• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Türkiye 2002’de aynıydı, 2016’da da aynı!

Türkiye 2002’de aynıydı, 2016’da da aynı!
0 0 2

Neden Türkiye’yi terk ediyorlar? Neden dönmekten vazgeçiyorlar? Yazarımız Murat Aksoy bu insanlarla görüştü ve yaşam hikayelerini yazdı. Bugünkü isim; 2002 yılında “Kürtçe seçmeli ders istiyoruz!” dilekçesi verdiği için 5 ay hapis yatan Ruken Işık.

25 Nisan 2016 Pazartesi 05:31

MURAT AKSOY / HABERDAR 

 

NEDEN GİDİYORLAR? NEDEN DÖNMÜYORLAR (3. BÖLÜM)

 

Ruken Işık (Maryland Üniversitesi’nde Doktora yapıyor, Ameriks)

 

2002 yılında “Kürtçe seçmeli ders istiyoruz!” dilekçesi verdiği için 5 ay hapis yatan Maryland Üniversitesi’nde Doktora öğrencisi Ruken Işık; “Ben 2002’de 5 ay tutuklu kaldım, şimdi barış için imza atan akademisyen tutuklandı ve ardından serbest kaldı. O zaman sene 2002 idi, bugün sene 2016. Zihniyet ve devlet aynı olunca iktidarlar farklı olması bir şey ifade etmiyor” dedi.

 

Kısaca kendini tanıtabilir misin?

1982 tarihinde Muş’ta doğdum. Orada büyüdüm. 1999’da üniversiteyi kazanınca İstanbul’a geldim. İstanbul Üniversitesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı’nı okudum. 2007’de de Amerika’ya (Washington) geldim. Burada kadın ve cinsiyet araştırmaları alanında master yaptım. Şimdi yine aynı alanda Maryland Üniversitesi Baltimore County’de doktora yapıyorum.

 

Kendini siyasal olarak nasıl konumlandırıyorsun?

Kendimi bir aktivist olarak görüyorum. Bunun dışında öğrenciyken Kürt öğrenci hareketinin içinde yer aldım. Politik kimliğim Kürt hareketiyle etkileşim halinde gelişti. Simdi de kendimi Kürt Siyasal Hareketine yakın hissediyorum.  

 

Yani Kürt kimliği ve Kürtlüğünüz gündelik hayatınızda etkili…

Politik olarak evet. Kürt siyasal kimliğine sahibim. Aktivizmin büyük bölümünü Kürtlerle alakalı oldu ve oluyor. Kürtlere dair pozitif ve negatif gelişmeler beni çok yakından etkiliyor. Şu andaki çalışmalarımı da, doktoramı da Kürtlerle alakalı. Doktoramı Türkiye’deki Kürt Kadın Hareketi üzerine yapıyorum.

 

Türkiye’de üniversite yıllarında Kürtçe seçmeli ders hakkındaki imza kampanyası nedeniyle 5 ay cezaevinde kaldım. Bu kampanya nedeniyle üniversiteden atıldım, okulum 7 seneye uzadı.

 

MEDYADAN ÇOK İNSANLARI İZLİYORUM

Amerika’dan Türkiye’yi nasıl izliyorsunuz?

Son dört beş yıldır daha çok sosyal medya üzerinden takip etmeye çalışıyorum. Özellikle Twitter’dan. Aktif bir Twitter kullanıcısıyım. Twitter’da son dakika haberleri dahil çok farklı bilgilere ulaşabiliyorum. Takip ettiğim insanlar var, basını, medyayı izlemekten ziyade insanları takip etmeye çalışıyorum. Çünkü basında iktidar güdümünde bir tekelleşme var ve bu yüzden oralardan sağlıklı bilgi alamayacağımı biliyorum. Belli insanları takip etmek bence daha efektif. Facebook ve diğer mecraları çok fazla kullanmıyorum.

 

Ne zamandan bu yana Türkiye’ye gitmiyorsun?

2009’dan beri Türkiye’ye gitmiyorum.

 

Neden?

Gitmekten çekiniyorum.

 

GÜVENLİK ENDİŞESİ DUYUYORUM

Neden çekiniyorsun?

Türkiye’deki durumlar çok iyi değil, özelikle de 2009’dan beri. Kürt sorununun çözümü konusunda hükümetin başlattığı süreç önce Habur sonra da KCK operasyonları ile kesintiye uğradı. O dönem yurt dışına çıkan çok arkadaşım oldu. Onları takip edince Türkiye’nin güvenlikli bir yer olmadığını anladım. Hele son dönemde Türkiye’de yaşananları, Kurdistan’da süren operasyonları düşündüğümüzde bu benim için daha zor. Gidip de çok basit bir şekilde yakalanabilir, tutuklanabilirsiniz ve öldürülebilirsiniz. Daha da önemlisi ben burada da dönemsel olarak Kürtler ile ilgili politik aktivitilerin içinde yer alan biriyim ve bu da  beni kaygılandıran önemli başka bir faktör güvenliğim ile ilgili.

 

Nasıl kapıldınız bu duyguya?

Bu duyguya kapılmamda belki önceki tutuklanmamın da etkisi olabilir. Açıkçası Türkiye’ye gidersem kendimi pek güvende hissetmeyeceğimi, başıma bir şeyler gelebileceğini düşünüyorum. Bu sadece afaki bir varsayım değil, bir çok tanıdığım ve arkadaşlarım çok basit gerekçeler ile göz altına alınıyorlar. Hatta bazıları tutuklandı son dönemde. Türkiye de iktidar öyle bir noktaya geldi ki,  artık politik kimliğiniz ve iktidar ile olan ilişki biçiminiz “yeterli suç delili” olabiliyor.

 

Geçmişteki tutuklandım dedin, ne kadar sürdü?

5 ay. İlk duruşmada serbest bırakıldım.

 

Bu 5 aylık tutukluluk iz bırakmış. Biraz anlatır mısın neden tutuklandın?

2002 yılında üniversite 2 sınıf öğrencisiydim. O dönem ana dilde eğitim kampanyası düzenlendi. Ben de kampanyayı başlatan ekibin içindeydim ve sözcüydüm. O yıl, AB üyeliği süreciyle ilgili olumlu gelişmelerin olduğu bir dönemdi, seçmeli Kürtçe dil dersi talebi o dönemin ruhuna da uygundu.

 

Kampanya üniversitede seçmeli Kürtçe dersi talebiydi. Biz İstanbul Üniversitesi’nde “Kürtçe seçmeli ders istiyoruz!” diye bir dilekçe hazırladık. Dilekçede suç unsuru olmaması için diline dikkat ettik. Örgüt gibi görmesinler, o örgüt yapıyor, şu örgüt yapıyor demesinler diye bir avukatla birlikte hazırladık. Gerçekten de bu bir öğrenci aktivizmiydi. Bu kampanyayı 2002 yılında gerçekleştirdik. Kısa sürede Türkiye genelinde 22 bin imza toplandı.

 

Kampanya öğrencisi olduğum İstanbul Üniversitesi’nde başladı. İlk 500 imzayı İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne teslim ettik. Dilekçeleri verdiğimiz gün, okul genelinde dört tane büyük operasyon yapıldı. İlk 500 imzacı arasında yer alan bazı arkadaşlarımız göz altına alındı. İşkence gördüler; dayak, elektrikli gibi işkenceye maruz kaldılar.

Sonra…

Takip eden günlerde okulun duvarlarındaki büyük panolara, “Rektörlüğe dilekçe veren öğrenciler dilekçelerini geri çeksinler!” yazıları asıldı. Çok muğlak bir durum vardı orda; kim, hangi dilekçeyi çeksin. İsim belirtilmiyor, hangi dilekçe olduğu belli değil. Edebiyat Fakültesi’nde, Su  Ürünleri’nde, Hukuk Fakültesi’nde, her yere asıldı. Bu arada dilekçelerini çekenler de oldu. İkinci parti dilekçeleri vermeye gittiğimizde ise dilekçeler kabul edilmedi.  Sonrasında bir daha dilekçe kabul edilmedi. Yani ilk 500’den sonra dilekçe kabul edilmedi. Binlerce dilekçe elimizde kaldı.

 

KÜRTÇE SEÇMELİ DİL İSTEDİM OKULDAN ATILDIM

Sen dilekçe verdin mi?

Benim dilekçem de ilk 500’ün içindeydi. Dilekçelerini çekmeyen öğrencilerle ilgili soruşturma açıldı. Soruşturma masaları kuruldu rektörlükte. Nur Serter’i unutmam, o da soruşturmaya girenlerden bir tanesiydi. “Sizin arkanızda PKK var, örgütün zoruyla yapmışsınız” falan dedi. Hâlbuki bu kampanya, örgütün zoruyla yapılmış bir etkinlik değildi. Biz “Kürtçe seçmeli ders olsun” dedik. Buna izin veremiyorsanız vermeyin ama dilekçeye cevap verin,” dedik. Kısa bir süre sonra okuldan atıldım. Sadece okuldan değil YÖK’ten de çıkartıldım.

 

Ne demek YÖK’ten çıkarılmak?

YÖK’ten çıkarıldığınızda; bir daha üniversite sınavına giremiyorsunuz. YÖK’ün hiç bir sınavına giremediğiniz gibi yurttan da atılıyorsunuz, burslarınız da kesiliyor. Bir numaralı terörist oluyorsunuz bir anda. Ve bütün bunlara yol açan sadece bir dilekçe.

 

 

Dilekçeden dört beş ay sonra hakkımda arama emri çıkartıldı. 19 yaşındaydım. İstanbul’da arkadaşlarımın evlerinde kalıyordum. Nisan 2002’de kaldığım evde arama oldu, yakalandım ve tutuklandım.

 

Tutuklanma gerekçen neydi?

Sadece dilekçe yani ana dilde eğitim talebi. 5 ay tutuklu kaldım ve ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldım. 5 ay cezaevinde kalmak bir şey değil Türkiye’de, hele Kürtler için hiç değil. Ama burada duyanlar hayretler içinde kalıyorlar, o zaman anlıyorum ki süre pek de az değilmiş.19 yaşında bir insan, Kürtçe seçmeli ders istemiş diye giriyordu o zaman cezaevine. Şimdi ise daha sudan sebeplerle gencecik insanlar cezaevine giriyorlar...

 

Ben davadan beraat ettim. Bu dava nedeniyle bazı arkadaşlarım yurt dışına çıkmak zorunda kaldılar. Çünkü bir-iki kişi bu dosyadan ceza aldı.

 

Sene 2002’ydi değil mi?

Evet.

2002’DE 2016’YA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK

Sene 2016 benzer şey yaşanıyor desem…

Evet biliyorum. Akademisyenlerin barış olsun talebiyle yayınladıkları bildiri nedeniyle başlarına gelenler. Gözaltına alınanlar, soruşturulanlar, okullarından atılanlar, tutuklama istemiyle mahkemeye çıkanlar ve en son tutuklanan 4 akademisyenin tahliye edilmesi. Bu kampanya, benim burada olmama yol açan imza kampanyasına çok benziyor. O zaman sene 2002 idi, bugün sene 2016. Ama zihniyet aynı, iktidarlar farklı ama devlet hep aynı.

 

Bu bildiri de imzan var mı?

Var, ben de imzacı grup arasındayım. Aslında bildiri, basit bir talepti ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tepkisi bildiriyi önemli hale getirdi. Kabul edelim Erdoğan bunu bilinçli yaptı.

Kısaca Türkiye’ye dönmemem için her gün başka bir şey oluyor.

 

Ne gibi?

Son 6 ay içinde sivilleri hedef alan patlamalar, keyfi tutuklamalar, Cizre’de yakılarak öldürülen insanlar...

 

2002’de serbest bırakıldıktan sonra Amerika’ya gitmeye nasıl karar verdin?

Cezaevinden çıktıktan sonra okula dava açtım. Çünkü okuldan haksız biçimde atıldığımı düşünüyordum.  Mahkeme beni haklı buldu ve okula geri döndüm. Üç yıl içinde dersleri verdim ve 2006 sonunda mezun oldum. Türkiye’den uzaklaşmanın iyi olacağını düşündüm. İngilizcemi daha da geliştirmek ve sonra da master yapmak için buraya geldim. Geldiğim zaman tüm planım dönmek üzerineydi. Ama dönmedim, dönmek istemedim sanırım.

 

Ne zamandır istemiyorsun?

Zaman zaman dönmek isteğim anlar oluyor. Yurt dışında birbirine paralel iki kimliğiniz oluyor. Uzun bir süre bu iki kimliğin sürekli çatışması ile geçiyor hayatınız. Özellikle son dönemde. Türkiye’de durum kötüleştikçe, orada olmanın, mücadele etmenin önemli olduğunu düşünüyorsunuz. Bu süre içinde burada evlendim, bir oğlum var ama gene de bu duygu var.

 

HEM DÖNMEK İSTİYORUM HEM DÖNMEMEK

Dönmekten endişe ederken dönme duygusu yaşamak, çelişki gibi…

Bilmem belki de. Tam da yukarıda bahsettiğim iki kimlik hali de olabilir. Kimliğin bir yüzü buraya, diğer yüzü de oraya bakıyor. Oraya dair bir hikayem var ve bu sadece bir hikaye değil aynı zamanda politik kimliğin en önemli parçası. Kürt olmam ve Kürt siyasal hareketine yakın durmam ve orada sürekli bir mücadelenin olması, bana sürekli dönüp daha çok şey yapma noktasında sorumluluk yüklüyor. Çünkü her sabah uyandığımda, ne olmuş diye merak ediyorum. Ama burada hem aile düzenim, hem oğlum hem de ekonomik, sosyal imkanlarım kalmama yol açıyor. Burada da, Kürt sorunu, kadın çalışmaları vs hep benzer konularda Türkiye’ye yönelik olunca çok fark etmiyor.

 

Tabi şu da var, toplumda da bir tepkisizlik ve duyarsızlık var. Kürdistan’da olanlar karşısında, büyük şehirlerde patlayan bombalar karşısındaki sessizlik, tepkisizlik ve duyarsızlık düşündürücü. Hatta burada bile Kürt sorunu ile ilgili bazı eylemlere davet ettiğimiz arkadaşlarımız artık gelmiyor. Ben bunu, onların Türkiye’deki gelecek planlarına bağlıyorum.                                      

 

BAZEN BURDA OLDUĞUM İÇİN SUÇLULUK DUYUYORUM

Senin yok artık sanırım…

Evet yok. En azından şimdilik yok.  Ama ailem orada, arkadaşlarım orada. Onlarla görüşüyor, konuşuyorum. Şunu da ifade edeyim, burada olmaktan dolayı bazen suçluluk duymuyor değilim.

 

Neden?

Çünkü orada konuştuğumuz insanlar; “sen oradasın, kendini kurtardın, rahatın yerinde” diye konuştuklarında açıkçası kendimi kötü hissediyorum. Diyelim ki akşam ben belki sinemaya gideceğim. Ama buradaki ruh halim ve duygularım gündelik halim Türkiye’deki haberlere göre şekilleniyor.

 

9 yıldır buradayım. Her gün Türkiye’de ne oldu hissiyle uyanıyorum. Bir şey oldu mu bugün? Bu gerçekten rahatsız ediyor beni. Buradaki siyaseti çok takip edemiyorum. Buradaki hayatla pek ilgilenmek istemiyorum aslında ama oraya gidersem, orada bir şey yapabilir miyim ki acaba? Bu konuda biraz dürüst davranmak istiyorum kendime. Çünkü bıraktığım zaman öğrenciydim ve şimdi daha farklı bir aşamadayım. Ne olurdu orada kalsaydım? En fazla Türkiye’de de akademisyen olurdum, yine aktif olurdum. Yine bir şeyler yapardım, akademisyenlerin başına gelenler benim de başıma gelirdi. Diğer yandan üzülüyorum…

 

ÇOCUKLARI OLANLAR DAHA ÇOK ENDİŞELİ

Neye?

İnsanların Türkiye’den ayrılma istekleri. Twitter kullanıyorum ve tanımadığım ama benim yurt dışında yaşadığımı öğrenen bazı insanlar bana özelden mesaj yazarak, Amerika nasıl gelebileceklerini soruyorlar. Belli ki, insanlarda Türkiye’den kaçma isteği var. Bu da çok acı bir şey. Bunu gördükçe diyorum ki “demek ki iyi mi yaptım buraya gelmekle”. Özellikle çocuğu olan arkadaşlarım daha da endişeliler, kaygılılar. Oradakiler buraya gelmek istiyor, buradakiler gitmek istemiyor.

 

Dönmek istemeyenler çevrendeki insanlar mı?

Evet. Aralarında Kürt olmayanlar da var, politik olmayanlar da var. Soruyorum onlara, “Siz niye gitmek istemiyorsunuz?” diye. Verdikleri cevap şu çoğunlukla; “burada kaldığımız süre içinde hayatımız, hayata bakışımız çok değişti. Türkiye buraya göre çok kötü” cevabını alıyorum. Ama ben Türkiye’yi AKP’den dolayı daha kötü olduğunu düşünmüyorum. Elbette AKP’nin son döneminde sorunlar biraz daha artmış olabilir ama eskiden de Türkiye demokrasi açısından, özgürlükler açısından vs. iyi bir ülke değildi.

 

İşte benim attığım dilekçeyle başıma gelenler 2002’de oldu, 2016’da akademisyenler imza attıkları için 4’ü tutuklandı sonra da tahliye edildi. Bu somut olaydan da görüyoruz ki, mesele AKP’den bağımsız olarak devletin bu tür talepler karşısındaki tavrı. Burada devletin ideolojik bir sürekliliği var.

 

ERDOĞAN TEK KİŞİLİK REJİM KURMAK İSTİYOR

Türkiye’ye baktığınız zaman ne görüyorsunuz tam olarak?

Türkiye’de Tayyip Erdoğan, tek kişilik bir rejim kurmak istiyor ve buna yaklaştı. Kendi siyasetini, kendi ideolojisini tek gerçeklik olarak herkese dayatıyor, bunun dışında bir yaşam alanı yok. Ve tüm fırsatlar da buna göre şekilleniyor. İşin kötü tarafı bu toplumun bir kesiminde destek buluyor. Onun kurmak istediği sistemin güdümünde, ne derse, ne yaparsa doğru kabul eden, hiçbir şeyi sorgulamayan bir kesim bir nesil ortaya çıkıyor.

 

Mevcut durum, devletin bütün kurumları bunun dışında düşünme imkanı yok. Sadece kişisel olarak Tayyip Erdoğan değil, onun zihniyeti, hayat tarzı her şeye sirayet etmiş. Toplumun tüm kurumlarına, medyadan akademiye, bürokrasiden siyasete. Muhalif kimliğinle devlet kurumlarında yer almak imkansız bir şey artik. Türkiye’ye bakınca gördüğüm bu.

 

Bugünün eskiden farkı şu; eskiden farklı güç odakları vardı. Mesela asker vardı, siyaset vardı, iş dünyası var. Bugün ise hepsi tekelleşmiş gibi geliyor.

 

TÜRKİYE SURİYE OLACAK ENDİŞESİ TAŞIYORUM

Bütün bu olanlar gelecek planlarını etkiliyor sanırım…

Hem de çok. Gerek 7 Haziran sonrasında yaşananlar gerekse 1 Kasım seçimlerinden sonra Türkiye’ye dönmeyi gündemimden çıkarmış durumdayım. Türkiye Suriye gibi mi olacak endişesi taşıyorum. Özellikle IŞİD saldırıları beni çok etkiledi. Belki çocuğumun olması da bunda etkili olmuş olabilir. Tek başıma olsam belki giderim yani ama çocuğum olunca tek başına düşünemiyorsun, onun da geleceğini düşünüyorsun.

 

Ne değişirse dönersiniz Türkiye’ye peki?

Kendi kimliğimle, hayat tarzımla var olabileceksem neden dönmeyeyim ki! Buradaki koşulların aynısını aramıyorum, ama asgari demokratik kriterler olsa... En basitinden bir dilekçeye imza atmak hala suç oluyorsa ve bu insanlar cezaevine giriyorlarsa büyük bir sorun var demektir. Yanı başındaki Suriye gibi olma ihtimali yüksek bir toplumsal dinamiğe sahip bir ülke... Kaygı içinde takip ediyorum, üzülüyorum ve endişeliyim... Son olarak bir anımı paylaşarak bitireyim.

 

Buyrun…

Sanırım 2011 yılıydı. O zaman Dışişleri Bakanı olan Ahmet Davutoğlu buraya gelmişti. Bir panelde konuşmacıydı. Ona Marmara Üniversitesi’nden hoca olan ve KCK Davası’ndan tutuklanan Prof. Dr. Büşra Ersanlı ile ilgili bir soru sordum ve dedim ki; “Ben bir Kürt öğrenciyim ve siz Türkiye’yi sürekli model olarak veriyorsunuz ama bir sürü insan KCK Davası’ndan içerde. Onlardan birisi de bir akademisyen olan Büşra Ersanlı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?”. Davutoğlu, Ersanlı’nın Marmara Üniversitesi’nden arkadaşı olduğunu ve “Türkiye’nin olumlu anlamda çok değiştiğini” söyledi. Kendisine;  “2002’de verdiğim dilekçe nedeniyle cezaevinde kaldım” dediğimde ise bana; “Gelin uçağımla götüreyim, Türkiye çok çok güvenli” dedi. Kuşkusuz Türkiye’ye Davutoğlu’nun uçağıyla gitmek çok güvenli olabilir ama Türkiye ne yazık ki güvenli bir ülke değil.

 

 

 

 

KAYNAK: MURAT AKSOY / HABERDAR

(Bu yazı dizisi Objective Araştırmacı Gazetecilik Programı'nın bursuyla gerçekleştirilmiştir) 

0 0 2
YORUMLAR
  • Ziyaretçi
    GDNZ28 Nisan 2016 Perşembe 07:42 Bu arkadaşın gitmesi ve geri dönmemesi Türkiye ve Türk milletinin yararınadır.
  • Ziyaretçi
    AZERİOĞLU25 Nisan 2016 Pazartesi 12:12 İstanbul’a geldim. İstanbul Üniversitesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı’nı okudum. kızım bu ne yaman çelişki.kürtçe istiyorsun ama gidip ingiliz dilini okuyorsun gidip amerikada ingiliz dili konuş ama utanmadan ülkeni suçla.kızım sizden gelecek hayır yok.şerrinizden Allah KORUSUN.PEKİ GİDİP AMERİKADA KÜRTÇEMİ ÖĞRENDİN HAYIR.MAKSAT KİN VE NEFRET YA.2002DE KÜRT ÇE SEÇMELİ İSTEDİM HAPİS YATTIM.EE PEKİ BU HÜKÜMET KÜRTÇEYİ SEÇMELİD ERS YAPTIMI YAPTI ÖZELDEDE OLSA.PEKİ KÜRTÇE KONUŞMA SERBEST Mİ SERBEST.MEYDANLARDA SERBEST.İSİM SERBEST.TV KANALLARI SERBEST.2002 DEN BU YANA GERİYE GİDİŞ Mİ VAR HAYIR.YAZAR EFENDİ ARMULAR ELMAYI ARMUT LUK YAPIP KARIŞTIRMA.2002 İLE 2016 AYNIYMIŞ.BUGÜN KÜRTÇE KONUŞTU DİYE HAPİS ALAN VARMI HAYIR.SEN ALGI HABERİ YAPIYORSUN.ADAM PKK YA TEK LAF YOK DEVLETİ HÜKÜMETİ SUÇLUYORSA HADDİNİ BİLECEK.DĞÜNYANIN HER TARAFINDA TERÖRİSTİ DESTEKLEYEN TERÖRİST MUAMELESİ GÖRÜR.HATTA AKADEMİSYENSE OKUTTUĞU ÇOCUKLARI YENİDEN OKUTMAK LAZIM.TUTTURMUŞSUN YAZI DİZİSİ İÇİNDE Kİ KİNİ KATIP KİN KUSUYORSUN.
YORUM EKLE

captcha