• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

'Şimdi konuşmayacağım da ne zaman konuşacağım'

'Şimdi konuşmayacağım da ne zaman konuşacağım'
0 0

Pelin Batu: Bazen diyorum kendi kendime; ‘Biri galeyana gelip bir şey yapabilir mi? Tek başına yaşayan bir kadınım, ne korumam var ne devlet var arkamda. Hatta artık babam bile yok.

14 Kasım 2015 Cumartesi 06:59

Yüzleşme meselesini kafaya taktığını belireten Pelin Batu, “Yapılan haksızlıklara karşı şimdi konuşmayacağım da ne zaman konuşacağım?” Sadece siyasi anlamda değil bu ülkede kadın olarak yaşamak da çok zor. Bu konuya takılmış durumdayım " dedi. 

 

Sitemiz yazarlarından Pelin Batu; İngilizce yazdığı şiir kitabına, kadına, Türkiye gündemine dair konuştu. Emel Kartal'ın sorularını yanıtlayan Pelin Batu'nun Zaman'da yer alan söyleşisi şöyle: 

 

‘Bir şiiri mahvetmek isterseniz onu çevirin' diye ünlü bir söz var. Siz de şiirleriniz mahvolmasın diye mi İngilizce yazdınız?

 

Bence de şiir çevrilmez, yeniden yazılır. Ama mahvolma tanımına katılmıyorum. Çünkü mesela ben Fransa'da okudum ve Fransız edebiyatını çok seviyorum. Bazı Fransız şairlerinin İngilizce versiyonunu okuyunca ne demek istediğini anlıyorsunuz ama şiir müziğini kaybediyor. Almancada da öyle. Beni dünyada en çok etkileyen şairlerden biri Rilke'dir. Rilke'nin “Orpheus'a Soneleri”nin on tane değişik İngilizce versiyonunu okudum. Almanca bilmediğim için kelimelerin anlamlarına İngilizce ve Fransızcalarına baktım.  Kelimeler arasında puzzle oynar gibi... Uzun lafın kısası bu çevirilere bakınca ‘şiir mahvedilmiş' gibi görmüyorum. Müzikalitesi değişmiş oluyor. Şiir sadece birkaç tane süslü kelimelerin bir araya gelmesi değildir.

 

Peki şiirlerinizi biri çevirseydi kimin çevirmesini isterdiniz?

 

İlk şiirlerimi tanıdığım şairler çevirmişti. Onlardan biri Nazmi Ağıl idi. Nazmi Ağıl bana göre çok iyi bir şair ve inanılmaz bir çevirmen. Yarısını o çevirdi yarısını ben çevirdim. Ondan çeviri konusunda çok şey öğrendim. Çevirmeninizle birlikte çalışmanız çok önemli. O bağı kurarsanız şiirinizdeki ritmi ve ruhu aktarmış olursanız. O yüzden yine onunla çalışmak isterdim. 40-50 yıldır çeviri yapan çok önemli isimler var ama onlar adeta ‘bu işin ilahı' gibi olduğundan onları istediğiniz gibi yontamıyorsunuz. Nazmi'yle bazen bir kelime üzerine saatlerce konuşabiliyorsunuz. Bu da diller arası yolculuk. O yüzden mahvetmenin ötesinde iki şiir kitabı yazmış gibi oldum. Neden İngilizce yazdığıma gelince; kendimi İngilizcede daha iyi ifade ediyorum.

 

Çok uzun yıllardır Türkiye'de yaşıyorsunuz. Hâlâ İngilizce sizin için ilk sırada mı?

 

Hâlâ öyle. Düz yazı da yazıyorum. Ama şiir farklı. Master ve doktorada bunun üzerine çalıştım. Bu işin matematiğini iyi bildiğim için belki daha çok korkuyorum. Bu yüzden bunu kendimi en iyi ifade ettiğim dilde yapıyorum.

 

20 sene sonra bunu hâlâ diyor olacak mısınız?

 

Gerçekten bilmiyorum. Türkçe, şiir için çok elverişli ve zengin bir dil. Ama Türkçe yazınca kendimi şöyle hissediyorum: “Hani Türkçeyi sonradan öğrenmiş. Ne kadar da akıllı kız, kelimeleri ne güzel de kullandı.”  Bunu çok antipatik buluyorum. Bazı Türk yazarlar var, İngilizce kitaplar yazıyor. İsim vermeye gerek yok. Onların kitapları bana çok zorlama geliyor. Bu şekilde anadilinin dışında başka dilde yazan şairler var hatta kendi arkadaşlarım da var. Ama kimse onlara ‘Sen Amerikan pasaportu taşıyorsun. Niye Almanca yazıyorsun?' diye sormuyor.

 

İNGİLİZCE ŞİİR YAZMAMI MİLLİYETÇİLİLĞE BAĞLAMAK TUHAF

 

Her yerde kitabınızı neden İngilizce yazdığınız konuşuluyor…

 

İstisnasız her röportajımda bu soruluyor. Bunu anlamıyorum. Hatta bir kere bir restoranda otururken çok ünlü bir yazar ‘Sen, İngilizce şiir yazan kız' diye seslendi bana. Bunu milliyetçilik meselesine bağlamak tuhaf geliyor. Dedem Selahattin Batu, Goethe'nin şiirlerini çevirmiş. Bizim evde sürekli farklı diller konuşulurdu. Diplomat bir ailede bir sürü dilin konuşulması kadar doğal bir şey yok.

 

Türk şairlerden kimi okursunuz?

 

Oktay Rıfat'ı çok severim. Yalınlığı çok hoşuma gider. Fuzuli'yi acayip severim. Divan edebiyatını Türkiye'de eğitim görmediğim için çok geç okudum ve çocukların hissettiği nefreti hiç hissetmedim. Failün vs. bilmedim, o yüzden de bambaşka bir dil gibi geldi. Kriptoloji gibi geldi ve zevkle okudum. Hafız'ı ve Anna Ahmatova'yı çok severim. Ondan dürüstlüğü öğrendim. Şiirlerimde o paklıktan kapalılıktan uzaklaşmaya karar verdim. Ahmatova'yı keşfettikten sonra yaşadıklarımı yansıtmadan korkmamaya başladım. Eskiden bana şiirlerde kendinden bahsetmek çok ‘teenage' gelirdi. Belki de yaş ilerledikçe bunu yansıtmanın utanılacak değil aksine çok değerli olduğunu düşünüyorum. Melih Cevdet Anday'ın da felsefi tarafı çok hoşuma gidiyor.

 

Kelimelerle bu kadar içli dışlı biri olarak zenginlik bakımından hangi dili daha önde görüyorsunuz?

 

İngilizceye hâlâ her yıl yüzlerce yeni kelime ekleniyor. Bir kelimenin bir sürü karşılığını buluyorsunuz. Türkçede de Fransızcada da bu kadar değil. Bu, her şey mi? Değil. Sonuçta sayıya göre bir skordan bahsetmiyoruz.

 

Peki sizce de Türkçe fakirleşti mi?

 

Bence genel bir eğitimsizleştirme politikası var. Mesela dedemin yakın bir tarihte yazdığı kitapları bugün sözlüksüz okuyamıyorum. Ama bu Osmanlıca öğretilerek çözülecek bir sorun değil. Osmanlıca mevzuu bende sadece şöyle bir karşılık buldu: “İyi bari medyada işsiz kalırsam Osmanlıca ders veririm.” (Gülüyor)

 

Yeri gelmişken sorayım o zaman. Size dair şöyle bir algı var: “Zaten tuzu kuru, işsiz kalsa ne olur?” Bu imaja dair ne diyorsunuz?

 

Genel intibaın farkındayım. Özellikle internet ortamında seçim sonrasında ‘hadi şimdi defolun' şeklindeki mütecaviz ifadeleri görüyorum. 19 yaşından beri çalışıyorum ve ailemden kendi ihtiyaçlarım için hiç para almadım. Sonuçta babam devlet memuru ve annemin de bir emekli maaşı var. Onunla geçiniyor. Ve çok kolay değil tahmin ederseniz. Benim de kendi biriktirdiğim bir para var. Paramı kitaplar ve yolculuk için harcıyorum. Araba kullanmayı bilmediğim için toplu taşıma ve taksi kullanıyorum. Zaten üç beş semtte geçiyor hayatımız. Bazen ‘Bugün Beyazıt'a, yarın Kariye'ye gideceğim' diyorum. Ama genelde Beşiktaş, Taksim, Kadıköy, Üsküdar ve Nişantaşı'nda geçiyor hayatım.

 

Peki şimdi bir şekilde işsiz kaldınız? Neler hissediyorsunuz?

 

Tabii ki benim de hayatımı idame ettirmem lazım. Bir yıldır Bugün TV'de mutlu mesut bir program yapıyordum. Ne konuğuma ne de konuma karışılıyordu. İstediğim gibi özgürce konuşuyordum ve bu Türkiye için bir lükstü. Ve malumunuz kayyumlar el koydu.

 

YÜZLEŞME MESELESİNE KAFAYI TAKTIM

 

Duruma şahitlik ettiniz. Neler yaşandı?

 

İnsanın haysiyetine dokunan bir durumdu. Benim bir yıldır çalıştığım bir kurumdu ve kapıya gidiyorsunuz sizi almıyorlar. Almadıkları gibi inanılmaz bir kabalıkla karşılaşıyorsunuz. Dolaylı yollardan girdim içeri. Canlı yayına katıldım ve çıkınca elinde silahla polisler girdi. Yüzleşme konusuna takmış bir durumdayım. Geçmişte yapılan günahlarla yüzleşmek. ‘O gün bugün değil. Sen o gün bunu yapmıştın, bugün bunu hak ediyorsun' rövanşizmi memleketi hiçbir yere götürmez. Sonuçta evet cemaat günahsız değil. Belki bu süreç onlar için bir lütuftur ve kendi muhasebelerini yapacaklardır. Ama şimdi bu bütün medyaya yapılan bir baskı var. Doğan Grubu da kendi muhasebesini yapmalı. Şu an bir hukuksuzluk var ve bu Cumhuriyet'e de olsa, Samanyolu'na da olsa hukuksuzluğun karşısında olurum. Sonuçta Gezi zamanında bu grubun tutumunu biliyorum ve ben bunları Bugün TV'de konuştum. Kimse de bana ‘sen bizim kanalımızı kötülüyorsun' demedi.

 

TAM BİR POLİTİK HAYVANA DÖNÜŞTÜM

 

Şu sıralar ülkeyi terk etme sesleri yükseliyor. Sizin de var mı böyle bir planınız?

 

Ben aslında son üç yıldır memnun değilim. Bir süreliğine post doktora için gidebilirim. Ama tam olarak seçimlerle ilgili değil. Seçim sonuçlarının bir şeyi çok değiştireceğini düşünmüyordum. Ben tam bir politik hayvana dönüştüm. Ama bir yandan da şunu düşünüyorum: “Yapılan haksızlıklara karşı şimdi konuşmayacağım da ne zaman konuşacağım?” Sadece siyasi anlamda değil bu ülkede kadın olarak yaşamak da çok zor. Bu konuya takılmış durumdayım.

 

ARTIK BABAM DA YOK

Halktan çok uzak olduğunuz ima ediliyor. Öyle mi gerçekten?

Kesinlikle değil. Bir belgesel projesi için aylarca Doğu Karadeniz'i ve Doğu Anadolu'yu gezdim, böyle olmadığını gördüm. Ama bazen ne yapsam halkı aşağılıyormuşum gibi görülüyor. Attığım bir tweet cımbızlanıp böyle sunuluyor. Geçenlerde bir kanalda fotoğrafım gösterilip ‘bu kadın ülkesine ihanet ediyor' gibi saçma ithamlar söylendi. Bazen diyorum kendi kendime: ‘Biri galeyana gelip bir şey yapabilir mi? Tek başına yaşayan bir kadınım, ne korumam var ne devlet var arkamda. Hatta artık babam bile yok.'

 

 

KAYNAK: ZAMAN

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha