• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Eşiyle birlikte gördüğü işkenceleri anlattı: "Gözaltı için gelen polisler evde hem maç izledi hem işkence yaptı"

Eşiyle birlikte gördüğü işkenceleri anlattı:
0 0

Eşi Murat Boşcu ile birlikte Afyonkarahisar’da gözaltında işkence ve kötü muameleye maruz kalan Müberra Boşcu yaşadıklarını bütün ayrıntılarıyla anlattı.

18 Eylül 2020 Cuma 13:20

Hukuksuzlukları duyurmak için konuşma kararı aldığını vurgulayan ev hanımı Boşcu, “zulme, haksızlığa, işkenceye uğrayan herkes konuşsun” çağrısı yaptı.

 

Gördükleri işkenceler HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu tarafından TBMM’ne taşınan ve Meclis’in ‘kaba ve yaralayıcı’ bulduğu için reddettiği ifadelerde Afyonkarahisar Terörle Mücadele Şubesi’ndeki kaba dayak, elektrik verilmesi, cinsel işkence ve daha fazlasını dosyası Yargıtay’da bekleyen Müberra Boşcu paylaştı.

 

TR724‘ten Zeynep Kaya‘ya konuşan Boşcu, “Eşimin alnına keçeli kalemle ‘hain’ yazdılar. Eşimi işkenceden geçirip yan odada benimle tehdit ettiler, ‘bir şey’ imzalattılar… Elektrikli işkence gören eşim yüzüme bakamadı: ‘Artık çocuğum olmaz’ dedi… Kadındır demediler, çırılçıplak soydular… ” ifadelerini kullandı.

 

İŞKENCE MECLİS KAYITLARINA GEÇTİ

 

Eşiyle ve arkadaşlarıyla birlikte yaşadığı işkenceleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıdığı ve kamuoyuna duyurduğu için HDP’li Gergerlioğlu’na teşekkür eden Boşcu, “İşkenceyi Meclis kayıtlarına geçirdi” dedi.

 

Müberra ve Murat Boşcu’ya yönelik gözaltına alınma sırasında başlayan hukuk dışı davranışlar emniyette ve tutuklanarak konuldukları cezaevinde artarak devam etti. Müberra Boşcu, korku dolu gözaltı gecesini, ’’Eve girdiklerinde her tarafı alt üst ettiler. Eşimin saçları uzundu, ellerine dolayıp darp etmeye başladılar. Duvara çarptılar, midesini yumrukladılar. Banyo lavabosuna kafasını çarptılar. Makası boğazına dayayıp tehdit ettiler. Bir daha geri dönemeyeceğimizi belirtip benim üzerime bir şeyler almamı istediler. Odaya gittiğimde erkek polis ısrarla yanımda bekledi. Utancımdan yerin dibine geçtim. Üzerimi giydim. Eşim ve beni gözaltına alıp ayrı ayrı doblolara bindirdiler. Ayrılırken helalleştik.’’ sözleriyle anlatıyor.

 

Ev hanımı 3 çocuk annesi Müberra Boşcu, Emniyet’te yaşanan kötü muamelenin ardından tutuklanıp cezaevine sevk edildiklerinde ise içeri girerken çıplak arama işkencesine maruz kaldığını anlatırken, daha sonra o günü mektupla eşine duyurmak istediğini fakat mektubunun iade edildiğini belirterek, “Yapılandan değil ‘anadan üryan’ yazmamdan mı utandınız diye sordum!’’ diyor.

 

“İMZALAMAZSAN YAPILACAKLARI AKLIN ALMAZ”

 

14 gün süren işkence dolu emniyet sorguları tamamlandıktan sonra kendisinin bir kez daha 5. kata sorguya çağrıldığını belirten Müberra hanım, burada yaşadıklarını tekrar nezarethaneye döndüğünde anladığını ifade etti:

 

“Odadaki koltuğa kapıyı göremeyeceğim şekilde oturttular. Yan odada eşimi benimle tehdit ettiler. ‘Karın yan odada, imzalamazsan yapılacakları aklın almaz’ demişler. Eşim yanıma getirildiğinde kendinde değildi. Alnına keçeli kalemle ‘hain’ yazmışlar. Uzuvlarına elektrik vermişler. ‘Bana bir şey imzalattırdılar’ diyebildi. Yüzüme bakamadı, ‘Artık bir çocuk sahibi daha olamayacağım.’ şeklinde mırıldandı ve ağladı. Götürülürken ‘alnımdan öper misin’ dedim; öptü. Zor yürüyordu, giderken ardından bakakaldım…”

 

14 ay cezaevinde tutulan Müberra Boşcu, 8 yıl 1 ay hüküm alıp tahliye edildi. Özel bir yurtta çalışan eşi Murat Boşcu ise 8 yıl 9 ay hüküm giydi. Her ikisinin de dosyası Yargıtay’da. Yaşanan haksızlık ve hukuksuzluklara Yargıtay’ın ‘dur’ diyeceğini umut eden Müberra Boşcu, ’’Çünkü biz masum insanlarız. Suçsuzuz.’’ diyor.

 

Müberra Boşcu, verdiği söyleşide şunları söyledi:

 

“GİYİNİRKEN ERKEK POLİS BAŞIMDAN AYRILMADI”

 

Talimatın ardından yatak odasına üstümü giymeye gittiğimde başında yine bir erkek polis durdu. Onun gitmesini ve çıkmasını bekledim. Hani bir kadın olarak üzerimi giyineceğim. Kış ayı, ben annemin, kız kardeşimin yanında bile giyinip soyunmaya edep haya eden, bu anlamda çok dikkat ediyorken yabancı bir polisin yanında içlik giymeye çalıştım utana sıkıla. Ve onun gözlerinin önünde. Bu benim için çok rencide edici olmuştu.”

 

“GÖZALTI İÇİN GELEN POLİSLER EVDE HEM MAÇ İZLEDİ HEM İŞKENCE YAPTI”

 

O gün evimize gelenlerin yüzlerini, ceketlerinin, pantolonlarının, ellerindeki tesbihlerinin rengini bile hatırlıyorum. Saate bakmak aklıma gelmedi ama şunu kaydettim; Beşiktaş ve Monaco’nun Şampiyonlar ligi maçı vardı. Polislerden biri ‘Amirim maç bitene kadar buradayız’ dedi. Sigara içiyorlar. Ayakları çamurlu dolaşıp duruyorlar. Zaten 1 artı 1 evimiz vardı. Maçı bile izlediler. Bu anlar gözümün önünden gitmiyor. O kadar süre kaldılar anlayın artık.

 

Bütün bu sürede darp, hakaret, eşimin ‘vurmayın artık abi, biz ne yaptık size’ sözleri kulağımda dakikalar geçmiyor. Sürekli ‘tutuklanacaksınız’ mesajı altındasınız. Öyle de oldu. Demek ki biliyorlar. Şu anda 12, 8, 4 yaşında 3 evladım var. Çevremizde yaşananları gördüğümüzden her an gözaltına alınırız endişesiyle, çocuklarımı bu travmayı yaşamasınlar diye anne ve babamın yanına bırakmıştım. İyi ki bunu yapmışım. Eşim resmi bir yurtta asgari ücretle çalışıyordu. Benim de 250 TL limitli bir Bankasya kartım vardı. Suçlamalar bunlar.

 

TEKMELİYORLAR, VURUYORLARDI; O POLİSLERİ UNUTMAYACAĞIM

 

Ve bizi alıp iki ayrı doblo’ya bindirdiler. Günlerden 17 Ekim, ay dolunaydı… İçimi aydınlatan tek şey o dolunaydı. ‘Allahım dedim, çaresizim, sana emanetim. Eşim de sana emanet dedim. Kalbimi sıkabildiğim kadar sıktım. Bir kadının başına gelebilecek her şeyi düşündüm. Eşimin ve benim sahibimin sahibine sığındım ve o yolculuğa Bismillah dedim. Emniyete vardık. Dobloları diziyorlar. Valizimi taşıyamıyordum. 5 kat çıktım onunla. Birine yardım et denildiğinde, diğer polis ‘Bu teröristin çantasını neden taşıyacağım’ yaftasıyla karşılaştım. Kata girdiğimde koridorda erkekleri duvara diz çöktürmüşlerdi. Tekmeliyor, vuruyorlar. Eşimi o tekrar gece yarısı acil girişinde gördüm. Perdenin diğer tarafında sesini duydum. Hemen yanına koştum. Bir sürü polis vardı. Eşime doktor ‘darp var mı?’ diye sordu. ‘Yok’ dedi. ‘Nasıl yok’ dedim doktora, Eşimin gözüne baktım kan çanağı olmuş, o kadar darp etmişler ki kendinde bile değildi. Başındaki devasa polis ‘Yok diyorsa yoktur’ diye bana çıkıştı. O polisi unutmam mümkün değil.

 

BEŞİNCİ KATTA ANNELERE BABALARA ÇOCUKLARININ YANINDA İŞKENCE

 

Tekrar bizi emniyete götürdüler. Binanın yukarıda beşinci katında, siyah perdeli, siyah boyalı oda vardı. Herkesin bir arada bulunduğu o ortamda. Beni ilk önce bir kadının yanına koydular. Orada bir bayanın olduğunu gördüğümde çok rahatlamıştım, çok şükür demiştim. Onun yanına oturttular beni. Yalnız olmadığımı gördüğümde bayana sadece geçmiş olsun diyebildim. O sırada bana bir bağırdılar. Beni aldılar ve sürükleyerek demir dolaplara kapakladılar. Konuşma yok. Sana Türkçe konuşuyoruz anlamıyor musun? Ürkütücü bir hal almıştı orası benim için. Bu da beni orada psikolojik olarak yıpratan olaylardan bir tanesi olmuştu. Daha yeni başlıyoruz anlamına geliyordu bu onlar için.

 

Beşinci katta benim canımı acıtan, yaralayan konulardan biri de; biz orada 10 kadındık. 10 bayandan 7’isi çocuk sahibi idi. O altı annenin feryadı yok mu! Orada 10 da çocuk vardı. O, 10 çocuğun orada çaresizce, korku haliyle, battaniyeleri ile masa üzerinde yatması.. 10 çocuğun orada, annelerine babalarına bağrılıyor, hakaret ediyorlar, dövülüyorlar. Haliyle bunları görmeleri; çocukların zihinlerinde asla silinmeyecek bir hatıra olarak kaldı.

 

“ANNELERİN SÜTÜ ELBİSELERİNE AKMIŞTI”

 

Nezarethanede üç kadındık. Üçümüzün de takati kesilmişti. Gözaltında 14 gün az bir zaman değil. Bir gün birimiz yatsak, diğer gün diğerimiz yatsak gibi bir durumda yok. Mecburduk yani. 3 kişi tek yatağı paylaştık, sıkıştık. O gün emmeleri için çocukları getirilmeyen annelerin, göğüslerinden akan sütlerin elbiselerini ıslattığını fark ettik. O gün uyandığımda süt kokusu ile uyandım. O nezaretin lağımları taşmıştı. Dört duvar arasında, üç adımlık bir yerdesiniz. Yatıp uyandığımda o koku mis gibi süt kokusu idi. En güzel kokudur anne kokusu. Bebeklerine sütlerini veremedikleri için üzerleri sırılsıklam olmuştu. Sabaha kadar şiştiklerini ve üzerlerine aktığını gördük. Annelerine verilmeyen o çocuklar ememedikleri için sabahleyin kalktıklarında göğüslerindeki sütlerin lavaboya sağdılar.

 

“YARIM TUVALET KAPISI ÖNÜNDE BİRBİRİMİZE SÜTRE OLDUK”

 

İki odaya bizi beş-beş yerleştirdiler. Lağımların, logarların taşması bize ayrı bir işkence oldu. Üç adımlık yer. Yerlere battaniye sererek yattık. Bir adım atsanız diğerinin üzerine basarak adım atacak bir haldesiniz. Hareketsizsiniz, güneş ışığı yok. Spot lambalarının tepenizde 24 saat yandığı bir yerdesiniz. 24 saat kamera ile izlenen yarım bir tuvalet kapısı var. Çok özür dileyerek söylüyorum. Nezarethanede tuvalete girdiğinizde ancak oturduğunuzda kamufle olabiliyorsunuz. Yaptığınız her hareket, herşey kayıt altında. O teksas kapısı gibi yarım kapısı olan o yerde 14 gün boyunca, soğuk sularla duş alındı, lavaboya girildi. Ve o beş kadın logarların taşması ile o nezarethanede bir göz odada, dipdibe yattık. Kendimizi muhafaza edebileceğimiz, kendimizi koruyabileceğimiz, kendi iffetimizi, namusumuzu ne kadar daha koruyabiliriz, saklayabilirizin derdinde olup birbirimize hep sütre olmaya çalıştık. Lavaboya, tuvalete girerken bile hep sıkıntı yaşadık.

 

TACİZE UĞRADIM, ETKİN PİŞMANLIK İÇİN ÇOCUKLARIM VE AİLEM İLE TEHDİT EDİLDİM

 

Gözaltına alındıktan tam 7 gün sonra ifadeye alındım. İfadede de sözlü tacize uğradım. Siz Afyon’a gelen yeni sorumlularsınız. Şu cüsseye, endama bakılırsa.. böyle bir hatun ancak buraya gelebilir. Çok incitici, rencide edici… Ve çizilen şablonu kabul etmek zorundasınız. Eğer kabul etmezseniz, 3 evladın, arkada bekleyen ailen, sevdiklerin bu şekilde tehdit edilerek, canın sıkılarak, istemediğin şeylere imza atılması bekleniyor. Senden etkin pişmanlık yasasından yararlanıp, “Evet ben böyle bir örgütün içinde bulundum, böyle bir örgütün içinde böyle bir faaliyette bulundum” denilmesi istenildi beklenildi. Tabii biz bunu söylemedikçe, söylememeye gayret ettikçe, ısrarla, hem psikolojik hem de fiziksel işkence ile bunlar dikte edilmeye çalışıldı.

 

OPERASYONA GELEN POLİSLERİN ÖDÜLÜ; 2+1 LÜKS DAİRE

 

Benim ifadem bitti koridorda beklerken polis memurlarının tavırlarını izledim. Polisler 2+1, 1+1 lüks dairelerin kendilerine ödül olarak verileceğini konuşuyolardı. Kendilerine vaat edilmiş ki bunları aralarında konuşuyorlardı. Ödül olarak operasyon sonunda onlara verilecek bedeller belliydi. Bir bayram havasında, bir bayram edasında tavır ve davranışları çok belli oluyordu. Bizim mahkemeye götürüleceğimiz 30 Ekim 2016 günü, kırmızı halılarda poşetlerinden yeni çıkarılmış ceketleri, şapkaları ve gözlükleri giyiyorlardı. Bayan polislerin, bayan komiserlerin, ayakkabıların içlerine kadar parfüm sıktıklarını gördüm, yanımızda yaptılar bunları. Bir bayram edasında, bir kutlama havasında başarı elde edilmiş gibi. Bu operasyonlar nedeniyle yeni komiserliğe terfi etmiş bir bayan polisinde oradaki beylere baklavalar, ikramlar gözümüzün önünde gördük yaşadık.

 

TEK SORU İLE TUTUKLAMA

 

Sorulan tek soru mahkemede ‘FETÖ-PYD’ silahlı terör örgütüne üye olmakla suçlanıyorsun bu konuda ne düşünüyorsun.’ oldu. Sorulan tek soru ve üç dakikalık bir mahkemenin sonucunda da tutuklanma kararımız elimize verildi.

 

BİR POLİSİN KORKUSU, İŞKENCEYİ BELGELEDİ

 

Biz 33 kişi tutuklandık operasyonda. 10’u kadındı. Biri hariç herkes başka ilçelere dağıtılmıştı. Çevre ilçelere dağıtılan çok işkence gören beylerden biri plan Salim Kütük beyefendi Sinanpaşa devlet hastanesinde darp raporu almış. Ben bunu eşimle yaptığım son görüşmemde, suç duyurusunda bulunacağımı söylediğimde öğrendim. Bu neden önemli? Birbirlerine şahit olmuştu bu 3 kişi. Salim Kütük de bunlardan biriydi. Kendisi Sinanpaşa devlet hastanesine götürüldüğünde -ben şanslılardan diyorum ona- 33 kişi arasından sadece bir kişiye darp raporu ve eziyet işkence gördüğüne dair sağlık raporu yazılmıştı. Tek kişi oydu. O da vicdanlı bir nezaret memuruna denk gelmiş olmalı ki gittiği Sinanpaşa emniyet müdürlüğündeki amirin, onu içeriye girerken gördüğü hali üzerine, “Ben seni buraya bu şekilde alırsan, benim geleceğim, benim memuriyetim hakkında ben problem yaşarım” korkusuyla onu Sinanpaşa devlet hastanesine gönderiyor. O kişinin de vicdanlı bir doktora denk gelmesi ile 33 kişi içerisinden -sadece bir kişinin, doktorun vicdanıyla- işkence gördüğü belgelenebilen tek şahıs.

 

“İŞKENCEDEN EŞİNİN BİLE HABERİ YOKMUŞ”

 

Onun eşiyle telefonla görüşme şansı buldum. 36 ay olacak eşinin bile yapılan işkencelerden haberi yokmuş. Taa ki ben, ‘İşkence ile ilgili olarak suç duyurusunda bulunacağım, bana sizin eşinizin raporu lazım’ diyene kadar. Başvuru yapacağım bunu delil ve doküman olarak sunman gerekiyor. Bu da sadece sizde var. Bunun da hukuki açıklaması genele bakacak şekilde bir anlam ifade etmeyebilir ama o gün aynı doktora, aynı gün ve saatlerde giden 33 kişiden belgelendirilen tek şey bu. Hukuki olarak aynı operasyonda yaşananları belgelendirecek tek evrak o belge. Ben de bunu vesile kılarak sonrasında yaşananları Yargıtay’a, gerekli mahkemelere, gerekli mercilere belgelendirmek için onu kullanmak istedim. Bayandan rica ettim. Bayanın da haberi olmadığı için avukatına sordu. Avukatının da yeni olması ve onlarında dosyasının Yargıtay’da olması ve davanın seyrini değiştirebilecek olması nedeniyle bana teşekkür etti.

 

“İNSANLAR ARTIK KONUŞMALI”

 

İnanın insanlar yaşananları anlatmadığı sürece, hiç bir şey gün yüzüne çıkmayacak. Aydınlığa kavuşmayacak. Önce iç hukuka, sonra da dış hukuka, Birleşmiş Milletlere başvuracağım. Salim beyefendinin eşi de, bu belge ile Yargıtay’da olan dosyalarının bozulacağı, eşinin tahliye olacağı ümidiyle yaşıyor. Bu da benim için bir mutluluk kaynağı oldu. Bu belge benim için de bir ümit kaynağı onun için de bir ümit kaynağı.

 

İşte yaşadığımız sıkıntılar sonrası bu kadarcık bir ümit bile bizi mutlu etmeye kafi geliyor. Hiçbir şey saklı kalmamalı, üstü örtülmemeli. Herkes konuşmalı. Bu yüzden belki de çıkış yolları aramaktayız. Elimizden ne geliyorsa yapma gayreti içerisindeyiz.

 

“İŞKENCE İÇİN SUÇ DUYURUSUNU YAPTIM”

 

Suç duyurusunda bulunma adına işlemleri başlattım. Eşimin en çok rencide olduğu işkencelerden bir kaç cümle söylemek istiyorum. Eşimin yazdığı resmi ifadesinde de bunlar var. Sayın Ömer Gergerliğioğlu’nun Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki konuşmasında eşimin ifade tutanaklarında yer alan cümlelerini okuması Mustafa Şentop tarafından ‘kaba ve incitici’ bulunmuştu. Eşime yapılan ve orada ifade edilen şeyler, akıl alacak şeyler değil zaten. Evet bunlar Türkiye’de yaşanıyor, inanılacak zor şeyler ama yaşanıyor. Eşime, “elektirik vermek suretiyle işkence edildi. Çırılçıplak soyularak ıslatılmış, ellerinden, kollarından, uzuvlarından, avret uzuvlarından elektrik verilmiş. Kafaya çuvallar, poşetler geçirilmek suretiyle nefessiz bırakılmış. Biz orada 10 kadındık. Sadece birimiz bekardı. Eşlerimizin hepsinin bizlerle tehdit etmişler. İçeriğini bilmedikleri içecekler içirilmiş. Okunmamış şeylere zorla imza attırılmış.

 

DERDİMİZ İŞKENCEYİ BELGELEMEK

 

Biz bu işkenceyi nasıl belgelendiririz, bunu iç hukukta dış hukukta nasıl kayıt altına aldırabilirizin derdindeyiz. Eşim orada kendisine yapılanları arkadaşlarına anlatırken, şöyle söylüyor ifadesinde; ‘Bana verilen elektirikten sırtlarım ve kalçalarım acıyordu. Tabii ki sırtımı göremiyordum. Yanımdaki kişilere sırtımı göremiyorum, yatamıyorum çok acıyor bir baksanız dediğimde, sırtını açıyor gösteriyor, yanında bulunan 3 kişi de aynı ifadeleri kullanıyor. Sırtı dehşet içinde yanık halinde, kabarcıklar içerisinde, saçındaki düğümler topak topak olmuş bir halde, gözlerinin kan çanağına döndüğünü, şuurunu kaybetmiş bir şekilde 1 saat kadar konuşamadığını ifade ediyorlar. Ancak ertesi gün, sırt üstü yatamadığı için yüzüstü inleyerek uykuya dalabildiğini söylüyorlar. İşkencelere mesai bitiminden sonra –üç kişi de aynı ifadeyi kullanmış- saat 6’dan sonra başlıyorlar ve ertesi sabah mesai başlayana kadar devam ediyormuş. Eşime her gün akşam nezaretten alınıp bir yere götürülmüş ve her gün her gün aynı şeyler yaşatılmış, işkenceler yaşatılmış.

 

İŞKENCEYE KİMSE SES ÇIKARMADI

 

Bana yaşatılanlar ile ona yaşatılanlar arasında bir bayan ve erkek olarak düşünüldüğünde çok ciddi farklar var. Beylere yapılan bu işkencelerin farkındaydık ama hiç kimse ses çıkarmadı, ses çıkartamadı. Kimse bunu belgelendirmeye, hukuki anlamda bir sürece taşımaya cesaret edemedi. Şu anda ben de eşim de, hukuki olarak suç duyurusunda bulunduk. Burada iç hukuku tüketip, akabinde de yapılması gereken ne varsa başvurulması gereken neresi varsa, gerekli mercilere başvurumuzu yapıp, bunun hukuki anlamdaki karşılığını, ülkemizdeki karşılığını görmek ve bunun kayıt altına alınmasını istiyorum.

 

EŞİM BİR DE KOVİD ATLATTI

 

Kovid dönemi başladığından beri birçok mahkum yakını gibi ben de eşimle görüşemiyorum. Yaklaşık mart ayından bu yana açık görüşlerin iptali söz konusu. Pandemi süreci sürdükçe, görüşme imkanlarımız daha da kısıtlandı. Çocuklarımız artık babalarını görmüyor. Götürüp getirme yollarda sıkıntı oluşturuyor. Bu da dolayısıyla ayrı bir sıkıntı yaşatıyor bize ve ailelere. Eşimin kovid-19 geçirmesi, bulunduğu cezaevindeki koşulların ve tedavi olanaklarının yetersiz oluşuyla ilgili de başvurularda bulundum. Maalesef bununla ilgili de bir iyileştirme yapılmadı. Hasta bir insana tedaviden hemen sonra cezaevine götürüldü. -Hasta olduğunu ben de E-nabız sisteminden öğrendim ve takip ettim- Sağlığıyla ilgili hiçbir bilgi verilmedi. İmkanlarımız kısıtlandı. Şu anda da Kovid-19 hastalığını yeni atlattı. Toparlamaya çalışıyor. Pazartesi günü kapalı görüşe gittim. Ve ayakta olduğunu sağlıklı olduğunu gördüm. Artık bunun için şükreder hale geldik.

 

Nezarethane de yaşattıkları işkence ve eziyet yetmedi, şu anda cezaevinde de olabildiğince eziyet ve işkenceleri, imkansızlıkları, çaresizlikleri, ölüme terkedilmişlikleri orada da yaşatmaya devam ediyorlar. Ama rabbim koruyor, onları orada muhafaza ediyor.

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha