• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

TOHAV Başkanı Erdem: İşkence mağduru işkencecisine ifade vermek zorunda kalıyor

TOHAV Başkanı Erdem: İşkence mağduru işkencecisine ifade vermek zorunda kalıyor
0 0

TOHAV Başkanı Didar Erdem, “İşkence yapıldığına ilişkin şikayet edenlerin ifadeleri polis tarafından alınıyor. Şikâyetçi olan kişinin işkenceyi gördüğü yerde yine polise ifade verecek olması şikayetçi olmaktan çekinmesine sebep olabiliyor” dedi.

9 Aralık 2019 Pazartesi 15:44

Askeri kalkışmanın (15 Temmuz 2016) ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte Türkiye genelinde kolluk güçleri tarafından yapılan kötü muamele ve işkence vakalarında ciddi bir artış yaşandı. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre OHAL’in sürdüğü 2017 yılında 427’si gözaltında kaba dayak ve diğer yöntemlerle, bin 855 kişi ise gözaltı yerleri dışında ve güvenlik güçlerince müdahale edilen toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 2.682 kişi işkence ve kaba muameleye maruz kaldı. Yine Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) verilerine göre 2016 yılında 487 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. 

 

2017'DE 616 KİŞİ İŞKENCE GÖRDÜ

 

2017 yılında ise bu rakamın arttığı görülürken 616 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı için TİHV’e başvuru yaptı.  616 kişiden 564’ü doğrudan işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığını belirtilirken, 564 başvurunun 272’si emniyet müdürlükleri, 55’i ise polis karakolu gibi resmi gözaltı merkezlerinde işkenceye maruz kaldı. 171 kişi ise güvenlik güçlerinin araçlarında işkenceye maruz kaldığını beyan etti.

 

2018'DA 673 YAŞAM HAKKI  İHLAL EDİLDİ

 

İHD’nin 2018 yılına dair hazırladığı Türkiye İnsan Hakları İhlalleri Raporu’na göre ise; yıl içerisinde 32’si çocuk olmak üzere 673 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi. Yine resmi görevlilerce 4 bin 513 kez işkence, kötü muamele, onur kırıcı davranışta bulunuldu. 2018 yılında 356’sı gözaltında kaba dayak ve diğer yöntemlerle, 246’sı gözaltı yerleri dışında ve 2 bin 598’si güvenlik güçlerince müdahale edilen toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 2 bin 719 kişi işkence ve diğer kötü muamele ile karşılaştı. Cezaevlerinden yapılan şikâyet başvurularında, bin 149 kişi işkence ve kötü muameleye uğradığını belirtti. 160 kişi ise ajanlık dayatması nedeni ile işkence ve kötü muameleye uğradı. 28 kişi zorla kaçırıldı ya da kaçırılma girişimine maruz kaldı. İşkenceye de maruz kalan bu kişiler bir süre sonra serbest bırakıldı. Yine 160 kişi gözaltında ya da gözaltı yerleri dışında ajanlık dayatıldı.

 

‘İŞKENCEYİ ÖNLEME POLİTİKASI YOK’

 

Türkiye’nin işkence ve kötü muameleyi somut olarak "önleme" politikasının bulunmadığını belirten Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı Başkanı Didar Erdem, 4 Kasım günü İçişleri Bakanı Süleyman Soylunun “Kolluk Gözetim Komisyonu Eğitimcilerin Eğitimi” programının açılışında kolluk tarafından yapılan kötü muamelenin azıldığına ilişkin verdiği verilerin gerçeği yansıtmadığını ifade etti. Bakanın belirttiği verileri birde evrensel periyodik inceleme mekanizması açısından bakıldığında sonucun çok faklı olduğunu dile getiren Erdem, “Bildiğiniz gibi her 4 yılda bir, Türkiye’nin de aralarında olduğu Birleşmiş Milletler (BM) üyesi 193 ülkenin insan hakları durumu periyodik olarak inceleniyor. Bu çerçevede Türkiye için yapılmış değerlendirme ve öneriler var. İnsan Hakları Konseyi tarafından yürütülen önemli bir mekanizma olan EPİ’nin 2’nci Döngüsünde Türkiye’ye 148.5 tavsiye numarası ile ‘Başta cezaevi personeline yönelik olmak üzere, insan hakları eğitimi alanındaki çabaların sürdürülmesi’ tavsiyesi verildi” diye konuştu. 

 

‘YAPILAN EĞİTİMLER ŞEFAF DEĞİL’

 

Avrupa İnsan Hakları Konseyi'nin Türkiye’ye yaptığı tavsiyelerden sonra Türkiye’de insan hakları konusunda farkındalık yaratma amaçlı etkinlik sayısı 2016’dan bu yana 1 adet artarak 6 olduğunu, kurumlar arası toplantıların ise sona erdirildiğini belirten Erdem şöyle devam etti: “Tecrübesiz ve insan hakları konusunda eğitimsiz olan personellerin bir kısmının eğitimi hakkında bilinen tek uygulama; Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun, ‘İşkence ve Kötü Muamelenin Önlenmesi için Alıkonulma Merkezleri Yöneticilerinin Eğitimi ve Bilinçlendirilmesi’ konulu eğitim programıdır. Ancak işkence, kötü muamele ve hapishanelerde hak ihlalleri konusunda çalışmalar yürüten sivil toplum örgütleri bu eğitim çalışmasından haberdar edilmemişlerdir. Dolayısı ile eğitimin amacı, kapsamı, içeriği, katılımcıları ve izlem süreçleri bilinmiyor. Bu eğitim süreci şeffaf olmadığı gibi STÖ katılımını da sağlamıyor. Soylu’nun tam da böyle bir etkinlikte böylesi bir açıklama yapması ironik.”

 

‘İŞKENCE MUTLAK YASAKTIR’

 

İçişleri Bakanı'nın açıklamasında sadece sayıyı değil, kullanılan kavramları, konunun ifade ediliş tarzını doğru okumak gerektiğini belirten Erdem, “İşkence ve kötü muamele mutlak yasaktır ve ceza kanununda açıkça suç olarak tanımlanmaktadır. Şikayete bağlı olmadığı gibi zamanaşımına da tabi değildir. Yani hem tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerde hem anayasada düzenlenmiş olan işkence yasağı savaş hali dahil olmak üzere hiçbir istisnası olmayan bir haktır. Ceza kanununda açıkça suç olarak düzenlenmiştir. Bu ihlali gerçekleştiren tüm yetkililer,  bu emri verenler aslında bağımsız mahkemeler tarafından yargılanmalı” diye konuştu. 

 

‘VERİLER MAHKEME VE SAVCILIKLARI KAPSAMIYOR’

 

Soylu’nun verdiği verilerin ceza mahkemeleri ve savcılık verilerini kapsamadığını dile getiren Erdem, “Oysa işkence ve kötü muamele suçları soruşturma ve kovuşturma gerektirdiği için verilerin asıl kaynağı bu yerlerdir. Suç şikayete bağlı bir suç değil, bu suçun işlendiğinin tespiti halinde zaten personel ve ilgili yetkilinin hapis cezası ile cezalandırılması gerekiyor. Uygulamada ise şikayetçi olsanız dahi failler ortaya çıkarılmıyor, etkili soruşturma yürütülmüyor. Dosyalarda takipsizlik veya beraat kararları veriliyor, dosyalar sürüncemede kalıyor veya faili meçhul dosyalar arasına gönderiliyor. Bu cezasızlık politikası nedeni ile yargıya taşınmayan birçok işkence vakası mevcut” diye belirtti. 

 

‘EĞİTİMLER ÖNEMLİ’

 

İşkence gören kişinin önünde iki seçenek olduğunu ifade eden Erdem, bunlardan birincisinin doğrudan savcılığa başvurmak olduğunu ikincisinin ise karakola başvurmak olduğunu söyledi. Uygulamada ise çoğunlukla her iki şikayet türünde de kişinin ifadesi polis aracılığıyla alındığını sözlerine ekleyen Erdem, “Zaten dosyalarda etkili ve hızlı bir soruşturma süreci yokken, şikayetçi olan kişinin işkenceyi gördüğü yerde yine polise ifade verecek olması şikayetçi olmaktan çekinmesine sebep olabiliyor” dedi. 

 

Bu suçların faillerinin en etkili ve hızlı şekilde soruşturulması ve cezalandırılması gerektiğini ifade eden Erdem, “Yetkililerin söylemleri bazen caydırıcılık bir yana suça teşvik edebiliyor. Süleyman Soylu son açıklamasında, ceza kanununda suç olarak açıkça tanımlanmış olan işkence ve kötü muamele suçlarının faillerinden bahsederken ‘etik ve kanuna uygun davranmayan, yanlış davranışlar içinde olan kişiler’ ifadesini kullanmış. İşkence yalnızca etiğe aykırılık ile açıklanabilecek veya yorumlanabilecek basit bir davranış değildir, mutlak yasaktır ve suçtur, bu suçu işleyen kişiler suçun failidir ve cezalandırılmaları zorunludur. İşkenceyi önleme açısından eğitimler bu nedenle önemlidir, kolluk görevlilerinin ve hapishane personellerinin insan hakları konusunda bilinçlendirilmesi, denetlenmesi ve sivil toplumun bu süreçlere dahil edilmesi gerekiyor” ifadesinde bulundu.

 

KAYNAK: MEZOPOTAMYA AJANSI - ERDOĞAN ALAYUMAT

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha