• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin iptali için Danıştay'a dava

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin iptali için Danıştay'a dava
0 0

Anadolu Atayün, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin iptali için Danıştay'a dava açtı.

25 Nisan 2016 Pazartesi 13:06

'Paralel yapı' iddiasıyla tutuklanan eski polis müfettişi Anadolu Atayün, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin iptali için Danıştay'a dava açtı. 

 

Atayün'ün dava dilekçesinin tamamı şöyle:

 

KONU    : Bakanlar Kurulu’nun, Milli Güvenlik Kurulu’nun hazırladığı ‘Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ni kabul ve onaylayan kararının YÜRÜTÜLMESİNİN DURDURULMASI ve İPTALİ istemlerimiz.

 

İLAN TARİHİ    : Dava konusu karar ilan edilmemiştir.

 

AÇIKLAMALARIMIZ    :

 

24 Kasım 2014 tarihli gazetelerde, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 30 Ekim 2014 tarihinde kabul edilen yeni “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB)”nin Bakanlar Kurulu tarafından onaylandığına dair haberler yer almıştır

 

(EK-1). Sözü edilen gazete haberlerinde yeni MGSB’nin içerdiği konulara ilişkin bilgiler de yer almıştır. Yine Milli Güvenlik Kurulu’nun kabul ettiği bu yeni MGSB’nin içerdiği konulara ilişkin bilgilerin, MGK toplantısına başkanlık eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından da açıklandığı gazete haberlerinde yer almıştır

 

(EK-2) MGSB’nin onaylanmasına ilişkin Bakanlar Kurulu’nun kararının en azından tarih ve sayısı öğrenilmeye çalışılmış ise de söz konusu belge ve bunu onaylayan kararın “GİZLİ” olması nedeniyle bu mümkün olmamıştır. Bu sebeple Yüksek Mahkeme’niz nezdinde bu davayı açarken, iptalini istediğimiz Bakanlar Kurulu Kararı’nın sadece hangi konuya ilişkin olduğu açıklanabilmiştir.

 

Yine gazete haberlerinde, dava konusu kararın Ekim 2014 ayı içerisinde alındığı yer almakta ise de, gizlilik dolayısıyla bunun kesin olarak bilinmesi mümkün değildir. Ayrıca, bu karar ve bu kararla onaylanan MGSB, müvekkilim Anadolu Atayün’ün güncel ve kişisel temel haklarını doğrudan zedeleyerek mağduriyetine sebep olmuş, bu karar ve kararla onaylanan MGSB’ye dayanılarak, birisi Konya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nde, diğeri Mersin 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nde olmak üzere iki ayrı ceza yargılamasının, birden fazla cezai nitelikte savcılık soruşturmasının sanığı yapılmıştır. Müvekkilim bu açılan ve halen devam eden davalardan Konya 2.Ağır Ceza Mahkemesi 2015/312 Esas sayılı dosyada halen tutuklu olarak, Mersin 2.Ağır Ceza Mahkemesi 2015/370 Esas sayılı dosya da ise halen adli kontrol kararı verilmiş olarak yargılanmaktadır.
Davaya konu Bakanlar Kurulu kararı ve bu kararla onaylanan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB), sadece müvekkilim aleyhine olan ceza davalarına, savcılık ve disiplin soruşturmalarına değil, gazete haberlerinden öğrendiğimiz kadarıyla, Bakanlar Kurulu kararı ve bu kararla onaylanan MGSB, onaylandığı tarihten itibaren Türkiye genelinde başlatılan birçok ceza soruşturmasına, kovuşturmasına ve disiplin soruşturmalarına dayanak yapılmış, bu karar ve belgeye dayanarak soruşturmalar açılmış, soruşturma işlemleri yapılmış, Sulh Ceza Hâkimlikleri hükümler tesis ederek kararlar vermiş, kovuşturmalar başlatılmış, tutuklama ve adli kontrol kararları verilmiş, verilen tutuklama ve adli kontrol kararlarının devamları yönünde kararlar tesis edilmiştir.

 

İPTAL NEDENLERİ:

 

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve bu belgeyi onaylayan Bakanlar Kurulu Kararı Anayasa’nın bütününe, özellikle de madde 2, madde 6, madde 118 ve 112. Maddelerine aykırıdır, iptali gerekir:

 

Demokratik / Anayasal bir devlette “Anayasa”nın temel işlevi, kimlerin veya hangi organların, hangi usul ve şartlara göre ve nereye kadar kamu otoritesini kullanacaklarını belirlemek suretiyle devlet kurumlarının hak ve yetkilerini sınırlamaktır. Nitekim Anayasa’nın “Egemenlik” başlıklı 6.maddesinin 3.paragrafında;

 

“Egemenlik

Madde 6 - … Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anaysa’dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.” denilmektedir.

 

Anayasa’nın ne Bakanlar Kurulu’nun görevlerini düzenleyen 112.maddesinde ve ne de Milli Güvenlik Kurulu’nun görevlerini düzenleyen 118.maddesinde; herhangi bir somut bir / birkaç soruna ilişkin olmayan ve süreklilik arz eden, tüm devlet kurumları açısından uyulması zorunlu, buna aykırı kanun, tüzük, ya da yönetmelik çıkarılamayan; değiştirilmedikçe, gelecekteki hükümetleri bağlayan ve bu nedenlerle de “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi” gibi bir belgeyi hazırlayıp, yürürlüğe konulmasına yetki veren bir hüküm bulunmamaktadır.

 

Özellikle Anayasa’nın “Milli Güvenlik Kurulu” başlıklı, MGK’nın görevlerini belirleyen 118.maddesinin üçüncü paragrafında;

 

“Milli Güvenlik Kurulu

 

Madde 118 - …Millî Güvenlik Kurulu; Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir. Kurulun, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulunca değerlendirilir…”

 

hükmü; yukarıda belirtilen nitelikteki ve işlevi itibariyle gerek anayasa hukukçuları, gerek kamuoyu tarafından, gerekse de siyasetçiler tarafından “GİZLİ ANAYASA” olarak değerlendirilen bu tür bir belgeyi hazırlamaya yetki verdiği şeklinde anlaşılamaz, yorumlanamaz. Aksi takdirde MGK’na, Anayasa’ya aykırı olarak ve demokrasilerde rastlanmayacak şekilde başta, TBMM, Hükümet ve Yargı olmak üzere tüm temel devlet kurumlarının üstünde bir konum tanınmış olur.

 

Söz konusu belgenin gizli ve içeriğinin Milli Güvenlik Kurulu’nu oluşturan ve sayıları 15’i geçmeyen kişiler tarafından bilindiği dikkate alındığında, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Başbakan Yardımcıları, Adalet, Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri Bakanları, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanından oluşan bu 15 kişiye, halkın oyu ile seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, hükümetin ve yargı organlarının üstünde bir statü tanındığı ve bütün bu organlara –en fazla- 15 kişinin hazırladığı kendisini görmedikleri, içeriğini okuyup bilmedikleri gizli bir belgeye uyma yükümlülüğü getirildiği ortadadır.

 

Anayasa’nın “Başkomutanlık ve Genelkurmay Başkanlığı” başlıklı 117.maddesinin 2.paragrafına göre;

 

“Başbakanlık ve Genelkurmay Başkanlığı

 

Madde 117 - … Milli Güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı, Bakanlar Kurulu sorumludur…”

 

MGSB’nin Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmış olmasına bakılarak, MGSB’nin Bakanlar Kurulu’nun Anayasa’nın 117.maddesi kapsamındaki yetkisi içerisinde yapılmış bir tasarruf olduğu iddia edilebilir. Ancak böyle bir yaklaşım aldatıcıdır. Çünkü belgeyi hazırlayan Bakanlar Kurulu değildir. Hatta onaylanan bu belge, MGK üyesi olmayan Bakanlar açısından gizli ve içeriği bilinmeyen bir belgedir. Ayrıca, Bakanlar Kurulu’nun Anayasa’nın kendisine yüklediği bir görevi tümüyle başka bir organa devretmesi de Anayasa’ya aykırı olur.

 

Daha da önemlisi, Anayasa’nın 117.maddesi, Milli Güvenliğin sağlanması görevini yerine getirilmesinde TBMM’ne karşı sorumlu olduğunu belirtmiştir. Bu sorumluluğun bilinmesi ve denetlenmesi ancak ve ancak Bakanlar Kurulu’nun bu konudaki karar ve siyasetinin TBMM tarafından bilinmesi ile mümkündür. Buna karşılık, MGSB, TBMM üyeleri açısından da gizli bir belgedir. Dolayısıyla bu tasarrufun Anayasa’nın 117.maddesi içerisinde değerlendirilmesi olanağı yoktur.

 

Anayasa’nın MGK’nun görevleri ile ilgili 118.maddesinin amacı, devletin güvenliği ile ilgili somut konularda ve olaylarda, bu kurulun Bakanlar Kurulu’na danışmanlık yapması, tavsiyelerde bulunmasıdır. Yoksa milli güvenlik adına, devletin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal politikalarını tümüyle geleceğe yönelik olarak belirleyen ve sınırlayan, değiştirilinceye kadar bağlayıcı olan bir belgenin hazırlanması Anayasa’nın öngörmediği ve demokratik bir ülke Anayasa’sında hiçbir zaman amaçlanmış olamaz. Kaldı ki, başta Anayasa olmak üzere, yasa ve diğer mevzuatı hazırlayanların o dönemdeki amaçları doğrultusunda değil, soyut ve genel olan bu hükümlerin hazırlayıcılarının iradesinden bağımsız olarak objektif anlamları doğrultusunda yorumlanıp, uygulanması gerektiği, hukukun en temel ilkelerindendir.

 

Dava konusu Bakanlar Kurulu kararı ve bu kararla onaylanan MGSB, 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu’nun 4.maddesine de aykırıdır:

 

Milli Güvenlik Kurulu’nun görevleri, 2945 sayılı Kanun’un 4.maddesinde belirlenmiştir.

 

“Görevler

 

Madde 4 - Millî Güvenlik Kurulu, 2 nci maddede belirtilen millî güvenlik ve Devletin millî güvenlik siyasetine ilişkin tanımlar çerçevesinde Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili konularda tavsiye kararları alır ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüş tespit eder; bu tavsiye kararlarını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir ve kanunlarla verilen görevleri yerine getirir. Başbakan, Millî Güvenlik Kurulunun tavsiye kararlarının ve görüşlerinin değerlendirilmek üzere Bakanlar Kuruluna sunulması ve Bakanlar Kurulunda kabulü halinde bu tavsiye kararlarının uygulanmasının koordinasyonu ve izlenmesi için bir Başbakan yardımcısını görevlendirebilir.”

 

2945 sayılı bu Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 2.maddesinde ise “Milli Güvenlik” ve “Devletin Milli Güvenlik Siyaseti” kavramları tanımlanmıştır.

 

“Tanımlar

 

Madde 2 – Bu kanunda geçen;

 

Milli Güvenlik; Devletin anayasal düzeninin, milli varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dahil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması ve kollanmasını,

 

Devletin Milli Güvenlik Siyaseti; milli güvenliğin sağlanması ve milli hedeflere ulaşılması amacı ile Milli Güvenlik Kurulunun belirlediği görüşler dahilinde, Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilen iç, dış ve savunma hareket tarzlarına ait esasları kapsayan siyaseti, ifade eder.”

 

Kanundaki bu düzenleme Anayasa’nın 118.maddesindeki düzenlemenin bir benzeridir. Maddede, devletin milli güvenliği ile ilgili konularda MGK’nın tavsiye kararları alması ve koordinasyon için görüş belirlemesi öngörülmüştür. Kanunda, devletin tüm temel politikalarını bir bütün olarak kapsayacak, sürekli ve geleceğe yönelik bağlayıcılığı olan, dolayısıyla da adeta “GİZLİ BİR ANAYASA” işlevi görecek bir belgenin hazırlanması ve Bakanlar Kurulu’na sunulması hiçbir şekilde öngörülmemiştir.
Esasen yukarıda da açıklandığı üzere, en fazla 15 kişiden oluşan bir kurulun devletin iç ve dış siyasetini belirlemesi, bağımsız yargı ve yargı organları ile TBMM dâhil bütün devlet kurumlarının bu belgeye uyması, anayasal demokratik hukuk devletinde düşünülecek bir durum değildir. Anayasa’da olduğu gibi, 2945 sayılı Kanun’da da, ne Milli Güvenlik Kurulu’na ne de Bakanlar Kurulu’na böyle bir yetki tanınmamıştır. MGSB ve bunu onaylayan Bakanlar Kurulu Kararı bu konuda Kanun’a da aykırıdır.

 

Dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ve bu kararla onaylanan MGSB, Anayasa’nın 138, 140, 145, 154, 155, 156, 157 ve 159.maddeleri ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 4.maddesine, 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun 1, 3, 4, 14.maddesine de aykırıdır:

 

Davaya konu Bakanlar Kurulu Kararı ve bu kararla onaylanan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB), Anayasa’nın “Mahkemelerin Bağımsızlığı” başlıklı 138.maddesine aykırıdır.

 

“Mahkemelerin Bağımsızlığı

 

Madde 138 – (1) Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.

 

(2) Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”

 

şeklindedir. Yine Anayasa’nın “Hâkimlik ve Savcılık Mesleği” başlıklı 140.maddesinin 2.paragrafında;

 

“Hâkimlik ve Savcılık Mesleği

 

Madde 140 - … Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler…”

 

denilmektedir. Anayasa’nın “Askeri Yargı” başlıklı 145.maddesinin 4.paragrafında;

 

“Askeri Yargı

 

Madde 145 - … Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

 

Yine Anayasa’nın “Yargıtay” başlıklı 154.maddesinin 5.paragrafında;

 

“Yargıtay

 

Madde 154 - … Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin nitelikleri ve seçim usulleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

 

Yine Anayasa’nın “Danıştay” başlıklı 155.maddesinin 5.paragrafında;

 

“Danıştay

 

Madde 155 - … Danıştay’ın, kuruluşu, işleyişi, Başkan, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ile üyelerinin nitelikleri ve seçim usulleri, idarî yargının özelliği, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

 

Anayasa’nın “Askeri Yargıtay” başlıklı 156.maddesinin 4.paragrafında;

 

“Askeri Yargıtay

 

Madde 156 - … Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük

işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

 

Yine Anayasa’nın “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi” başlıklı 157.maddesinin 5.paragrafında;

 

“Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

 

Madde 157 - … Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

 

Yine Anayasa’nın “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu” başlıklı 159.maddesinin 1.ve 9.paragraflarında;

 

“Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

 

Madde 159 - Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar…

 

… Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır…”

 

denilmektedir. Görüldüğü üzere davaya konu Bakanlar Kurulu Kararı ve bu kararla onaylanan MGSB, Anayasa’nın; “Hâkimlik ve Savcılık Mesleği” başlıklı 140.maddesine, “Askeri Yargı” başlıklı 145.maddesine, “Yargıtay” başlıklı 154.maddesine, “Danıştay” başlıklı 155.maddesine, “Askeri Yargıtay” başlıklı 156.maddesine, “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi” başlıklı 157.maddesine ve “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu” başlıklı 159.maddesine de açık aykırılık taşımaktadır.

 

Ayrıca dava konusu Bakanlar Kurulu kararı ve bu kararla onaylanan MGSB, yine mahkemelerin bağımsızlığı ilkesine aykırılığı dolayısıyla açık bir şekilde 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun “Bağımsızlık, Teminat ve Ödevler” başlıklı 4.maddesine ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1.maddesine, “Kuruluş ve Kurulun Bağımsızlığı” başlıklı 3.maddesine, “Kurulun Görevleri” başlıklı 4.maddesine ve “Teftiş Kurulunun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 14.maddesine de aykırıdır. Özellikle 2802 sayılı Kanun’un 4.maddesi ile 6087 sayılı Kanun’un 3.maddesi, Anayasa’nın 138.ve 140.maddesinin benzeridir.

 

2808 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 4.maddesi;

 

“Bağımsızlık, Teminat ve Ödevler

 

Madde 4 – Hâkimler mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yaparlar. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.

 

Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.”

 

6807 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun 1, 3, 4 ve 14.maddesinde de;

 

“Amaç ve Kapsam

 

Madde 1 - Bu Kanunun amacı, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı esaslarına göre Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kuruluşu, teşkilâtı, görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esaslarını düzenlemektir.”

 

“Kurulun ve Kuruluşun Bağımsızlığı

 

Madde 3 - … (6) Kurul, görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken bağımsızdır. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremez.

 

(7) Kurul, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı esaslarını gözeterek adalet, tarafsızlık, doğruluk ve dürüstlük, tutarlılık, eşitlik, ehliyet ve liyakat ilkeleri çerçevesinde görev yapar.”

 

“Kurulun Görevleri

 

Madde 4 – (1) Kurulun görevleri şunlardır:

 

… c) Aşağıdaki alt bentlerde belirtilen hâkim ve savcılar hariç olmak üzere, hâkim ve savcıların görevlerini;

 

kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetlemek; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırmak ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemlerini yürütmek…”

 

“Teftiş Kurulunun Oluşumu ve Görevleri

 

Madde 14 - … (4) Teftiş Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır:

 

a) Adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarının görevlerini kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetlemek; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırmak ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemlerini yapmak…

 

… (5) Mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yapan Teftiş Kurulu ve Kurul müfettişlerinin çalışma yöntemleri ile denetim, araştırma, inceleme ve soruşturmaların yapılmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.”

 

denilmektedir. Anayasa’nın “Anayasa’nın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü” başlıklı 11.maddesinin birinci paragrafında;

 

“Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü

 

Madde 11 - Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır…”

 

denilmektedir.

 

Oysa davaya konu Bakanlar Kurulu Kararı ve bu kararla onaylanan ekindeki Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB), sadece müvekkilim Anadolu Atayün aleyhine olan ceza davalarına, ceza ve disiplin soruşturmalarına değil, medyada çıkan haberlerden ve ulaşmayı başarabildiğimiz bazı soruşturma ve kovuşturma belgelerinden öğrenebildiğimiz, görebildiğimiz kadarıyla Bakanlar Kurulu Kararı’nın ve bu kararın onayladığı MGSB’nin onaylandığı günlerden itibaren Türkiye genelinde birçok ceza soruşturma, ceza davası ile disiplin soruşturmalarına dayanak yapılmış, değişik illerdeki Sulh Ceza Hakimliklerince hükümler tesis edilerek kararlar verilmiş ve soruşturma işlemleri yapılmış, davalar açılmıştır. Yeni soruşturmalar yapılmaya, Sulh Ceza Hakimliklerinden kararlar çıkmakta / alınmakta, yeni davalar açılmaya devam edilmektedir.

 

Davaya konu Bakanlar Kurulu Kararı ve bu kararla onaylanan MGSB’ye dayanarak yakalama, gözaltı, arama el koyma, adli kontrol kararı ve tutuklama gibi bireyin en temel hak ve özgürlüklerini tehdit eden, çiğneyen Cumhuriyet Savcılıklarınca veya Sulh Ceza Hakimliklerince kararlar verilmekte, uygulanmakta, milyarlarca dolarlık cirosu olan şirketlere, medya kuruluşlarına kayyımlar atanmaktadır.

 

Bu konulardaki iddialarımıza aşağıdaki şu kararlar ve işlemler örnek delillerdir;

 

Kaynak Holding’e yönelik 8 Eylül 2015 tarihli arama ve el koyma işlemine dayanak olan İstanbul Anadolu 9.Sulh Ceza Hakimliği’nin arama kararında MGSB ve onaylayan Bakanlar Kurulu Kararı:

 

Bugün Gazetesi’nin 9 Eylül 2015 tarihli nüshasında yer alan Cihan ACAR imzalı “Kırmızı Kitap Referanslı Baskın, Kaynak’a Algı Operasyonu” başlıklı haberde (Ek-3); İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele ve Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerine bağlı polislerin, Kaynak Holding’in Üsküdar ve Bağcılar’daki binalarının yanı sıra, holdinge bağlı 20 adreste arama yaptığı, arama kararını veren İstanbul Anadolu 9.Sulh Ceza Hakimliği’nin kararında Sulh Ceza Hakimi Metin Kızıltaş’ın;

 

“…Yine yapılan ihbari ve istihbari araştırmalarda tüm şirketlerin Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde tavsiye olarak Paralel Devlet Yapılanması (PDY/Fethullahçı Terör Örgütü FETÖ) olarak kabul edilmiş. Bu tavsiye üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla da bu yapılanmalar terör örgütü olarak kabul ve ilan edilen terör örgütüne finansal destek sağladıkları, himmet parası olarak gayri resmi toplanan paraların bu şirketlerden elde edilmiş gibi legal hale çevirdikten sonra yurtdışına transferleri yapılarak kara paranın aklanması yoluna gidildiği, buna ilişkin çok sayıda ihbarın yapıldığı gibi, gerek basın yayın organlarında gerek sosyal medyada görüşlerin ortaya konduğu…”

 

şeklinde ibarelere yer vererek, arama kararında Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ile bu belgeyi onaylayan Bakanlar Kurulu Kararı’nı dayanak yaptığı,

 

Yapılan arama ve Sulh Ceza Hakimliği’nce verilen arama kararı ile ilgili olarak Kaynak Holding’ten yapılan açıklamada;

 

“26 Mart 2014 tarihinde aramalı denetim gerçekleştirilerek gerekli görülen bütün belge, bilgi ve bilgisayar imajlarına el konuldu. Hatta denetlemeler son beş yılı kapsayacak şekilde genişletildi. İncelemelerden alnının akıyla çıkan Kaynak Holding bir kez daha benzer şekilde yıpratılmaya çalışılıyor. Baskına Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde yer alan bir tavsiye dayanak yapılmış. Bu hukuken garabettir. Söz konusu belgenin uluslararası hukukta ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarında bir karşılığı yoktur.”

 

denildiği, Kaynak Holding’in avukatı Hürol Karadaş yaptığı açıklamada da;

 

“… Arama kararı hukuken olmayan FETÖ’ye finansal destek sağladığı şüphesiyle verilmiş. Bu hukuksuz girişime karşı her türlü yasal hakkımızı sonuna kadar kullanacağız.”

 

şeklinde konuştuğu yer almıştır.

 

Aynı konu ile ilgili bu haber haricinde gazetelerde;

 

“Kaynak Holding’e Hukuksuz Baskın”, Millet Gazetesi 9 Eylül 2015,

 

“Şehit Cenazelerini Unutturmak İçin Yüzlerce Polisle 22 Şirkete Baskın”, Zaman Gazetesi, Burak Çan – Meryem Kiraz imzalı 9 Eylül 2015,

 

“Yargı 28 Şubat Günlerine Döndü”, Millet Gazetesi 10 Eylül 2015

 

şeklinde haberlerin yer aldığı görülmüştür. Aynı bilgilerin ve açıklamaların bu haberlerde de bulunduğu görülmektedir. Bu gazete haberleri de dilekçemiz ekinde sunulmuştur. (Ek - 4)


Yine daha sonra ki tarihlerde gazetelerde çıkan haberlerden, bu soruşturma kapsamında, yine MGSB ve onaylandığı Bakanlar Kurulu Kararı’na istinaden Kaynak Holding’e başka bir Sulh Ceza Hakimliği kararıyla kayyımlar atandığı öğrenilmiştir. (EK - 5)

 

Ankara’da faaliyet gösteren Özel Samanyolu Koleji, Atlantik Ahmet Ulusoy Lisesi, Çukurambar Atlantik İlköğretim Okulu ve Özel Nurettin Topçu İlköğretim Okullarına yönelik 21 Eylül 2015 tarihli arama ve el koyma işleminin dayanağı olan Ankara 5.Sulh Ceza Hâkimliği’nin arama kararında MGSB ve bu belgeyi onaylayan Bakanlar Kurulu Kararı:

 

Bugün Gazetesi’nin 22 Eylül 2015 tarihli nüshasında yer alan “Şampiyon Okula Kırmızı Kitap Baskını” başlıklı haberde (Ek - 6); Ankara’da faaliyet gösteren Özel Samanyolu Koleji, Özel Atlantik Ahmet Ulusoy Lisesi, Özel Çukurambar Atlantik İlköğretim Okulu ve Özel Nurettin Topçu İlköğretim Okullarına, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nce 21 Eylül 2015 günü 1000’den fazla polisle operasyon düzenlendiği, operasyonun arama kararının, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un Ankara 5.Sulh Ceza Hâkimliği’ne yaptığı talep üzerine, Ankara 5.Sulh Ceza Hâkimi Yunus Süer tarafından verildiği, bu arama kararında da “legal görünümlü kurum ve kuruluşlar” şeklindeki ifadelerle MGSB’nin dayanak olarak gösterildiği görülmüştür.

 

Aynı olay ve konu ile ilgili Bugün Gazetesi’nin haberinin haricinde;

 

“Uyuşturucu Arıyoruz Diye Kameraları Kapatıp Koltukları Yırttılar / Çocuk Yuvasını Terör Polisiyle Bastılar”, Bayram Kaya – Hasan Karalı Ayşenur Parıldak imzalı Zaman Gazetesi 22 Eylül 2015,

 

“Savcı, Okul Baskınında Hukuku Yok Saydı: Tutanağı Vermeyin, Gizlilik Kararı Var Dersiniz”, Ayşenur Parıldak – Zekai Özçınar imzalı Zaman Gazetesi 23 Eylül 2015,

 

şeklindeki haberlerinde gazetelerde olduğu görülmüştür. Bu gazete haberleri de dilekçemiz ekinde sunulmuştur (EK - 7).

 

Yine daha sonraki tarihlerde gazetelerde çıkan haberlerden, bu soruşturma kapsamında, yine MGSB ve onayladığı Bakanlar Kurulu Kararı’na istinaden haberlerde isimleri geçen bu okullara yine Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla kayyımlar atandığı öğrenilmiştir. (Ek - 8)

 

Ankara 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2015/… Esas sayı ile yargılaması devam eden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu’nun Soruşturma No: 2015/110148, Esas No: 2015/48175, İddianame No: 2015/3110 sayılı iddianamesinde ve Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ??.12.2015 tarihli Tensip Kararı’nda MGSB ve onayladığı Bakanlar Kurulu Kararı:

 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu’nun Soruşturma No: 2015/110148, Esas No: 2015/48175, İddianame No: 2015/3110 sayılı 10.12.2015 tarihli iddianamesinde yer alan suçlamalardan birisi; “Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) Kurma ve Yönetme” ile “FETÖ/PDY Üyesi Olma”dır. Bahse konu iddianame ??.12.2015 tarihinde Ankara 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilmiş ve ilk duruşma içinde 21 Mart 2016 tarihine gün verilmiştir.


Yargılamaya konu iddianamenin 311.sahifesinde; “3719 Sayılı Kanun Uyarınca Yapılan Değerlendirme” başlığı ile başlayan ve 313.sahifeye kadar devam eden bölümde;

 

“… Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun ana örgüt soruşturmasının yürütüldüğü 2014/37666 soruşturma nolu dosyasından alınan 07/10/2015 tarihli FETHULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜ HAKKINDA ÖZET BİLGİ konulu cevabi yazıda;

 

… 3713 sayılı kanunun 1.maddesi ve TCK’nın 314.maddesinde tanımlanan silahlı terör örgütü özelliklerini taşıdığı, bu görüşle soruşturmanın yürütüldüğü,

 

Bir örgütün silahlı terör örgütü olup olmadığını inceleyip görüş bildirmeye tek yetkili yerin Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Terörle Mücadele Daire Başkanlığı’nın olduğu, buradan sorulan görüşte örgütün terör örgütü olduğunun ayrıntılarıyla açıklandığı,

 

Bu örgütün Milli Güvenlik Kurulu’nda niteliği ile ilgili tartışmalar yapılıp legal görünümlü, devletin iç ve dış güvenliğini tehdit eden mücadele edilmesi gereken illegal bir terör örgütü olduğunun basın – yayın aracılığı ile ilan edildiği,

 

FETÖ’nün bir terör örgütü olduğu konusuyla silahlı örgüt olduğu konusunda yeterli ve kuvvetli deliller elde edildiği, örgüt yöneticileri ve suçlara karışanlara yönelik çeşitli soruşturmaların yürütüldüğü, halen örgütün geneli hakkında 2014/37666 sayılı soruşturmanın devam ettiği, bu soruşturmanın sonuçlandırılamadığı, örgütün işlediği bazı suçlarla ilgili davalar açıldığı …”

 

metnine yer verilmiştir. Ankara 2.Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi ??.12.2015 tarihli Tensip Kararı ile kabul etmiştir. Bu kovuşturma kapsamında halen 50 civarında insan “FETÖ/PDY Yöneticisi” ve “FETÖ/PDY Üyesi” suçlamasından dolayı tutuklu, birçok insanda adli kontrol kararı altındadır.

 

Bu suçlamaya konu sözde ‘Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY)’nin varlığı, hem de silahlı bir terör örgütü olarak varlığı iddialarının tek ve temel dayanağı davamıza konu Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) ve bu belgeyi onaylayan Bakanlar Kurulu Kararı’dır. Bu husus, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un, 07/10/2015 tarihli “FETHULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜ HAKKINDA ÖZET BİLGİ” konulu FETÖ / PDY Ana Örgüt Soruşturması dosyası Soruşturma No: 2014/37666 sayılı dosyadan gönderdiği cevabi yazıda açıkça beyan edilmiş ve kayda geçirilmiştir.

 

Halen İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2015/? Esas sayı ile kovuşturması devam eden, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nun Soruşturma No: 2014/133596, Esas: 2015/34757, İddianame No: 2015/2872 sayılı 17.09.2015 tarihli iddianamesinde ve İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi’nin ??.09.2015 tarihli Tensip Kararı’nda MGSB ve onayladığı Bakanlar Kurulu Kararı:

 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nun Soruşturma No: 2014/133596, Esas:2015/34757, İddianame No: 2015/2872 sayılı 17.09.2015 tarihli iddianamesinde yer alan suçlamalardan birisi de; “Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ / PDY) Kurma”, “FETÖ / PDY Yönetme” ile “FETÖ / PDY Üyesi Olma”dır. Bahse konu iddianame ??.09.2015 tarihinde İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilmiş olup, yargılamalar devam etmektedir.

 

Yargılamaya esas olan bu iddianamenin 275.sahifesinde; “ÖRGÜTÜN HUKUKİ AÇIDAN NİTELENDİRİLMESİ” başlığı ile başlayan ve 278.sahifeye kadar devam eden bölümünün 276.sahifesinde;

 

“… Liderliğini şüpheli Fethullah Gülen’in yaptığı, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne konu olan legal görünümlü illegal yapılanmanın özellikle cebir şiddet unsurunu yasal yoldan kullanma ve bu hususta talimat verme yetkisine sahip olan birimlerde yapılanarak amaca engel görülen kişi ve kurumları gerek kamuoyunda aleyhte algı oluşturarak, gerek yasal soruşturma ve tahkikatlar yapılıyormuş görünümü altında eylem, işlem ve uygulamalarda bulunarak etkisiz hale getirdiği, bu sebeple hiyerarşik örgütlü yapılanma içerisinde olduğu anlaşılan, kendilerine hizmet hareketi adını veren oluşumun manevi cebir ve şiddet unsurlarına sahip olması nedeni ile aynı zamanda silahlı terör örgütü olduğunun değerlendirildiği…”

 

metnine yer verilmiştir. İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi ??.09.2015 tarihli tensip Kararı ile kabul etmiştir. Bu kovuşturma dosyasında birden fazla insan, MGSB ve onaylandığı Bakanlar Kurulu Kararı’na istinaden “FETÖ / PDY Yöneticisi Olmak” veya “FETÖ / PDY Üyesi Olma” iddiası ile tutuklu olarak yargılanmaktadır.
Halen Konya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2015/312 Esas sayı ile kovuşturması devam eden, Konya Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nun Soruşturma No: 2014/34387 Soruşturma, Esas No: 2015/11417, İddianame No: 2015/880 sayılı iddianamesinde ve Konya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 15.07.2015 tarihli Tensip Zaptı/Kararı ile derdest dava dosyasında MGSB ve onaylandığı Bakanlar Kurulu Kararı:

 

Müvekkilim Anadolu Atayün bu dosya kapsamında; “Silahlı Terör Örgütü Kurmak ve Yönetmek” suçlamasıyla 25 Mayıs 2015 tarihinden beri tutuklu olarak yargılanmaktadır. Müvekkilim, Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı ile Konya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü polislerince gözaltına alınmış ve burada 22.05.2015 günü “Terör Örgütü (FETÖ-PDY) Yöneticiliği” suç isnadından ifadesi “şüpheli” olarak alınmıştır.
Müvekkilim bu suçlama konusu yapılan (FETÖ) Fethullahçı Terör Örgütü diye bir terör örgütünün olmadığına dair Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kesin yargı kararının olduğunu söyleyerek, suçlamaya itiraz etmiştir. İfadeyi alan görevli Zeki Çiftçi isimli polis memuru; “Yargı kararı olabilir, ama bir, bir buçuk ay önce devlet Cemaati, Paralel Devlet Yapılanması ilan ederek terör örgütü olarak kabul etti.” demiş, bu suçlama ile ilgili dayanağın bu olduğunu söylemiştir. İfadeyi alan polis memurunun bu beyanı üzerine müvekkilim Anadolu Atayün;
“… Bu soruşturma başladığı ilk günden itibaren hukuka aykırıdır. Ceza, Türk Ceza Muhakemesi’nin bütün mevzuat bütününde Yargıtay kararlarında, Anayasa Mahkemesi’nin Mart 2014 tarihli kararında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddelerinde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bütün içtihatları ile bakıldığında hukukun bütün ilkelerine aykırı yasa dışı bir soruşturma sürdürülmektedir. Ona yakın mahkeme kararı, Adana Ağır Ceza Hakimliği’nin 930 küsur sayfalık gerekçeli kararı, Yargıtay’ın bir tane onama, bir tanede halen Yargıtay’da bekleyen davası ve Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen, ayrıca Konya KOM Şube ilgili personelinin düzenlediği sahte evraklar veya dilekçelerimize verilen yalan beyanlar, yalancı tanığın suçluluğuna işlem yapılmaması gibi sebeplerle bu hukuksuz yasadışı soruşturmanın bir parçası olmayacağım. Bu hukuksuzluğu meşrulaştırmayacağım, bu soruşturmada görev alan herkesin ve emir verenlerin meşruluk kazanmasına fırsat vermeyeceğim ifade vermiyorum. İfade verirsem bu hukuksuzluk meşruluk kazanacak. Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’na , HSYK’ya ve İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’ne adli idari verdiğimiz suç duyurusu dilekçelerimizde durum açıkça bellidir. Hırsızlığı mahkeme kararları ile ve Yargıtay kararları ile tescillenmiş suçluların iddialarına cevap vermek zorunda değilim…”
şeklinde beyanda bulunmuş, bu beyanı da “Şüpheli İfade Tutanağı”nda yer almıştır. Yine müvekkilimin bu “Şüpheli İfade Tutanağı”nın 2.sahifesinin son paragrafında;
“… birinci sırada Mustafa Kökten isimli avukat söz alarak; öncelikle müvekkilim ile ilgili hazırlanan tutanakta suç tarihi 2015 ve öncesi olarak yazılmıştır. Bunun ile ilgili ısrarlı bir şekilde bu örgütün devlet tarafından bir ay önce yeni olarak terör örgütü vasfına sokulduğu belirtilmiştir. Suç tarihinin ifade tutanağında tam tarih olarak belirtilmesi istenilmesi üzerine ifadeyi alan polis memuru Zeki Çiftçi, dışarıya çıkıp Savcı Bey ile görüşüp tekrar döneceğini söyledi. Dışarıya çıkıp geldikten sonra Savcı Beyin talimatı doğrultusunda aslında suçun 2007 ve 2008 yılları içerisinde olduğunu Savcı Beyin söylediğini beyan ederek tutanağa suç tarihini 2007 ve 2008 yılları içerisinde şeklinde düzenlenmiştir. Bizce bu soruşturma daha henüz suç tarihinin dahi bilinmediği nedenler soruşturmanın çöktüğünün kanıtıdır. Müvekkilimin beyanlarına bir diyeceğim yoktur. Dedi…”
şeklinde Avukat Sayın Mustafa KÖKTEN’in de konu ile ilgili tespiti kayda geçirilmiştir(EK-9). İfadenin bitiminde Fethullah Gülen’in terör örgütü lideri olmadığı, böyle bir terör örgütü kurmadığı, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) diye bir terör örgütünün olmadığına dair Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun Esas No: 2008/9-82, Karar No: 2008/181, İtirazname No: 06-206179, Karar Tarihi: 24.06.2008 tarih ve sayılı kararından bir suret verilmiştir (EK-10)
Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014/34837 Soruşturma sayılı soruşturması ile ilgili müvekkilim Anadolu Atayün’ün 24.05.2015 günü soruşturma savcısı Mehmet Ersin Berber tarafından da “Şüpheli” sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Müvekkilim burada da soruşturma savcısına;
“… Fethullahçı Terör Örgütü diye bir örgütün olmadığına dair Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2010 yılında açık bir kararı olmasına rağmen 2007 ve 2008 yılındaki faaliyetler böyle bir hayali örgüt uydurmaya dayanmış, emniyetteki ifademizde açıkça ifadeyi alan polis memurları bir ay önce devletin bunu (Cemaati) örgüt olarak kabul ettiğini, bu yüzden örgüt üyeliği ve yöneticiliği ile suçlandığımızı söylemişler, açıkça siyasi bir karar merciinin hukuk makamlarına suç uydurup emir verdiğini ikrar etmişlerdir, bu sebeplerler bu hukuksuz soruşturmayı ve buna alet olanları meşrulaştırmamak için ifade vermeyi reddediyorum…”
demiş, bu beyanı da 24.05.2015 tarihli “Sorgulama Tutanağı (Şüpheli İçin)”nde resmen yer almıştır. Yine bu Şüpheli Sorgulama Tutanağı’nda;
“… Şüpheli müdafi Av. Mustafa Kökten’den soruldu: ‘Öncelikle müvekkilimin beyanlarına bir diyeceğim yoktur. Bu soruşturma hukuki bir soruşturma değildir. Hukukun tüm temel ilkelerine aykırıdır… Bu soruşturmanın siyasi bir soruşturma olduğu ortadadır. Ayrıca merak ettiğim bir husus bu soruşturmayı polisler mi yürütüyor, Savcı Bey mi yürütüyor yoksa kim yürütüyor. Söz konusu müvekkilime addedilen terör örgütü ile ilgili Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı’nı ben dosyaya ibraz ediyorum. Dedi. (İbraz etmiş olduğu imzasız bilgisayar çıktısı Yargıtay Ceza İlam Kurulu E.2008/9-82, K.2008/181, 24/06/2008 tarihli belgeler alınarak dosyaya konuldu. Müdafi beyanında devamla; söz konusu müvekkilimin yargılanmasına sebep olan soruşturmayla ilgili Anayasa Mahkemesi Mart 2014 tarihinde yargılamaların devam etmesi nedeni ile söz konusu soruşturmanın yapılamayacağına dair karar dosyada mevcuttur. Bu nedenle bu soruşturma Ceza Kanunu’nun, CMK’nın, Anayasa’nın, temel hukuk kurallarının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 6.maddesi ve 5.maddesine açıkça aykırıdır. Tüm bu nedenlerle hukuksuz olan bu soruşturmayı müvekkilim meşruiyet kazandırmamak istemektedir. Müvekkilim haksız olarak şu anda gözaltında değil, bence esirdir. Çünkü yok hükmünde olan bir şeyin uygulanması vardır. Bu nedenle derhal ivedilikle özgürlüğüne kavuşturulmasını, savcılıktan talep ediyorum.’ dedi, bu sırada şüpheli “Benim böyle bir talebim yoktur.” dedi…”
şeklinde Avukat Sayın Mustafa Kökten’in de konu ile ilgili tespiti kayda geçirilmiştir. Yine Şüpheli Sorgulama Tutanağı’nın son kısmında Avukat Süleyman Küçüksucu’da müdafi sıfatıyla;
“… Bu hukuksuz ve kanuna aykırı soruşturmada taraflı davrandığı aşikardır. İstiklal Mahkemeleri ve Yassı Ada duruşmalarını mumla aratan bu trajedik soruşturma devletin kanun gücünün hukukun üstünlüğünü itibarını yerle bir etmiştir. Müvekkilimin suçsuz olması bir yana mesleği itibari ile suçlular ile mücadele eden bir kişilik olması hasebiyle ve bu soruşturmayı bu kişilerin adli kollukla ciddi şaibeli ilişkiler içerisinde bulunarak yönlendirip müşteki sıfatıyla ihbar etmeleri dolayısıyla bu soruşturma hukuksuzdur. Bu nedenle esasa ilişkin hiçbir savunma yapmayacağım…”
demiştir (EK - 11).
Müvekkilim Anadolu Atayün savcılık ifadesinin ardından tutuklanması talebiyle Konya 2.Sulh Ceza Hâkimliği’ne sevk edilmiştir. 24.05.2015 günü başlayan sorgu işlemi sonunda Konya 2.Sulh Ceza Hâkimi Tarık Bingöl, müvekkilim ile birlikte toplam 5 kişiyi FETÖ / PDY Yöneticiliği veya FETÖ / PDY Üyeliği suçundan tutuklamıştır, 8 kişi hakkında da yine aynı suçtan adli kontrol tedbiri kararı vermiştir. Müvekkilimin, sorgusunu yapan Konya 2.Sulh Ceza Hâkimi Tarık Bingöl 2015/376 Sorgu sayılı İfade Sorgu Zaptı’nda (EK - 12)
“… Ben konu ile ilgili olarak 22/05/2015 tarihinde kollukta ve 24/05/2015 tarihinde Cumhuriyet Savcısı huzurunda ifade vermiştim. O ifademin okunmasını istiyorum dedi.”
“Şüpheliye kollukta ve C.Savcısı huzurunda alınan ifadesi okundu, soruldu: doğrudur, bana aittir, tekrar ediyorum, gördüğünüz üzere burada aslında ifade vermek istememiştim. Kendim ile ilgili hiçbir talebim yoktur, ne tutuksuz yargılanma, ne de adli kontrol, şu anda huzurunuzda bulunan polis memurları benim polis memurlarımdır. Benim müdür olduğum dairede emrimde çalışıyorlardı, yaptıkları tüm işlemleri benim talimatım ile yapmışlardır. Tamamı dürüst, şerefli insanlardır, onların tutuksuz yargılanmasını onlar için değil, onların çocuklarının devlete küsmemesi için istiyorum. Biz Final (Okyanus) soruşturmasını yürütürken Nusret Argun çok güçlüydü ama o dönemin siyasileri, hâkimleri, savcıları aracılığıyla üzerimizde çok baskı kuruldu. Biz boyun eğmedik, eğseydik, bu gün burada olmazdık. Bu dosyada organize suçlar ve terör ile alakalı ders veren bir insan olarak söylüyorum ki, hiçbir somut delil yoktur. Dosyanın müştekilerinin tamamı daha önce yaptıkları hırsızlık dolayısıyla tarafımızca soruşturulmuş ve mahkûm olunmalarına neden olduğumuz için husumet duygusuyla iftira etmektedirler, ortada bir terör örgütü yoktur. Terör örgütü üyesi de yoktur. Ceza Genel Kurulu’nun 2008/9-82 E, 2008/181 K, sayılı ilamı ile Fethullah Gülen terör örgütünün bulunmadığı sübuta ermiştir. Polis memuru dışındaki örgüt üyesi olduğu iddia edilen hiçbir kişiyi tanımıyorum, hatta bunlardan Rahim Fındık ile alakalı da soruşturma yaptığımı hatırlıyorum. dedi”
ŞÜPHELİ VEKİLİNDEN SORULDU: Müvekkilimin savunmasına katılıyoruz, öncelikle müvekkilimin savunması için kolluğa savcılığa her gittiğimde suç tarihinin ne zaman olduğunu sordum, önce söylemek istemediler, daha sonra soruşturmayı yapan C.Savcı suç tarihinin 2007/2008 olduğunu söyledi, ancak şuanda elinizde bulunan dosyada görüyoruz ki; suç tarihi 2007/2015 olarak gösterilmiştir. Yine KOM Şube’de polis arkadaşlarımızın bazıları hükümetimiz geçen ay karar verdiler, biz hükümetimizin memuruyuz, dolayısıyla örgüt vardır dediler. Suç tarihinin ısrarla gizlenmesinin nedeni hem zaman aşımı ile ilişkin hukuki sureci ortadan kaldırmak hem de dosyanıza sunmuş olduğumuz Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı’yla örgüt olduğu iddia edilen yapının örgüt olmadığı sabit olduğundan bu husustaki hukuki dayanağa hile yapılmak istenmektedir. Bu soruşturma hukuki değil, siyasi bir soruşturmadır. Tahliye ve adli kontrol hükümleri konusunda müvekkilime katılıyorum. dedi"
ŞÜPHELİ VEKİLİ SÜLEYMAN KÜÇÜKSUCU’DAN SORULDU: “Örgüt soruşturmasında nerede ne zaman, kiminle sorularına cevap verilmesi gerekir, silah olması gerekir. Fikir ve irade birliği ile birlikte hiyerarşik yapı da gerekir, bu dosyada terör örgütünün varlığını ispat edecek bu bağlamda hiçbir delil yoktur. Müvekkilim tamamen yolsuzluk ve hırsızlığın üzerine gitmesi ve ileride de üzerine gitme ihtimalini de bertaraf etmek için tasarlanmış bir siyasi soruşturmadır, bunu bu şekilde belirtmek ile beraber müvekkilimin tahliye ve adli kontrol talebi ile müvekkilimin talebi ile bağlı olmak zorunda olduğumdan katılıyorum, ayrıca soruşturma dosyasındaki gizlilik kararının kaldırılmasını talep ediyorum dedi.”
şeklinde ibareleri zabıt katibine yazdırmıştır. Evet, bunlar müvekkilimin ve müdafilerinin söyledikleridir, ancak çok küçük bir kısmıdır. Sadece müvekkilim, terör örgütü ve bu örgütle bağlantılı suçlama konusu dâhil bütün soruşturma hukuksuzlukları ile ilgili 45 – 50 dakika ifade vermiş, beyanda bulunmuştur. Siyasi bir kararla, idari kararla suç oluşturulamayacağını beyan etmiştir. Sulh Ceza Hâkimi Tarık Bingöl bunları ve benzeri başka sanık ile müdafilerinin beyanlarının hiçbirisini zapta geçirmemiştir. İfadelerin ve bütün sorgunun kamera ila kayıt altına alınmasını da kabul etmemiş, hatta bu sebeple sorguyu mahkeme salonunda değil, adliyenin konferans salonunda yapmıştır. Bunu da saklayıp, gizlememiştir. Yapılan bütün itirazları gerekçesiz olarak reddetmiş, hatta “şu an abdestliyim, emin olun tarafsız davranacağım” diye başladığı sorguyu, tutuklama ve adli kontrol kararlarını açıklarken;
“Beni anlamalısınız, elimden bu kadar geliyor, hakkınızı helal edin. Anadolu Müdürüm beni en iyi siz anlarsınız. Bana hakkınızı helal edin, ediyor musunuz?”
demek zorunda kalmış, akabinde fenalaşmış, sanıkların ve müdafi avukatların müdahalesinden sonra kendisine gelince ilk sözü müvekkilim Anadolu Atayün’ün müdafilerinden şahsıma hitaben; “Süleyman, bana hakkınızı helal ediyor musunuz?” olmuştur.
Bu yaşanan trajedik ve bir o kadar da hukuk felaketinin boyutları Sorgu Zaptının sonunda açıkça görülecektir.
“SORGU BAŞLAMA: 24/05/2015 – 16:32
SORGU BİTİŞ    : 25/05/2015 – 03:15”
Sorgunun süresi ile yazılı metinde yer alanların boyutunun büyüklüğünün, hayatın olağan akışına uygun olmadığı, birçok şeyin, kayda girmediği ortadadır.
Bu dilekçede, Konya 2.Sulh Ceza Hâkimliği’ndeki sorgu ve Sulh Ceza Hâkimi ile yaşananların detaylı anlatılmasının birkaç sebebi vardır: Müvekkilim, davaya konu Bakanlar Kurulu Kararı ve bu kararla onaylanan MGSB’nin hukuki hiçbir anlam ifade etmediğinin, hatta bu Belge’ye ve Karar’a dayanılarak yapılacak hukuki tasarrufun, uygulayıcılar açısından nasıl ciddi hukuki sonuçlar doğuracağının bilincindedir. Dolayısıyla bu hukuksuzlukları baştan savma bile sayılabilecek birkaç kelime/cümle ile bir Hâkime söylemesi elbette düşünülemez. Bu sebeple müvekkilim ve müdafileri soruşturmanın hukuksuzluğunu, bu hukuksuzluğun boyut ve sebeplerini detaylı beyan etmiş, müdafileri de tekrarlardan kaçınarak can alıcı noktalara temas etmişlerdir.
Dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ile bu kararın onayladığı MGSB’nin başta Anayasa’nın 138.maddesi ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’na açık muhalefetinin, aykırılığının, bu Karar ve Belge’nin Mahkemelerin Bağımsızlığı, Hâkimlik ve Savcılık Teminatları ile Hukuk Devleti, hukukun Üstünlüğü, Hukuk Güvenliği gibi hukukun genel ilkelerini nasıl tahrip edip yok saydığı/yok ettiğinin, yargı organları ve hakimler ile savcılar üzerinde baskı oluşturduğunun en açık, somut gösterdiği Konya 2.Sulh Ceza Hakimi Tarık Bingöl’ün uygulama ve özellikle sözlerinde görülmektedir. Elbette bu hukuka aykırı işlem, uygulama ve kararlarda ilgili; başta Konya 2.Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti ile Konya 2.Sulh Ceza Hakimi Tarık Bingöl olmak üzere, soruşturma savcısı Mehmet Ersin Berber ve adli kolluk görevlileri hakkında gerekli adli ve idari suç duyuruları ilgili mercilere yapılmış ve yapılmaya da devam edilmektedir.
Müvekkilim Anadolu Atayün’ün bu soruşturma sonunda dava konusu Bakanlar Kurulu ve bu kararla onaylanan MGSB’nin ihdas ettiği sözde Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması ( FETÖ / PDY) yöneticisi olmak suçlamasından tutuklanması kararı ile ilgili Konya 2.Sulh Ceza Hâkimliği’nce düzenlenen 25/05/2015 tarihli ‘Tutuklama Müzekkeresi’nden de bellidir(EK- 13).
Konya 2.Sulh Ceza Hâkimliği’nin müvekkilim hakkında “FETÖ / PDY Yöneticiliği” suçlamasından verdiği 25/05/2015 tarihli tutuklama kararı, dilekçe tarihimize kadar gelen bu sürede Konya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nce devam ettirilmiştir. Müvekkilim halen tutukludur.
Müvekkilim, Konya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılaması esnasında 09/11/2015 günkü duruşmada da dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ve bu kararla onaylanan MGSB’ye çok detaylı bir şekilde dikkat çekmiştir. Müvekkilim bu ifadesinde kesinleşmiş yargı kararları varken, ortada dururken, bunların yok sayılarak idarenin bir kararıyla, suç ihdas edilemeyeceğini belirtmiş, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) diye bir terör örgütünün olmadığının, Fethullah Gülen’in terör örgütü kurmadığı gibi, lideri veya yöneticisi de olmadığına dair yargı kararlarını saymıştır:
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Hazırlık No: 1999/420, Esas No: 2000/192, İddianame No: 2000/141 kayıtlı iddianamesi ile Fethullah Gülen liderliğinde terör örgütü yargılaması yapılmış ve Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 05.05.2006 tarihinde 124-20 sayı ile BERAAT KARARI VERİLMİŞTİR.

 

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 05/03/2008 gün ve 6083-1328 sayı ile temyiz itirazını reddetmiş ve yerel mahkemenin yani Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 05/05/2006 tarihli 124-20 sayılı BERAAT KARARINI ONAMIŞTIR.

 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Esas No: 2008/9-82, Karar No: 2008/181, 24.06.2008 tarihli BERAAT KARARINI ONAMIŞTIR.

 

Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi 25.09.2009 tarihinde; “Mahkememizden verilen 05.05.2006 gün ve 2000/124 Esas, 2003/20 Karar ek karar vaki temyiz üzerine Yargıtay 9.Ceza Dairesi’nin 05.03.2008 gün ve 2007/6083 Esas, 2008/1328 Karar sayılı ile ONANMASINA yapılan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.06.2008 gün ve 2008/9-82 Esas, 2008/181 Sayılı kararı ile reddedilmediği ve bu nedenle Yargıtay 9.Ceza Dairesi’nin onama kararı ile mahkememiz kararının 05.03.2008 tarihinde kesinleştiği şerh olunur. 25.09.2009”

 

diyerek kararına kesinleşme şerhi koymuştur.

 

Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 1987/60 Hazırlık, 1987/21 Karar sayılı ve 15.06.1987 tarihli TAKİPSİZLİK KARARI

 

İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 1986/51 Hazırlık sayılı ve 20.05.1987 tarihli TAKİPSİZLİK KARARI

 

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 1992/256 Hazırlık, 1992/137 Kararı sayılı ve 14.02.1992 tarihli TAKİPSİZLİK KARARI

 

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 1995/334 Hazırlık, 1995/232 Karar sayılı ve 20.11.1995 tarihli TAKİPSİZLİK KARARI

 

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 1997/18 Hazırlık, 1998/24 Karar sayılı ve 20.03.1998 tarihli TAKİPSİZLİK KARARI

 

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 1998/1283 Hazırlık, 1998/209 Karar sayılı ve 25.06.1998 tarihli TAKİPSİZLİK KARARI

 

Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 1999/146 Esas, 1999/191 Karar sayılı ve 29.12.1999 tarihli BERAAT KARARI

 

Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 2000/36 Esas, 2000/140 Karar ve 23.10.2000 tarihli BERAAT KARARI

 

Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 2000/106 Esas, 2001/106 Karar sayılı ve 18.06.2001 tarihli BERAAT KARARI

 

Anakara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2000/283 Hazırlık, 2000/112 Karar sayılı ve 08.06.2000 tarihli TAKİPSİZLİK KARARI

 

Adana 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 2001/263 Esas, 2001/229 Hazırlık, 2001/79 Karar sayılı ve 08.10.2001 tarihli TAKİPSİZLİK KARARI

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha