• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Cemal Kaşıkçı davası: Keşif talebine ret

Cemal Kaşıkçı davası: Keşif talebine ret
0 0

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki başkonsolosluğunda öldürülmesiyle ilgili 20 sanığın yargılanmasına başlandı.

3 Temmuz 2020 Cuma 16:42

Sanıkların gıyaben yargılandığı davada Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz’in konsolosluk binası ve konutunda keşif yapılması talebi reddedildi. Bir sonraki duruşma 24 Kasım’da.

 

Gazeteci Kaşıkçı’nın öldürülmesinden sorumlu tutulan 20 sanığın yargılanmasına bugün İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Savcılık, firari sanıklardan Ahmet bin Muhammed el-Asiri ve Suud el- Kahtani hakkında ‘tasarlayarak ve canavarca hisle eziyet çektirerek kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istiyor. Diğer 18 hakkında sanık hakkında da ‘tasarlayarak ve canavarca hisle eziyet çektirerek kasten öldürme’ suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep ediliyor.

 

Duruşmayı, Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz, Birleşmiş Milletler (BM) temsilcileri, insan hakları örgütleri ve uluslararası basın kuruluşlarından muhabirler takip etti. Ses Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda alınan duruşmada ilk olarak Kaşıkçı’nın nişanlısı Cengiz müşteki sıfatıyla konuştu.

 

Cengiz, sözlerine kendini tanıtarak başladı. Lise ve üniversitede Ortadoğu’ya odaklanladığını, Kaşıkçı’yla 2018’te Türkiye’ye geldiği konferansta tanıştığını söyledi. Bu tanışmadan sonra Kaşıkçı’nın aynı sene eylül ayında ailesiyle tanıştığını ve evlenmek için onay aldıklarını belirtti. Ertesi gün gidip ev aldıklarını söyleyen Cengiz, bundan sonra Kaşıkçı’nın oğlu Abdullah ile tanıştığını aktardı. Cengiz, Kaşıkçı’nın evlilik için gerekli evrakları toplamaya çalıştığını belirterek birlikte 28 Eylül 2018’de Fatih Belediyesi evlendirme dairesine gittiklerini ekledi. Cengiz, burada konsolosluktan gerekli evrak olmadan evliliğin yapılamayacağı yanıtını aldıktan sonra konsolosluğa gittiklerini söyledi. 

 

‘İlk ziyarette olumlu karşılamışlar‘

 

Cengiz, konsolosluğa gittiklerinde kapıdaki Türk güvenlik görevlisinin içeriye telefon alınmadığını söylemesi üzerine Kaşıkçı’nın telefonunu kendisine verdiğini söyledi ve şöyle devam etti:

 

“Cemal içeri girdi. Aynı gün uçağı vardı, (Britanya’nın başkenti) Londra’ya gidecekti. İçeride nasıl bir diyalog oldu bilmiyorum ama zaten uzun kalırsa bir şey oldu diye düşünürüm dedim kendi kendime. Yaklaşık 45-50 dakika içeride kaldı ve sonra çıkıp yanıma geldi. Bu işi hallettiğini ve evrak için yeniden gelmesi gerektiğini söyledi. Bu tarz evraklar Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı’ndan ya da bu işlerle ilgilenen birimlerden isteniyormuş. Cemal kendini garantiye almak için uçağı olduğunu söylemiş. Kendini iyi karşılamışlar, o da şaşırmıştı. Cemal bu durumu çok olumlu değerlendirmişti.”

 

Kaşıkçı’nın uzun yıllar prenslere, emirlere danışmanlık yaptığını söyleyen Cengiz, onun konsoloslukta iyi karşılanmasını olumlu yorumlamasına güvendiğini belirtti. Cengiz’in anlatımına göre Kaşıkçı, o gün konsolosluktaki yetkililere Londra’ya gideceğini, evlilik için gerekli evrakı dönüşte uğrayıp alacağını söyleyerek konsolosluktan ayrıldı. 

 

Kaşıkçı konsolosluğa çağrılıyor

 

Cengiz, Kaşıkçı’nın 2 Ekim 2018’de Londra’dan İstanbul’a döndüğünü, birlikte kahvaltı yaptıktan sonra konsolosluğa ilk gidişinde aldığı Sultan isimli yetkilinin telefon numarasını aradığını anlattı. Kaşıkçı’nın Arapça konuştuğu için konuşulanları anlamadığını aktaran Cengiz, konuşmanın sonlandığını söyledi. Cengiz, kısa süre sonra Sultan isimli kişinin aradığını ve evrakı vereceklerini söylediğini anlattı ve şöyle ekledi:

 

“Sultan isimli kişinin onu araması onu sevindirdi. İlk görüşme olumlu geçince Sultan’ın numarasını almış. Yardımcı olmayacak olsa numarasını vermezdi diye düşündü. Zaten kameralara yansıyan görüntüleri izleyen herkes Cemal’in ne kadar rahat, mutlu ve endişeden uzak olduğunu görmüştür.”

 

‘Yetkili yüzüme bakamıyordu’

 

Kaşıkçı ile konsolosluğa gittiğini anlatan Cengiz, nişanlısını kapıda beklemeye başladığını söyledi. Kapıda üç-üç buçuk saat beklediğini belirten Cengiz, şöyle devam etti:

 

“Araplar Cemal’i sevdi, sohbet ediyorlar diye düşündüm. Cemal’in iyi niyetini sigorta olarak düşündüm. Girer girmez hemen arkasından girmeye çalışsaydım da giremeyecektim. Çıkmayınca endişelendim ve kardeşimi arayıp konsolosluğun çalışma saatlerini sordum. Netice itibariyle konsolosluğun kapandığını öğrendim. Polise sordum Cemal’i. Polis şaşırdı ve içeri girenin dışarı çıkacağını söyledi. Bir şey bilmediğini anlayınca konsolosluğu aradım. Telefona çıkan kişiye Cemal’in içeri girdiğini ve çıkmadığını söyledim.

 

Kim olduğumu sordu. Nişanlısı olduğumu söyledim. Sonrasında bu kişi bana olduğum yerde kalmam gerektiğini söyledi ve hangi kapıda beklediğimi sordu. Daha sonra yanıma 25 yaşlarında bir Suudi Arabistanlı genç geldi. Yüzüme baktı, yüzünde dehşet, korku vardı. Yüzünü görünce korktum. ‘Odaları kontrol ettim, kimse yoktu’ dedi. Bunu söylerken gözlerimin içine bakamıyordu. Orada bir şeyler oluğunu düşündüm.”

 

‘Sultan isimli kişi asıl sorumlu’

 

Kaşıkçı’nın daha önce “Başıma bir şey gelirse Yasin Aktay’ı ara” dediğini anımsatan Cengiz, bu nedenle Aktay’ı aradığını söyledi. Aktay’a durumu anlattığını belirten Cengiz, şu sözlerle ifadesini tamamladı:

 

“Cemal’i öldürürken çok büyük bir şeyi yaraladılar. Müslümanlık, adalet imajını yaradılar. Sultan adındaki kişinin en önemli sorumlulardan biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü onu oraya gitmesi için ikna etti. Herkesten şikayetçiyim. Uçan kuştan, çaycıdan, konsolosluktaki herkesten, talimatı verenden, sessiz kalan herkesten şikayetçiyim. Çünkü ben burada tek başıma kaldım.”

 

Aktay tanıklık yaptı

 

Cengiz’den sonra Yeni Şafak gazetesi yazarı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay tanık olarak dinlendi. Kaşıkçı ile dostluğunun yıllar öncesine dayandığını aktaran Aktay, şunları söyledi:

 

“Kendisiyle en son Ağustos 2018’de bir sohbetimiz olmuştu. O sırada ve daha önceki zamanlardan bana yansıyan bilgiler vardı Suudi Arabistan’daki konumuyla ilgili. Kaşıkçı Arap baharına muhalefeti olumlu bulmuyordu. Kaşıkçı’nın bu eleştirileri de saygıyla karşılanıyordu. Kral Abdullah yönetimi onu saygıyla karşılıyordu. Gerçek anlamda özgür düşünceli, ülkesine yararlı biriydi.”

 

Yazmaktan men edildi

 

Kaşıkçı’nın Muhammed bin Selman’ın veliaht prens ilan edilmesinden sonra çok ciddi bir kaygıya kapıldığını söyleyen Aktay, Kaşıkçı’nın bunu bir darbe olarak nitelendirdiğini söyledi. “Onun için kötü, baskılı günlerin geleceğinin göstergesiydi” diyen Aktay, bütün emirlerin tutuklandığı ve mal varlıklarından zorla vazgeçirildiği bir dönemin yaşandığını belirtti. Suudi Arabistan’da bu aşamadan sonra yönetimin uygulamalarını eleştirenlerin baskılandığı bir dönem yaşandığına dikkat çeken Aktay şöyle devam etti:

 

“Kaşıkçı Yemen’e, Katar’a yönelik uygulamalardan rahatsız olduğunu da söylemişti. Kaşıkçı tweet atmaktan, yazı yazmaktan men edildi. Durumun kötüleşeceğini anlayınca da ülkeden kaçtı. Faşizm sizi konuşmaya zorlar, Suudi Arabistan’ın görüntüsü de böyleydi. Tüm yanlış uygulamalara sessiz kalmanız bile sizi baskı altına alıyordu.”

 

‘Kaşıkçı’nın kellesini getirin’

 

ABD’ye giden Kaşıkçı’nın aynı zamanda Türk vatandaşı olabilmenin yollarını aradığını da söyleyen Aktay, Kaşıkçı’nın Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Dubai şehrinde bir televizyon kanalında çalışan oğlunun da kendisine yönelik baskı nedeniyle işten çıkarıldığını anlattı. Davanın sanıklarından eski Kraliyet Divanı müsteşarı Suud Kahtani ile Kaşıkçı arasında haberleşme programı WhatsApp üzerinden bir görüşme yapıldığını aktaran Aktay’a göre, Kahtani, Kaşıkçı’ya susması veya ülkesine dönmesi gerektiğini söyledi. Aktay, mahkeme başkanının “Suudi Arabistan ile ilgili yazdıklarının Muhammed bin Selman’ı kızdırdığı, hatta ‘Kellesini getirin’ dediğini yazmıştınız” hatırlatması üzerine şunları anlattı:

 

“Bu bir duyumdur. Selman, ABD seyahati sırasında Washington Post gazetesini ziyaret ediyor. Gazeteciler, Yemen’deki insan hakkı ihlalleriyle ilgili içeriden bilgilerin yer aldığı sorular sormuş. Bu da onu kızdırmış. Kızgınlığını ifade etmek için de ‘Bana kellesini getirin’ demiş. Kaşıkçı, Democracy for Arab World Now (Arap Dünyasında Demokrasi Hemen) isimli derneğin başkanıydı. Dernek şu an faal haldedir. Derneğin faaliyetleri Suudi Arabistan yönetimini sinirlendirirdi. Onlarda demokrasi bir küfür gibidir.”

 

Daha önce de görüşmüş

 

Aktay, Kaşıkçı’nın ABD’de bulunduğu sırada pasaportunu kaybettiği için de Suudi Arabistan konsolosluğuna gittiğini söyledi ve şöyle devam etti:

 

“Kaşıkçı, konsolosluğa birlikte gittiği arkadaşı Muhammed bin Sultan’a Kahtani ile görüştürüldüğünü ve Suudi Arabistan’a dönmesi yönünde telkinde bulunulduğunu söylüyor. Sonra pasaportu evde buluyor. Aslında büyükelçiliğe gitmesi için zorlandığı yorumunu yapmıştı arkadaşları.”

 

‘Panik havası vardı’

 

Aktay’dan sonra Suudi Arabistan konsolosluğunda çalışan yedi kişi daha tanık olarak dinlendi. Makam şoförü, temizlik görevlisi, teknik işlerden sorumlu olan bu kişiler, kendilerine olay günü müfettişler ve mühendisler geleceği için konut kısmına geçmelerinin yasak olduğunun söylendiğini anlattı. Teknik işlerden sorumlu Zeki Demir, şunları anlattı:

 

“(Olay günü) Saat 14.00 gibi mühendislere yardımcı olmam için konuta çağrıldım. Benden tandırı yakmamı istediler. Bir panik havası vardı. Benim bir an önce gitmemi istiyor gibiydiler. Tandırı yaktıktan sonra çıktım. Biz eve olaydan beş-altı gün sonra gidince tandırın parçalandığını gördük. Mermerin rengi de değişmişti. Kezzaptan dolayı değişmişti.”

 

‘Keşif yapılsın’

 

Tanıkların beyanlarından sonra sanık avukatları söz alarak müvekkillerine ulaşamadıklarını, aleyhe beyanlara katılmadıklarını dile getirdi. Hatice Cengiz’in avukatı Gökmen Başpınar da olay yerinde keşif yapılmasını talep etti. 

 

Taleplerle ilgili ara kararını açıklayan mahkeme, keşif talebinin bu aşamada dosyaya yarar sağlayamayacağı gerekçesiyle ileride tekrar değerlendirilmek üzere şimdilik reddine karar verdi. Sanıklar hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emirlerinin ve kırmızı bültenin aynen devamına hükmeden heyet, aralarında gazeteci Turan Kışlakçı’nın da bulunduğu duruşmaya gelmeyen üç tanık hakkında zorla getirme kararı çıkarılmasına karar verdi. Sanıklarla ilgili Interpol’e yazılan müzekkerenin cevabının beklenmesine karar veren heyet, bir sonraki duruşmanın 24 Kasım saat 9.35’te yapılmasına hükmetti. 

 

KAYNAK: DİKEN - CANAN COŞKUN

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha