• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan: İktidarı değiştirmek için farklı tarafları destekleyebiliriz

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan: İktidarı değiştirmek için farklı tarafları destekleyebiliriz
0 0

Kürt siyasetçiler olarak siyasette hiçbir zaman dokunulmazlıklarının bulunmadığını vurgulayan Buldan, “Bir kez daha Anayasayı ihlal ederek Kürtleri Meclis’ten atabilirler” ifadelerini kullandı.

28 Mayıs 2020 Perşembe 13:28

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 2016’dan bu yana 100’den fazla HDP’li belediyeye kayyım atandığını belirterek, “Kürt halkını buna alıştırmak istiyorlar. Kürtleri usandırarak kazandığı mevzileri gönüllü bir şekilde bırakmasını istiyorlar” dedi.

 

Kürt siyasetçiler olarak siyasette hiçbir zaman dokunulmazlıklarının bulunmadığını vurgulayan Buldan, “Bir kez daha Anayasayı ihlal ederek Kürtleri Meclis’ten atabilirler” ifadelerini kullandı.

 

Türkiye’deki mevcut iktidarın Kürtlere karşı “saldırgan” bir siyaset izlediğini dile getiren Pervin Buldan, bu nedenle iktidarı değiştirme hedefinin kendileri açısından yanlış bir siyaset olmadığını ve bunun için farklı taraflara destek verebileceklerini söyledi.

 

Pervin Buldan, mevcut anlayışla Türkiye’de yeni bir Barış Sürecinin başlamasının da imkansız olduğunu savundu.

 

Buldan, süreç ve gelişmeler hakkında Rudaw’ın sorularını yanıtladı. O röportajın özeti şöyle: 

 

Şu anda elinizde sadece 14 belediye kaldı. Diğerleri görevden alındı ve bazıları tutuklandı. Tecrübeli bir siyasetçi olarak bu uygulamaları nasıl değerlendiriyorsunuz ve Türkiye’deki demokrasiye ilişkin ne söylemek istersiniz?

 

Şüphesiz bu saldırı tutumu geniş bir şekilde değerlendirilmeli. Gerçekten Kürt halkının varlığı ve iradesine karşı 100 yıldır aralıksız bir işgalci saldırı düzenleniyor. Bu Kürt halkını yok etmeyi amaçlayan saldırılardır. Kürdistan’ın dört parçasında egemen güçleri bu saldırıları farklı şekillerde sürdürüyor. Faşist AKP-MHP ittifakı halkımıza karşı 2015 yılından beri özel bir konseptle saldırılarını en yüksek perdeden devam ettiriyor. Bir yandan 1925 yılındaki Şark Islahat planı yöntemlerini kullanıyorlar, bir yandan da Umumi Müfettişlik yöntemlerini uygulayarak çöktürme adı altında tekrar tekrar uyguluyor. Bu konu ile ilgili sorun mesele sadece HDP ve belediyeler değil. Kürtler adına kim bir girişimde bulunursa, söylem geliştirirse, irade gösterirse bu Kürt karşıtı zihniyet tarafından hedef gösteriliyor. Zira AKP Rojava ile birlikte aynı zamanda Güney’deki bağımsızlık referandumuna karşı çıkarak da bu saldırıları yürütüyor. Yani mesele sadece biz ve partimiz değiliz. Mesele Kürtlerin dünyanın herhangi bir yerindeki varlığıdır, Kürt halkının hak ve özgürlükleridir. Kim bu hak ve özgürlükleri savunursa hedef alınarak yok edilmek için saldırılara maruz bırakılıyor.

 

Elbette kayyumlar ve aynı zamanda AKP darbeciliği Kürt halkının iradesine saygısızlıktır. 2016 yılından bu yana Kürt halkının 100’den fazla belediyesi gaspedildi. Şimdi de ayda bir, iki ayda bir tek tek belediyelerimize el koyuyorlar. Kürt halkını buna alıştırmak istiyorlar. Kürtleri usandırarak kazandığı mevzileri gönüllü bir şekilde bırakmasını istiyorlar.

 

2019 yılındaki yerel seçimlerde CHP’li belediyelere verdiğiniz desteği bugün nasıl değerlendiriyorsunuz, mantıklı bir karar mıydı? Sonuçları ne oldu?

 

Bu konu yanlış tanımlanıyor, ya da bazı çevreler bilinçli şekilde tersyüz ediyor. 31 Mart stratejimizde hiçbir siyasi partiye destek vermek yoktu. CHP ya da başka bir partiye destek vermedik. Aynı zamanda hayır partisi de değiliz. Sözde bazı siyasetçi, aydın ve uzmanın konuyu anlamaması ya da bilinçli bir şekilde çarpıtmasına rağmen halkımız bu stratejiyi iyi anladı. Bir partiye destek vermedik, biz bir strateji geliştirdik ve halkımız da bu stratejimize destek verdi. Çünkü bu strateji saldırılara verilen bir yanıttı. Hükümete her şart ve koşulda bu ülkede siyaseti alt-üst edebiceğimizi ve dengeleri değiştirebileceğimizi gösterdik. AKP’nin yerine CHP bu saldırıları gerçekleştirseydi onlardan da aynı şekilde hesap sorardık. Tarihi hesapları da unutmadık ama biz düşmanca bir siyaset yürütmüyoruz. Ortadoğu’da halkların ve dillerin birliğinin kurulmasını ama herkesin kendi dili ve rengi ile yaşamasını istiyoruz. Bu nedenle bizim açımızdan iktidarı değiştirmek adına yanlış bir siyaset değil ve bunun için farklı taraflara destek verebiliriz.

 

Geçen yıl ki seçimlerde Kürt partilerle bir ittifak kurmuştunuz. Bu ittifak devam ediyor mu? Kazanımları nelerdi? İttifakı güçlendirmeyi düşünüyor musunuz?

 

Kürt partilerle stratejik bir ilişkimiz var, kısa dönemli bir ilişki değil. Kürt partiler arasında kalıcı bir ittifak kurmak istiyoruz. Bu ittifak Kürt güçleri için bu yüzyılda tarihi bir mecburiyettir. Bize göre Kürtlerin birliği Ortadoğu’da barış ve huzurun garantisi olacaktır. Bu konuda da herkes birlikte sesi ve rengiyle Kürtlerin özgürlüğü için çalışmalıdır. Kürt partilerle kurduğumuz ittifak her ne kadar istediğimiz seviyede değilse de ileriye dönük beklentilerimizi güçlendiriyor. Bu ittifakın Kürdistan’ın dört parçasında bütün Kürt güçleri arasında gerçekleşmesini istiyoruz. Bunun için çalışıyoruz ve bu konuda her türlü fedekarlığı yapmaya hazırız. Kürt halkı açısından “ölüm-kalım” hüvviyetinde olan bu süreçte bütün Kürt güçleri bu gerçeği görmeli. Elbetteki her parti, taraf ve örgütün kendine has özellikleri, özgünlükleri bulunuyor ancak ortak ve öncelikli gündemlerimiz de olmalı. Tüm Kürt düşmanları birlik oluyor, peki Kürtler neden onlara karşı birlik olmasın? Bu yüzyılı birlik ve ittifak olmadan geçiremeyiz.

 

Türkiye’de 2013’te bir Barış Süreci başlatıldı ancak iki yıl sonra sona erdi. Bu süreçte PKK ve devlet arasında arabuluculuk konusunda HDP belirgin bir rol üstlendi. Şimdi yeniden böyle bir sürecin başlaması için imkan veya zemin var mı?

 

Partimiz barışçıl bir partidir. Biz tüm toplumsal sorunların barışçıl yollarla çözülmesini savunuyoruz. Biz Barış Sürecinin bir parçasıydık. Barış partisi olduğumuz için de o süreçte halkın partimize karşı ilgisi ve teveccühü arttı. O süreçte gördük ki AKP’nin derdi barış değil, bizi etkisizleştirmek ve egemenliğini pekiştirmektir. AKP Kürt sorununun çözümünü istemiyor, istiyor olsaydı şimdiye dek çoktan çözmüştü. Tüm güç ve yetkiler onların elinde fakat onlar sürece kendilerini daha da güçlü kılmak için yaklaştı. Bu yöntemle bizi tasfiye etmek, kendilerini kalıcı hale getirmek istediler. Ancak sürecin kendi hesaplarına göre ilerlemediğini gördüklerinde bu defa bize ve sürece saldırmaya başladılar. Bakın bugün kim barıştan söz ediyorsa onu da hedef haline getirip cezaevine gönderiyorlar. Bu nedenle anlaşıldı ki böyle bir zihniyetle artık yeni bir barış süreci mümkün değil. Bugün barış önündeki en büyük engel AKP-MHP anlayışı ve zihniyetidir. Bu zihniyet yıkılmadan barış da gerçekleşmez.

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha