• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

TİHV Başkanı Şebnem Korur Fincancı: Cezasızlık politikası işkenceyi arttırıyor

TİHV Başkanı Şebnem Korur Fincancı: Cezasızlık politikası işkenceyi arttırıyor
0 0

Çok ciddi hak ihlallerinin yaşandığına dikkati çeken TİHV Başkanı Şebnem Korur Fincancı, cezasızlık politikalarının işkenceyi arttırdığını ve işkenceye karşı demokrasi mücadelesi yürütenlerin bir araya gelmesi gerektiğini söyledi.

9 Aralık 2019 Pazartesi 15:58

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Türkiye tarafından 1949 tarihinde imzalanmasına rağmen hak ihlallerinde ger geçen gün bir artış yaşanıyor. 

 

OHAL ile birlikte resmi rakamlara göre 160 bin kişi gözaltına alındı, 70 bin kişi tutuklandı. 208 bin 830 kişilik kapasiteye sahip cezaevlerinde tutuklu sayısı 224.974 kişiye ulaştı. Bu süreçte 1064 özel eğitim kurumu, 360 özel kurs ve etüt merkezi, 847 öğrenci yurdu, 47 özel sağlık merkezi, 15 özel vakıf üniversitesi, 2 konfederasyona bağlı 29 sendika, 1419 dernek, 145 vakıf, 174 medya ve yayın kuruluşu kapatıldı. Ayrıca 985 ticari işletme Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredildi. 130 gazeteci tutuklanarak cezaevine gönderildi. Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın (TİHV) verilerine göre ise Doğu ve Güneydoğu'daki 11 il ve en az 50 ilçede 332 kez sokağa çıkma yasakları getirildi. Burada en az 1 milyon 809 bin kişinin en temel haklarından dahi mahrum kaldığı ifade edildi. 

 

‘AĞIR HAK İHLALLERİ YAŞANDI’

 

Türkiye'de yaşanan hak ihlallerini değerlendiren TİHV Başkanı Şebnem Korur  Fincancı, çok ağır bir dönemden geçildiğinin altını çizdi.  OHAL öncesi dönemde insan hakları için koruyucu mekanizmaların kurulduğunu ve bu doğrultuda bir takım kazanımların elde edildiğini ifade eden Fincancı, “Şimdi bu koruyucu mekanizmaların devre dışı bırakıldığı bir dönemden geçiyoruz. 2013 yılında insanlar haklarına ve yaşam alanlarına sahip çıkma refleksi gösterdi. O zaman çözüm süreci ve Oslo görüşmeleri gerçekleşiyordu. Fakat 7 Haziran seçimlerinden sonra, bombaların ve katliamların yaşandığı bir sürece tanıklık ettik. Kürt illerinde sokağa çıkma yasakları ilan edildi. Bu yasaklar ayları buldu. Ağır bombardımanlar altında insanlar evlerini terk etmek zorunda kaldı. Ardından 2016 darbe süreci başladı. KHK'ler ile bütün muhalif örgüt, kurum, kuruluş ve basın araçları kapatıldı. Yine Kürt illerinde kayyumlar süreci yaygın şekilde başlatıldı. İnsanların demokratik iradesine baskı oluşturuldu. Bunların hepsi ağır hak ihlalidir" diye belirtti. 

 

'CEZASIZLIK İŞKENCENİN ARACIDIR'

 

Türkiye'nin tarihi boyunca işkence ve kötü muamele ile var olduğunu dile getiren Fincancı, burada cezasızlık politikalarının uygulandığını söyledi. Cezasızlık işkencenin devam etmesinin bir aracı olduğunun altını çizen Fincancı, “Fakat burada daha özel bir durum var. KHK’ler terörle mücadele sırasında, kamu görevlilerine dair cezasızlık uygulanacağı bir yasal düzenleme ile meşru hale getirilmiştir. İşkence devletin organları tarafından açıkça gözler önüne seriliyor. Böylece topluma korku salınıyor. İnsanlar kendilerini tehdit altında hissediyor. Bu yapılanların hiçbiri soruşturma konusu haline getirilmiyor cezalandırılma sürecinden geçmiyor. Bunda en sorumlu ve etkinliği olanlar savcılardır" diye konuştu.

 

‘ETKİLİ BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMÜYOR’

 

İnsanların en ufak eleştirisinin "terörist" yaftalaması ile karşılık bulduğunu söyleyen Fincancı, yargılamalar, gözaltılar ve tutuklamaların yoğun şekilde devam ettiğini belirtti. OHAL'in ilanı ile ağır hak ihlallerinin yaşandığına dikkat çeken Fincancı, “Bu cezasızlığın ötesinde işkencenin artması için ayrı bir nedendir. OHAL sonlandırıldığı iddia edilen dönemden de 4+4+4 ile 12 gün gözaltı süresi uygulandı. Avukat görüşme günü azaltılmış olsa da tümüyle kaldırılmamıştır. 24 saat avukat görüşü engelleniyor. İnsanlar kaçırılıp nereye götürülüp bilmedikleri bir ortamda, iddialara göre işkence görmektedir. Ne yazık ki bu anlamda işkencelere karşı etkili bir soruşturma yürütülmüyor" diye belirtti.

 

‘CİDDİ BİR DÜŞMANLAŞTIRMA VAR’

 

Türkiye’nin insan hakları karnesinin giderek kabarık hale geldiğinin altını çizen Fincancı, kayyum atamalarının da hak ihlali olduğunu dile getirerek, “Kayyumların ilk yaptığı uygulamalar, kadın örgütlenme kurumlarına saldırmaktır. Şiddetin ne kadar arttığını hep beraber görüyoruz. Türkiye'nin insan hakları karnesinin ve uzun yıllar devam eden çatışmalı süreçlerden etkilenin insanların ulusal açıdan yaşadıklarının çok büyük payı olduğunu söyleyebiliriz. Ciddi bir düşmanlaştırma var" dedi.

 

‘HAK İHLALLERİNİN ARTTIĞINI GÖRÜYORUZ’

 

Hak ihlallerinin basına yansıyan kısmıyla ya da insan hakları alanında uğraşı veren kurum ve derneklerin başvuruları ile elde edilen verilerle ortaya çıktığını söyleyen Fincancı, "Açıklanan verilere baktığımızda ciddi artışların olduğu görülüyor. İşkence soruşturmalarına baktığımızda geçen yıl 40 civarında görünüyordu. Fakat 'Polise mukavemet' nedeniyle açılan soruşturmalara baktığımızda bunun arttığını görüyoruz. Çünkü bu davalar işkenceyi engellemeye dönük soruşturmalardır. Bunun 20 bin civarında olduğunu görüyoruz. Aslında 20 binin üzerinde işkence soruşturmasının açılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.  

 

‘SORUMLULUĞUMUZ MÜCADELEYİ ORTAKLAŞTIRMAKTIR’

 

İnsan hakları mücadelesinin inatçı bir mücadele olması gerektiğinin altını çizen Fincancı, devletlerin insan haklarını altın tepside sunmadığını ifade etti. Devletlerin her türlü şiddet araçlarına karşı insan hakları için mücadele edeceklerini vurgulayan Fincancı, “Burada demokratik mücadele verenlerin bir araya gelmesi ve siyasi iradenin bunu kullanmasının engellenmesi gerekiyor. Bizim sorumluluğumuz mücadeleyi ortaklaştırmaktır” şeklinde konuştu.

 

KAYNAK: MEZOPOTAMYA AJANSI - MEHMET HALİT ÇETİNBAŞ

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha