• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

KONDA’nın Genel Müdürü Bekir Ağırdır: AK Parti her dört seçmeninden birini kaybetti

KONDA’nın Genel Müdürü Bekir Ağırdır: AK Parti her dört seçmeninden birini kaybetti
0 0

Türkiye’de yeni 'cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi'ne geçiş sonrası yapılan ilk seçim olan 31 Mart 2019 yerel seçimi büyük şehirlerde farklı bir siyasi tablo ortaya çıkardı.

16 Mayıs 2019 Perşembe 16:59

En çarpıcı sonucu, AKP'nin 25 yıldır yönettiği İstanbul ile Ankara’da mazbatayı anamuhalefet partisi CHP'nin adaylarının almış olmasıydı.

 

AKP, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile ittifak içinde girdiği bu seçimde önemli büyük şehirleri kaybetmesinin yanı sıra farklı zorluklarla da yüzleştiği bir süreçten geçiyor. Kurucu kadrosundan Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu ve Abdullah Gül isimleri etrafında yeni parti çalışmalarının hız kazandığı iddiaları daha yüksek sesle konuşulur oldu. Eski Başbakan Davutoğlu, 31 Mart sonrası bir manifesto ile iktidar partisini daha önce hiç olmadığı kadar sert tonda eleştirdi.

 

Peki, AKP içinden çıkmış kadroların yeni bir parti kuracağının dillendiriliyor oluşu ve sandıktaki bu değişimin nedenleri neler? AKP ittifak kurmadan yüzde 50 oranında oyu alamayacak noktaya nasıl geldi?

 

Kamuoyu Araştırma Şirketi KONDA’nın Genel Müdürü Bekir Ağırdır ve Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde fahri danışmanlığını yapan yazar Etyen Mahçupyan, euronews Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

 

Bekir Ağırdır’a göre AKP her dört seçmeninden birini kaybetti. Etyen Mahçupyan’a göre ise, parti içinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik gizli bir tepki var ve artık iktidarın yürüttüğü politikaları doğru görenler parti içinde azınlıkta.

 

"AK Parti her dört seçmeninden birini kaybetti"

 

“AK Parti’nin partisine âşık olan çekirdek seçmeni; aşağı yukarı yüzde 30’ların altına indi. Bir zamanlar sadece bu grup yüzde 40’lardaydı. Yani son beş yıldaki süreçte AK Parti her dört seçmeninden birini kaybetti." diyor Bekir Ağırdır. KONDA Genel Müdürü Ağırdır'a göre bu seçimde CHP faktörü önemli bir etkendi: "Eğer CHP veya bir başka muhalefet partisi ülkeyi yönetebileceğine yönelik seçmene güven vermiş olsaydı bu düşüş çok daha yüksek olurdu."

 

Mahçupyan’a göre ise AKP tabanında zaten zaman içinde oluşmuş olan sosyolojik bir grup var ve Türkiye’nin yüzde 7-8’i gibi bir orana tekabül eden bu grup daha net mesajlar vermeye başladı: “Genç, kentli, vasattan daha iyi eğitilmiş, ortalamadan daha fazla geliri olan vesaire bir grup var. Bu insanlar küresel ortamın değerleriyle, evrensel yönetim ilkeleriyle büyüdürler, onları benimsediler. Dolayısıyla AK Parti’nin politikalarından dolayı bir rahatsızlıkları zaten vardı ama artık yavaş yavaş uzaklaşmaya da başladılar. Bu AK Parti seçmeninin yüzde 15’i kadar. Bu kitle şimdi çok fazla ve net mesajlar vermeye başladı."

 

Bekir Ağırdır’a göre AKP seçmeninden İmamoğlu’na hiç oy gitmedi: “Bir önceki seçime katılmayan oranı yüzde 11,6’ymış, şimdi 16,3. Seçime katılmayanlar hesaba katılmadan Ekrem İmamoğlu’na oy gitti deniliyor. Ama öyle değil. 24 Haziran seçimlerine göre şimdi beş kişi daha seçime katılmamış. Kim bu beş kişi; AK Parti ve MHP seçmeni."

 

Ağırdır, 31 Mart’ta sandığa gelmemiş 8 kişinin sandığa gelip altısının Binali Yıldırım’a, kalan ikisinin de Ekrem İmamoğlu’na oy vermesi durumunda seçimin galibinin İmamoğlu olacağını belirterek, şu an seçiminin belirleyici iki kritik unsuru olduğunu söylüyor: “Birisi seçime katılmayanların ne kadarının katılacağı ve hangi tercihte bulanacağı. İkincisi de, Binali Yıldırım’a oy vermiş seçmenlerin ne kadarının adalet ve vicdan duygularının hırpalanması nedeniyle seçime gitmeyeceği. Bu seçimleri belirleyen en önemli dinamiklerden bir tanesi bizim negatif kimliklenme dediğimiz; partilerine olan aşklarından daha çok karşı tarafa olan öfke belirleyici olacak. Ekrem İmamoğlu’na oy veren herkes, İmamoğlu’nu çok beğendiği ya da CHP’li olduğu için oy vermedi. Tayyip Erdoğan karşıtı oldukları için oy veriyorlar.”

 

"AK Parti içinde sorunlar 2016'nın ilk yarısında başladı"

 

Etyen Mahçupyan, partinin oy kaybı ve parti içindeki sorunların miladı olarak 2016 yılının ilk altı ayına işaret ediyor: "1 Kasım 2015 seçimi AK Parti için bir başarıydı ama o başarıyı Tayyip Erdoğan’ın kullanma biçimi yanlıştı. Davutoğlu’nun gitmesi, önerilen bir sürü doğru yaklaşımın reddedilmesi; İmar Yasası, Şeffaflık Yasası... Suç işlemiş bakanların divana gitmesi engellendi ve ahlaki sapma yaşandı. AK Parti toplumla en fazla iç içe olan bir partiydi. En fazla üyesi olan bir parti; 10 milyon üyesi var diye hala övünüyorlar. En geniş teşkilata sahip bir partiydi. Şimdi bu büyük teşkilatın yüzde 90’ı zaman içinde yerini başkalarına bıraktı."

 

CHP İstanbul İl Yöneticisi Canan Kaftancığlu’nun “AKP, 23 Haziran seçimini kaybederse dağılır” yorumu gerçekçi bir değerlendirme midir? Sorusunu hem Ağırdır hem de Mahçupyan "Çok zor" şeklinde cevaplıyor ve kurulması muhtemel yeni partiye fazla şans tanımıyor.

 

Etyen Mahçupyan, yeni bir parti kurulma ihtiyacının ortaya çıkışını şöyle anlatıyor: “Beş sene önceki AK Parti ile şimdiki AK Parti birbirlerinden çok farklı partiler. Tayyip Erdoğan kendi partisi haline getirdi. Eski, hakiki AK Partililer’in; partiyi kuran, 10-12 sene içinde olan insanların tepkisi söz konusudur. Ama şu anda, AK Parti içinde sınırlı bir tepki olduğunu söyleyebilirim. Milletvekillerinin bir bölümü, bir sürü şeyden elbette rahatsız. Ama onların rahatsızlığı yeni bir hareket başlatmak için yeterli değil. Şu an dışlanmış olanların, arka planda kalanların hareketi söz konusudur.”

 

Mahçupyan Kaftancıoğlu’nun “bindiği dalı kestiğini” savunuyor: “Canan Kaftancıoğlu bu şekilde konuşmaya devam ederse zaten AK Parti bu seçimi kazanır. Bu seçimi Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasının nedeni AK Parti seçmeninin sandığa gitmemesi ve bir bölümünün İmamoğlu’na oy vermesiydi. Ama siz AK Parti dağılır demeye başlarsanız; muhafazakâr seçmen kendisine AK Parti’nin dağılmasını istiyor muyum diye soracaktır ve muhtemelen de istemiyorum diyecektir. Canan Kaftancıoğlu, siyaseten kendi bindiği dalı kesiyor.”

 

Ağırdır yeni parti çalışmalarını eleştirirken sorunun farklı olduğunu savunuyor: "17 yıldır bütün bu sürecin içinde hiçbir somut konuda, hiçbir somut muhalefet ve itirazda bulunmamışlar; bu sürece ortak olmuşlar. Hepsi Tayyip Erdoğan’ın yakınıydı. Şöyle bir fırsatçılık düşünüyorlarsa; nasıl olsa kamyon devrilecek, kamyonu devrildiği yerden çıkaracak ehliyetli bizden başka şoför yok ve halk bize dönecek; böyle bir şey yok. İnsanlar da sorarlar; bu ülke tıkanana kadar ki süreçte ne yaptınız? Tartışmamız gereken kim sorusunun cevabı değil, problemlerimizi hangi ilke ve referanslarla nasıl çözeceğimizdir. Ülkenin böyle bir siyasete ihtiyacı var; olursa üç ayda bile Türkiye’nin siyaseti değişebilir."

 

KAYNAK: EURONEWS TÜRKÇE - EYLEM YILMAZ

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha