• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Akademisyen Engin Sustam: Türkiye’de ırkçılığı normalleştiren bir yönetim iktidarda

Akademisyen Engin Sustam: Türkiye’de ırkçılığı normalleştiren bir yönetim iktidarda
0 0

"Mesele sadece ırkçılık karşısında durmak değil, aynı zamanda anti ırkçı olmak gerekiyor"

19 Eylül 2020 Cumartesi 23:12

Türkiye’de neredeyse her gün yeni bir ırkçı saldırısına tanıklık ediyoruz.  Sadece son bir haftada Sakarya’da Mardinli Kürt işçilere yönelik saldırılar yapıldı, bizzat işveren tarafından aile bireyleri dövüldü. 

 

Afyon’un Dinar ilçesine çalışmaya giden Ercişli inşaat işçilerine silahlı saldırıda bir genç hayatını kaybetti, yine Samsun’da 16 yaşında Suriyeli bir fırın işçisi bıçaklanarak öldürüldü. 

 

Peki nedir bu ırkçılık, neden Türkiye bundan kurtulamıyor, sadece son yıllarla mı sınırlı yoksa tarihsel bir kökeni mi var?

 

EHESS Cetobac ve Cenevre Üniversitesi InCite departmanlarına bağlı olarak çalışan akademisyen Engin Sustam Türkiye’deki ırkçılığı AHVAL'e anlattı.

 

"Irkçılık bir hastalık değil. Bu bir politik durum, hissiyat, duygu, bir arzu durumu” diyen sosyolog Sustam özetle şu değerlendirmeyi yaptı:

 

“Despotik iktidarlar, ırkın özcü kategorilerini kendilerini yerleştirerek bir tahakküm ilişkileri yaratmaya çalışıyor ve bu toplumsallaşıyor. Bir toplum ırkçılığı ve faşizmi arzulayarak en aşağılık gördüğü diğer topluluklara yönelik olarak belirli bir ideolojik ve sömürgecilik yaptırımlar yapabiliyor.  

 

Mesele sadece ırkçılık karşısında durmak değil, aynı zamanda anti ırkçı olmak gerekiyor. Bunun için politik bir duruşun, anti faşist bir hareketin, anti faşist bir toplumsallaşmanın gelişmesi gerekiyor. Bu da yüzleşmeyle olabilir. Kendi geçmişiyle, soykırım geleneğiyle, Ermeni soykırımı, Zilan, Dersim, Diyarbakır, Maraş, Sivas katliamları ile yüzleşmemiş bir toplum ırkçılıkla hesaplaşamaz. Ki bu bir tedavi değil, reçetesi yok. Bunun sadece ancak politik etik bir duruşu vicdani bir yeri var. Bunun ırkçılık karşıtı işleyen bir duruşu var ve bunun toplumsallaşması gerektiğini düşünüyorum. 

 

Türkiye’de kendini güçlü bir şekilde gösteren anti ırkçı bir hareket yok. Ama anti ırkçı bazı bireyler var elbette. 

 

Türkiye’de, akademiden bilimsel çabalara, gündelik hayattan toplumsal bütün formların olduğu her alana yaslanan bir toplumsal ırkçılık var. 

HDP’yi ayrı tutmak gerekiyor ama diğer muhalefet partilerine baktığımız zaman aslında Yusuf Akçura’nın üç tarzı siyasetinin devamıymış gibi konuşuyorlar. Sürekli kullanılan Mustafa Kemal'in ‘Ne mutlu Türküm diyene” sözleri, ‘bir Türk dünyaya bedeldir’ söylemi…

 

Her sabah okullarda okutulan antları savunan bir CHP ile karşı karşıyayız. CHP hala okullarda sabahları okutulan antlarla oradaki tevhidi etrak dediğimiz Türk milliyet siyasetini oluşturan nutukların ırkçı olduğunun farkında bile değil.

 

Bugün Türkiye'de belki de en korkunç olan patolojilerinden birisi bu. Irkçı olanlar, ırkçı olduklarının farkında değiller. Muhalefet partileri de buna dahil. Zaten İyi Parti’nin kendisi ırkçı teoriler üzerine oturan bir parti. Ama CHP, kendi içinde farklı dinamikler olmasına rağmen, en temel dinamiklerinden birisi belki de mayası ırkçılık. Hala Türk ırkçılığı ve Türk milliyetçiliği üzerinden beslenen bir okuma var. AKP’nin yaptığı her şeyin cevabını milliyetçi bir cepheden kurarak oluşturmaya çalışıyor ama farkında bile değil, yaptığının ırkçılık olduğunu." 

 

 

Türkiye’de Türk ırkçılığı olduğunu dile getiren Engin Sustam, “Türk ırkçılığı kavramını kullanmak gerekiyor. Bunun temelleri var, bunun tarihi var. Türk ırçılık derneği var, 1970’lerde kurulmuş, Türk ırkçılığını savunan dergiler, teorik anlayışlar var. Bunu söylemekten kesinlikle çekinmemek gerekiyor, bu bir halkı damgalamak değil, hayır. Bir halkın, başka halkı damgalamasını gösteren bu ideolojiyi ve siyaset biçimini çekinmeden söylemek gerekiyor. Alman ya da Fransız ırkçılığından ya da Alman faşizminden nasıl bahsediyorsak Türk ırkçılığı ve faşizminden de açık şekilde bahsetmek gerekiyor. Bunun temeli çok açık şekilde 1915 Ermeni soykırımı öncesine dayanıyor, Jön Türk devrimi sonrasında kendini gösteriyor, bu saldırganlık meşru bir şekilde bugüne kadar geliyor. Beyaz üstün Türk ırkı tanımına yaslanarak devam ediyor, bir tahayyül var, bir Türklük sözleşmesi, bir Türklük ethosu üzerine yaslanmış” ifadelerini kullandı.  

 

Sosyolog Sustam, AKP iktidarının ırkçılık konusunda şunları söyledi: 

 

“AKP aslında kendisi de bir dönem ırkçılığa maruz kalan bir arenadan gelmesine rağmen şu an tamamen Pan-Türkizm, Pan-İslamizm üzerinden gelişen özellikle despotik bir iktidar pedagojisi içinde. Bugün dünyada AKP agresif bir siyaset izleyerek, ötekilere yönelik nefreti körükleyerek iktidarda kalmaya çalışan  hükümetlerden biri olarak görülüyor. Dünya tarafından, ırkçı bir hükümet olarak tanımlanıyor…

AKP’nin geldiği nokta kendilerinin maruz kaldığı şiddet mekanizmalarını unutarak ya da riyakarlık yaparak, Kürt ve Alevilere yönelik nefreti sembolleştiren bir totaliter sistem oluşturmaya başladı.

AKP yönetimi başlı başına ırkçılığı tetikleyen, bugünkü ırkçılığın olağan şekilde suç olmamasını sağlayan bir siyaset tarzı izliyor. Eğer AKP gerçekten Kürt fobisine sahip olmasaydı, sanırım kayyımlarla birlikte Kürt coğrafyasındaki Kürtçe belediye isimlerini, sokaklardan, duvarlardan indirmezdi.

Erdoğan bu siyasetin aktörlerin biri olarak elbette bunun içinde olan birisi. Recep Tayyip Erdoğan Siirt’ten Kürt kardeşlerinden oy alarak iktidara gelmiş olabilir ama  geldiği noktada, Kızıl Elmacılarla, Ergenekoncularla, farklı paramiliter politik yaklaşımlarla yan yana durarak bu siyasetin devam etmesini sağlayan kişilerden biri haline geldi. Bu zenofobik siyasetini devam eden aktörlerden biri...”

 

Sosyolog Sustam Türkiye’de, Arel Üniversitesi'ndeyken 2015 yılında politik kimliğinden dolayı işten atıldı, aynı günlerde sosyal medyada hakkında  “Kürtçü sosyolog” diye linç kampanyaları başlatıldı. 

 

Engin Sustam, bunun üzerine 29 Mayıs Üniversitesinde dersler vermeye başladı ama bu da kısa sürdü. Barış bildirisine imza attığı için üniversite sözleşmesini uzatmadı. Paris’e yerleşen Engin Sustam'ın, Fransızca yayınlanan "Şiddet ve Direnis arasında Kürt Madunluğu ve Çağdaş Sanat" ve bu ay çıkan "Kırılgan Sapmalar : Sokak Mukavemetleri ve Yeni Başkaldırılar" adlı iki kitabı var.

 

*Akademisyen Engin Sustam’dan NOT: Ahmet Kaya lincinden dolayı söyleşinin 8.16 dakikasında dönemin Hürriyet gazetesi sorumlusu Ertuğrul Ozkök yerine yanlışlıkla dil sürçmesinden kaynaklı "Kürkçü" demişim, Ertuğrul Kürkçü'den bu durumdan dolayı çok özür dilerim, hafızamda olumlu bir yeri vardır pek alakasız bir dil sürçmesi olmuş affola...

 

 

KAYNAK: AHVAL

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha