımları gördük ama çok daha açıktan işkenceyi öven, destekleyen hatta kendisi bile işkence yapma niyetinde buluyor Süleyman Soylu. Her açıklamasında şaşkınlığa uğruyorum. Soylu, cami hoparlöründen müzik çalan kişiler hakkında 'caminin dibinde ezanı dinletiriz' diyor. Burada hem ezanı işkence olarak görüyor hem de işkence yapacağını açıkça beyan ediyor. Dolayasıyla üst düzey yönetiminde bulunanların kamu görevlisi niteliğine sahip olmaması, sonuçta kolluğun da daha pervasızca davranmasını ve işkence yaptığında ceza almayacağı güvencesiyle davranmasına neden oluyor” dedi. 

 

DAVALARA MÜDAHİL OLMA ÇAĞRISI

 

Derledikleri rapore yansıyan kolluk şiddeti üzerinde duran Fincancı, “Bunların belgelenmesi çok önemli. Çünkü görünür olduğu ölçüde yargıyı etkili bir soruşturmaya zorlama olanağımız var. Onun dışında da Çorlu’daki çekim yapan ve sonrasında müdahale edilen vatandaşın eylemi bence çok önemli. Olaya tanıklık edenlerin müdahil olmayı da seçmesi gerektiğini düşünüyorum” diye belirtti.

 

Fincancı, son olarak bu tarz olaylara tanıklık edenlere, “İzlemek ya da görüntülemek yetmez. Soruşturma ve davalara müdahil olmaları ve bunun suç olduğunu kolluğa hatırlatmak gerekir” diyerek çağrıda bulundu.

 

KAYNAK: MEZOPOTAMYA AJANSI - NACİ KAYA

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha