• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

İnsan hakları savunucuları: Muhalefet devleti hukuka uymaya çağırmalı

İnsan hakları savunucuları: Muhalefet devleti hukuka uymaya çağırmalı
0 0

PKK Lideri Abdullah Öcalan'a uygulanan tecrit Leyla Güven öncülüğünde başlayan açlık grevleri sonucunda kırılsa da yaklaşık 1 aydır Asrın Hukuk Bürosu'nun müvekkilleriyle görüşme yapma başvurularına yanıt verilmedi.

20 Temmuz 2019 Cumartesi 12:31

Tecridin yeniden uygulanmasını değerlendiren insan hakları savunucuları Eren Keskin ve Akın Birdal bu hukuksuzluğun derhal ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi. 

 

'TECRİT İÇ POLİTKA MALZEMESİ YAPILDI'

 

İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin,  Öcalan’ın Türkiye’ye getirildiği günden bugüne tecridin var olduğunu söyledi. İmralı Cezaevi’nin Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasalarına aykırı bir şekilde yönetildiğini vurgulayan Keskin, bunun giderek zaman içinde arttığına işaret etti. Keskin, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi iç politikalarına İmralı Cezaevi’ni alet etmeye başladı. Bugün İmralı Cezaevi’nde Türkiye kendi iç hukukunu dahi uygulamıyor. Çünkü kendi iç hukukunu uygulasa hükümlülerin hangi kurallarla aileleriyle, avukatlarıyla görüşleri açıkça yasada yer alıyor. Ama tüm bunlara aykırı davranılıyor. Seçim öncesi tecridin hafif kırılması gibi bir durum yaşandı. Hatta devlet çok açık bir biçimde hiç tanımadığımız bir insanı avukatları ve ailesi gidemezken adaya gönderdi. Orada kendi adına mesaj iletilmesini istedi, ama hiçbir şey sonuç vermedi. Seçim öncesi bu yaşananlar maalesef sonrasında rafa kaldırıldı” dedi. 

 

'KILIÇDAROĞLU DA DEVLETE ÇAĞRI YAPMALI'

 

Devletin zikzaklı Kürt politikasının son uygulamasının sonuç vermediğini belirten Keskin, İmralı Cezaevi’nde tecride geri dönüldüğünü kaydetti. Keskin, “Kürtlerden oy isteyen siyasi partiler çok iyi biliyorlar ki Kürtler bir ittifak ile oy verdiler ve Kürtlerin oyu olmasaydı örneğin İstanbul seçimlerinde çok farklı bir sonuç ortaya çıkabilirdi. Ben buradan şu çağrının yapılması gerektiğini düşünüyorum; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendi hukukuna uygun davranması için, başta Kılıçdaroğlu olmak üzere tüm yetkililerin bu konuda çağrı yapması gerekiyor. Çünkü orada Türkiye kendi hukukunu uygulamıyor. Altına imza attığı uluslararası sözleşmelere aykırı davranıyor. Eğer bu yapılırsa sonuç alınabilir diye düşünüyorum. Her olayda olduğu gibi bütün hak ihlallerinde sadece Kürtler hak talep ediyorlar. Oysa bu son derece hukuki bir taleptir.  Bu talebin değişik kesimlerce de dillendirilmesi gerekiyor ” diye belirtti.  

 

'HERKES TAVIR ALMALI'

 

Öcalan’ın tartışılmasını istediği 7 maddeye ilişkin de konuşan Keskin, "Konu Kürtler ya da Öcalan olduğunda bir korku toplumu yaratılmasaydı belki bu maddeler daha kolay tartışılabilecekti. Ama tekrar söylüyorum burada bir hukuk ihlali var. Türkiye kendi iç hukukunu ihlal ediyor. O nedenle böyle bir ihlal karşısında demokrasiden yanayım diyen herkesin tavır alması gerekiyor. Ben 30 yıldır insan hakları mücadelesindeyim ama bu kadar öngörüsüz bir süreç görmedim. Bu süreçte 'yarın ne olacak' diye bir öngörüde bulunamıyorum. Yarın iyi bir gelişme de olabilir, her şey çok kötüye de gidebilir. Ama her şeyden önce şunu biliyorum; demokrasi mücadelesinde Kürt halkının bir öncü rolü var, bu bir gerçek. Onlar vazgeçmediği sürece de bu mücadele devam edecektir” diye konuştu. 

 

'TECRİT KABULEDİLEBİLİR DEĞİL'

 

Özgürlük, adalet ve barış sorununun seçim malzemesi olmaktan çıkarılması gerektiğini belirten İHD Onursal Başkanı Akın Birdal ise hukuka bağlı düzenlemelerin uygulanması gerektiğini ifade etti. Birdal, “Türkiye’nin ne zaman gündemi değiştirilmek istense tek tip tecrit ve F Tipi cezaevleri gündeme getirilmişti. Bu tecrit de yine Türkiye’nin temel sorunlarını ve gündemini değiştirmek için yapılan bir hukuk dışı uygulamadır. Geçmişte de bu tip açlık grevleri, ölüm orucu eylemlerine tanık olduk. PKK Lideri Öcalan’a uygulanan bu tecrit elbette ki kabul edilebilir bir durum değildi. Bu nedenle Leyla Güven ve cezaevindeki mahpuslar açlık grevi eylemine girdiler. Ne yazık ki bu tecrit sadece İmralı sorunu değil, demokrasi sorunu, barış sorunu, adalet sorunudur. Herkesin el birliği ile bu tecridin kaldırılması için çaba göstermesi gerekirken, ne yazık ki mücadele yine annelere, mahpuslara kaldı ve bu süreçte 8 kişi yaşamını yitirdi. Kimi çevreler bunu görmemekte ısrar ettiler; çünkü sorun Kürt sorunu” dedi. 

 

'TECRİT ÇOK YÖNLÜ ATEŞLE OYNAMAKTIR'

 

Geçmişte yapılan açlık grevi ve ölüm orucu eylemleriyle ilgili başta Cumhurbaşkanı, bakan, meclis başkanı olmak üzere görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirten Birdal, ancak son grevde muhatap dahili bulamadıklarını söyledi.  Birdal, “Leyla Güven ve özellikle beyaz tülbentli annelerin direnişi ve kararlılığı açlık grevlerini Türkiye’nin gündemine, merkezine oturttu. Sonra avukatlar 4 kez İmralı’ya gitti ve oradan önemli mesajlar verildi. Öcalan’dan 7 maddelik bir mesaj geldi ama bu doğru okunmadı ve algılanmadı. Seçim sonrası yeniden bu başvuruların reddedilmesi bence birçok açıdan ateşle oynamaktır” diye konuştu.

 

BİRDAL'DAN MUHALEFETE 23 HAZİRAN HATIRLATMASI

 

Tecridin son bulması için yeniden içerideki ve dışarıdaki insanların açlık grevi ve ölüm orucu eylemine girmeleri yerine bunun topyekun bir demokrasi, barış ve gelecek için sorun yapılması gerektiğini belirten Birdal, özellikle Türkiye Barolar Birliği’nin tecridin anayasa dışı, hukuk dışı ve uluslararası hukuka aykırı olduğu çağrısında bulunması gerektiğini ifade etti. Birdal, “Birincisi bunu barolar ele almalıdır. İkincisi ana muhalefetin artık bunu gündemine alması gerekiyor. 31 Mart ve 23 Haziran'da halkımız Türkiye’nin yol haritasını bence göstermiştir. Artık o hattan gitmek gerekiyor. O hattan doğru gitmek için de başta ana muhalefet partisi olmak üzere diğer muhalefet partileri bunu gündemlerine alması gerekiyor ve bir an önce bu tecridin son bulması için çaba göstermeleri gerekiyor. Üçüncüsü Türkiye’nin emek ve demokrasi güçlerine buradan çağrı yapıyorum. Çünkü biz o süreçte ne yazık ki gördük ki daha önceki açlık grevlerindeki gösterdikleri duyarlılığı ve dayanışmayı bu kez göstermediler. İlkesel olarak biz de açlık grevleri ve ölüm orucu eylemlerini benimsemeyiz ama içerde hak arama kanalları tamamen tıkanmış ve kapatılmışsa insanlar çığlıklarını nasıl duyuracaklar? O nedenle aydınlar, sanatçılar bu konuda duyarlı davranmalı ve bu kez herkes bu işe elini uzatmalıdır” diye konuştu. 

 

'CPT, AİHM, AP, AK VE AB BUNU GÜNDEMİNE ALMALI' 

 

Uluslararası kuruluşların ve denetim mekanizmalarının da rolünü yerine getirmesi gerektiğini belirten Birdal, son olarak şunları söyledi: “Başta Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa Parlamentosu (AP), Avrupa Konseyi (AK), Avrupa Birliği'nin (AB) bence bunu öncelikli gündemlerine almaları gerekiyor. Yeniden bu yolda bir kişi daha yaşamını yitirmemeli.  Gerçekten tecridin kaldırılması için hepimiz özgürlük, adalet nöbetçisi olmalıyız ve bu tecrit son bulmalıdır. Mahpusların uluslararası hukuktan, iç hukuktan kaynaklanan hakları ve özgürlükleri bir şantaj ya da pazarlık konusu yapılmamalıdır. Bu tecrit artık gündemden çıkarılmalıdır."

 

KAYNAK: MEZOPOTAMYA AJANSI - MÜJDAT CAN / ADNAN BİLEN

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha