• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Tutuklu gazeteci Kadri Gürsel'in eşi Nazire Kalkan Gürsel: On yaşındaki oğlumuz babasını üç kez gördü

Tutuklu gazeteci Kadri Gürsel'in eşi Nazire Kalkan Gürsel: On yaşındaki oğlumuz babasını üç kez gördü
0 0

Nazire Kalkan Gürsel, tutuklu eşi Kadri Gürsel'in özgürlüğü için verdiği mücadeleyi DW Türkçe'ye anlattı. Gürsel, "Türkiye’de gazeteciyseniz, her gözaltı tutuklamaya, her tutuklama yargısız infaza dönüşüyor" diyor.

19 Mayıs 2017 Cuma 21:06

31 Ekim'de Cumhuriyet Gazetesi'ne yapılan operasyon kapsamında gözaltına alınan gazetecilerden biri de Kadri Gürsel. Gürsel, o tarihten bu yana tutuklu ve Silivri Cezaevi'nde tutuluyor. Özgürlüğü için mücadele edenlerin başındaysa kendisi gibi gazeteci olan eşi Nazire Kalkan Gürsel geliyor. Gürsel, 200 günü aşkın bir süredir cezaevinde olan eşinin serbest bırakılması için verdiği mücadeleyi DW Türkçe'ye anlattı.

 

Nazire Hanım, Kadri Gürsel'in tutukluluğu 200 günü geçti. Silivri Cezaevi'nde tutulan eşinizi en son ne zaman gördünüz? Durumu nasıl?

 

Biz asla bu kadar uzun olacağını tahmin etmiyorduk. Haftada bir gün kapalı görüş var sadece. Açık görüş hakkımız tamamen gasp edilmiş durumda. Normalde yasalara göre, ayda bir kere açık görüş olması gerekiyor. Ama zar zor sadece iki ayda bir veriyorlar. On yaşındaki oğlumuz babasını üç kez gördü. Biz bu olayı bir aile faciası şeklinde yaşıyoruz. 200 günde haksız hukuksuz, bunun 6 ayı iddianamesiz, hâkim önüne çıkarılmamış bir saat içindeki operasyonla Silivri'ye tıkılmış olan bu insanlar, hakim önüne çıkmak için iki buçuk ay daha bekleyecekler. Bu durumda ne onlar iyi, ne biz iyiyiz ve kimse de iyi olmamızı bekleyemez.

 

Kadri Gürsel kamuoyunda da tanınan bir gazeteci. Şimdiyse "örgüt üyesi olmadan örgüt adına faaliyette bulunduğu” gerekçesiyle cezaevinde. Bunun yaşantınız, aileniz üzerindeki etkisi nasıl?

 

Bizim için bir şok oldu bu durum. Cemaat deniliyordu, hizmet deniliyordu, Gülenist hareket deniliyordu, 15 Temmuz sonrası FETÖ denilmeye başlandı, hiçbir zaman bizim bunlarla uzaktan yakından ne denirse densin ilgimiz olmadığı için, tüm bunlar bize Çince gibi geldi. Çünkü bu ve bunun gibi hareketlere dâhil olan insanların izlediği yol belli. Bizim kariyerimiz belli, hiçbir bağlantımız yok, her şeyi kendimiz olarak yaptık. Çevremizde herkes gülüp geçiyor. Türkiye'de bu bir alay konusu, yurtdışında da Türkiye'yi küçük düşüren bir iddiaya dönüştü.

 

Eşinizin serbest bırakılması için mücadele ediyorsunuz. Diğer tutuklu gazetecilerin eşleriyle dayanışmanız ne durumda? Yeterli desteği görüyor musunuz?

 

20 yıllık bir gazetecilik geçmişim olduğu için daha aktif olma durumum oldu. Türkiye'de gazetecilerin tutuklu olduğunu tüm dünya biliyor, konuştuğumuzda sadece Cumhuriyet için konuşmuyoruz ama biz Cumhuriyet eşleri olarak ciddi bir dayanışma içindeyiz. Bazılarımız bu süreçte tanıştı ama oldukça büyük bir dayanışmamız var. Yurtiçi ve dışından destek görüyoruz. Olumlu tepkilerle karşılaşıyoruz. Oğlumu bile durdurup, senin baban bir demokrasi kahramanı diyorlar. Hiçbir olumsuz tepkiyle karşılaşmadık. Ancak bu sadece gazetecilerin tutukluluğuyla ilgili bir mesele değil. Türkiye'deki tüm sosyal ve siyasi gelişmelere ilişkin yeterli bir destek var mı derseniz, buna vereceğim cevap 'Hayır' olur.

 

Die Welt Türkiye muhabiri Deniz Yücel de Silivri Cezaevi'nde. Yücel çifte vatandaş. Almanya'nın daha ziyade Alman vatandaşlığına sahip gazeteciyi koruduğu yönündeki eleştirilere ne diyorsunuz?

 

Evet, böyle bir şey var galiba. Deniz Yücel Türk kamuoyunda daha önce tanınan bir isim değildi. Bugün herkes tanıyor, eminin Almanya'da da bu artmıştır. Çifte vatandaş, Alman vatandaşı olarak da gazeteci arkadaşımıza gösterdiği ilginin biraz daha farklı olmasını anlayışla karşılamalı insanlar. Ancak tek bir kişiyle sınırlı kalmamalı, Türkiye'deki basın özgürlü ihlallerine daha geniş perspektifte bakılmalı.

 

15 Temmuz sonrası baskılar nedeniyle çok sayıda gazeteci Türkiye'den ayrıldı. Türkiye'den ayrılan gazetecilerin bu tercihini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Çok acı bir tercih ama nasıl eleştirebiliriz ki insanları? Çünkü gazetecilik Türkiye'de neredeyse imkânsız hale geldi. Gazetecilik yapıyorsanız Türkiye’de eğer, bir sabah gözaltına alınabilirsiniz çok yüksek bir ihtimalde, gözaltına alındığınızda, tutuklanacağınız garanti demektir. Tutuklandığınızda ise aylarca içeride iddianamesiz, hakim karşısına çıkarılmadan tutulacağınız yargısız bir infaza maruz kalacağınız garantidir. Elbette ki insanlar başka yollar, kanallar denemek zorundadır. Hepsinin gönlünün ve aklının Türkiye'de olduğuna inanıyorum.

 

Kadri Gürsel cezaevinde olmasaydı, mevcut koşullar altında siz de yurtdışına gider miydiniz?

 

Bu yönde daha önce de çok teklifler geldi. Düşünmedik, bundan sonrası için de düşünmüyoruz.

 

Cumhuriyet Gazetesi'ne yönelik iddianame kabul edildi. 24 Temmuz'da ilk duruşma yapılacak. Eşiniz ilk duruşma için nasıl bir hazırlık yapıyor, bilginiz var mı?

 

Bütün haklarımız gasp edildiği gibi tutukluların savuna hakkı da gasp edilmiş durumda. Avukatlar gardiyanlar eşliğinde haftada bir saat görüşebiliyorlar. Bu yasalara aykırı. OHAL öncesi bir tutuklunun avukatlarla sınırsız görüşme hakkı vardı. Savunmayı hazırlamak için bir saat yetmiyor. Yeni bir gelişme olduğunda, ulaşma imkanımız yok. Telefonda bilgi aktarmıyorlar.

 

Kadri Gürsel tek kişilik hücrede mi kalıyor?

 

Hepsi üçer kişi kalıyorlar. Tam bir tecritteler. Oraya ben modern bir Nazi hapishanesi diyorum, kimse kusura bakmasın. Çünkü tecridi bir işkence yöntemi olarak kullanıyorlar. Cumhuriyet olayı ilk bir iki ayda bitseydi, ben buna haksız hukuksuz bir eylem derdim. Ama bugün artık tarihe kayıt düşüldü. Bu kadar uzun bir tutukluluğun önceden planlanmış olduğunu düşünüyorum. Yemek bile ortak alanda değil. Gardiyanlar yemeği alttan bir delikten veriyorlar. Ortaçağ gibi. Bu koşullarda dünyanın en entelektüel insanlarını tutuyorsunuz, ben affetsem, tarih affetmez.

 

Son olarak Sözcü gazetesine yönelik de bir operasyon yapldı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Nazire Gürsel: Hangi yayın organı olursa olsun bu aşamadan sonra  tip operasyonlar bende ülkenin geleceği açısından çok büyük bir umutsuzluk yaratıyor. Bugün de yine aynı şeyi hissettim. Hergün gazeteleri kapatarak, gazetecileri atarak, bütün aydınları, akademisyenleri, üniversiteleri zor durumda bırakarak bir ülke nereye gidebilir? Cevabı belli; iyi bir yere gitmesi mümkün değil. Bu operasyonlar Türkiye'nin geleceğine yönelik. Hem bende hem dış dünyada çok büyük bir güvensizlik yaratıyor. Bu da Türkiye için çok kötü, bedelini herkes öder bunun.

 

KAYNAK: DEUTSCHE WELLE - GEZAL ACER

0 0
loading...
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha