• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Haberdar yazarları HDP'li vekiller için fezleke hazırlanmasını değerlendirdi

Haberdar yazarları HDP'li vekiller için fezleke hazırlanmasını değerlendirdi
0 0

Haberdar yazarlarından Sezin Öney, Eser Karakaş, Fehim Işık, Yavuz Baydar ve Cengiz Aktar HDP Milletvekilleri hakkında hazırlanan fezlekeyi değerlenderdi.

6 Mart 2016 Pazar 18:03

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın HDP'li milletvekillerini hedef alarak kullandığı "Meclis'teki siyasetçi görünümlü terör örgütü yandaşlarının dokunulmazlıkları kaldırılmalı" ifadesiyle, dokunulmazlık dosyaları bir kez daha gündeme geldi.  HDP'yi hedef alan Erdoğan'ın bu açıklamasının ardından da çok sayıda fezleke Meclis Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonu'na ulaştı. 

Kayapınar Spor Salonunda iki gün süren Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Olağanüstü Genel Kurulunda "öz yönetim" ilanına ilişkin yaptıkları konuşma nedeniyle Demirtaş, Yüksekdağ, Irmak, Önder ve Kürkcü hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanarak Adalet Bakanlığı'na ulaştırılan fezleke, Bakanlıkça TBMM'ye gönderilmek üzere Başbakanlık'a sunuldu.

 

Başbakan Davutoğlu son yaptığı açıkalamada HDP'li vekillerin fezlekelerinin bütçe görüşmelerinden sonra mecliste görüşüleceğini söyledi.

 

Haberdar yazarlarından Sezin Öney, Eser Karakaş, Fehim Işık, Yavuz Baydar ve Cengiz Aktar HDP Milletvekilleri hakkında hazırlanan fezlekeyi değerlenderdi.

 

İşte Haberdar yazarlarının konu hakkındaki görüşleri:

 

SEZİN ÖNEY:  HDP’li milletvekilleri ile ilgili, dokunulmazlıklarını kaldırabilecek fezlekelerin Başbakanlık’tan Meclis’e gönderilmesi, önemli bir sürecin başlangıcı. Önümüzdeki dönem, zaten bahar aylarıyla beraber havaların ısınması ve çatışmaların ‘çift cephe’ vaziyetinde, hem kırsalda hem de şehirlerde devam etmesinin çok muhtemel olduğu sıkıntılı ve zor bir zaman olacak Türkiye için. Kaldı ki, bu yıl 17 Mart’tan itibaren kutlamalarının başlayacağı Newroz dönemi de, tansiyonun yükseldiği zamanlar olacağa benzer. Dokunulmazlıkların kaldırılması sürecinin, Newroz döneminde gerilimin tırmanması ve çatışmaların birden parlaması ile paralel yürümesi muhtemel gözüküyor.

 

Milliyet gazetesinde, fezlekelerle ilgili yer alan şu haberi ele alalım:

 

“2016 bütçe görüşmelerinin ardından Anayasa-Adalet Karma Komisyonu dokunulmazlık dosyaları için toplanacak. Komisyon, ‘Kamuoyunda infiale sebep olan eylemleri içeren’ dosyaları diğerlerinden ayırarak, bunlarla ilgili hızlandırılmış bir çalışma yapacak. Hazırlık Komisyonu bir ay içinde karar verecek. Dokunulmazlıkların kaldırılıp kaldırılmaması konusunda son söz Meclis Genel Kurulu’nun olacak. Genel Kurul’da, dokunulmazlıkların kaldırılması kararı, oylamaya katılanların yarısından bir fazla oyu ile veriliyor. Ak Parti kurmayları, tüm bu süreçlerin en geç iki ay içinde tamamlanacağını öngörüyor”.

 

Bu takvim de, en geç Mayıs’a kadar sonuçlanacak bir zamanlamaya işaret ediyor. Bu bahar, “bitti bitecek; birkaç güne sonuçlanacak” denilen, Cizre, Sur gibi merkez noktalardaki, ‘meskun mahallerdeki’ çatışmaların hiç öyle ‘bitişi’ değil, yeni ve çok ağır bir başlangıcı oluşturduğunun ortaya çıkacağı zaman olacak. 

 

Aslında, politik bir iflası; yani, hükümetin hiçbir siyasi plan, hazırlık oluşturmadan, bölgeyi tamamen ve en sert uygulamaların yapılmasını onaylayan biçimde güvenlik güçlerine terk eden yaklaşımının yanlışlığını konuşmamız gerekiyor. Fakat, büyük ihtimalle, ‘şok edici’ olayların yaşandığı ve bunların toplumu sindirip korkuttuğu, artan şiddet dalgasının sorumluluğunun şeytanlaştırılan HDP’lilere ve Kürt siyasetçilere yüklendiği, ‘AKP’li olmayan Kürt eşittir PKK üyesi’ mantığının hükümet partisi ve medyası üzerinden topluma püskürtüldüğü bir bahar yaşayacağız gibi gözüküyor. Bu nedenle de, kamuoyunun önemli bir kesimi, ortaya çıkacak vahim (Türkiye tarihinin en ağır) Kürt Sorunu tablosunun sorumluluğunu, asıl adres olan yanlış hükümet politikalarına değil; günah keçilerine yüklemeye meyilli olacak: daha doğrusu belli ki, AKP’nin amacı bu.

 

Bir de, dokunulmazlıkların kaldırılması meselesine şu açıdan bakalım:

 

Anayasa Mahkemesi’nin Can Dündar-Erdem Gül kararı, ABD’nin PYD konusunda Ankara’dan farklı bakışta olduğunu ısrarla vurgulaması, Gül-Arınç ve dışlanan AKP’lilerin rahatsızlıklarını dışa vurması bir yana; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın destek oranlarının yıllardır en düşük seviyelerinde (maksimum yüzde 40’larda) seyretmesi, Suriye Savaşı’nda Türkiye’ye kimsenin dönüp de bakmadığı, söz hakkı tanımadığı bir noktaya gelindi. Rusya ile olan gerilimin Türkiye’yi Güneyinde tamamen kendi hava sahasına hapsetmesi de Türkiye’yi, Suriye konusunda iyice sıfırlıyor. İran’da ‘ılımlıların’ seçim zaferi ile beraber, Bebak Zencani’nin (yani Reza Zarraf’ın patronunun) idama mahkum edildiği yeni bir ‘derin devletle’ mücadele dönemi başladı: İran, işin Türkiye’ye uzanan kısmının peşini de bırakmayacaktır. Avrupa Birliği ve ABD’nin de, kendi çıkarlarına odaklı ‘Türkiye’deki yönetime müsamaha’ politikasında sabırlar ufak ufak taşıyor. Bu tablo aslında, içte ve dışta giderek oyun alanı daralan bir AKP’ye işaret ediyor. İşte tam da bu nedenle, Türkiye içinde işlerin iyice sertleşeceği bir döneme girdik.  

 

YAVUZ BAYDAR:  Sıra fezlekelerde.

 Düşünceye Özgürlük Girişimi'nin son çağrı metninde durum şöyle özetleniyordu:

 

''Sönmekte olan ateş bol duman salarmış...''

 

''Erdoğan Rejimi bütün cephanesini cepheye sürüyor.''

 

Evet, bu gözlem ışığında resmi gayet net görebiliriz.

 

Sıra dokunulmazlıkları kaldırma hamleleriyle HDP'yi, daha da önemlisi, seçmenini bir köşeye itelemeyi, Kürt Siyasi Hareketi'nin zaten Temmuz'dan bu yana ateş çemberine alarak dramatize edilmiş tabanını boyun eğme veya daha da radikalleşme tercihi ile karşı karşıya bırakmaya geldi.

 

Kürtler TBMM içinde veya dışında sertleştiği oranda, AKP'yi güdümünde tutan 'üst akıl' sallantılı iktidarı etrafında milliyetçi bir kümelenme ve tahkimat umuyor.

 

Daha önemlisi, MHP'nin parti ve tabanıyla, sert milliyetçiliğin iyice diriltilmesiyle beraber ateşlenen kadrosuyla, AKP'nin girdabına kapılmış görüntü vermesidir.

 

MHP lider Bahçeli, parti içindeki kargaşaya dışardan müdahil olduğu anlaşılan bazı AKP unsurlarının etki alanına çekilmiş durumda.

 

Onun '40 milletvekili ile yardımcı olmaya hazırız' mealindeki sözlerini, AKP - MHP arasındaki lehimleme hamlesinde ileri bir aşama olarak okumak gerekir.

 

Dokunulmazlık tartışması derinleşip sertleştikçe CHP her zamanki çekingenliğine bürünecek, ama AKP-MHP tabanları iyivce ortak bir zeminden seslenen dilde ve eylemde buluşmuş olacak.

 

Fezleke sayısının HDP'de beş-altı ile sınırlı kalmayacağını, Meclis'te oylamalar ardından 1993 usulü yaka-paça kovalama ve tutuklama furyasının 'norm' haline geleceğini şimdiden varsayabiliriz.

 

Rüzgar milliyetçi cepheden yana esiyor.

 

Ankara'da Türk-İslam sentezi etrafında vahim bir siyasetçi-bürokrat kemikleşmesi gözleniyor.

 

Bunun Türkiye'ye hiç hayırlı sonuç getirmeyeceği muhakkaktır.

 

 

ESER KARAKAŞ: Öğrenemeyen Türkiye

HDP’nin yüksek bir milletvekili sayısı ile son seçimlerde o adaletsiz barajı atlayıp TBMM’de temsil edilmesi Türkiye için çok büyük, belki de büyük felaket öncesi son şans.

 

HDP bu şansı ne kadar iyi kullanıyor, bu da ayrı bir tartışma ama sürekli üzerinde Demokles kılıcı asılı bir parti milletvekillerinden de belki çok şey bekliyoruz.

 

TBMM Genel Kurulu’na geleceği konuşulan fezlekeler ve bu fezlekelerin MHP’nin ilginç desteği ile çok sayıda HDP milletvekilinin dokunulmazlığının kalkması ve yargılanması ile sonuçlanma ihtimali siyaseten büyük bir facia olabilir.

 

Bu fezleke meselesinin bana ilk düşündürdüğü Türkiye’nin yaşadıklarından ders al(a)mayan bir ülke olduğu.

 

1994 senesinde TBMM’de ve çıkışta kapıda yaşanan siyasi, adli facia hafızalarda.

 

Bu facianın 90’lı senelerde yarattığı sonuçlar da ortada.

 

Bir çocuk, hatta bebek bile sıcak bir sobaya dokunduğunda bir daha dokunmamayı öğreniyor.

 

Türkiye ise sıcak sobadan çok daha öğretici olması gereken süreçlerden ders alamıyor, bir şeyler öğrenemiyor.

 

Amaç, Türkiye’yi bir facia ile sonuçlanacak bir iç savaşa sürüklemek değil ise, bu da geri dönüşü olanaksız bir yolda, bir yokuşta freni patlayarak giden bir arabanın direksiyonu insanların olabileceği kaldırıma kırma refleksi gibi,  bir ihtimal olabilir, fezleke meselesini herkesin, hepimizin, en şahin AKP’lilerin, MHP’lilerin de bir kez daha düşünmesi şart. 

 

 

CENGİZ AKTAR:  DEP’leştirme süreci

Kürd Siyasî Hareketini Türkiye siyasetinden silme operasyonu hız kazanıyor. 2015 sonbaharından itibaren özyönetim deklarasyonundan sonra AKP’li gayriresmî sözcüler, eski siyasîler ve sonunda hükümet yetkilileri konuşmaya başladılar. Art arda gayet muntazam bir şekilde DBP ile HDP’ye ve eşbaşkanlarına yönelik bir itibarsızlaştırma ve kriminalize etme kampanyası son sürat devam ediyor. Tabii yargı da devreye girdi. 

 

Sırasıyla Mehmet Metiner, Abdülkadir Selvi, Mehmet Ali Şahin, Bekir Bozdağ, İbrahim Kalın, Ahmet Davutoğlu, Ömer Çelik, Recep Tayyip Erdoğan özyönetim teklifine binaen Kürd Siyasî Hareketi’nin parti ve yöneticilerinin anayasal meşruiyetlerini sorguladılar.

 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Başsavcılığı soruşturma başlattı. Soruşturmalar partiler ve eşbaşkanların yanında başka partilileri de kapsıyor. 

 

Demeçleri hatırlayalım.

 

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ: “HDP Eşbaşkanı Demirtaş hendek, barikat, tuzak, mayın, bomba, silah, bölücü teröristler ve terör örgütünün sözcülüğüne soyunmuştur. Demirtaş, bölücü terör örgütünün bölücü hedeflerini açık ve net ifade etmiştir. Bu açıklamalar, ihanettir, suçtur ve yok hükmündedir. Demirtaş, hür demokratik zeminde parlamentoda siyaset yerine kirli terör siyasetine sahip çıkmış, bölücülüğünü açıkça itiraf etmiştir.”

 

AKP sözcüsü Ömer Çelik: “Özyönetim ilan ettim demek siyasî suikast girişimi olur”

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu: “Biz parti kapatılmasına prensip olarak karşıyız. Fakat kişilerin tek tek işledikleri suçlar konusundaysa eğer bu suçlar binlerce onbinlerce insanın hayatını da etkileyecek noktaya gelmişse buna da kayıtsız kalınamaz.”

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Bu Eşbaşkanın yaptığı bir provokasyondur, ihanettir. Türkiye üzerinde ameliyat yapmak isteyen herkes, boyunun ölçüsünü almıştır. Bunlar da alacaktır.” Çarşamba 24 Şubat günü de meclise HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını “emretti”.

 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Sicil Bürosu da özyönetim deklarasyonu öncesinde DBP’ye parti tüzüğünde yer alan bazı maddelerin Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası’na aykırı olduğunu bildiren bir yazı gönderdi. Yazıda Anayasa 3, 4, 68 ve Siyasî Partiler Yasası 78, 79, 80 ve 81’inci maddelerin DBP tüzüğünde ihlâl edildikleri belirtiliyor.

 

Bu kampanya, carî yasal ve anayasal hükümlere binaen iktidarın HDP’yi bir biçimde sivil siyasetten silme operasyonunun hazırlık süreciydi. Şimdi MHP’nin desteğiyle önce dokunulmazlıkların kaldırılması ardından partinin kapatılması gelebilir. Partiyi kapatma yolu, ayrılıkçılık ve şiddet istisnalarını göz önünde bulunduran Venedik Kriterlerine de aykırı olmayabilir. Ama hayatî olan parti kapatıldıktan sonra neler olacağıdır. Türkiye siyasetinden kovulacak olan Kürd Siyasî Hareketi Türkiyelileşmeyi sonlandırmak ve Kürdistanîleşmek durumunda kalacaktır. 

 

Süren askerî operasyon, baskılanan Kürd Siyasî Hareketi, diyaloğu reddeden iktidar ve Kürdlerin manevî kopuşu Kürd meselesinin yeni bir aşamaya geldiğini bizlere açıkça söylüyor. Bu aşamadan sonra iki yol var. Biri, tarafların, çatışmanın galibinin olamayacağını (stalemate) ve çözümün bedelinin çözümsüzlüğün bedelinden daha hafif olacağı hesabını kendilerine hatırlatacak bir üçüncü taraf sayesinde birlikte yaşamanın temelini atacak ve Kürdlerin taleplerini karşılayacak barış inşası - ki çok zor. Diğeri 1800’lerin başından beri Osmanlıdan kan ve karşılıklı zulümle kopan unsurlar gibi içsavaş ve maddî kopuş. 

 

 

 

FEHİM IŞIK: Tüm bunlar karşısında ne denir, bilmiyorum. Adamlar dolu dizgin gidiyorlar. Aklıma tek gelen Saddam'ın yaptıkları ile bunların yaptıklarını kıyaslamak.

Saddam 1983'te Enfal adını verdiği operasyonları başlattı. Tüm köyleri bir araya topladı. 1988 Halepçe Katliamı Enfal operasyonlarının sonuncusuydu ve toplamda 182 bin insan katledildi. Batı ve ABD o dönem Ortadoğu'da jandarma olarak kullandığı, İran'a karşı sahaya sürdüğü Irak'a tek ses etmedi, yaptıklarını görmezden geldi.

 

Şimdi aynı şey Türkiye'de mi yaşanıyor? Batı sessiz, görmezden geliyor. ABD sadece YPG konusunda Türkiye ile aynı düşünmediğini belirtip "Trkiye'nin terörle mücadelesine desteğinin devem edeceğini" açıklıyor. Türkiye'yi yönettiğini sandığımız hükümet ise tüm pervasızlığı ile yakıyor, yıkıyor ve öldürüyor. Bunlar şimdi de parlamentoda HDP'nin sesini kesmek amacıyla dokunulmazlıkları kaldırmak için düğmeye bastı. Büyük olasılıkla dokunulmazlıkları kaldırılan bazı vekillerin, hatta eşbaşkanların tutuklanması dokunulmazlıkların kaldırılmasının akabinde gündeme gelecek. Basın dersen, hak getire. Tek muhalif sese tahammülleri yok. Hep hatırlatmak gerek. Zulmün sonu yok.

 

Nihayetinde devletler arasındaki dostluk ilişkilerinin de sonu yok. Bir yerde karşılıklı çıkar son buldu mu, her şey anında tersine dönebilir. Saddam'ın sonu da böyle gelmedi mi? Bir başka şey daha; Kürt hareketi eski Kürt hareketi değil derken dalga geçmiyoruz. Sivil alanda belki siyasetin sesi kesilecek ama bu silahlı Kürt hareketinin sesinin de kesileceği anlamına gelmez.

 

Şimdi olan da bu. Özellikle gençler nefret dolu ve silahlı mücadeleye ciddi bir katılım var. Bu yapılanlar sadece şiddetin büyümesine ve ne yazık ki çok insanın ölmesine neden olacak ancak devleti yönetenler kesinlikle amacına ulaşamayacak. Bu kadar açık. Birilerinin at gözlüğü takan ve dolu dizgin giden bu pervasızlığa dur demesi gerek.

 

KAYNAK: HABERDAR

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha