• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Öldürülmek istemeyen kadınların çığlığı: İstanbul Sözleşmesi uygulansın

Öldürülmek istemeyen kadınların çığlığı: İstanbul Sözleşmesi uygulansın
0 0

“Ben bir yerde ölü bulunmak istemiyorum, kezzap atılmasını istemiyorum.”

21 Ekim 2019 Pazartesi 19:33

Bu sözler ayrılmak istediği kocası tarafından silahla yaralanan, dört ay cezaevinde kalan eşinin serbest bırakılmasıyla yeniden aynı tehditle karşı karşıya olduğunu söyleyen Emine Dirican’a (Girişken) ait.

 

Evlilik öncesi ve sonrası defalarca eşi tarafından dövüldüğünü, bu nedenle ayrılma kararı aldığını, ancak eşinin onu ‘çok sevdiği’ için bırakmak istememesi nedeniyle evin içinde vurulduğunu söyleyen 43 yaşındaki Emine Dirican sadece boşanmak istediği kocasının saldıracağı korkusuyla yaşamıyor, aynı zamanda sorunlu bir hayatı olduğu için iş de bulamıyor.

 

Tek istediği, devletin kendisine sahip çıkması, eşinin cezalandırılıp adaletin yerini getirilmesi.

 

Erkek şiddetine uğrayan binlerce kadından biri Emine Dirican.

 

Sivil toplum örgütleri tarafından derlenen resmi olmayan verilere göre, geçen yıl Türkiye’de en az 440 kadın öldürüldü. Bu, 2012 yılına göre iki kat artış demek.

 

Kadın Cinayetlerini Durdururacağız Platformu verisine göre ise eylül ayında en az 53 kadın erkekler tarafında öldürüldü.

 

İstanbul Sözleşmesi’nin önemi

 

Kadın örgütleri kapsamında faaliyet gösteren, aralarında avukatların da olduğu her kesimden kadın hakları savunucuları kadına şiddeti önlemeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi’nin uygulamada işlemediğini söylüyor.

 

İstanbul Sözleşmesi olarak adlandırılan Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi, Türkiye tarafından 2011’de imzalandı. 2012’de de Resmi Gazete’de yayınlandı. Aynı yıl 6284 sayılı ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’ yürürlüğe sokuldu.

 

2014’te devreye giren sözleşme Türkiye için önemli ve öncü bir adımdı.

 

Emine Bulut sembol haline geldi

 

Kadın cinayetlerinde belirgin şekilde artış gözlenirken, ağustos ayında eski eşi tarafından sokak ortasında kızının gözü önünde bıçaklanarak öldürülen Emine Bulut, başta kadın örgütleri olmak üzere toplumda son dönemde kadın cinayetlerine dönük tepkiyi artıran sembol oldu.

 

Emine Bulut cinayetinin bugün Kırıkkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmasında, ‘canavarca hisle tasarlayarak öldürme’ suçundan hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan Fedai Varan müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

 

Ardı ardına gelen erkek saldırıları arasında Emine Girişken Reuters’la yaptığı söyleşide yetkililere seslendi: “Emine Bulut’la ismimiz aynı ama kaderimiz aynı olmasın.”

 

Kadın cinayetlerini durdurmak için harekete geçen kadın örgütleri, atılması gereken en önemli adımın örnek bir sözleşme niteliğindeki İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması olduğunu söylüyor.

 

Avukat Selin Nakıpoğlu: “İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik erkek şiddeti ile mücadelede elimizdeki en kapsamlı, tüm detayları düşünülmüş ve şiddetin geçtiği diğer uluslararası sözleşmelerden farklı bir sözleşme. ‘Bu uluslararası sözleşmedir, kenara koyalım’ denemeyecek bir sözleşmedir. Anayasa madde 90 bunun bir kanun hükmünde olduğunu söylüyor.”

 

Avukat Nakıpoğlu sözleşmenin uygulanmasının önemini ise şöyle anlattı: “2014 ağustosta yürürlüğe girdi, beş seneyi aşkın zamanda sözleşmeye ilişkin bir uygulama görmedik. Hayalet bir sözleşme. 6284 sayılı yasa ile İstanbul Sözleşmesi birbirinin içine geçmiş düzenlemeler. Aynı düzlemden yola çıkıyorlar ama İstanbul Sözleşmesi çok daha ileri boyutta. 6284 sayılı yasanın düzenlemediği hatta Türkiye’de ceza yasasının bile düzenlemediği hususlar var. Mesela ısrarlı takip önemli bir kavram…Bunun suç olarak düzenlenmesini istiyor İstanbul Sözleşmesi.”

 

İstanbul Sözleşmesi’nin aile yapısına zarar verdiği yönündeki eleştirilere ise Nakıpoğlu, “Tam tersi İstanbul sözleşmesi yaşatır, kadının yaşaması için uğraşıyor bu düzenleme” dedi: “Cezaevinden çıkıp karısının üzerine yanıcı madde atan bir adamdan bahsediyor haberler. Sözleşme diyor ki ‘Sen bu suç işleyen faili takip edeceksin, bir kere ile bırakmayacaksın, mağdurdan geri dönüşümler alacaksın, hatta bu fail cezaevinden salıverildiyse, her ne şekilde serbestse o mağdura haber vereceksiz’ diyor… İşte bu noktada yaşatmıyor mu?

 

‘Kadın oldukları için öldürülüyorlar’

 

Bu cinayetlerin neden ‘kadın cinayeti’ diye tanımlandığı sorusunu ise Nakıpoğlu şöyle yanıtladı: “Çünkü kadın, kadın olduğu için öldürülüyor…Tabii ki dünyada pek çok insan öldürülüyor ama erkek olduğu için öldürülen erkekten bahsetmiyoruz. Kadın olduğu için öldürülen, ‘beyaz tayt giyemezsin giydiğin için seni öldürürüm’, ‘kimle konuşuyordun?’ ‘onunla cilveleşiyor muydun?’ yani tamamen kadınlığın üzerinden öldürülüyor, bu kadar net.”

 

AKP’nin sözleşmenin ilk imzacısı olarak aslında ileri bir noktaya öncülük ettiğini, partinin de 2011-2014 arasında bununla övündüğünü belirten Nakıpoğlu, buna karşın uygulamada başarılı olunamadığını söyledi.

 

Cinayetlerin artmasıyla birlikte Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) tarafından uygulamaya konulan Kadın Destek (KADES) mobil telefon uygulamasını yükleyenlerin sayısı 14 Eylül 2019 tarihinde Akşam gazetesinin internet sitesinde yer alan habere göre 318 bin 954 oldu.

 

Ayrıca EGM sitesinde 3 Ekim 2019 tarihinde yer alan açıklamada Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş kadın cinayetleriyle ilgili KADES uygulamasının duyurulması yönünde çalışmalar yapılacağını açıkladı. Genel müdür ayrıca 15 ilde uygulanan Elektronik Kelepçe uygulamasının kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda önemli olduğunu belirtti.

 

Erdoğan: Fıtri farklılığından kaynaklanan bir ayrışma

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Ailenin Güçlendirilmesi konulu zirvede 2018 Kasım ayında yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Yaradılıştan gelen fiziki özelliklerini, duygusal farklılıklarını, becerilerini gözetmeden erkeği ve kadını aynı kefeye koyarak adil davranmış olmazsınız. Dikkat ediniz burada kadının eksikliğinden değil, fıtri farklılığından kaynaklanan bir ayrışma söz konusudur…Kadını ve erkeği aynı çizgiden yarışa başlamaya zorlayarak zaten ilk adımıyla adaletsizliğe açılan bir anlayıştan, insanlığın hayrına sonuçlar üretmesini beklemek mümkün gözükmüyor.”

 

‘Vahşet sokağa taşınmış durumda’

 

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, şu ifadeleri kullandı: “Şu anda tablo vahim. Son 10 yıldır söylediğimiz ve sivil toplum olarak sahada gördüğümüz oranların bugün gerçekleştiğini görüyoruz. Vahşet sokağa taşmış durumda, gösteriye dönüşmesini sağlar derecede bir mizansene dönüşüyor artık.”

 

‘Yükselen bir trend’ olduğunu ancak yasaklar uygulansaydı bugün bu trendin olmayacağını kaydeden Güllü sözlerini şöyle sürdürdü: “Ama çok önemli bir şey var, kadınlar bu yasaların farkına vararak bu mekanizmaları kullanarak ya da kullanmadan kendi haklarının farkına vararak bulundukları şiddet ortamından kaçmaya çalıştıkları için de yükseliyor. Bilinçlenme düzeyi arttıkça bu daha da yükselebilir, önleyici tedbirler gelirse de artma meyili durabilir.”

 

‘Kadın cinayetlerini durduracağız’

 

Türkiye’de çok sayıda kadın örgütü kadın cinayetleri konusunda çalışma yürütürken bunlardan biri de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu.

 

Bazı durumlarda kitlesel eylemler yapan platform, öldürülen kadınların aileleri ile birlikte dava takibi yapıyor.

 

Platformun Genel Sekreteri Fidan Ataselim kadın cinayetlerindeki artışın nedeniyle ilgili şunları söyledi: “Bahanelere bakıyorsunuz hep kendi hayatlarına dair karar vermek istedikleri noktasında öldürülmüşler. Boşanmak istemesi, çalışmak istemesi, dilediği kıyafeti giymek istemesi, erkek bir şey demiş, o onun dışında farklı bir şey söylemiş. Değişen kadınlar var, eskiden olduğu gibi susmayan, gelişmişliğe ayak uyduran, haliyle hak arayan kadınlar var.”

 

Kadın cinayetine kurban giden bir başka kadın da işyerinde erkek mesai arkadaşı tarafından öldürülen Fatma Şengül oldu.

 

Fatma Şengül’ün kızı Açelya Şengül, annesinin ölümünün kadın olduğu için olduğunu ve bu nedenle de ‘kadın cinayeti’ olarak tanımladığını, kadın örgütlerinin kendisine destek verdiğini ve kendisini yalnız hissetmediğini söyledi.

 

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun açıklamasına göre eylül ayında işlenen 53 kadın cinayetlerinin 11’i şüpheli ölüm olarak kaydedildi. 31 kadının neden öldürüldüğü tespit edilemedi, ikisi ekonomik bahaneyle, dokuzu boşanmak istemesi, barışma isteğini reddetmesi, arkadaşlık isteğini reddetmesi gibi kendi hayatına dair karar almak isterken öldürüldü.

 

Platformun açıklamasında, “Kadınların kim tarafından, neden öldürüldüğü tespit edilmedikçe; adil yargılama yapılmayıp şüpheli, sanık ve katiller caydırıcı cezalar almadıkça, önleyici tedbirler uygulanmadıkça şiddet boyut değiştirerek sürmeye devam ediyor” dendi.

 

Adalet bakanı: Gerekirse Anayasa’yı bile değiştiririz

 

Kadına karşı şiddetin dünyanın ortak sorunu olduğunu söyleyen Adalet Bakanı Abdulhamit Gül de, 9 Eylül’de yaptığı ve medyada yer alan açıklamasında tedbirlerin ve cezaların caydırıcılık etkisini analiz edeceklerini ifade etmişti.

 

Gül şunları söylemişti: “Bu konuda topyekûn bir bilinçlenme ve hassasiyet önemlidir. Adalet Bakanlığı olarak tedbirlerin ve cezaların caydırıcılık etkisini analiz edeceğiz. Biz eğer bir insan, bir kadın kurtulacaksa değil yasayı, Anayasa’yı bile değiştiririz. Eksikliğin kanunlarımızda ve düzenlemelerde mi, yoksa hayatın olağan akışında başka sebepler mi bu konuyu etkiliyor, buna bakmamız lazım.”

 

KAYNAK: DİKEN

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha