• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Gazete Duvar yazarı Fehim Taştekin: İdlib'de keskin cihatçılar yontulmuş cihatçıları ezdi

Gazete Duvar yazarı Fehim Taştekin: İdlib'de keskin cihatçılar yontulmuş cihatçıları ezdi
0 0

ABD'nin askerlerini Suriye'den çekme kararı günlerdir tartışma konusu. Bölgeye yönelik olası Türkiye müdahalesi, sınıra sevkiyatlar sürerken, unutulan bölgeden ise çatışma haberleri geliyor: İdlib....

12 Ocak 2019 Cumartesi 15:22

Ortadoğu'nun deneyimli gazetecisi Fehim Taştekin, Duvar'daki bugünkü köşesinde bölgeyi yazdı.

 

"Ucube bir hikâyenin üzerine sarmalanmış film şeridi kopuyor. Hesapta Türkiye Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgesinden devşirdiği güçlerle Menbiç’e, oradan da Fırat’ın doğusuna yürüyecekti. 'Bizim asıl savaşımız rejimle' diyen cihatçılar, Türkiye’nin gündemine takılan cihatçıları hezimete uğrattı" diyor. 

 

"İdlib Türkiye’nin Suriye siyasetinin ‘z raporu’dur. Sadece bir çıktı ya da sonuç değil ilk başından itibaren sürecin özüdür" diyen Taştekin, şöyle devam ediyor: 

 

"Cihatçıların Türkiye üzerinden Suriye’ye sokulduğu, kanlı sahnenin açıldığı, güvenlik görevlilerinin kol ve bacaklarının kesilerek Asi Nehri’ne atıldığı, katliamdan devşirilen sahte kahramanlık hikayesiyle Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) temelinin atıldığı yerdir İdlib. Yine dünya aleme devrimci güç diye sunulan ÖSO’nun maskesinin düştüğü, eğitilip donatılan ‘ılımlı muhalifler’ efsanesinin çöktüğü yerdir. Uluslararası koalisyonun cihatçı gruplarla Fetih Ordusu’nu kurup zafer elde ettiği ve en nihayetinde son iki yılda Suriye’nin geri kalan bölgelerinden 100 bini aşkın cihatçının süpürüldüğü yerdir."

 

17 Eylül’de Soçi’de Rus lider Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı RT Erdoğan, İdlib’in etrafında tampon bölge kurulmasını, bölgedeki terör örgütlerinin çıkarılmasını, ağır silahların teslim edilmesini, M-5 ve M-4 otoyollarının açılmasını öngören bir mutabakata imza atmıştı.

 

Cihatçı örgütleri plana uydurma işi Türkiye’nindi. Erdoğan, El Kaide ve şürekâsı üzerindeki etkisine güveniyor olmalıydı" diyen Taştekin, "Ne de olsa Türkiye bu grupların hamisiydi. HTŞ hiçbir siyasi süreci kabul etmese de Türkiye’ye minnettardı, çünkü sınırlardan besleniyordu. Nankörlük edip Türk ordusunun önüne çıkacak değildi. Ayrıca Soçi mutabakatının yerine getirildiğine dair bir görüntü, Suriye ordusu ve Rusya’nın yıkıcı operasyonunu da önleyecekti. Bu herkesin çıkarınaydı. Güya mutabakata uygun olarak tampon bölgeden ağır silahlar çekildi. HTŞ de adamlarının bir kısmını uzaklaştırdı. Esasen bazı şeyler görüntüden ibaretti. Rusya da anlaşmanın yerine getirilmediğini biliyor ama fazla ses etmiyordu. Öngörüldüğü gibi yılsonuna kadar M-5 ve M-4 de ulaşıma açılmadı. Yani Türkiye sözünü tutamadı" hatırlatmasında bulunuyor. 

 

1 Ocak’ta HTŞ'nin eski bileşeni Nureddin Zengi Hareketi’ni İdlib ve Halep kırsalından söküp Afrin’e sürdüğünü anlatan yazar, şöyle devam ediyor: 

 

"Rezil bir şekilde tankları, tüfekleri, araçları yollarda bırakıp kaçtılar. Sonra HTŞ, Hama’nın kuzeydoğusundaki Ahrar el Şam ve ortaklarının işini bitirdi. Ahrar güneyde kendini feshetmek zorunda kaldı. 10 günde 90 kadar yer UKC bileşenlerinin elinden çıktı. İki taraf arasında 10 Ocak’ta varılan anlaşmayla UKC’nin elinde kalan Eriha ve Maarat el Numan dahil bütün bölgelerde idarenin Kurtuluş Hükümeti’ne bırakılması kabul edildi. Kurtuluş Hükümeti, HTŞ’nin sivil işler yapılanması. Geriye İdlib’in güneybatı yakasında iki tarafta da yer almayan Ceyş el İzze’nin elindeki parça ile Türkistan İslami Parti ve diğer yabancı savaşçıların kontrol ettiği Cisr el Şuğur gibi birkaç yer kalıyor. Bunların HTŞ’yle sorunları yok. Bu hamleyle HTŞ, İdlib’in yüzde 80’ini fiilen kontrol eder hale geldi."

 

"Özetle keskin cihatçılar yontulmuş cihatçıları ezdi" diyen Fehim Taştekin, "(Ahrar gibi UTC bileşenleri El Kaide ile anılmaktan kesinlikle hazzetmez ama çoğunun temelinde El Kaide’nin tezgâhından geçme isimler ya da İhvancılar var. Türkiye’nin büyük günahlarından birisi HTŞ’yi gönülsüzce terör örgütü olarak kabul ettikten sonra ondan farklı olmayan cihatçı örgütleri normalleştirmesi ve meşrulaştırmasıydı. İdlib’in Türkiye’ye yaslanan tüm sınırlarını kontrol eden HTŞ, Astana ve Cenevre süreçlerini büyük bir ihanet olarak görüyor. (Yenilen taraf ise oportünist bir tavırla bu süreçlere ‘evet’ diyor ama kerhen. HTŞ demokratik çözümleri İslam’a küfür addediyor. Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı Harekâtı’na katılanları tuzağa düşmekle suçluyor. Afrin, Menbic ve Fırat’ın doğusunda Kürtlere karşı müdahaleleri, “Laik devlet ile ateist parti arasında bir savaş” olarak niteleyip Müslümanların bu kavgada yer alamayacağını savunuyor.) IŞİD’in Rakka’da yaptığını, HTŞ benzer bir anlayışla İdlib’de tekrarlamış oldu. ABD’nin TOW füzeleri verdiği sözde ılımlı grupları ezerek başladığı tasfiye sürecini, İslamcı ortaklarla sürdürdü" diyor. "

 

Yazı "Süpürme sırası Suriye ordusunda. Selamet kapısı, dönüyor felaket kapısına. Ve kapının bu tarafında biz varız, Türkiye var!" sözleriyle bitiyor.

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha