• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Dindarlar ve ateistler: "Kendini Müslüman olarak tanımlayan insanların büyük çoğunluğu inandıkları kitabın içeriğinden haberdar değiller"

Dindarlar ve ateistler:
0 0

KONDA Araştırma Şirketi'nin 10 yıllık toplumsal değişim raporu tartışma yaratmaya devam ediyor.

12 Ocak 2019 Cumartesi 19:51

Rapora göre, Türkiye’de ateist oranı artarken dindar oranı azaldı. Ateist oranı yüzde 1’den yüzde 3’e çıktı, yüzde 55 olan dindar oranıysa yüzde 51 civarına geriledi.

 

Ahval’e raporu değerlendiren ilahiyatçılar, ateistler ve aydınlar ise, bu istatistikleri sevindirici olarak yorumluyor. Gerek ateistler gerekse inananlar ateizmin yükselişini, düşünmenin ve sorgulamanın da yükselişi olarak değerlendiriyor.

 

Ahval’in sorularını yanıtlayan Ateizm Derneği Eski Başkanı Zehra Pala, inançlı insanların bile dini baskılara maruz kaldığına dikkat çekiyor. Pala, gizli ateist sayısının açıklanan rakamlardan fazla olduğunu düşünenlerden. Pala’ya göre, dindarların yaptığı baskılardan dolayı insanlar dinden uzaklaştı:

 

“Baskılardan dolayı her gün ‘gerçek Müslümanlığı’ tartışır hale geldiler. Kendini Müslüman olarak tanımlayan insanların büyük çoğunluğu inandıkları kitabı okumadıkları için içeriğinden haberdar değiller. Ancak araştırıp ayetlere baktıklarında gerçek tarafını görüyorlar.” 

 

Pala’ya göre, sosyal medya bu konuda çok etkili oluyor. “Hükümetin sosyal medyaya tepkisinin nedenlerinden biri de bence budur” diyen Ateizm Derneği Başkanı şöyle devam ediyor:

 

“Pek çok hesap erişime kapatılmaya başlandı. Bunun haricinde inanan insanlar her zaman kendisine saygı beklerken inanmayanlara ise saygısız olabiliyorlar. İnsanlar birbirinin gözüne inancını sokunca bu sefer bir tepki de başlıyor. Böylece gittikçe inançtan uzaklaşıyorlar.”

 

Pala’ya göre, ateizmin yükselişinde rol oynayan en önemli kurumlardan biri ise Diyanet. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Türkiye’de ateizme sempatinin artmasında önemli bir rolü olduğunu düşünüyor. Zehra Pala, “Diyanet’in söylemlerinden dolayı insanlar dini araştırmaya başlıyor. Sonradan da ateizme ve deizme kayıyorlar. Çünkü ‘Bu İslam’da yoktur’ dedikleri şeyi Diyanet söyleyince ve bu araştırılınca onun öyle olduğu görülüyor. Bu sefer de sorgulamaya başlıyorlar. Bizim ateizmi yaymamıza ihtiyaç yok Diyanet var zaten” diyor.

 

İstiklal

 

İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık da, Zehra Pala gibi ateizmin yükselişini olumlu buluyor. Klasik manada Müslümanların ateizmi yanlış anladığını kaydeden Eliaçık, ateist oranının açıklanan rakamlardan biraz daha fazla olduğunu düşünenlerden. Eliaçık, bunu olumsuz bir gelişme olarak değil, olumlu olarak gördüğünü söylüyor. “Çünkü” diyor ve devam ediyor:

 

“Ateizm ve deizm klasik manada dindarların anladığı bir inançsızlık, ahlaksızlık değil. Onlar, gençler ateizme veya deizme kayıyor denilince bunu pis bir şey olarak görüyorlar. Bazı dindar aileler, bunu gençler inançsızlığa, ahlaksızlığa, fuhuşa, uyuşturucuya kayıyormuş gibi algılıyorlar. 

Hâlbuki olan tam tersi ve bu durum gençler için daha iyi. Çünkü geleneksel yüklerden kurtulup, hurafelerden arınıyorlar, zihinlerini netleştiriyorlar. Belki ondan sonra dini daha iyi anlayabilirler. Kafalarını hurafelerden boşalttıktan sonra gerçek İslam’ı asıl kaynaklarından daha iyi anlama ve görme ihtimalleri olduğunu düşünüyorum ve bu açıdan olumlu bir gelişme olarak görüyorum.”

 

Dindarlığın azalmadığını Emevi dinine inananların azaldığını belirten Eliaçık’a göre, gerçek İslam’ın temsilcileri adalete, özgürlüğe ve emeğe sahip çıkıyor.

 

“Ben Peygamber’in getirdiği, Kur’an’da geçen gerçek İslam’ı savunuyorum ve onu yaşıyorum dediğim halde bana ateist diyorlar. Çünkü geleneksel dinlerinden çıkan herkese ateist diyorlar. Kur’an’ı Kerim’in konusu ateizm değildir. Ateist gençler de inançsız değildir. Adalete, eşitliğe, özgürlüğe insanlığa inanıyorlar” diyen Eliaçık sözlerini şöyle sürdürüyor:

 

“Diyanetin, tarikatların, cemaatlerin, ilahiyatların, imam hatiplerin anlattığı İslam’dan dolayı bazı insanlar buna tepki gösteriyor ve ‘biz yokuz’ diyorlar. Çünkü bunların anlattığı din çağa, kadınlara hitap eden bir din değil. Kadınları yarım insan gibi görüyor. Bu eşitliğe, özgürlüğe inanan bir din değil. Pek çok genç bunlara karşı çıkarak ateizme açılıyor.”

 

Anketi değerlendiren tarihçi Ayşe Hür ise bu tür araştırmalardaki hata payına dikkat çekerek ateistler ile ilgili sapmanın diğer gruplara oranla çok daha büyük olabileceğini öngördüğünü söylüyor: 

 

 

“AKP iktidarının 16 yıllık icraatlarının (özellikle de son beş yılının) Türkiye'de değişik mütedeyyin kesimlerin inançlarında ateizme doğru bir değişime yol açmasını kaçınılmaz gören biriyim. Bunu, ateist bir birey sıfatıyla, sosyal medyada vulgar veya esprili biçimde pek çok kez tekrarlamışımdır. Hatta Konda'nın açıkladığından çok daha büyük bir kitle olup, artış hızı da çok daha yüksektir diye düşünüyorum. Çünkü ateizm, 10 yıl önceki görece liberal ortamda daha rahat açıklanabilen bir eğilimdi. Şimdi çok daha riskli oldu cevap vermek. Yani gerçek durum, ankete yansımamış olabilir.” 

 

Dindar kesimin artık medeni bir şekilde en radikal şeyleri tartışabildiğini kaydeden Ayşe Hür, bazı okurlarının inanç buhranı yaşadıklarını dile getiriyor. AKP ve Gülencilerin çatışmasından dolayı da bazı insanların dinden uzaklaştığını belirten Hür, şöyle devam ediyor:

 

“Sosyal medyada din konusunda en radikal tezleri ileri sürdüğümde bile konu, gayet medeni bir şekilde tartışılıyor artık. Künyesinden, paylaşımlarından veya söz dağarcığından mütedeyyin olduğunu anladığım kişiler, eskisi gibi körü körüne doktrini savunmak yerine iddialarımı felsefi yönden ele alıyor. 

Bazı okurlarım, inanç buhranı yaşadıklarını, oruç tutmak, cumaya gitmek gibi dini ritüelleri sadece aile veya çevre baskısı yüzünden uyguladıklarını yazıyorlar özelden. Ekşisözlük gibi gençlerin eskisi kadar olmasa bile hala kalplerinden geçenleri açıkça dile getirdikleri siteleri izliyorum. Oralarda genelde dinin siyasete alet edilmesi (örneğin cuma hutbelerinin siyasi propaganda metinlerine dönüşmesi), özelde AKP-Gülen Cemaati arasında yaşanan sert savaş yüzünden, ‘onlar dindarsa ben değilim’ diye yazanlar öyle çok ki, hem sayılarına hem cesaretlerine şaşıyorum."

 

Ülkemizde düşünce ve kanaatleri açıkça söylemenin büyük bir suç olduğunu belirten Hür, bu yüzden gerçekleri öğrenmemizin mümkün olmayacağını dile getiriyor. Ateizmi seçenlerin sorgulama evrelerinden geçtiğini belirten Hür, gençlerin bu süre zarfında deizm, teizm, panteizm, agnostisizm, animizm gibi felsefi akımların da farkına varılabileceğini düşünüyor:

 

“İslam kaynaklarını, tarihini eleştirel bir gözle ele almaya başlıyorlar. Örneğin geçenlerde İslam'ın Mekke'de değil Petra'da doğmuş olduğunu iddia eden yabancı kökenli bir video paylaşmıştım, 158 bin kere görüntülenmiş, 10 bine yakın kişi videoyu izlemiş. Bana yönelik hemen hiç kötü tepki olmadı desem, yeridir. Belki de özellikle bazı mütedeyyin gençler demin adlarını saydığım görüşlere yaklaşacaklar, belki bir başka dine geçecekler, belki bir bölümü yine Müslüman olarak kalacak ama artık farklı bir Müslüman olacak. Belki de dünyadaki genel eğilime uygun biçimde sorgulama süreci ateizmde sonlanacak." 

 

RAWEST Araştırma Yönetim Kurulu Üyesi Roj Esir Girasun’a göre ise, kentleşmenin ve zenginleşmenin artmasıyla sekülerleşme artıyor. Girasun, siyasetin muhafazakârlaştığını ancak halkın sekülerleştiğini kaydediyor:

 

“Siyaset muhafazakârlaşıyor ama halk sekülerleşiyor. Halk belki de sekülerleşmeden kaynaklı siyasetin muhafazakâr tarafına tutunmaya çalışıyor. Ya da kuşak değişiyor. Modernizm daha etkili oluyor ve her kuşağın bir önceki kuşağa göre zenginleşmesi artıyor. Bu da sekülerleşmeyi artırıyor. Şehirlileşme de sekülerleşmeyi büyütüyor. Çünkü köy nüfusu gittikçe azalıyor. 

Konda da 10 sene önceyle kıyaslayarak, araştırmasında bunun sonuçlarına ulaşmış. Bizim yaptığımız gençlik araştırmasında mesela gençlerin yüzde 34’ü kendini muhafazakâr olarak tanımlıyordu. Ama yaşlılar arasında sorduğumuzda dindar muhafazakâr oranı artıyordu. Bana ateist oranın yüzde 3 çıkması az geldi, daha büyük bir oran bekliyordum.” 

 

İslamcılık ideolojisinin iddiasını yitirdiğini dile getiren Girasun sözlerini şöyle noktalıyor:

 

“İslamcılık iddiasını yitirdi. 2011’e kadar iddiası vardı. ‘Erdoğan-Bahçeli, bayrak, takım elbise, iri yüzük’… İslamcı gençlik denilince insanların aklına bu sembollerden başka bir şey gelmiyor. İslamcılığın iddiasını yitirmiş olması beraberinde kendini İslamcı olarak tanıtan insan sayısını azaltıyor. 80’lerde gençlerin önemli kısmı kendini solcu olarak tanıtırdı. Ancak Sovyetlerin çöküşüyle beraber sosyalizmin bu iddiası zayıflayınca, sosyalist sayısı da azaldı. Küresel bir kaybediş var. İhvan Mısır’da, IŞİD Suriye’de yenildi vs. Dindarlığın azalmasının asıl sebebini kentleşme ve zenginleşme olarak görüyorum. Yine de insanlar dini değerlerimiz azalıyor korkusuyla tekrar muhafazakâr iktidara sarılabilir. Mesela Kürtlük bilinci bugün çok yaygın ama Kürtçe konuşma oranı çok azaldı. Bu da öyle bir şeye dönüşebilir.”

 

KAYNAK: AHVAL / MAAZ İBRAHİMOĞLU

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha