• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

HDP Sözcüsü Günay Kubilay: Erken seçim muhalefet için fırsattır; bu iktidar gayri meşrudur, gidecektir

HDP Sözcüsü Günay Kubilay: Erken seçim muhalefet için fırsattır; bu iktidar gayri meşrudur, gidecektir
0 0

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Günay Kubilay, parti genel merkezinde yaptığı haftalık basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

22 Kasım 2019 Cuma 15:34

Kubilay'ın gündeminde HDP'nin geçtiğimiz günlerde kayyımlara karşı açıkladığı ve erken seçim çağrısı yaptığı deklarasyon, Suriye'de yaşanan gelişmeler ve ekonomik kriz vardı. 

 

Kubilay, erken seçimin tüm muhalefet için bir fırsat olabileceğini belirterek, "Biz AKP-MHP iktidarının azınlığa düştüğünü ve meşruiyetini yitirdiğini iddia ediyoruz. Saray rejimi, kayyım darbeleriyle Kürt halkının iradesini gasp etmeye, seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırmaya başladığı andan itibaren, kendi demokratik meşruiyet kaynağını da yok etmiştir" dedi.

 

Kubilay şöyle konuştu: 

 

20 Kasım’da Ankara’da HDP’nin çağrısıyla gerçekleştirilen geniş bileşimli toplantıda başta belediyelerimizin kayyımlar vasıtasıyla gasbı olmak üzere hayatın her alanında HDP’nin varlığına yöneltilmiş sistemli ve çok yönlü saldırılara karşı HDP’nin politik tutumunu ve mücadele yöntemlerini kapsamlı bir deklarasyonla kamuoyuna açıkladık. 

 

Meşru mücadele ve demokratik siyaset ısrarımızı pekiştirmiş olduk

 

Öncelikle davetimize icabet eden ve toplantıya katılarak bizi yalnız bırakmayan, herkese teşekkür ediyoruz. O toplantıda bileşen partilerimizden ittifak partilerine, demokratik kitle örgütlerinden sendika temsilcilerine, HDK eş sözcülerinden, DTK eşbaşkanlarına, sol-sosyalist partilerin genel başkanlarından ve temsilcilerine, aydın, yazar ve sanatçılara kadar pek çok HDP dostuyla birlikte açıkladığımız deklarasyonla önemli sorulara yanıt verdik, HDP’nin meşru mücadelede ve demokratik siyasetteki ısrarını ve kararlılığını pekiştirmiş olduk.

 

Hiçbir demokratik kazanımımızdan vazgeçmeyeceğiz

 

HDP’nin halklarımızın dişiyle tırnağıyla kazarak elde ettiği hiçbir demokratik kazanımdan vazgeçmeyeceğini, elindeki bütün siyasi mevzileri sonuna kadar koruyacağını teyit etmiştir. Ağır bir kan kaybı içinde olan ve kendinden olmayan herkese saldırarak ayakta durmaya çalışan saray rejimine karşı kararlı duruşunu, ilkeli siyaset tarzını ve meşru direniş çizgisini yükselteceğinin altını çizmiştir. Türkiye halklarının barış, demokrasi, özgürlük ve insanca yaşam özlemlerine yanıt verecek yeni bir demokratik siyasal sürecin inşası için öncü rolü oynayacağını ilan etmiştir. 

 

HDP 12 maddelik deklarasyonda aşağıdaki gerekçeyle bir erken seçim çağrısı da yapılmıştır: ‘31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde de görüldüğü gibi çoğunluk desteğini kaybetmiş, toplumsal meşrutiyet zeminini yitirmiş bu iktidar, kayyımlar gibi siyasi darbe yöntemleriyle halkların iradesini gasp ederek, hukuk dışı ve gayri meşru yollarla toplumu daha fazla yönetemez. Türkiye halklarının AKP-MHP sultasından kurtulması için ‘erken seçim’ diyoruz. Bu bir meydan okuma çağrısıdır. Buradan hodri meydan diyoruz! Bütün muhalefeti bu erken seçim talebinin etrafında birleşmeye ve harekete geçmeye ve harekete geçmeye çağırıyoruz.” 

 

Demokrasi İttifakı ve birleşik mücadele çağrısı yaptık

 

Bu toplantıda demokratik siyaset çıtasının ve meşru direniş çizgisinin yükseltilmesi, birleşik mücadele sürecinin örülmesi ve erken seçim çağrısının ete kemiği büründürülmesi için bir başka çağrı daha yapılmıştır. Bu çağrıda ‘HDP olarak yaşadığımız coğrafyadaki her türlü baskıcı, faşist anlayışa karşı demokrasi, barış ve adalet diyen tüm yurttaşlarımızı, Meclis içindeki ve dışındaki tüm muhalefet partilerini, sivil toplum kuruluşlarını, sendika ve meslek birliklerini, demokratik dernekleri aktif dayanışmaya, birleşik mücadeleye ve demokrasi ittifakına…’ çağırarak birleşik mücadelenin kaçınılmaz ve yaşamsal olduğunun altı bir kez daha çizilmiştir.

 

İktidar çoğunluk desteğini kaybetmiş, meşruiyetini yitirmiştir

 

HDP’nin bu çağrısı sadece toplantıya katılanlara değil, hayatın her alanında sarayın sultası altında ezilen, çok yönlü baskı ve saldırıları karşısında bunalan, işini aşını kaybeden, yarından ve yaşamdan umudunu kesen, işsizliğin, yoksulluğun, pahalılığın pençesinde kıvranan ve geleceği karartılan herkesedir. Biz iddia ediyoruz: Bu iktidar 31 Mart’ta çoğunluk desteğini yitirmiş bir azınlık iktidarıdır. Temel meşruiyet kaynağı olan yüzde 50 artı 1’in üzerinde bir oy desteğinden yoksundur. Erdoğan, 50 artı 1’in çok çok altına düşmüş bir azınlık iktidarının başkanıdır. Biz AKP-MHP iktidarının azınlığa düştüğünü ve meşruiyetini yitirdiğini iddia ediyoruz. Saray rejimi, kayyım darbeleriyle Kürt halkının iradesini gasp etmeye, seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırmaya başladığı andan itibaren, kendi demokratik meşruiyet kaynağını da yok etmiştir.

 

Kendi ayağına da siyasi darbe prangası bağlayan iktidar gitmedikçe sorunlar bitmeyecek

 

AKP iktidarı, özellikle 23 Haziran’da İstanbul’da yaşadığı seçim hezimetinin yanı sıra kayyım rejimiyle seçilmiş belediye eş başkanlarını görevden uzaklaştırmakla, belediye meclislerinin kapısına fiilen kilit vurmakla kalmamış, aynı zamanda kendi tutunduğu dalı da kesmiş ve siyasi darbe prangasını kendi ayağına bağlamıştır. Açıkça söylemek gerekir ki, bu iktidar var oldukça, sarayın saltanatına son verilmedikçe ülke de bölgede de akan kan durmayacak, göz yaşları dinmeyecektir. İşsizlik ve yoksulluk, açlık ve sefalet büyüyerek devam edecektir. Hırsızlığa ve yolsuzluğa, israfa ve şatafata, yağmaya ve talana son vermek mümkün olmayacaktır. Din istismarının, çocuk istismarının, kadın istismarının, doğa, emek ve kadın düşmanlığının sonu gelmeyecektir. Sosyal bir hak olarak eğitimden, sağlıktan, sosyal güvenlikten söz etmek de mümkün olmayacaktır.

 

AKP iktidarı var olduğu sürece… 

 

Başta Kürt sorununun onurlu bir barış ve demokratik çözümü olmak üzere, Türkiye halklarının temiz oksijen alacağı bir demokratikleşme sürecinin önü açılmayacaktır. Türkiye halklarının yeni bir toplumsal sözleşmeyle bağıtlanmış eşit haklar temelinde birlikte yaşam arzusu zayıflamaya, birlikte yaşama duygusu yara almaya devam edecektir.  Liste uzun… Ancak bugün bu iktidar karşısında yaşamsal düzeyde ihtiyaç duyulan ve gecikmeksizin atılması gereken yegâne adım Türkiye halklarının demokrasi ittifakında buluşması ve sırtını birbirine dayamasıdır. Omuz omuza vermesi bu gayri meşru iktidarı hak ettiği yere göndermesidir.

 

Hiç kimse sol göğsünün altındaki cevahiri karartmasın: Bu iktidar gayri meşrudur, gidicidir, gidecektir

 

Hatırlatmak isteriz ki, bu iktidar bloğu bütün medya desteğine, devletin zor aygıtlarına, yalana, şantaja ve tehditlere rağmen, 31 Mart’ta büyük bir dayanışma örneği gösterilen İstanbul, Ankara, Mersin, Adana gibi büyükşehirlerde kaybetti. Kürt illerinde büyük bir seçim yenilgisi yaşadı. Bu defa daha büyük bir yenilgi alacak, daha büyük kaybedecek ve iktidardan düşecektir.  Hiç kimse Saray iktidarının hezeyanlarına ve efelenmelerine aldırmasın. Hiç kimse ‘sol göğsünün altındaki cevahiri’ karartmasın. Bu iktidar gayri meşrudur, gidicidir, gidecektir.

 

Erken seçim bütün muhalefet için iyi bir fırsat olabilir

 

Erken seçim çağrımızın parlamento içi muhalefet partilerinde karşılık bulması olumludur. Farklı ses tonlarıyla, farklı gerekçelerle de olsa Türkiye’nin böyle bir kritik kavşak noktasında bir erken seçime yakıcı ihtiyacının olduğunun dile getirilmesi de olumlu bir yaklaşımdır. Ancak yeterli değildir. Bugün her şeyin sarayın tekeline alındığı ‘tek adam rejimi’ yerine Türkiye halklarının özgür iradesiyle oluşan demokratik, çoğulcu ve işlevli bir meclise ihtiyaç duyanlar, erken seçim talebini yüksek sesle dile getirmeli, kararlı bir iradeyle arkasında durmalıdır.

 

Bu fırsat değerlendirilmezse 20-30 yılımız ipotek altına alınacaktır

 

Erken seçim çağrısı, sadece demokrasi güçlerinin değil, tek adam rejimi karşısında şu ya da bu düzeyde demokrasi arayışı içinde olan bütün muhalefet güçleri için bir fırsattır. Eğer bu fırsat iyi değerlendirilmezse, mantıki sonuçlarına ulaştırılmazsa henüz kurumsallaşma aşamasında ki saray rejimi inşa sürecini kısa zamanda tamamlayarak kendini kalıcı kılacak ve ülkenin önünde uzanan 20-30 yılını ipotek altına alacaktır. Bugün Türkiye saray rejimi tarafından Kayyım Cumhuriyeti mi, Demokratik Cumhuriyet mi gibi bir ikilemin eşiğine sürüklenmiştir.

 

Seçim demokratik bir mevzi, demokrasinin vazgeçilmez uğraklarından biridir

 

HDP olarak, faşizmin kurumsallaşma sürecini tamamlamak için aralıksız hamleler yaptığı, içerde ve dışarda saldırılarını yoğunlaştırdığı, ekonomik ve siyasi krizin bütün yıkıcı etkilerinin kendini gösterdiği, siyasi belirsizliğin sürdüğü böyle bir kaotik ortamda erken seçim çağrısı yaptığımızın farkındayız, bilincindeyiz. İşte bu nedenle ve bu koşullarda bir erken seçim bu iktidarın Türkiye halklarına bir lütfu olmayacaktır. Erken seçimi iktidarının ömrünü uzatmak için her türlü gayri meşru yöntemi ve hukuk dışı yöntemi mubah sayan böyle bir despotik iktidardan ancak ve ancak meşru mücadeleyle, demokratik direnişlerle söke söke almak, direne direne kazanmak gerekecektir. Bu bakımdan seçim demokratik bir mevzidir ve demokrasinin vazgeçilmez uğraklarından biridir. Aşağıdan ilmek ilmek örülmesi ve dalga dalga büyütülmesi gereken demokratik bir süreçtir.

 

Tıpkı, gasp edilen belediyelerimizi geri almak için, gasbedilen seçme ve seçilme hakkımızı yeniden kazanmak için büyük bir kararlılıkla sürdürmemiz gereken demokratik direnişler, meşru mücadeleler gibi…

 

Örgütlenme hamlemizi kesintisiz biçimde sürdüreceğiz

 

HDP önümüzdeki günlerde hem erken seçim çağrısını toplumun gündemine taşımaya devam edecek bununla eş zamanlı olarak içine girdiği büyük konferans ve kongre süreciyle birlikte başlattığı örgütlenme hamlesini kesintisiz bir biçimde sürdürecektir. Başlattığı ev ev, sokak sokak, mahalle mahalle örgütlenme ve toplumun içine kök salma çalışmalarını yoğunlaştıracaktır. 

 

İktidar işgal için koca koca yalanları tekrarlayıp duruyor

 

Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmelere de bir projeksiyon tutacak olursak, Erdoğan ve Çavuşoğlu esip savurmaya, Kuzey ve Doğu Suriye’yi boydan boya işgal etme isteğini koca koca yalanlar eşliğinde ve büyük bir hezeyan içinde tekrarlayıp duruyor. Ne var ki ne uluslararası medya iktidarın borazanı ne de diğer ülkelerin liderleri Erdoğan ve Çavuşoğlu’na kanacak kadar deneyimsiz… Gözü Suriye’nin üzerinde olan herkes günü gününe çıplak gerçeği görüyor. 9 Ekim’den itibaren Erdoğan ve Çavuşoğlu’nun durmaksızın tekrarladığı nakarat ‘mutabakatlara uyulmuyor’ nakaratıdır.

 

Rusya’nın açıklamaları AKP iktidarını yalanlıyor

 

Oysaki Rusya Savunma Bakanlığı sözcüsü İgor Konaşenkov Çavuşoğlu’nun açıktan yalanlıyor. Konaşenkov “Rusya verdiği sözleri tutmadı” açıklamasını şaşkınlıkla karşıladığını söyleyerek ‘Askeri eylemlerin yeniden başlaması çağrısı taşıyan bu açıklama yalnızca Suriye’deki durumun gerginleşmesine yol açar, Rusya ve Türkiye liderlerinin imzaladığı ortak mutabakatta öngörülen istikrara değil’ açıklamasını yapmak zorunda kalıyor.  Savunma Bakanlığı’ndan sonra Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov da Çavuşoğlu’nun Kuzey ve Doğu Suriye’de operasyona devam edeceklerinin sinyaline karşılık ‘Türkiye bize Suriye’de yeni bir operasyon başlatmama sözü verdi’ dedi. 

 

İşgal iktidarın hanesine büyük bir başarısızlık örneği olarak yazılacak

 

Anlaşılan o ki, Kuzey Suriye’deki işgal AKP-MHP iktidarının hanesine büyük bir politik ve diplomatik başarısızlık örneği olarak yazılacak, Türkiye halkları vakti geldiğinde hesabını soracaktır. İktidar, bu başarısızlıktan Irkçı ve milliyetçi hezeyanlar eşliğinde bir başarı öyküsü yaratma peşinde olduğu açıktır. Ne var ki, bu efelenmelerin, tehditlerin, şantajların sonu yoktur ve ülkenin mali kaynaklarını ve enerjisini dipsiz bir kuyuya akıtmaktan başka bir şey değildir. 

 

Türkiye’nin bir güvenlik sorunu yoktur

 

Tarih elbette IŞİD barbarlığına son veren Rojava halklarının inanılmaz başarı öyküsünü yazacak, zulmedenleri ve zulme karşı direnenleri hafızasına nakşedecektir. Görünen köy kılavuz istemez. Bütün çıplaklığıyla görünen şudur: Türkiye’nin bir güvenlik sorunu yoktur. Türkiye’nin güvenlik sorunu olduğunun içeride ve dışarıda bir nakarat gibi tekrarlanmasının nedeni, Kuzey ve Doğu Suriye topraklarını boydan boya ve derinlemesine işgal girişiminin yolunu açmak ve meşru bir dayanak noktası oluşturmaya çalışmak içindir.  Zira bu konuda da bölge ve dünya ülkeleri, bütün uluslararası kamuoyu ‘güvenlik tehdidi’ gerekçesinin koca bir yalandan ibaret olduğunu görmüştür.

 

AKP ve MHP bütün bölge için güvenlik sorununa dönüştü

 

Asıl güvenlik sorununu bölge halkları ve Kürtler yaşamaktadır. AKP ve MHP koalisyonu bütün bölge için gerçek bir güvenlik ve istikrarsızlık kaynağına dönüşmüştür. Hükümet, Rusya ve ABD ile varılan ateşkes anlaşmalarına uymamakta, her fırsatta bu ateşkesleri ihlal etmektedir. Daha iki gün önce Kobanê’de yapılan SİHA saldırısında 2 sivil hayatını kaybetmiş 3 sivil yaralanmıştır. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) başta olmak üzere bölgeden gelen raporlar ve basından yansıyan bilgilere göre 9 Ekim’den beri yaşanan saldırılarda Kuzey ve Doğu Suriye’de 478 sivil hayatını kaybetmiş, 1070 sivil yaralanmış, 300 bin insan yerinden yurdundan edilmiş, 810 okul kapatılmış, 86 bin öğrenci eğitimden mahrum kalmıştır. İşte gerçek güvenlik sorunu budur. 

 

Kürt düşmanlığından vazgeçin ve bir an önce Suriye topraklarından çıkın

 

Bu vesileyle AKP-MHP Koalisyonu’nu bir kez daha sizlerin huzurunda uyarıyoruz: Kürt düşmanlığından vazgeçin ve derhal Suriye topraklarından çıkın. Suriye halklarına kan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyen sömürgeci yeni Osmanlı hayallerinden bir an önce vazgeçin.

 

Kürt halkına yönelik saldırılar sadece Kuzey ve Doğu Suriye ile de sınırlı da değildir. Bir süredir İran’da zamlara karşı başlayan, hak ve özgürlük talepleriyle devam eden gösterilere yönelik İran rejimi katı bir saldırı ile yanıt vermektedir. Bu saldırıların en yoğun yaşandığı yer ise Kürt kentleri ve Rojhilat’tır. Pek çok Kürt kenti, rejim yanlısı para-milliter güçlerin saldırısı altındadır. Bu vesileyle İran rejimini de halka karşı takındığı bu saldırgan tutumundan vazgeçmeye ve barışçıl eylemlerde dile getirilen taleplerin gereğini yerine getirmeye çağırıyoruz. 

 

EYT sorunu 1999’da ortaya çıktı 

 

Son konu başlığımız Emeklilikte Yaşa Takılanlarla (EYT) ilgilirdir. EYT, 1999 yılında DSP, ANAP ve MHP koalisyon hükümet tarafından kabul edilen ve emeklilik yaşını yükselten 4447 sayılı yasanın sonucunda ortaya çıkan bir sorundur. 8 Eylül 1999 gününe kadar işçilerin emeklilik için iki şartı yerine getirmesi gerekiyordu: Kadınlar için 20, erkekler için 25 yıl sigortalılık süresi ve 5 bin günlük prim ödeme gün sayısı isteniyordu. Yapılan değişiklikle emeklilik yaşı kadınlarda 58, erkeklerde 60'a, prim gün sayısı ise 7 bin güne yükseltildi.  8 Eylül 1999 gününden önce işe girenler için kadınlarda 40 ile 58 erkeklerde ise 44 ile 60 yaş arasında değişen kademeli geçiş süresi getirildi.

 

EYT’liler yaşa değil AKP’ye takılıyor

 

Her şeyden önce emeklilikte yaşa takılanların temel talebi şudur: 1999'da yapılan bu değişikliğin geçmişe dönük uygulanmasına son verilmesidir. Yani 1999'dan önce çalışmaya başlayanlar, prim gün sayılarını doldurduğunda emekli olabilmelidir. O nedenle Erdoğan’ın ‘Erken emeklilik’ dediği gerçek dışıdır, koca bir yalandır. Zira EYT kapsamındaki olan ücretli çalışanlar Erdoğan’ın son açıklamasından sonra yaşa değil, artık AKP-MHP iktidarına takılmaktadır. 

 

EYT sorunu olan 5 milyonu aşkın ücretli çalışan bulunuyor. EYT sorununu çözmek için saraya bağlı bir kurul tarafından yapılan hesaba göre 26 milyar bir kaynak gerekiyormuş ve bu kaynak yokmuş…

 

Sermayeden alınmayan vergi ile EYT sorunu 7 kez çözülebilirdi

 

Bakınız bu iktidar EYT’lilere bulamadığı mali kaynağı kimlere buluyor: S 400 almak için anında 2,5 milyar doları buldu ve S-400’ü Rusya’ya peşin ödedi. Kuzey ve Doğu Suriye halklarının yaşadıkları toprakları işgal etmek ve Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldırmak için 100 bin kişilik bir çete ordusunu besleyecek milyarlarca doları buluyor. Artık Erdoğan’ın sorumluluğundaki 2020 yılı bütçesinde 196 milyar lira sermayeden alınmayacak olan vergi bulunuyor. Bu miktar ile EYT sorunu 7 kez çözülüyor. Bu kadar değil.  Görev zararları altında 99 milyar lira harcama yapılması öngörülüyor. Bu parayla da EYT sorunu 4 kez çözülebiliyor. 

 

Yandaş şirketlere kaynak var, EYT’lilere yok

 

Halkın vergileriyle toplanan bütçede bankalara, yandaş şirketlere, hiper müteahhitlere, yandaş medyanın patronlarına, Erdoğan ailesine yakın dernek ve vakıflara ‘vergi harcaması, görev zararları, kar amacı gütmeyen kuruluşlar” adı altında kaynak transfer edilebiliyor. Ama EYT’lilere kaynak bulunamıyor? Biz bu hakikati demokratik kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

 

Biz HDP olarak EYT konusunda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2020 yılı bütçesinin görüşüldüğü Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) sorununun çözülmesi için Bakanlığın bütçesinin 30 milyar lira arttırılması amacıyla önerge verdik, ancak önergemiz AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.

 

EYT’liler hak etmedikleri hiçbir şeyi istemiyorlar

 

Son olarak önemli bir noktanın altını çizmek gerekir ki, EYT’liler hiç kimseden hak etmedikleri, emekleriyle kazanılmamış, alın teriyle yoğrulmamış hiçbir şey istemiyorlar. Hiç kimsenin aşına ekmeğine göz dikmiyorlar. EYT’lilerin istedikleri tek şey kazanılmış ve bugün zorla ellerinden alınmış emeklilik haklarının iadesi edilmesidir. Vaktiyle devletle yapılan sözleşmeye uyularak emekli edilmeleridir.

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha