• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Erdoğan: Doğu Akdeniz için bölgesel bir konferans düzenlenmesini teklif ediyoruz

Erdoğan: Doğu Akdeniz için bölgesel bir konferans düzenlenmesini teklif ediyoruz
0 0

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Salgının başlarında, ülkelerin kendi hallerine terk edildiği bir manzara ortaya çıktı. Böylece, yıllardan beri bu kürsüden ısrarla dile getirdiğim 'Dünya beşten büyüktür' tezinin haklılığını bir kez daha görmüş olduk." dedi.

22 Eylül 2020 Salı 18:47

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Doğu Akdeniz'de yaşanan gerginliğe ilişkin "Gerilimin gerisinde 'Kazanan hepsini alır' anlayışıyla hareket eden ülkeler bulunuyor. Bizim ne Doğu Akdeniz'de, ne de başka bir bölgede kimsenin hakkında, hukukunda, çıkarlarında gözümüz bulunmuyor. Ancak ülkemizin ve Kıbrıs Türklerinin haklarının çiğnenmesine de göz yumamayız" derken, Türkiye'nin tüm bölge ülkelerinin hak ve çıkarlarının göz önünde bulundurulduğu bölgesel bir konferans düzenlenmesini teklif ettiğini açıkladı.

 

Birleşmiş Milletler 75. Genel Kurulu'na hitap eden Erdoğan, dış politikaya ilişkin açıklamalarda bulunurken, uluslararası topluma dayanışma mesajı verdi. Türkiye'nin yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgını sürecinde tüm dünyayla işbirliği yaptığını vurgulayan Erdoğan, bulunacak aşının kullanımına dair "Hangi ülkede üretilirse üretilsin, kullanıma hazır hale getirilecek aşılar insanlığın ortak istifadesine sunulmalıdır" dedi.

 

 

"Herhangi bir dayatmaya, tacize müsamaha göstermeyeceğiz"

 

Doğu Akdeniz'de yaşanan gerilime ilişkin de konuşan Erdoğan, "Çözüm, Kıbrıs Türk halkının adanın ortak sahibi olduğunun kabul edilmesiyle mümkün" derken, anlaşmazlıktan dolayı Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ı suçladı. Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

 

"Doğu Akdeniz'de bir süredir yaşanan gerilimin gerisinde 'Kazanan hepsini alır' anlayışıyla hareket eden ülkeler bulunuyor. Bizim ne Doğu Akdeniz'de, ne de başka bir bölgede kimsenin hakkında, hukukunda, çıkarlarında gözümüz bulunmuyor. Ancak ülkemizin ve Kıbrıs Türklerinin haklarının çiğnenmesine de göz yumamayız. Bölgede bugün yaşanan sıkıntıların sebebi Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi'nin attığı tek yanlı adımlardır. Anlaşmazlıkların çözümü öncelikli tercihimizdir ancak aksi yönde herhangi bir dayatmaya, tacize asla müsamaha göstermeyeceğimizi ifade etmek istiyorum. Bu amaçla tüm bölge ülkelerinin hak ve çıkarlarının göz önünde bulundurulduğu bölgesel bir konferans düzenlenmesini teklif ediyoruz. Uluslararası anlaşmaları hiçe sayan Rum tarafı, Kıbrıs Türklerinin adadan tasfiye etmeyi amaçlıyor. Çözüm, Kıbrıs Türk halkının adanın ortak sahibi olduğunun kabul edilmesiyle mümkün."

 

"Filistin halkının rıza göstermediği hiçbir plana destek vermeyeceğiz"

 

ABD'nin hazırladığı ve İsrail-Filistin sorunun çözeceği öne sürülen 'Yüzyılın Anlaşması'nı eleştiren Erdoğan, "Asrın anlaşması adı altında Filistin tarafına dayatılmaya çalışılan teslimiyet belgesi reddedilince bu kez İsrail, kaleyi içten fethetme girişimlerin hız vermiştir. Türkiye olarak Filistin halkının rıza göstermediği hiçbir plana destek vermeyeceğiz" dedi. 'Filistin meselesinin ancak 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi devamlılık için bir Filistin devletinin kurulmasıyla çözülebileceğini' belirten Erdoğan, "Bunun dışında çözüm arayışları beyhudedir, tek taraflıdır, adaletsizdir" açıklamasında bulundu.

 

Silahlanma, iklim değişikliği, ırkçılık ve İslam karşıtlığı, salgın sonrası yaşanan ekonomik kriz gibi konulara da değinen Erdoğan, "İçinden geçtiğimiz bu hassas dönemde çok taraflılığa verdiğimiz güçlü desteğin süreceğini belirtmek istiyorum. Uluslararası toplumu tehdit eden tüm tehditlere karşı safları sıklaştırmak mecburiyetindeyiz" şeklinde konuştu.

 

Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şöyle:

 

"Eski çalışma arkadaşım büyükelçi Volkan Bozkır'a gönülden tebrik ediyorum. BM'de en üst seviyede görevi üstlenen ilk Türk vatandaşı olarak Volkan Bozkır'ın BM'nin vicdanı olacağına inanıyorum. BM'nin kuruluşunun 75. yıldönümünde anlamlı bir görevi üstlenen sayın Bozkır'a başarılar diliyorum.

 

"Karşımızdaki fotoğrafa bakarak bardağın dolu ve boş taraflarını doğru ve samimi bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Salgının başlarında ülkelerin kendi kaderlerine terk ediği haller ortaya çıktı. Dünya beşten büyüktür tezimin haklılığı bir kez daha görülmüş oldu.

 

Güvenlik Konseyi'ni daha etkin, demokratik, şeffaf, hesap verebilir bir yapıya kavuşturmalıyız. Bardağın dolu tarafında ise BM, insanlığın barış, adalet ve refah arayışında dönüm noktası olma potansiyelini sürdürüyor.

 

"Salgın krizinin üstesinden gelemediğimizi göz önünde bulundurarak, çok taraflı işbirliği için elimizdeki mekanizmaları en etkin şekilde kullanmalıyız. Yerel çözümler ancak günü kurtarır, uzun vadeli çözümler için uluslararası dayanışma şarttır. Türkiye olarak, salgının başlamasından itibaren tüm uluslararası platformlarda işbirliği çağrısında bulundu. 'Dost kara günde belli olur' anlayışıyla tıbbi malzeme yardımı talep eden 146 ülkeye ve 7 uluslararası kuruluşa elimizi uzattık.

 

"Hangi ülkede üretilirse üretilsin, kullanıma hazır hale getirilecek aşılar insanlığın ortak istifadesine sunulmalıdır.

 

"Türkiye'nin başarı hikayesinin arkasında Cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte tesis ettiğimiz etkin yönetişim mekanizmaları, sağlık altyapı yatırımlarımızın geliştirdiği yüksek kapasite ve yetişmiş insan kaynağı vardır. Bununla beraber, salgın dünya genelindeki çatışma dinamiklerini olumsuz etkilemiş ve kırılganlıkları artırmıştır. Küresel ateşkes çağrısının somut sonuçları olmamasından üzüntü duyuyorum.

 

"Suriye'de 10. yılına giren ihtilaf, bölgemizin güvenlik ve istikrarı için tehdit oluşturmaya devam ediyor. Uluslararası toplum olarak tüm terör örgütlerine karşı aynı ilkeli tutumu takınmadan ve kararlı görüşü göstermeden Suriye meselesine kalıcı çözümü bulamayız. Suriye'de terör örgütlerinden kurtardığımız bölgelere 411 binin üzerinde Suriyeli kardeşimizin dönmesi bunun en açık göstergesidir. Güvenli hale getirdiğimiz bölgeler sayesinde İdlib başta olmak üzere milyonlarca Suriyeli'nin de vatanlarından ayrılmalarının önüne geçtik.

 

"Suriyeli kardeşlerimiz için İdlib'de ve diğer yerlerde on binlerce briket konut inşa ediyoruz. Bütün bu faaliyetleri kayda değer bir destek almadan, kendi imkanlarımıza yürütüyoruz. Suriye'deki ihtilafın, BMGK'nın 24/52 sayılı kararındaki yol haritasında çözülmesi hepimizin önceliği olmalıdır.

 

"Libya'nın meşru hükümetinin yardım çağrısına somut cevap veren ve destek sağlayan tek ülke Türkiye olmuştur. Libya'da kalıcı siyasi çözümün, Libyalılar tarafından yürütülecek kapsamlı diyalog yoluyla tesis edilebileceğini biliyoruz.

 

"Tıpkı DEAŞ gibi, Irak'ta yuvalanan PKK terör örgütünün kökünü kazımak için uluslararası toplumdan ve Irak'tan samimi işbirliği bekliyoruz. Bölgeden terör örgütlerinin temizlenmesi, geleceğinin aydınlanmasına katkı sağlayacaktır. İran'ın nükleer programıyla ilgili hususların diplomasi yoluyla çözülmesinden yanayız.

 

"İnsanlığın kanayan yarası olan Filistin'deki işgal ve zulüm düzeni vicdanları acıtmaya devam ediyor. 3 büyük dinin kutsallarına ev sahipliği yaban Kudüs'e uzanan el cüretini artırıyor. Asrın anlaşması adı altında Filistin tarafına dayatılmaya çalışılan teslimiyet belgesi reddedilince bu kez İsrail, kaleyi içten fethetme girişimlerin hız vermiştir. Türkiye olarak Filistin halkının rıza göstermediği hiçbir plana destek vermeyeceğiz. Filistin meselesi ancak 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi devamlılık için bir Filistin devletinin kurulmasıyla çözülebilir. Bunun dışında çözüm arayışları beyhudedir, tek taraflıdır, adaletsizdir.

 

"Yukarı Karabağ sorunu başta olmak üzere, bölgedeki ihtilafların Azerbaycan ve Gürcistan'ın toprak bütünlüğü ve egemenliğiyle bir an evvel çözülmesinden yanayız.

 

"Keşmir sorunu halen çözüm bekliyor. Keşmir'in özel statüsünün ilgasının ardından atılan adımlar sorunu daha da karmaşık hale getirmiştir. Bu meselenin diyalog yoluyla, BM kararları çerçevesinde çözülmesinden yanayız.

 

"Doğu Akdeniz'de bir süredir yaşanan gerilimin gerisinde 'Kazanan hepsini alır' anlayışıyla hareket eden ülkeler bulunuyor. Bizim ne Doğu Akdeniz'de, ne de başka bir bölgede kimsenin hakkında, hukukunda, çıkarlarında gözümüz bulunmuyor. Ancak ülkemizin ve Kıbrıs Türklerinin haklarının çiğnenmesine de göz yumamayız. Bölgede bugün yaşanan sıkıntıların sebebi Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi'nin attığı tek yanlı adımlardır. Türkiye her türlü olumsuz gelişmenin yükünü tek başına omuzlamak durumunda bakılan bir ülkedir. Ülkemizin yok sayılması ne akıl, ne vicdanla, ne de uluslararası hukukla izah edebilir. Anlaşmazlıkların çözümü öncelikli tercihimizdir ancak aksi yönde herhangi bir dayatmaya, tacize asla müsamaha göstermeyeceğimizi ifade etmek istiyorum. Bu amaçla tüm bölge ülkelerinin hak ve çıkarlarının göz önünde bulundurulduğu bölgesel bir konferans düzenlenmesini teklif ediyoruz. Krizin bir sebebi de 1968'den beri devam eden müzakerelerde kalıcı bir çözüm bulunamamasıdır. Uluslararası anlaşmaları hiçe sayan Rum tarafı, Kıbrıs Türklerinin adadan tasfiye etmeyi amaçlıyor. Kıbrıs Türk halkını hiçbir zaman yalnız bırakmadık, bundan sonra da bırakmayacağız. Çözüm, Kıbrıs Türk halkının adanın ortak sahibi olduğunun kabul edilmesiyle mümkün.

 

"Bu sene Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombası atılmasının 75. yıl dönümü. Silahların kontrolü mimarisi son yıllarda önemli hasarlar aldı. Uluslararası toplumun bu konuda eşitlik ve adalet temelinde ilerleyerek kitle imha silahlarını ortadan kaldırması gerekiyor.

 

"İnsanoğlunun tabiatın dengelerine müdahale etmesinin nasıl ağır bedellere yol açabileceğini biliyoruz. Bu kötü gidişatı durdurmak ve tersine çevirmek mecburiyetindeyiz. İklim değişikliği mücadelesine samimiyetle destek veriyor ve yükümlülüklerimizi yerine getiriyoruz. BM Çölleşmeyle Mücadele Konferansına ev sahipliği yaptık. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinin 2022'de yapılacak konferansının ev sahipliğini üstlendik.

 

"Irkçılık, yabancı karşıtlığı, İslam düşmanlığı ve nefret söylemi vahim boyutlara ulaştı. Göçmenler ve sığınmacılar başta olmak üzere savunmasız kişilere yönelik şiddet eylemleri hız kazandı. Önyargılardan ve cehaletten beslenen bu eylemlerle en çok Müslümanlar maruz kalıyor. Tüm uluslararası kuruluşları acilen bu zihniyete karşı mücadelede daha somut adımlar atmaya davet ediyorum. Yeni Zelanda'da Müslümanlara yönelik saldırının yıl dönümü olan 15 Mart'ın İslam düşmanlığına karşı uluslararası dayanışma günü olarak ilan edilmesi çağrımı tekrarlıyorum.

 

"Gelişmekte olan ülkeler ile düşük gelir düzeyine sahip ülkeler bu krizden daha fazla etkileniyorlar. Salgında yaşananlar bize sürdürülebilir kalkınca hedeflerinin önemli bir yol gösterici olabileceğini gösterdi.

 

"BM Genel Sekreteri'nin dijital işbirliği haritasını destekliyoruz. En doğudaki Avrupalı ve en batıdaki Asyalı olmak üzere her alanda Türkiye'nin özgül ağırlığını artırdığımızı bilmeniz lazım. Yeniden Asya girişimimizle ilişkilerimize yeni bir dinamizm kazandıracağız. Afrika ile ilişkilerimizde ciddi ivme yakaladık.

 

"İçinden geçtiğimiz bu hassas dönemde çok taraflılığa verdiğimiz güçlü desteğin süreceğini belirtmek istiyorum. Uluslararası toplumu tehdit eden tüm tehditlere karşı safları sıklaştırmak mecburiyetindeyiz. İstanbul'un BM merkezi olması yönündeki gayretlerimizi sürdüreceğiz."

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha