• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Musa Anter’in oğlu Dicle Anter: Kalemini kıramadıkları için kafasına sıktılar

Musa Anter’in oğlu Dicle Anter: Kalemini kıramadıkları için kafasına sıktılar
0 0

Independent Türkçe’ye konuşan Dicle Anter, babası Musa Anter’in “Türkiye’nin 55 yıllık girdisinin, çıktısının, yeminli, canlı bir şahidiyim. Yalnız şahidi mi? Değil... Sanığı, mahkûmu ve davacısıyım” fikrinden dolayı hedef seçildiğini söyledi.

20 Eylül 2019 Cuma 17:10

20 Eylül 1992'de "Kültür-Sanat Festivali"ne katılmak üzere gittiği Diyarbakır’ın merkez Seyrantepe semtinde kimliği belirsiz kişi veya kişilerce öldürülen Kürt aydını, gazeteci-yazar Musa Anter’in (Apê Musa) ölümünden bu yana 27 yıl geçti. 

 

Anter ailesi, cinayetle ilgili başlatılan soruşturma ve kovuşturmada bir gelişme olmadığı için davayı 2000 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

 

AİHM, 19 Aralık 2006'da Musa Anter'in yaşam hakkının ihlal edildiği ve cinayet hakkında yeterli soruşturma yürütülmediği için ailesinin, mahkemeye “etkin başvuru hakkının elinden aldığı” gerekçesiyle Türkiye’yi 28 bin 500 euro tazminat ödemeye mahkum etti.

 

Uzun süre “faili meçhul” kalan davanın katil zanlısı Hamit Yıldırım, 29 Haziran 2012’de Şırnak’ta yakalandı ancak dava, zamanaşımına uğradı. .

 

Anter davası 23 Aralık 2014 tarihinde JİTEM Ana Davası ile birleştirildi.

 

İki dava, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor. Yeni duruşma, 14 Kasım’da görülecek.

 

“Onunla baba oğuldan ziyade arkadaş gibiydik” diyen Dicle Anter babasını anlatıyor... 

 

27 yıl önce 50 bin fazla insanın katılımıyla Mardin’in Nusaybin ilçesinde toprağa verilen Musa Anter’in oğlu Dicle Anter, Independent Türkçe’ye o günü anlattı. 

 

20 Eylül 1992 tarihinde İsveç’te olduğunu söyleyen Dicle Anter, babasının silahlı saldırıda öldürüldüğünü bir yakınının haber vermesiyle öğrendiğini söyledi. 

 

Babasıyla toplamda 3-4 yıllık bir beraberlikleri olduğunu anlatan Dicle Anter, “Babamızla fazla zaman geçiremedik. Mesela ilk cezaevine girdiğinde ben dokuz yaşındaydım. Değişik tarihlerde 11 yıldan fazla cezaevinde kaldı. Dört yıl gibi bir süre Mardin’de daha sonra da 25 yıl İsveç’te yaşadım. Yani günleri sayarsak en fazla 3-4 yıl beraberliğimiz oldu. Tabii o da dolu dolu geçen bir süreydi” dedi.

 

Babasının “Ben her sabah kalktığımda kendimi Ziving’ten (Eskimağara/ Nusaybin)  İstanbul’a yeni gelmiş gibi hissediyorum” sözünden çok etkilediğini ve onun her seferinde köye ve toprağına olan özlemini dile getirdiğini kaydeden Anter, İsveç’ten Türkiye’ye dönmesinde o sözlerin etkisinin olduğunu ifade etti.

 

“Musa Anter’in bilgi ve birikimi birilerini rahatsız etti”

 

Musa Anter’in “Türkiye’nin 55 yıllık girdisinin, çıktısının yeminli, canlı bir şahidiyim. Hem yalnız şahidi mi? Değil... Sanığı, mahkumu ve davacısıyım” sözlerinden dolayı hedef seçildiğini dile getiren oğul Anter, devamında şunları söyledi:

 

"Babamı bu fikirlerinden dolayı hedef haline getirdiler. Babam bu sözleriyle ‘Ben sizleri çok iyi biliyorum ve iyi tanıyorum. Bize çok kötülük yaptınız. Sizden davacıyım ve elimden gelen her şeyi yapacağım. Ne yaparsanız yapın’ diyordu.

 

Onlar da babamı bu fikirlerinden dolayı katlettiler. Çünkü babam 1940’lı yıllardan itibaren Türkiye’nin siyaset girdabı içerisinde olan şahıs, aydın ve yazarlarla bir araya geliyordu.

 

Türk siyasi hayatına damga vurmuş birçok insanla görüşüyordu. Tabii bilgi ve birikimi fazla, zeki ve aynı zamanda konuları mizahla ele alması Türkiye’de bazı kesimleri rahatsız etti. Ondan dolayı da onu hedef seçtiler.

 

Baktılar kalemini kıramıyorlar dediler 'Biz kafasına sıkalım'."

 

"Mehmet Eymür, 'biz Orhan Miroğlu'nu Tayfun diye biliyorduk"

 

Tanıkların verdiği bilgiler doğrultusunda babasının katili olarak ortaya çıkan kişinin 5 yıl tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılmasını eleştiren oğul Anter, hukukun olmadığı bir süreçten geçtiklerini savundu. 

 

Tanıkların ifadesine rağmen katil zanlısının serbest bırakıldığı belirten Dicle Anter, “Zanlı hakkında iki kişi tanıklık yaptı. Biri Abdulkadir Aygan diğeri de Orhan Miroğlu’ydu. Aygan fotoğrafı gördüğünde budur dedi ve hala aynı görüşü savunuyor. Ama Orhan Miroğlu ‘fazla zaman olmadığı için bakamadım, tam tanımadım’ dedi. Yani adam otelin önünde beraber arabaya binmişler, Ergani yoluna kadar gitmiş daha sonra Seyrantepe’ye dönmüşler. Yaklaşık bir saat beraber kalmışlar ama ‘karanlık olduğu için yüzünü tam göremedim” diyor. Miroğlu önce odur dedi ama mahkemeye çıkınca ‘kimsenin günahına girmek istemem o olmayabilir’ diyerek kıvırdı. Mehmet Eymür mahkemede ‘biz Orhan Miroğlu’nu Tayfun olarak bilirdik’ deyince hepimiz şaşırmıştık. Miroğlu’na ‘Tayfun kim’ diye kaç defa sorduk ama hala cevap almış değiliz. Aslında her şey ortada” diye konuştu.    

 

Babasının katillerine çağrıda bulunan Anter, “Birkaç gün önce ‘Vicdanlı katiller ortaya çıkmalı” diye bir yazı kaleme aldım. Orada da belirtiğim gibi insanın katil olması doğruları söylemesine engel değildir. Sizin aracılığınızla tekrar çağrıda bulunmak istiyorum, bu tür olaylara karışmış insanlar pişman olmalı ve gerçeği haykırmalıdır. Eğer vicdanlı davranıp doğruları söyleseler ne âlâ, yok eğer tutumlarını sürdürmekte ısrar ederlerse Türkiye bu bataklıktan kurtulamaz” değerlendirmesinde bulundu. 

 

“Musa Anter, karanlığa gömülmüş toplumun bir kıvılcımıydı” 

 

Can Yücel’in “Musa Anterlerin öldürülmediği, herkesin barış ve dostluk içinde yaşadığı bir ülke istiyoruz…” sözüyle konuşmasına giriş yapan Kürt edebiyat dünyasının tanınan yazarlardan Fırat Ceweri, Musa Anter’i “Karanlığa gömülmüş toplumun bir kıvılcımı” olarak tanımladı.

 

Toplumların yazar ve aydınlar sayesinde özgüvenlerini elde ettiğini ve umutla geleceğe bakabildiğini anlatan Kürt edebiyatçı Ceweri, Independent Türkçe'ye yaptığı açıklamada, sayıları az olan yazar ve aydınl arın amacının iktidara gelip ülkeyi yönetmek olmadığını, yöneticilerin ülkeyi daha adil ve demokratik yönetmeleri için çaba sarf ettiklerini söyledi.

 

Kendi emeğiyle yetişen ve geleceği yöneticilerden daha berrak gören aydınların ne pahasına olursa olsun fikirlerini savunup boyun eğmediklerini aktaran yazar Ceweri, şöyle devam etti: 

 

"Geçen yüzyılda, Kürt toplumunda öyle birkaç isim çıkmıştır. Küçük yaşlarımda iki ismi duymuştum; Edip Karahan ve Musa Anter.

 

Her ikisi de doğduğum topraklarda doğmuşlardı, bizdendi, ama birer efsaneydi. Karanlığa boğulmuş toplumumuzda birer kıvılcımdı. Bu iki ismi çok genç yaşlarımda duymuş ve tanışmak istedim.

 

Onların huzurunda oturup, onların öğütlerini, tecrübelerini dinlemek, onların aştığı engebeli yollardan yürümekti amacım.

 

O yaşa geldiğimde, Edip Karahan aramızdan ayrılmıştı, ama Musa Anter yaşıyordu.

 

Anter, İstanbul’u terk edip kendi toprağı olan Nusaybin’e dönmüştü."

 

İki arkadaşıyla birlikte 1978’de Musa Anter’i ziyarete giden Ceweri, Anter için Ahmet Kaya benzetmesi yapıyor: 

 

"Musa Anter, yazdığı bir Kürtçe şiir için idamdan kıl payı kurtulmuş, tıpkı Ahmet Kaya gibi, kendi meslektaşları tarafından da tehdit edilmiş, hapis yatmış, işkence görmüş, mahkemelerde unutulmayacak konuşmalar yapmış, büyük adamlarla oturup kalkmış ve şimdi köye yerleşmiş bir bilgeydi.

 

Sanki Sokrates mezarından kalkmıştı da Musa Anter’in ruhuna girmiş ve karşımızda felsefe yapıyordu.

 

O esnada Kürtçe yazdığımı duyunca çok sevinmişti, ama aynı anda bana acımıştı da. Kürtçe sevdasına yakalanmış olan bir gencin başına nelerin gelebileceğini kendi tecrübelerinden biliyordu.

 

Ben 1980’de İsveç’e gittim ve hala orada yaşıyorum."

 

"Dergi bir yaşına varmadan , Musa Anter faile meçhule kurban gitti"

 

Ceweri, 10 yıl sonra İsveç’ten Nusaybin’e döndüğünde yazdığı Kürtçe eserlerin müjdesini vermek için Musa Anter ile tekrar bir araya geldiklerini aktardı.

 

Saatlerce süren siyasi ve edebi sohbetlerin ardından gündem ve edebiyata dair uzun bir söyleşi yaptığını kaydeden Ceweri, “Söyleşi, 75 yaşında bir gençle söyleşi “ adı altında o dönemde İsveç’te yayın yapan Kurdistan Press adlı gazetede yayımlanmıştı. 1992 yılında Nûdem adında bir edebiyat dergisini çıkardığımda, idolüm olan Musa Anter, dergimin ilk yazarlarından biri oldu. Ama dergi henüz bir yaşına varmadan, Musa Anter faili meçhulle kurban gitti, bugün gibi...” diye konuştu.

 

Musa Anter kimdir?

 

Annesi Fesla Hanım, Türkiye’nin ilk kadın muhtarlardan biri olan Musa Anter, kesin olmamakla beraber 1920 yılında Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Eskimağara (Ziving) köyünde dünyaya gelir. Anter, ilkokulu Mardin’de, ortaokul ve liseyi de Adana’da okudu.

 

Abdurrahman Zapsu’nun küçük kızı Ayşe Hale ile 1944 yılında evlenen Apê Musa’nın 1945’te oğlu Anter, 1948’de kızı Rahşan ve 1950’de de küçük oğlu Dicle dünyaya gelir. 

 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi üçüncü sınıftan ayrıldıktan sonra, Şark Postası ve Dicle Kaynağı’nda yazmaya başlayan Musa Anter, İleri Yurt gazetesinde yazdığı Kürtçe şiir (Qimil) sebebiyle 1959 yılında tutuklandı ve idamla yargılandı. 

 

1960 darbesinden sonra serbest kalan Anter, cezaevinden çıktıktan sonra Dicle-Fırat, Azadiya Welat, Yeni Ülke, Özgür Gündem, Rewşen ve Tewlo, Deng, Barış Dünyası ve Yön dergilerinde yazdığı yazıların dışında yedi kitap ve Kürtçe-Türkçe sözlük yayımladı.

 

Anter, Güneydoğu’dan İstanbul’a okumaya giden yoksul öğrenciler için sırasıyla Dicle Talebe Yurdu, Fırat Talebe Yurdu ve Kız Talebe Yurdu kurar. Bu yurtlarda yetişmiş birçok tanınmış isimler arasında Prof. Muzaffer Akkılıç, Turhan ve İlhan Selçuk kardeşler de vardır. 

 

Anter’in deyimiyle “Memleketten gelen arkadaşlarımıza yardımcı olmak ve burada benliklerini kendilerine ifade etmek” için arkadaşları Mustafa Remzi Bucak, Yusuf Azizoğlu, Ziya Şerefhanoğlu ve Faik Bucak ile birlikte “Kürtleri Kurtarma Cemiyeti” adlı bir yapı kurar.

 

Bir dönem Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) aktif siyasete atılan Anter, 1965 seçimlerinde Mardin’den aday oldu. Son anda gerçekleşen aday değişikliği yüzünden bağımsız olarak seçimlere giren Anter, 12 Mart 1971’de tekrar tutuklandı ve Seyrantepe Askeri Cezaevi’nde 3 yıl kaldı. 12 Eylül 1980’de ise “Kürtçülük” propagandası yapmaktan tutuklanıp Nusaybin cezaevine konulan Anter, toplamda 11 yıldan fazla cezaevinde kaldı.

 

Gazeteci-yazar Musa Anter, Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO), Halkın Emek Partisi (HEP), Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) ve İstanbul Kürt Enstitüsü'nün kurucularındandır.

 

Musa Anter’in yayımlanan eserleri:

 

Birina Reş / Kara Yara (1959), Qimil / Kımıl (1962), Ferhenga Kurdî-Tirkî / Kürtçe-Türkçe Sözlük (1967), Hatıralarım I (1991), Hatıralarım II (1992), Vakayiname (1992), Fırat Marmara'ya Akar (1996) ve Çinara Min / Çınarım (1999).

 

KAYNAK: INDEPENDENT TÜRKÇE - ABDULHAKİM GÜNAYDIN

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha