• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

KHK ile atıldılar, emeklerini birleştirip işyeri açtılar

KHK ile atıldılar, emeklerini birleştirip işyeri açtılar
0 0

Zorlukların haddi hesabının olmadığı, tahammülsüzlüğün siyasi ilke haline geldiği, sevgisizliğin nefret dolu pratiğiyle hasbıhal ettiğimiz korku dolu günlerde mutluluğun lükse dönüşünü birbirimize fısıldıyoruz.

19 Kasım 2017 Pazar 17:28

İnsanı insan yapan en önemli yeti; güç birliğidir, iş birliğidir. İnsanlar, tarih boyunca örgütlenip birlikte hareket edince tüm zorlukların üstesinden gelmesini bilmiştir. Zorlukla elde ettiklerini de paylaşmasını bilmiştir.

 

Yaklaşık sekiz milyon yıl boyunca elindekileri paylaştıkça mutlu olan insan, son beş bin yıl sınıflı devletli toplumun varlığıyla mutsuz oldu. Mutsuzluğunu gidermek için de başvurmadığı yol, girmediği mecra kalmadı. DNA’sında kolektif yaşam kodlarıyla, bencilce davranıp mutlu olmaya çalışan kafası karışık modern insan; ortaklaş ve paylaş ki mutlu olasın.

 

Yüzyılın sihirli şifresidir, paylaşım. Derdinizi, ekmeğinizi, acınızı, mutluluğunuzu paylaştıkça çoğalırsınız. Başkasını mutlu ettikçe, göz bebekleriniz büyür, kalbiniz daha hızlı atar, boğazınıza tatlı bir yumru yerleşir.

 

Felsefe ‘neden yaşıyoruz?’ sorusunu soradursun, Türkiye’de muhalif görüşe sahip insanlara, ‘benim gibi düşünmüyorsan, beni desteklemiyorsan, benden değilsen; yaşama şansın yok,’ denilerek farklılığıyla hayatı kendine göre yorumlayanlara yaşamak çok görülüyor.

 

Zorlukların haddi hesabının olmadığı, tahammülsüzlüğün siyasi ilke haline geldiği, hoşgörünün kutsal kitapların sarı sayfalarında ‘özlü söz’ olarak kaldığı, empatinin sosyal medyada şirin görünme aracına döndüğü, eşitliğin panellerde konuşmacıların dudaklarında bir sığıntıya dönüştüğü, sevgisizliğin nefret dolu pratiğiyle hasbıhal ettiğimiz korku dolu günlerde mutluluğun lükse dönüşünü birbirimize fısıldıyoruz.

 

17 Temmuz 2016’dan sonra o kadar çok insan işinden gücünden KHK ile uzaklaştırıldı ki. Her gün çevremizde acı bir haberi sesimizi kısarak ‘duydun mu Ahmet ve eşi de ihraç edilmiş?’ diye iletip durduk. Kanıksadık.

 

Bu strateji sıradan değil, bilinçli olarak muhalifleri ezmeye dair siyaset psikolojisinin adım adım uygulanmasıdır. Diyarbakır’da sadece muhalif sendikalara üye olduğundan dolayı çok sayıda memur emekçi OHAL kapsamında KHK ile bir gecede ihraç edildi.

 

Bu insanlar, bakın insan diyorum, anlaşılmamak ve insan yerine koyulmamaktan dolayı kırıldılar, incindiler. İncinmek kötüdür oysa. Hele onarılması zor olan, istenmemeye dayalı kalbi incinme çok daha zordur.

 

Maalesef ‘herkes benzerini sakınıyor,’(*Hür Yümer) koruyup kolluyor. Benzeşmemek tehlikeli addediliyor. ‘Oysa herkesin tek tip insan olması matah olmadığı gibi zul’dür.

 

Herkesin kimsesi olması gerekenler, herkesi kendisine benzeştirme görevine soyununca herkes Kürtçe deyimle Bêkes, kimsesiz oluyor. Kürtçe ‘Bêkesi zore’, Kimsesizlik zordur, denilir. Her dilde, her hayatta ağırdır anlaşılmamak ve kimsesiz olmak.

 

Kürtçe ağıtların çoğu kimsesizlik üzerinedir. Osmanlı’da yurttaş çokça adalet aramaz, arkasını kollayan, kimsesi olabilecek birisini arar.

 

Paşa, bey, ağa, şeyh, kadı, yüksek memur veya ulemadan birisinin kimsesi olması için çırpınır dururdu. Bunların sayesinde daha az ezileceğini bilir.

 

Yıllarca eşit olmayan şartlara rağmen okullarda zor şartlarda okuman, sonra askerlik yapman, terhisten bir hafta sonra ‘ne iş olursa yaparım’ diyerek sınavdan sınava koşarak iş araman, düzene makbul vatandaş olduğunu ispata çalışman, işe girdiysen çocuklar gibi sevinip tepsiyle baklava dağıtman, komşu kızıyla/okul arkadaşınla borçla aldığın alyanslarla nişan yapıp bir veya iki yıl sonra ancak evlenmen, takılan çeyrekleri bozdurup düğün salonu parasını vermen, bir kaç yıl sonra 120 ay krediyle TOKİ veya muadili bir ev satın alman, kredi kartıyla taksitle aldığın kanepeye uzanıp uzaktan kumandayla aptal kutusuna gark olman, gereğinden fazla harcama yapmanı telkin eden reklamlardan başını kaldıramaman, borç harç ikinci el eski model araç alman, hafta sonları ailenle AVM’de patlamış mısır, dondurma yiyerek dolanman, aldığın her şeyde ağır vergi vermene rağmen kimsenin umurunda olmaman…. Kimsenin dedim bak. Hiç kimsenin.

 

Müstakbel yurttaşlık ritüellerini yerine getirmen kimin umurunda. Bir gece vakti adın ve soyadının on punto ile (oysa resmi belgeler on iki puntoyu dayatır) bir listeye yazılmasıyla tüm bu çabaların nok(.)talanmış yaşamın dışına itilmeye, cezalandırılmaya çalışılmışsındır.

 

İlkel komünal dönemde hayatı ortaklaşa yaşayan insanlık ailesi mutluyken, sınıflı, devletli, erkek egemen sistemle ceberut baskıcı anlayış ortaya çıkmış, eşitsizlik başlamış, bir egemen sınıf her şeyin sahibi olmuştu.

 

Hayata tutunmak için Diyarbakır’da örnek olacak iki kolektif emek girişimini duyunca çok sevdim. Hemen de gittim. Onlara ortakmışım hissiyle çırpındım. Aslında bizleri mecburiyete iten kapitalizme alternatif kolektif yaşamı örnek girişimlerle umut haline getirebilirdik. Ah bizim küçük şeyleri dert edinip uykusuz geceler yaşatan kafamız, ah.

 

Diyarbakır’daki bu iki girişim bizleri gerilere götürdü, sevinç muştuladı.

 

Kırtasiye

 

İlki 33 eğitim emekçisi, 2 sağlık emekçisinin birleşerek açtığı Diyar Emek Kitap Kırtasiye kolektif girişimi, eski Diyarbakır stadyumunun karşısında Mayıs 2017’de açılmış.

 

Stadyumun yerine yapılacak AVM ve üstünde rezidanslar ile şehir kendi kimliğinden sıyrılıp kapitalizmin sıradan şehirlerine dönüştürmeye çalışıyorlar.

 

Oysa stadyumun yeşil alan olmasını ne çok istemişti şehir halkı. Fakat sermaye ile siyasal yönetimin kararları halkın taleplerinden daha baskın çıktı. Fakat ne hikmetse AVM inşaatı daha temeldeyken geçenlerde aniden durdu.

 

Umarım hala umut vardır. Emekçi dostları ziyaret ettiğimde harıl harıl çalıştıklarını gördüm. Ayaküstü konuştuk. Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu KESK’e üye toplam 550 kişi Diyarbakır’da ihraç edilirken, Türkiye’de toplam 4077 kişi ihraç edilmiş.

 

Bu kolektif girişimde 14 aylık emekçi de var, 32 yıllık emekçi de. Sorgusuz sualsiz  KHK ile ihraç edilip resmi gazetede yazı yayınlanıp ÇIKTIN denilmiş.

 

Görüştüğümüz 23 yıllık emekçi Sadrettin Kaya ‘‘Kolektif üretimi hedefledik, eğitim ile bağımız kopmasın istedik’’ diyor. Kadın eğitimci çalışırken konuştuk; ‘‘Dayanışma kültürünü geliştirmek, toplum ile bağımız kopmasın, hayatın içinde olduğumuzu ve bir arada daha güçlü olacağımızın mesajını vermek istiyoruz’’ dedi.

 

Kitaplar ve kırtasiye malzemeleri gayet uygun fiyatla satılıyor. Ticari kaygı ön planda değil. Eğitimi esas alan koca yürekli insanların açtığı güzel girişimin desteklenmesi şart. Sistem onları dıştalarken yılmadık, ayaktayız eğitimi seviyoruz diyorlar, güler yüzlü, dik duruşları ve sıcak çaylarıyla uğurluyorlar beni.

 

emekçiler

 

İkincisi KESK bileşenlerinden, Büro Emekçileri Sendikası BES üyesi olan emekçi memurların ihraç edilmesiyle Diyarbakır’da Yenişehir semtinde açtıkları EMEKÇİLER YEMEK SALONU’ydu.

 

BES’ten ihraç edilen 6’sı kadın toplam 22 emekçi insan elbirliğiyle burayı yaklaşık bir ay önce açmışlar. Bunların arasında 5 yıllık memur da var, 26 yıl emek sarf eden de var.

17 Temmuz’dan sonra Diyarbakır’da BES üyesi oldukları nedeniyle 76 emekçi memur ihraç edilmiş. Türkiye genelinde 413 BES üyesi KHK ile bir gece ansızın internette resmi gazetede ismi yazılmış, ihraç edildiği ilan edilerek duyurulmuş.

BES üyeleri hakkında ne adli, ne idari soruşturma olmadan, hepsi ayrı ayrı muhatap alınmaya tenezzül edilmeksizin uzun bir listeye (On punto ile) isimler yazılarak, ÇIKTIN denilmiştir.

 

Geri dönmenin mümkün olamadığı, tüm yargısal başvuru olanaklarının kaldırıldığı bir hayattan ÇIKTIN pratiği. Çocukken koşarak elimizle arkadaşımıza dokunur, ÇIKTIN derdik.

 

Devlet te öyle yaptı, bir gece ansızın yüzbinlerce insana oyundan ÇIKTINIZ, dedi. Çocukken, ‘bana ne bana ne’ diyerek itiraz ederdik, itirazımız çoğunlukla kabul olur ve arkadaşımız insafa gelir ve bize bir CAN verirdi. Çocuk oyununda bile sahip olduğumuz CAN’ımızın hukuk devletinde olmaması ne garip.

Adaleti özledik. Kurani Kerim’de 20’den fazla yerde geçen ama burada olmayan, görülmeyen ‘Adaleti, hakkı’ özledik. Hakkım var demeye bile hakkınız yok.

 

emekçiler

 

Gündüz öğle yemek servisi sırasında gidip görüştüğüm Songül Kelekçiler 17 yıl Maliye’de çalışmış. Mahmut Ortaç ise SGK’da 7 yıl çalışmış, KHK’nin kara listesinde ismini görmüş.

 

Umutsuzluğu yüreklere yerleştirmeye çalışanlara inat hala dik durup, gülümsüyor ve severek işlerini yetiştirmeye çalışıyorlar. Yemek salonunda 4 çeşit yemek 8 TL’ye satılıyor.

 

Herkes elbirliğiyle koşturuyor. Patron yok, az çalışıp çok kazanan, emir veren, azarlayan yok. Kendi iş yerlerinde, kendi ürettikleriyle temiz, pir u pak bir mekân oluşturmuşlar.

 

Hepsi temiz önlükle, güler yüzle gelenleri karşılıyorlar. Gülümsediler. Yemeklere gülümsemelerini sevgilerini inançlarını katanların mekanı birçok branşa misal resim, müzik öğretmenlerine örnek olmalı.

 

Kainatta ilk işlenen günahtır kibir. İlkel Komünal toplumda avcı bir erkek üç defa üst üste elinde av ile kabileye dönerse kibre kapılmasın diye bir süre ava göndermezlerdi.

 

Kolektif emek ve hayat kibri azaltır, toplumun kolektif irade ile yönetimi de kibri tekçiliği ortadan kaldırır. Dini öğretiler, kutsal kitaplar ‘Teklik Allaha mahsus’ diyedursun, biz hayatın her alanında tek ve özel olmaya çalışıyoruz.

 

Hem de hiçbir özelliğimiz olmadan özel olma çabasındayız. Herkesin eşit olması, sade olması, farklılığıyla, rengiyle, kendi sesiyle kolektif hayatın içinde var olması toplumsal motivasyonu artırır, katılımcılığı, verimi ve sahiplenmeyi yükseltir.

 

Diyarbakır’daki her köşe başında panzerler, TOMA’lar, arama noktaları, duvar bariyerler, bunca kuşatılmışlık, hapis olmuşluk, nefes alamamak karşısında iki başarılı kolektif emek girişimi insanın ruhunu hafifletiyor.

0 0
loading...
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha