• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Can Dündar: Erdoğan basını savunmak konusunda dünyanın en ikiyüzlü kişisidir

Can Dündar: Erdoğan basını savunmak konusunda dünyanın en ikiyüzlü kişisidir
0 0

"Benimle Cemal Kaşıkçı arasındaki fark onun katillerinin daha iyi hazırlanmış ve hedefi ıskalamamış olmasıydı. Bu yüzden, Erdoğan’ın Kaşıkçı cinayeti davasının sonuna kadar takipçisi olacağı iddiasını ne zaman duysam, sadece gülüyorum."

14 Aralık 2018 Cuma 14:47

Can Dündar’ın, Gezi Parkı protestolarına yönelik soruşturmaya dahil edilmesinin ardından, kendi başına gelenleri Erdoğan’ın Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi olayındaki tavrıyla karşılaştıran yazısı ABD’nin saygın gazetelerinden Washington Post’ta yayınlandı.

 

Halen Almanya’da yaşayan Cumhuriyet gazetesinin eski yayın yönetmeni Dündar, Kaşıkçı cinayetindeki tavrı nedeniyle Erdoğan’ın basın özgürlüğünü savunduğu izlenimi oluşabileceğini belirterek, “tek kelimesine bile inanmayın” diyor. 

 

Yazı şu şekilde; 

 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın alçakça öldürülüşünü kendisine avantaj sağlamak için kullandı. Kaşıkçı’nın katillerinin peşini bırakmayışını görünce basın özgürlüğü konusunda samimi şekilde kaygılandığını düşünebilirsiniz. Tek kelimesine bile inanmayın.

 

Erdoğan’la ilk karşılaşmam 1990’ların sonunda oldu. İstanbul Kitap Fuarı’nda karşılaştık; ayağa kalkarak elimi sıktı. O zaman İstanbul’un belediye başkanıydı, üniversite günlerinden beri de faal bir İslamcıydı. İdeolojik yelpazenin karşıt kutuplarında olsak da, 1997’de dini temalı bir şiir okuduğu için hapis cezasına çarptırıldığında, ifade özgürlüğüne inancımdan ötürü onu destekledim. 1999’da hapse girdi. 

 

Dört ay sonra hapisten çıktığında, Erdoğan adeta bir halk kahramanı olmuştu. Bu yeni konumunun desteğiyle 2001’de siyasi partisini kurdu ve iktidara gelmek için hazırlıklarına başladı. Amerika Birleşik Devletleri’ne gidip üst düzey ABD’li yöneticilerle görüşerek işe girişti. O zamanlar yanına çekmek istediği bir İslami hareketin lideri olan Fethullah Gülen’i de ziyaret etti. Bunun ardından Davos’ta George Soros’la buluşması geldi, ondan da destek talep etti. 

 

Erdoğan’la başbakan seçilmesinin ardından, hazırladığım bir belgesel film için ikinci kez görüştük. Yoksulluk içinde yaşadığı yılları, İstanbul’un ulaşım şirketinde hizmetli olarak çalışmasını ve şirketin takımında futbol oynayışını gururla anlattı. 

 

Daha fazla güç elde ettikçe Erdoğan’ın kibri de arttı. Eski müttefiklerini –ABD, Gülen ve Soros- birer birer düşman olarak ilan etti. Her türden eleştiriyi karalama diye niteleyip sayısız dava açtı. Muhaliflerini “hain” olarak yaftaladı.

 

Ben de elbette o “hainlerden” biriydim. Gençliğini yoksulluk içinde geçiren bu adamın iktidardayken zenginleşmesini anlatan bir belgesel hazırlamıştım. Ayrıca, Türk istihbarat servisinin yasa dışı şekilde Suriye’deki İslamcı gruplara silah tedarik ettiğini gösteren görüntüleri yayınlamıştım. Erdoğan ifşa edilenleri inkâr edemiyordu, fakat ertesi günü TV’ye çıkarak, “bu haberi yapan kişi ağır bedel ödeyecek” açıklamasını yaptı. 

 

Benim için bedel iki kez ömür boyu hapis cezası isteğiyle yargılanmak, yedi ay hapis yatmak ve mahkemenin karar gününde silahlı bir kişinin saldırısına uğramak oldu. Saldırgan ıskaladı ama ateş ettiği sırada Erdoğan’ın benim için kullandığı sıfatı bağırdı: “Hain!”

 

(Bu arada belirtmek gerekir ki, muhtemel katilim ceza almadan serbest bırakıldı, oysa beni korumak için saldırganın üstüne atlayan eşimin ülke dışına çıkması yasaklandı; bu nedenle geçtiğimiz iki buçuk yıl boyunca ayrı kaldık.)

 

2016’daki darbe girişiminin ardından konuşma özgürlüğüne yönelik artan baskılar sonucunda Türkiye’den ayrılmaya karar verdim. Almanya’da gazeteci olarak çalışmaya devam ettim, zira anavatanımda gazetecilik yapmak neredeyse imkânsız olmuştu. Erdoğan Eylül ayında Alman Şansölye Angela Merkel’le ortak basın toplantısı düzenleyince Türkiye’de sorulamayan soruları ona yöneltmeyi planladım. Benim etkinliğe katılmak üzere kaydolduğumu öğrenen Erdoğan, “O gelirse ben yokum” diyerek iptal etme tehdidinde bulundu. Ben de diplomatik bir krizi önlemek için katılmamayı seçtim.

 

Erdoğan’ın öfkesiyse daha da arttı. Türkiye’ye dönüşünde eski bir davayı hatırladı: Beş yıl önce bir grup genç insan İstanbul’un kalbindeki bir parkta alışveriş merkezi inşa edilmesini engellemek üzere bir araya geldi. Onların Gezi Parkı protesto hareketi hızla Türkiye tarihindeki en büyük protestolardan bir haline geldi. Erdoğan yaklaşan seçimler öncesinde bu defa Gezi protestocularını düşmanlaştırarak kendi destekçilerini gaza getirebileceğini düşünüyor. 

 

Önce, hiçbir suçlama yapılmadan bir yıldır hapiste tutulan iş insanı ve insan hakları aktivisti Osman Kavala’yı hedef aldı. Kavala’yı “Gezi’de teröristleri finanse eden adam” olarak niteledi, ardından “parasını ülkeleri bölmek için harcayan Macar Yahudisi Soros’un” Kavala’nın arkasında olduğunu söyledi. 

 

Soros’la görüşmesinin fotoğrafının açığa çıkabileceği Erdoğan’ın aklına gelmedi elbette, ama çıktı. Böyle bir fotoğrafı basacak herhangi bir medya organı kalmadı gerçi, zira çoğu ona bağlı, kalanlar da cezalarla yıldırılıyor. Ertesi gün, Soros’un Açık Toplum Vakfı Türkiye’deki şubesini kapattığını duyurdu.

 

Erdoğan yanlısı medya benim Kavala’nın talimatıyla Gezi Parkı protestolarını kışkırttığım iddiasını yayınladı. Ardından da savcılar benim hakkımda yeni bir yakalama kararı çıkardılar.

 

Neyse ki Almanya’dayım ve Almanlar iade edilmem talebini reddettiler. 

 

Benimle Cemal Kaşıkçı arasındaki fark onun katillerinin daha iyi hazırlanmış ve hedefi ıskalamamış olmasıydı. Bu yüzden, Erdoğan’ın Kaşıkçı cinayeti davasının sonuna kadar takipçisi olacağı iddiasını ne zaman duysam, sadece gülüyorum. 

 

ÇEVİRİ: AHVAL

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha