• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Kılıçdaroğlu: Belediye başkanlarımız yönetimde partizanlığı değil, liyakati esas alacaklardır

Kılıçdaroğlu: Belediye başkanlarımız yönetimde partizanlığı değil, liyakati esas alacaklardır
0 0

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 31 Mart'ta düzenlenen yerel seçime dair değerlendirmelerde bulundu.

18 Nisan 2019 Perşembe 11:52

Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) seslenen Kılıçdaroğlu, "KHK ile görevlerinden olanların seçime girmesine siz izin verdiniz, mazbatalarını verin" dedi.

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gazete ve televizyonların Ankara temsilcileriyle bir araya geldi.

 

Burada 31 Mart'ta düzenlenen yerel seçimi ve sonrasında yaşananları değerlendiren Kılıçdaroğlu, "İstanbul'da dün mazbatasını Sayın Ekrem İmamoğlu aldı. Elbette zorluklar var ısınma dönemi var. Biz ve belediye başkanlarımız makamlarına oturdukları gün neyi yapacaklarını çok iyi biliyorlar. Bu başarı o kentte yaşayan bütün yurttaşların ortak başarısıdır. Birlikte yaşayacaksak huzur içinde yaşamalıyız" dedi.

 

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satır başları şöyle:

 

"Bütün süreci masaya yatırmalıyız. kampanya boyunca büyük mitingler yapmadık. Referandum sürecinde olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geldik. Belli yerlerde örgütün istediği yerlerde mitingler de yaptık. Akşener ile ortak mitinglerimiz de oldu. Ama  CHP olarak özel çalışmalar yaptık. Kampanya boyunca olumlu bir dil kullanmaya özen gösterdik. İktidar aklımızdan dahi geçmeyen pek çok acımasız eleştiri yaptı. Ne teröristliğimiz kaldı hiçbir şeyimiz kalmadı. Ben halkımızın ferasetine güveniyorum dedim. Halkımız mutlaka bilecektir dedim. 

 

"Asıl görevimiz bundan sonra başlıyor. Seçilmiş belediye başkanlarımız artık bir partinin değil o kentin belediye başkanıdır. Harcadıkları her kuruşun hesabını vereceklerdir. Türkiye yerel yönetimlerde farklı bir sürece evrilmek zorundadır. Belediye yönetiminde partizanlığı değil, liyakati esas alacaklardır. Asgari ücret bizim belediyelerimizde 2 bin 200 lira.

 

"KHK ile görevlerinden atılanların seçimde elde ettikleri başarı sonrası bunların başarılarının teslim edilmemesi. İtiraz yapıldı, YSK'da bu itiraz. Buradan YSK'yta sesleniyorum bunların seçime girmelerine siz izin verdiniz. Bunlar savcılıklardan belge aldı. İl, ilçe ve YSK tarafından kabul edildi, bunlar ilan edildi. Bunların bir kısmı seçimi kazandı. Seçimi kazananlara sizin mazbataları teslim etmeniz gerekiyor. Aksi halde toplum olarak bir demokrasi ayıbına imza atmış oluruz. İzin verdiğiniz bir kişinin seçimi kazandıktan sonra sana mazbatayı vermem demek demokrasiye, hukukun üstünlüğü ilkesine aykırıdır. Bu mazbatalar verilirse Türkiye bir demokrasi ayıbından kurtulmuş olacaktır.

 

"İşsiz sayımız geniş tanımıyla 8 milyonu aştı. Genç işsizlik oranı çok yüksek. Enflasyon patladı. Mutfaklarda yangın var. Türkiye'nin gerçek gündemine dönmesi gerekiyor. Şunu sorgulamıyorum şimdilik; Türkiye bu duruma nasıl geldi? Geldi bir şekilde. Ama biz bu durumdan nasıl çıkarız. Siyasetin düşünmesi gereken şey budur. Hayat pahalılığı var, işsizlik, enflasyon var. Sadece biz değil bütün dünya Türkiye'yi izliyor. Merkez Bankası'nın rezervleri konusunda ciddi kuşkular var. Günü kurtarma üzerine inşa edilen bir ekonomi politikası var. 'Soğan yok, ithal edelim.' E bu sorunu çözmüyor ki. Bu krizin toplumu ne kadar derinden vurduğunun farkında değiller. İş veren kendisini kurtarmak istiyor. Nasıl batmaktan kurtulurumun arayışı içerisinde. Siyasi iktidar önündeki bu tabloyu sağlıklı bir şekilde değerlendiriyor mu? Hayır. Niçin? Çünkü devletteki liyakati yok ettiler.

 

"TC'nin kalkınma planı yok. Saray bunun ne kadar farkında merak ediyorum. Kalkınma plansız siz ney yapacaksınız? Neyi ön görüyorsunuz? Daha önce kısa süreli bazı hesaplar yaptılar. Büyüme şöyle olacak diye. Bunların hiçbirisi tutmadı. Tutmaz da zaten. Sağlıklı çalışmalar yapacaksınız. Allah aşkına tanzim satışlar ekonomik krize çözüm mü. Bu kadar kısır bir anlayış nasıl olabilir? Dünya'da hiçbir siyasetçinin aklına gelmeyen aykırı bir düşünce; seçimlerden sonra 2.5 milyon kişiye istihdam yaratılacaktı. Tam tersine 1 milyon 700 bin aşkın kişi işsiz kaldı. Bu kadar büyük tutarsızlıklarla Türkiye ekonomisi yönetilemez. 'Ekonomik krizi aşma konusunda alacağımız politikalarla krizin yükünü hangi kesime vereceğiz?' Eşit mi olacak bu yük yoksa bir gruba mı yüklenecek? Şimdiye kadar vatandaşa yüklendi. En son bir paket açıkladılar Bireysel Emeklilik Sistemini zorunlu hale getiriyorlar, yani vergi getiriyorlar. Zorunlu sigorta var zaten adı sosyal Güvenli Kurumu. İş veren, serbest çalışan, işçi zorunlu olarak ödüyor. Peki BES ne? BES kişinin iradesine bağlı. Allah akıl fikir versin diyorum. Ne diyeyim Allah aşkına!

 

"Çıkan yasaya göre 3 ayda bir bu kurumun toplanması gerekiyor. Toplanacak Türkiye'de ekonomik sorunlar burada tartışılacak, iktidar buradan aldığı verilerle bir yol haritası çizecek. Bu 10 yıldır toplanmıyor.Siz bu konseyi toplamadan çözüm üretmeye çalışıyorsunuz, birilerinin telkiniyle! Türkiye bu ekonomik kriz içerisinde gerçekten de zor bir süreç yaşıyor. Kendilerini yakan insanlara bakmak gerekiyor.

 

Devlette tasarruf nasıl sağlayacaklarını 3 Ağustos 2018'de karar verdiler. Şimdi 2019'un Nisan'ındayız hâlâ yöntem belirlenmiş değil. Devlette nasıl tasarruf yapılması gerekiyor öğrenmek istiyorsanız bir ev hanımı çağırın nasıl tasarruf yapılır size bütün ayrıntılarını verir demiştim. Böyle bir devlet anlayışı olmaz. Türkiye'nin gerçek gündemine dönüp bu sorunları tartışması ve çözüm üretmesi gerekiyor. Bizim ürettiğimiz çözümleri iktidar eksik, yanlış bulabilirler ama en azından biz çözüm üretiyoruz. Onlardan da bekliyoruz. Bizim eksiğimiz varsa onlar tamamlasınlar, yanlışımızı onlar düzeltsinler ama mutfaktaki yangını söndürsünler. Biz sadece bir sorun varsa sadece o sorunu dile getirmiyor o sorunun nasıl çözüleceği konusunda da fikirlerimizi paylaşıyoruz. Bu bizim siyaset anlayışımız. Her konuşmadan sonra, bizden görüş almak istiyorsanız biz her türlü görüşü vermeye hazırız diyoruz. Bu güne kadar iktidar sahipleri sağlıklı bir çözüm üretmedikleri gibi sorunların arasında yuvarlanıp gidiyorlar. Bu güne kadar hep başkalarını suçladılar. Ama artık Türkiye'nin bu duruma dur demesi gerekiyor. 

 

Yabancı sermaye artık gelmiyor. Neden gelsin? Bugünkü demokratik anlayış içerisinde hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. Her an herkes gözaltına alınabilir, tutuklanabilir. Her an herkesin sorgulamasına gizlilik kararı alınabilir. Avukatınız bile sizin neden gözaltına alındığınızı bilmeyebilir. Türkiye'nin bunları yaparken dayatmalara değil, kendi özgür iradesiyle yapması lazım.

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha