• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Prof. Dr. Yaman Akdeniz: Arınç bizim için 'Birkaç pornocu yürüdü' demişti

Prof. Dr. Yaman Akdeniz: Arınç bizim için 'Birkaç pornocu yürüdü' demişti
0 0

"Binlerce kişinin yaptığı bu protestolara rağmen kanun geçti"

12 Ağustos 2017 Cumartesi 16:33

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz, İnternet’e erişim engellerinin önünü açan 2007 tarihli kanuna karşı o dönem yaptıkları protestolar nedeniyle Eski Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Bülent Arınç'ın kendilerine yönelik olarak "Birkaç pornocu yürüdü" dediğini hatırlattı. 

 

"Binlerce kişinin yaptığı bu protestolara rağmen kanun geçti. Kanun kapsamında, ağırlıklı olarak müstehcen siteler olmakla birlikte 120-130 bin alan adı erişime kapatıldı" diyen Akdeniz, sözlerinin devamında "Bu çok ciddi bir rakamdı ve kanun maddesiyle alakası olmayan siteler de erişime kapatıldı" ifadesini kullandı. 

 

Yaman Akdeniz'in Gazete Duvar'dan İrfan Aktan'ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle: 

 

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ geçtiğimiz gün “Türkiye’de tweet attı diye tutuklanan bir Allah’ın kulu var mı, yok” dedi. Yok mu gerçekten?

 

Aslında bunun en güzel cevabını İçişleri Bakanlığı Mart ayından bu yana her hafta yayınladığı basın açıklamalarıyla veriyor. Mesela geçtiğimiz günlerde yapılan açıklamada “siber suçlarla mücadele kapsamında 2 bin 696 sosyal medya hesabıyla ilgili çalışma yapılmış, tespit edilen bin 194 kişiden 157’si gözaltına alınmıştır” deniyor. Tabii bakanlığın bu istatistiki verisinde gözaltına alınan 157 kişiden kaçının tutuklandığı bilgisi yer almıyor. Oysa gözaltına alınanların bir kısmı da bir süre sonra tutuklanıyor.

 

Hangi gerekçelerle tutuklanıyorlar?

 

Terör örgütü üyeliği, terör propagandası, ağırlıklı olarak cumhurbaşkanına hakaret, kamu görevlisine hakaret, halkı alenen suç işlemeye teşvik gibi suçlardan. Sadece attıkları tweetlerden dolayı tutuklanmış gazeteciler var. Örneğin Atilla Taş, Murat Aksoy, Tunca Öğreten, Mahir Kanaat gibi isimlerin dosyalarına baktığımızda, delil olarak çoğunlukla sosyal medya paylaşımlarının gösterildiğini görüyoruz. 31 Temmuz 2017 ile 7 Ağustos 2017 tarihleri arasında 2 bin 696 sosyal medya hesabıyla ilgili çalışma yapılıp 157 kişi gözaltına alınmış ama bazı insanlar hakkında gözaltına alınmadan da adli işlem yapılıyor.

 

Peki Bozdağ neden bu kadar iddialı bir açıklama yapabiliyor?

 

İmaj meselesi bu. Kaç gazeteci tutuklu veya hükümlü diye sorulduğunda da hükümet “iki veya üç kişi” diyor. Oysa bir ara tutuklu gazeteci sayısı 180’i aşmıştı.

 

Cumhurbaşkanı da geçtiğimiz günlerde sarı basın kartı olan tutuklu gazeteci sayısının iki olduğunu ifade etti…

 

Bir kere özellikle günümüzde bir kişinin gazeteci olup olmadığı sarı basın kartı sahibi olup olmadığına bakılarak değerlendirilemez. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bizim Kerem Altıparmak’la beraber YouTube yasağıyla ilgili yaptığımız başvuruda ihlal kararı verirken, yurttaş gazeteciliğinin önemine vurgu yapıyordu. Çünkü biz de artık kendimizi yurttaş gazeteci olarak tanımlıyoruz. Bilinmeyen bilgileri kamuoyuyla paylaşıyoruz. Mesela ben her hafta erişimi engellenen haberlerle ilgili Twitter’dan paylaşımlar yapıyorum. Kerem Altıparmak, kimsenin yazmadığı veya düşünmediği konularda sosyal medya üzerinden yazılar yazıp paylaşıyor. Bu yurttaş gazeteciliğidir. Arap Baharı sırasında bunu çok daha net gördük. Orada yaşanan olaylarla ilgili sıradan insanlar ortaya çıkarak sosyal medya üzerinden haberler paylaştı. Kerem Altıparmak gibi bir akademisyenin onbinlerce takipçisi var ve dünyada bunun örneği çok azdır. Kerem her hafta Cumhuriyet’te veya BirGün’de yazsa, sosyal medyadaki paylaşımlarındaki kadar etki yaratamazdı belki de. Zaten iktidarın da rahatsızlığı tam da bu.

 

Neden?

 

Çünkü radyo, televizyon, günlük gazete gibi medya organları zaten kontrol altında. İktidarın tamamen kontrol edemediği tek alan internet ve sosyal medya. Dolayısıyla sosyal medya üzerinde ciddi baskılar var. Gezi olayları öncesinde daha çok erişim engellemeleri vardı. Gezi sonrasında erişim engellemeleri devam ederken cezai ve idari anlamdaki soruşturmaların arttığını gördük. Üniversitelerde veya başka kurumlarda bir çok insan, attıkları tweetlerden dolayı adli ve idari soruşturmalarla karşılaştılar. İçişleri Bakanlığı’nın verilerine bakacak olursak, her hafta sosyal medya paylaşımları yüzünden yüzü aşkın kişi gözaltına alınıyorsa, bu, yılda bini aşkın gözaltı demektir. Savcılıklarda sosyal medya tabanlı binlerce ceza dosyası var şu an. Bir dizideki karakteri başbakana benziyor diye paylaştığı için Muğla’da bir doktor açığa alındı. Sonuçta istatistikler bize, Bekir Bozdağ’ın yaptığı açıklamanın kesinlikle ve kesinlikle doğru olmadığını gösteriyor.

 

Türkiye’nin İnternet yasakları konusunda dünya sıralamasında nerede durduğunu gösteren istatistiki bir veri var mı?

 

Yok ama Türkiye’nin yaptığını yapan başka bir ülke de yok.

 

Türkiye’de İnternet siteleri ne zamandan itibaren engellenmeye başlandı?

 

2007’de çıkarılan 5651 Sayılı İnternet Kanunu’yla. Bu kanun çerçevesinde ilk defa erişimi engelleme yetkisi mahkemelere ve idari bir kurum olan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) bırakıldı. TİB, 15 Temmuz sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “pislik yuvası” olarak tanımlandığı için KHK ile kapatıldı ve yetkileri Bilgi Teknolojileri Kurumu’na (BTK) devredildi. Şimdi o işi BTK sürdürüyor.

 

2007’deki kanunun çıkarılma gerekçesi neydi?

 

Çocukları zararlı içerikten koruma, müstehcenlik, çocuk pornografisi, kumara, sağlığa zararlı maddelere teşvik, fuhuş gibi sitelerin engellenmesi gerekçe gösterilmişti. Fakat bu kanun maddesinin içeriğine Atatürk’e hakaret maddesi de eklendiği için ilk sorunlar bu bağlamda başladı. Bunun üzerine YouTube’a erişim engelleri başladı. Bu madde Mayıs 2008 ile Ekim 2010 arasında YouTube’un sürekli engellenmesine sebep olmuştu. Daha sonra YouTube’a erişim açılmasına rağmen biz konuyu AİHM’e taşıdık. 1 Aralık 2015’te AİHM bizim lehimize karar verdi ve Türkiye’nin YouTube’u engelleyerek ifade özgürlüğünü ihlal ettiği sonucuna vardı.

 

2007’de erişim engellerinin önünü açan kanun teklifi Meclis’e sunulduğunda, buna karşı protesto gösterileri yapılmıştı. Hükümet de protestocuları “pornocu” olmakla itham etmişti…

 

Evet, Taksim’de iki tane yürüyüş düzenlemiştik. O zaman bu eylemler gazetelerin manşetinde yer alabiliyordu. Bunun üzerine Bülent Arınç bizi kastederek “Taksim’den Tünel’e birkaç pornocu yürüdü” demişti. Binlerce kişinin yaptığı bu protestolara rağmen kanun geçti. Kanun kapsamında, ağırlıklı olarak müstehcen siteler olmakla birlikte 120-130 bin alan adı erişime kapatıldı. Bu çok ciddi bir rakamdı ve kanun maddesiyle alakası olmayan siteler de erişime kapatıldı.

 

5651 Sayılı İnternet Kanunu’nda zamanla değişiklikler de yapıldı, değil mi?

 

Tabii, 17-25 Aralık soruşturmalarından hemen sonra kanuna iki madde daha eklendi. Bunlardan 9’uncu madde, kişilik haklarının ihlaliyle ilgili. Yürürlüğe girdiğinden beri de özellikle siyasiler tarafından çok sık kullanılıyor. Bu madde kapsamında haberlere, tweetlere, Facebook maddelerine kişilik haklarının ihlali gerekçesiyle erişimi engellemek mümkün hale geldi. Turkcell de bu maddeyi kullanarak çok sayıda tweete erişimi engelletti.

 

Ensar Vakfı sponsorluğu dolayısıyla gösterilen tepki tweetlerine mi?

 

Evet, binlerce tweeti engelletti. Erdoğan ve ailesi, Ahmet Davutoğlu, Binali Yıldırım da bu maddeyi çok sık kullanıyor. 2016 sonu itibariyle 90 bin civarında “url” adresine erişim engellendi. Bu 90 bin engel, az önce söylediğim 120-130 bin siteye engel kararına dahil değil. Sulh ceza hakimlikleri bu konuda noter gibi davranarak önüne gelen tüm talepleri kabul ediyor. Yayınlanmış yüzlerce, binlerce haber ve yazı hakkında erişim engeli kararı veriliyor. Kararların büyük bir kısmı da haber veya yazısına erişim engeli konan kişi veya kuruma tebliğ bile edilmiyor. Dolayısıyla insanlar yazılarına erişim engeli konduğunu ya bilmiyor veya tesadüfen öğreniyor.

 

Bu kararlara itiraz edilebiliyor mu?

 

Tabii ama BirGün, Diken, Cumhuriyet gibi çok sayıda mecranın erişim engeli konan haberleriyle ilgili Kerem Altıparmak’la beraber son bir-bir buçuk sene içinde yapmış olduğumuz yüzü aşkın itirazın hepsi otomatikman reddedildi. Bu red kararlarının hepsini de bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne götürüyoruz. Oradan da sonuç alamazsak AİHM’e taşıyacağız… Bakın, Nisan 2015 tarihinde internet kanunu bir kez daha genişletilerek meşhur 8 A maddesi eklendi.

 

Nedir 8 A maddesi?

 

Milli güvenlik, kamu düzeninin korunması, yaşam hakkı vs, ile ilgili bir madde. Burada hakimlere yetki verilirken ilk defa yürütme organına da yetki verildi. “Başbakanlık veya ilgili bakanlıkların talebiyle” diyor kanun maddesi. Daha önce örneğin kişilik haklarıyla ilgili başvuruyu kişi yapardı. Ama artık ağırlıkla Başbakanlık talebiyle özellikle 7 Haziran seçimleri sonrasında muhalif ve Kürt sitelerine karşı bir sansür baskısı başladı. Mesela Dicle Haber Ajansı 40 küsur defa, sendika.org 58 defa erişime engellendi. Biz bütün bu kararlara itiraz edeceğiz. 16 Nisan referandumundan önce de sendika.org ara ara engellenirken, referandum sonrasında neredeyse iki günde bir engelleniyor. Benzer şekilde demokrasi.com 39 defa engellenmiş, şimdi demokrasi40.com adresini kullanıyorlar.

 

Erişim engeli konan siteler, isimlerinin sonuna yeni bir rakam ekleyerek yeniden yayına başlayabiliyor. Dolayısıyla bu sansürü delecek bir yöntem de var…

 

Evet ama her defasında siteyi teknik anlamda yeni alan adına taşımaları gerekiyor. Twitter üzerinden paylaştıkları linkler değişiyor. Dolayısıyla Twitter’dan paylaşılmış linke tıkladığınızda habere erişemiyorsunuz. Bunlar yayıncı açısından ciddi sorunlar. Çünkü her seferinde emek vererek, yatırım yaparak yeni alan adları satın alıyorlar. Biz okurlar da takip ettiğimiz siteye sık sık giremiyoruz. 8 A maddesi kapsamında 5 bine yakın internet adresi engellenmiş durumda. 8 A kapsamındaki engellemelerin çoğunluğu siyasi içeriklerden oluşuyor. Wikipedia yasağı da bu madde kapsamında kondu.

 

Bir haber sitesi engellendiğinde o sitedeki yüzlerce, binlerce habere de erişim engeli konmuş oluyor. Dolayısıyla toplamda milyonlarca içeriğe erişim engeli konduğu söylenebilir mi?

 

Elbette. Ayrıca bu saydıklarım içinde internet ortamından kaldırılan içerikler yok. Onların sayısını takip etmek zaten mümkün değil. Çünkü BTK bazı siteleri arayıp “bu haberi kaldırın, yoksa engeller veya cezai işlem yaparız” diyor. Bu uyarıdan korkup internet ortamından haberlerini kaldıran siteler de var. Ayrıca kişilik haklarının ihlaliyle ilgili olarak sulh ceza hakimlikleri tarafından engellenen içeriklerin bir kısmı da haber siteleri tarafından kaldırılıyor.

 

1990’lı yıllarda gece polis matbaa basıp belli haberlere doğrudan sansür uygulardı. Şu anda ise matbu yayınlara böyle bir müdahale yok…

 

Türkiye’de zaten basılı yayın eskisi kadar takip edilmiyor. Dağıtım kısıtlaması yüzünden bazı gazeteleri bazı yerlerde bulamıyorsunuz. Dolayısıyla dağıtımda zaten ciddi bir kontrol var. Ayrıca mesela Cumhuriyet çok konuşuluyor ama anladığım kadarıyla insanlar çok fazla satın almıyor. Çevrenize bakın, insanlar basılı gazeteye değil, telefon ekranına bakıyor sadece. Herkes haberleri internetten takip ediyor. İnsanların haber tüketim biçimi değişti. Dolayısıyla iktidar en kontrol edemediği alan olduğu için internet yasaklarına ağırlık veriyor. Diğer yandan koskoca Wikipedia’ya erişim engeli konuyor ama kimseden de bir itiraz sesi çıkmıyor.

 

Wikipedia engelinin gerekçesi ne?

 

45 milyon 407 bin 172 makale bulunan Wikipedia, iki makaleden dolayı engellenmiş durumda. İçeriklerden birinin başlığı “Suriye İç Savaşına Yabancı Müdahalesi.” Diğeri de “Devlet Destekli Terörizm.” Bu iki başlık da uzun yıllardır bu sitede yer alıyor ve zamanla altına eklemeler yapılmış. Her iki içerik de sadece Türkiye’yle ilgili değil. “Devlet Destekli Terörizm” başlığı altında İngiltere de var Türkiye de var, başka devletler de. Ankara 1’inci Sulh Ceza Hakimliği 29 Nisan’da verdiği Wikipedia kararında “terörü öven, şiddete ve suça teşvik eden” diyor. Biz bu karara itiraz ettik ama itirazımız reddedildi. Twitter ve YouTube için AYM’ye gittiğimizde de söylemiştik: Bir gazetede yayınlanmış bir yazı dolayısıyla ceza davası açılabilir. Fakat diyelim BirGün’de bugün yayınlanmış bir haberden dolayı onu ileriye doğru kapatmak gibi bir ceza veremezsiniz. Peki, internette niye bunu yapıyorsun? Twitter veya Wikipedia’yı engellediğinde sadece geriye dönük bir içeriği engellemekle kalmıyor, o tarihten sonra yayınlanacak ama suç olmayan her şeyi de engellemiş oluyorsun.

 

2007’de internet yasasına karşı irili-ufaklı tepkiler oluşmuştu. Ama şu an yasaklamalar çok radikal bir noktaya vardığı halde herhangi bir tepki gösterilmiyor…

 

Türkiye’de bir korku devleti oluştu. Bütün bu anlattığım şeyler daha büyük bir resmin parçası. Tweet atarsan gözaltına alınıyorsun, tutuklanıyorsun. Hakkında hiçbir işlem yapılmasa bile hesabın engelleniyor. Caydırmaya çalışıyorlar. Biz bunlara karşı AYM’ye gidiyoruz ama bir sene önce yaptığımız başvurular bile hâlâ bekliyor.

 

AYM karar vermeden AİHM’e de gidemiyorsunuz…

 

Artık gideceğiz. Biz bunu tutuklu Atilla Taş ve Murat Aksoy için de yaparak, AYM kararını beklemeden AİHM’e gittik. Türkiye’de etkili bir iç hukuk yolu olmadığı iddiasıyla bu sansürleri de artık AİHM’e götüreceğiz. Wikipedia’yla ilgili başvurumuza AYM üç aydır ses vermiş değil. Oysa bunu bekletemezsin. Wikipedia herhangi bir şey değil ki!

 

Kerem Altıparmak, Sulh Ceza Hakimliği’nin, Anayasa Mahkemesi’nin bir kararına erişimi de engellediğini söylemişti. Hangi karardı o?

 

İzmir’de oldu bu olay. İşin ilginç yanı, başvurucunun, AYM kararında ismi geçen kişi olmasıydı. Biz bunu duyurduktan sonra apar topar kaldırdılar o engellemeyi. Yusuf Yerkel’in Soma’da attığı tekmeyi gösteren fotoğraf… Yerkel gidip o fotoğrafın bulunduğu 320 tane linki tek tek engelletiyor. E kardeşim, o tekmeyi sen atmadın da ben mi attım? O fotoğraf gerçek mi, gerçek. O halde kim kime hakaret ediyor ki? Bu gerçek fotoğrafla Yerkel’e nasıl hakaret suçu işleniyor? E bunun haber değeri de var.

 

Kararın gerekçesi ne?

 

Hiçbir gerekçe yazılmıyor. Alt alta verilmiş 320 tane link var sadece. O tekme unutulmayacak ama unutturmaya çalışıyorlar. Kanun da bunun altyapısını oluşturdu. Dün yazılan bir haberin engellenmesi tartışılabilir ama siyasiler geriye dönük, özellikle 17-25 Aralık süreciyle ilgili haberleri şimdi engelletiyor.

 

Erişim engeli konan haberlere Türkiye dışından erişim mümkün ama, değil mi?

 

Elbette, biz Türkiye’de üç maymunu oynuyoruz ama içerikleri bizim dışımızda tüm dünya görüyor, görebiliyor. Böyle de bir saçmalık da var. Yayıncıları baskı altına almak, tereddüte düşürmek istiyorlar. Özellikle 15 Temmuz sonrası bana, Kerem Altıparmak’a “şöyle bir yazı yazmak istiyorum, hakkımda soruşturma açılır mı” gibi çok sayıda sorular gelmeye başladı.

 

Ne diyorsunuz peki?

 

Bilemiyoruz diyoruz. Ayrıca Tweet atıp silenlerin, eskisi kadar cesur veya muhalif tweetler atmaktan sakınanların veya hesaplarını koruma altına alanların arttığını görüyoruz. Ayrıca Twitter’ın yayınladığı şeffaflık raporlarında engellemelerde Türkiye hep birinci sırada.

 

Engelleme kararları hükümet-Twitter şirketi ortaklığıyla mı yapılıyor?

 

Twitter, Facebook gibi sosyal medya kurumları hükümetle işbirliği yapıyorlar. Aksi halde topyekûn engelleneceklerini biliyorlar. Türkiye de önemli bir pazar olduğu için hükümetle karşı karşıya gelmek istemiyorlar. Twitter ve Facebook, Wikipedia kadar cesur değil. Eğer Wikipedia da Türkiye’ye boyun eğerse, Türkiye’nin talebi o iki içeriğin kaldırılmasıyla sınırlı kalmayacak. Elini verirsen kolunu kaptırırsın. Twitter şirketi dünya genelinde 2012-2016 arasında 12 bin 140 tweeti çıkarmış. Bunların 8 bin 713 tanesi Türkiye’den.

 

Türkiye’nin otoriter bir rejimle yönetilmesi istisna değil. Dünyada basının baskı altına alındığı, muhaliflerin büyük saldırılara maruz kaldığı çok sayıda otoriter rejim var. Bunların içinde neden Türkiye en fazla sansür ve engellemeye başvuran ülke?

 

Çünkü Türkiye’de total bir kontrol çabası var. Çin’de de İran’da da yoğun baskılar var ama Türkiye yıllardır AB adayı, Avrupa Konseyi Kurucu üyesi, AİHM’i tanımış bir ülke. Dolayısıyla Türkiye’yi Çin veya İran kategorisi içinde değerlendiremezsiniz. Türkiye’yi AB ülkesi standartlarında değerlendirmek lazım. Wikipedia’yı Avrupa’da engelleyen ülke yok.

 

AİHM’in son zamanlarda verdiği bazı kararlar, siyasi olduğu gerekçesiyle eleştirildi. Örneğin Nuriye Gülmen-Semih Özakça kararı, KHK ile ihraç edilenlerle ilgili başvurucunun aleyhinde verilen karar…

 

Keza tutuklu gazetecilerle ilgili harekete geçmesi çok yavaş oldu.

 

AİHM’de ne oluyor?

 

Bir sene içerisinde AİHM’e 50-60 bin başvuru gitti. Ve bu başvurular AİHM’in kapasitesini aştığı için bir şekilde bakmak istemedi. Geri planda lobi görüşmeleri oldu. Anayasa Mahkemesi’nden oraya delegasyonlar gitti. Murat Aksoy ile Atilla Taş 31 Mart’ta tutuklandı. Biz AİHM’e etkili bir iç hukuk yolu olmadığı gerekçesiyle başvuruda bulunduk. AİHM’den de Şubat ayı gibi öncelikli olarak bu başvurulara bakılacağı yazısı geldi. Fakat AİHM bu kararı Türkiye hükümetine altı ay sonra, Haziran’da duyurdu. Ben bunun da siyasi bir karar olduğunu düşünüyorum.

 

Bu arada AİHM’de yargıç olmak için Adalet Bakanlığı’na başvuran isimlerden biri de sizsiniz…

 

Türkiye’nin göndermiş olduğu üç adayı Avrupa Komisyonu daha önce reddettiği için Adalet Bakanlığı ikinci bir çağrı yaptı. Ben de başvurdum ve Çankaya’da mülakata girdim. Sonuç yok. Ama Türkiye’nin Komisyon’a sunduğu ikinci üç kişilik liste de veto edildi.

 

Neden?

 

Çünkü biri Başbakanlık müsteşar yardımcısı, biri Adalet Bakanlığı müsteşar yardımcısı, bir tanesi de Hollanda’dan bir avukat. Siyasi bir liste gönderilmiş, Avrupa Konseyi de reddetmiş.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi siyasi karar veriyorsa, neden iktidara yakın isimlerin adaylık başvurularını reddediyor?

 

Orada hükümet sözcüsü olacak bir hakim istemiyorlar tabii ki. Ayrıca Türkiye hakkındaki kararların istatistiklerine baktığımız zaman, yüzde 90-95 Türkiye aleyhine.

 

Türkiyeli hakimin hükümete yakın olup olmaması AİHM kararlarını etkiliyor mu?

 

Türkiye ile ilgili bir mesele olduğu zaman Türk hakime soracaklar. Dolayısıyla oradaki kişinin rolü önemli. O yüzden de bağımsız olması lazım. Ben olsam KHK ile ihraç edilen akademisyenlerle ilgili Köksal kararına mutlaka karşı oy gerekçesi yazardım. Türkiye’deki KHK ihraçlarının hepsi sonsuza kadar.

 

OHAL bittiğinde geri dönemeyecekler mi?

 

Hayır, süreli olarak atılmadılar ki kamu görevinden. Tamamen ihraç edildiler. Af çıkabilir ama şu anda kağıt üzerinde “OHAL bittiğinde görevinize geri döneceksiniz” diye bir şey yok. Köksal kararında daha farklı bir değerlendirme olması gerekirdi. Böyle bir komisyonun varlığı etkili bir iç hukuk yolu olduğu anlamına gelmez. Binlerce kişi şu an umudunu o komisyona bağlamış ama yapılan başvuruların büyük bir kısmı da reddedilecek. Onlarca sene AİHM’e gidebilmek için bekleyecekler. AİHM şimdi bunu başından atmış olsa dahi 5-6 sene sonra tekrar bu davalara bakmak zorunda kalacak. Bundan kaçış yok.

 

Tabii Türkiye taraf olmayı sürdürürse?

 

AB’ye üye olmak ya da Avrupa Konseyi’nde kalmak istiyorsak bunları da sürdürmek zorundayız.

 

Kerem Altıparmak’la birlikte iki kişiden oluşan bir STK gibi çalışıyorsunuz. Bu süreçte nelerle karşılaşıyorsunuz? Nasıl bu kadar cesur hareket edebiliyorsunuz?

 

Başbakanlık’ta, Adalet Bakanlığı’nda bize bayılmadıklarını düşünüyorum fakat çok ciddi bir tepkiyle de karşılaşmadık. Biz yokmuşuz gibi davranıyorlar. Kerem de ben de yurtdışından çok sayıda konferansa davet ediliyoruz. Columbia Üniversitesi bize geçen sene Global İfade Özgürlüğü Ödülü’nü verdi. Ben Avrupa Komisyonu’nun özellikle internet özgürlükleriyle ilgili özel komitelerinde bağımsız uzman olarak görev aldım. AGİT için uzun yıllardır görev alıyorum, raporlar yazıyorum. Fakat Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin konferanslarına bile çağırılmıyoruz. Böyle bir yok sayma var. Yapmış olduğumuz başvurulardan da sonuç alamıyoruz. Özgür basın da yok, kanal kanal dolaşıp konuşamıyoruz. Dolayısıyla bizimle ilgili bir sıkıntıları olduğunu düşünmüyorum. Ön kapı kapalıysa arka kapıdan girmeyi deniyoruz. Yılmıyoruz, bunu öğrendik. Bazen bizimle çalışan arkadaşlar, “Hocam reddedilecek bu başvurular” diyor. “Biliyorum” diyorum. sendika.org için bir grup öğrenciyle birlikte 57 tane itiraz dilekçesi hazırlıyoruz. Hepsinin reddedileceğini biliyoruz ama önemli olan reddedilmesi değil. Bir sonraki aşamada onları Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğiz. Oradan sonuç alamazsak AİHM’e taşıyacağız. Aynısını Wikipedia için de yapmak üzereyiz. Twitter ve Youtube için de yaptık. İnsan hakları hukukunun gelişimine katkıda bulunuyoruz, içtihat oluşturuyoruz ve bunu yapmaktan kormuyoruz.

0 0
loading...
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha