• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Karayılan: Ankara’nın stratejik amacı Kürtleri statüsüz bırakmak

Karayılan: Ankara’nın stratejik amacı Kürtleri statüsüz bırakmak
0 0

Ankara-Moskova ve Şam hattında yaşanan İdlib krizi, Kürtlerin de gündeminde. Türkiye’nin Suriye politikasını değerlendiren PKK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan, Türkiye’nin stratejik amacının Kürtleri statüsüz bırakmak olduğunu söyledi.

16 Şubat 2020 Pazar 17:22

“Aslında Ergenekoncular,  Avrasyacılar bu savaşa pek katılmak istemiyor” diyen Karayılan, “Bu anlamda Erdoğan ve Avrasyacılar arasında şu anda çelişki olduğunu da biliyoruz. Tabii bize yani Kürtlere karşı birlik halindeler, maalesef söz konusu Kürtler olunca herkes ittifak kurup birlik oluyor. Fakat şu an Erdoğan’ın Suriye’ye yönelik geliştirdiği politikaya Avrasyacılar yani Ergenekoncuların bir kısmı katılmıyor. Ama Erdoğan onları da bu politikanın içine çekip bu savaşa sürüklüyor ki, Suriye üzerindeki hesaplarının tamamını gerçekleştirebilsin” ifadelerini kullandı.

 

ANF’ye konuşan Murat Karayılan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

 

“Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, bölgede yaşanan bir savaş var. Biz bu savaşı 3. Dünya savaşı olarak adlandırıyoruz, çünkü farklı biçimlerde yaşanan bir dünya savaşı var. Herkes bu savaştan sonra bölgenin yeniden dizayn edileceğini düşünüyor. Yeni dizaynda Kürtlerin de yer alma ihtimali çok yüksektir. Türk devleti kendi açısından bu süreçten yararlanmak için önüne iki stratejik hedef koymuştur: Bunlardan birincisi; Kürtlerin yeni dizaynda yer almamasıdır. Türk devletinin birinci stratejik amacı budur. Bunun için kendisine belirlediği bir konsept var. Bu konsept temelinde mısak-ı milliyi işgal etmek, Türkiye sınırları dışında savaş yürüterek Kürtlerin statü sahibi olmasını engellemek istiyor. Bu, aslında Türk devletinin genel stratejisidir. İkinci amacı da; Ortadoğu bölgesinde ihvan-ı müslimin iktidarının kurulması ve desteklenmesidir. Esasen AKP-MHP iktidarının amacıdır fakat Türk devleti de bunu kabul etmiştir, çünkü birlikte ittifak halindedirler. İşte Suriye’de, Libya’da, Mısır’da ihvan-ı müslimin iktidarını destekleyip bu ülkelerde hâkim hale gelmesini istiyorlar. Esas stratejileri bu iki amacı gerçekleştirmektir.

 

Şimdi İdlib’de gerçekleşen savaş bu temelde gelişmektedir. Türkiye esasen Suriye’ye müdahale etmiştir. Erdoğan daha bundan dokuz yıl önce ‘Şam’a gidip Emevi Camii’nde namaz kılacağız’ diyordu. Bahçeli dün yine çıkıp ‘halkımız Şam’a girmeye hazır olsun’ dedi. Bundan dokuz yıl önce de aynısını söylüyorlardı. Bunların amacı Suriye rejimini parçalamak, Suriye’yi kendi himayeleri altına almaktır. Zaten Erdoğan kendisini ihvan-ı müsliminin önderi gibi gördüğü için ihvan-ı müslimini diğer Arap ülkelerinde iktidar haline getirerek oralarda kendini iktidar sahibi kılmak istiyor. Bunun için Katar ile birlikte onlara para, maaş ve silah veriyor. Katar’ın parası olduğu için çoğunlukla bunları o karşılıyor. Bu şekilde ihvan-ı müslimini her yerde destekleyerek yarın onların iktidar olacağı yerde kendisinin iktidar olacağını hesap ediyor.

 

Libya’da Serac hükümeti diye bir şey kalmamıştır. Erdoğan oraya güç gönderip, destek vererek Serac’ı ayakta tutmaya çalışıyor. Eğer Serac hükümeti Libya’nın bir kesimi üzerinde hâkim hale gelirse o zaman orası Kuzey Kıbrıs gibi Türkiye’nin bir parçası olur. Zaten Erdoğan oranın petrolüne göz dikmiştir. Türk devletinin planı böyledir. Bu şekilde Arap halkının iradesine dönük müdahalede bulunuyor. Libya’ya asker göndermesi, İdlib’de savaşması, Suriye güçlerine dönük geliştirilen saldırılar esasen T.C.’nin Araplara karşı geliştirdiği bir savaştır. Osmanlı hayalleri çerçevesinde ihvan-ı müslimini buralarda hâkim hale getirerek Arap ülkelerini işgal etmek istiyor. Aslında Araplara karşı geliştirilen bir savaştır, çünkü Arap toprakları üzerinde Türk devletinin derin hesapları vardır.

 

Bu işte başat rolü oynayan bilindiği gibi Rusya’dır. İdlib’de şimdi yürütülen savaş esasen Rusya’ya, Rusya’nın politikasına karşıdır. Erdoğan Putin’in bazı hesaplarından faydalanmak, Suriye ve diğer Arap ülkeleri üzerindeki amaçlarını gerçekleştirmek istedi. Putin de gerçekten buna yol verdi. Türk devletinin önce Cerablus’a, sonra Efrîn’e, Serêkaniyê ve hatta İdlib’e girmesinin önünü açan Rusya’dır. Sonra ortaya Astana platformu diye bir şey attılar. Astana platformu ne yapabilir ki? Şimdi de Erdoğan’ın kendisi diyor ki, Soçi ve Astana platformları dağılmış, boşa çıkmıştır. Oysa asıl amacı Rusya’yı kandırıp istifade etmekti. Ama Erdoğan’ın yürüttüğü siyaset bugün tıkandı, Rusya ile karşı karşıya geldi. Fakat böyle olması Türkiye ve Rusya’nın direkt birbiriyle savaşacağı anlamına gelmez. Zaten Türkiye’nin böyle bir savaşa girmeye takati yoktur. 3. Dünya savaşının önemli bir karakteristik özelliği de güçlerin açıktan birbiriyle savaşmamasıdır. Direkt değil, dolaylı olarak savaşmaktadırlar.

 

Türkiye ve Suriye arasında uzun zamandır süren bir savaş var. Fakat 3 Şubat’ta ve iki gün önce gerçekleşen olaylarda Türk askerlerinin öldüğü Türk devletince duyuruldu. Şimdi dikkatle bakın, Türkiye iki gündür NATO’ya, BM’ye seslenerek Suriye devletinin -onlar rejim diyor-, Rusya ve İran’ın saldırılarının durdurulmasını istiyor. Bu şekilde çağrılarda bulunarak feryat figan ediyor. Bunun için İdlib’de bulunanların sayısını abartıyor, bazen 2 milyon, bazen 4 milyon kişi var diyor. Halbuki hiç de öyle değildir, İdlib’de kimse kalmamıştır. Ancak 100 bin kişi kalmıştır. Ama sayıyı abartıp, ‘bu kadar mülteci bize doğru geliyor’ diyor. İdlib’den gidenler zaten gitmişler, orada kalan fazla kimse yok. Bu şekilde sayıyı abartıp Avrupa’nın da gözünü korkutmak istiyor ki, saldırıları durdursunlar.

 

Türk devleti İdlib’de bela olmuş ve ‘ben buradan çıkmayacağım’ diyor. Türk devletinin daha önce alanda kurduğu gözlem noktaları ne içindi? Orada Suriye devleti ve çeteler arasında savaş vardı. Ama şu an çeteler oradan çıkmıştır. Türk devleti hala neden oradadır? Orası Suriye devletinin toprağıdır. İşte bu Türk devletinin bir usulüdür nereye asker gönderse, oradan çıkmaz. Şimdi de İdlib’e girmiş güvenlik ve gözlem noktaları adı altında alandan çıkmıyor. Halbuki artık o alana Suriye devleti girmiş ve alanda hakimdir. Peki neden Türk devleti hala oradadır? Öyle görünüyor ki, bu büyük bir sorun olacak ve bölgede savaş daha da kızgınlaşacak. Bu anlamda Türk devleti bölgede resmen bir bela haline gelmiştir. Oysa şu anda Türk devleti Suriye ve Libya’dan çekilse-çıkarılırsa bu sorunların çoğu çözülür. Bu anlamda asıl sorun, Türk devletinin bu bölgelerde varlığıdır. Evet, bunu herkes dillendirmiyor ama böyle olduğu açıktır ve herkes de bunu biliyor. Türk devletinin Suriye devleti üzerinde hesapları var yine Kürtler üzerinde hesabı var ve bunun için Suriye topraklarını kendine göre dizayn etmek istiyor. Kürtlerin olduğu ve statüye kavuştuğu bir Suriye değil, İhvan-ı Müslim zihniyetinin hakim olduğu bir Suriye istiyor. Türk devletinin asıl amacı budur. Bunun için de Erdoğan risk göze almış ve Ergenekoncuları da yanında sürükleyerek bu savaşa girmiş durumdadır.

 

Aslında Ergenekoncular,  Avrasyacılar bu savaşa pek katılmak istemiyor, bu anlamda Erdoğan ve Avrasyacılar arasında şu anda çelişki olduğunu da biliyoruz. Tabi bize yani Kürtlere karşı birlik halindeler, maalesef söz konusu Kürtler olunca herkes ittifak kurup birlik oluyor. Fakat şu an Erdoğan’ın Suriye’ye yönelik geliştirdiği politikaya Avrasyacılar yani Ergenekoncuların bir kısmı katılmıyor. Ama Erdoğan onları da bu politikanın içine çekip bu savaşa sürüklüyor ki, Suriye üzerindeki hesaplarının tamamını gerçekleştirebilsin. Bu anlamda Erdoğan İhvan-ı Müslim’i orada güç haline getirip onları hakim gele getirmeye çalışarak, ideolojik bir savaş yürütüyor.”


Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha