• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Halifelik rüyasından dürtülerek uyanma vakti

SAİD SEFA

SAİD SEFA

12 Şubat 2017 Pazar 19:38
0 0

´Halkımızıın sistemi tam anladığını sanmıyorum´ diyen Erdoğan’ın kafası kendisi için hayat memat meselesi olarak gördüğü bir seçim öncesinde ilk kez net değil.

 

Oysa çok değil daha 5 yıl önce İslam Halifesi olma hayallari kuruyordu. O hayalden Türk tipi partili cumhurbaşkanlığı diye adlandırılan tek adamlık ucubesine dönüş yapmak zorunda kalındı.

 

İslam aleminin dolayısıyla Ortadoğu'nun halifesi olayım derken, içe kapanmış, komşularıyla ve AB, Almanya, ABD gibi uluslararası politika belirleyicilerle sorunlu hale gelmiş, devlet kurumları, ekonomisi çöküntü içerisinde olan bir ülkenin tek adamı olma yolunda ilerliyor.

 

Böyle bir ortamda isteklerini alsa bile Erdoğan’ın eline ne geçecek? Dünya nezdinde saygınlık mı? Ülke içinde itibar mı? Ekonomik ve sosyal açıdan kalkınmış bir ülke mi? Güçlü bir ordu mu? Dünyada nüfuz sahibi güçlü bir ülke mi?

 

Bunlar normal bir liderin isteyeceği türden şeyler, ancak şu bir gerçek ki ne başkan olduğunda ne de sonrasında bunlardan birini bile tesis edemeyecek.

 

O zaman Erdoğan başkanlığı neden istiyor?

 

Geçmişte ve hali hazırda yaptığı fiillerden sorumlu tutulmaktan korkuyor. Zorunlu olarak müttefik olduğu yapının er geç kendisini devireceğinden korkuyor.

 

Devrilmesi halinde ne olacak, ailecek yargılanacak çünkü hepsini kendi suçlarına alet etmiş ve bunu çok iyi biliyor Erdoğan.

 

Erdoğanizmin savunucuları da en küçük bir yalpalamada hep birlikte başaşağı yuvarlanacaklarını bildiklerinden başkanlığı cansiperane savunuyorlar.

 

Hayır diyecek olanlara ellerinden gelse hayat hakkı tanımayacaklar.

 

Erdoğanizm kendini kurtarma adına ülkeyi sömürgeleşmiş 3. Dünya ülkesi haline getirmek için ne gerekiyorsa onu yapıyor.

 

Ülkeyi uluslararası alanda yalnızlaştır, siyasi, ekonomik ve sosyal kaos çıkar, orduyu, polisi, adalet sistemini çökert. Böylece kapalı devre olan şeffaflıktan uzak bir şekle büründür ki istediğin ölçüde at oynatabilesin. Türkiyenin içine düştüğü mevcut durumdan kim memnun? İçerideki Avrasyacılar ve onların ağababaları Rusya ve İran.

 

Yukarıda yazılanlar çerçevesinde Suriye hususunu ele alalım. İşin başında 6 ay sonra Şam/Emevi camiinde namaz kılınacakken şimdi Türkiye'ye 25 km mesafedeki El Bab'dan daha derine inilemeyeceği dillendiriliyor.

 

Bir bakıyorsunuz, çok değil bir hafta sonra bunu dillendiren Erdoğan gidiyor, yerine IŞİD'in kalesi Rakka'ya operasyon düzenleyeceğini söyleyen bir Erdoğan geliyor.

 

Anlaşılıyor ki TSK´nın Suriye macerası, düzenli bir ordunun savaş stratejilerinden çok uzak, tek adamın günlük değişen hırslarına ve/veya bu tek adama birileri tarafından dikte edilen fikirlere göre şekilleniyor.

 

Rusya ve İran’ın temitanıyla Elbab´a Avrasyacı komutanlarla giren Erdoğan Trump´ın teminatı Nato´nun isteğiyle Rakka´ya gireceğini düşünebiliyor.

 

Durumun vehameti de ortada. TSK olduğu yerde sayıyor, her geçen gün can kaybı veriyor. Irak topraklarında ABD ve İran'ın, Suriye topraklarında Iran ve Rusya'nın izni olmadan bir adım atamazsınız. Türkiye, bunu Başika’da acı bir şekilde test etti. Bu coğrafyada size bırakın başat rol oynamayı rüya bile gördürmezler. Ancak, basın önünde ağıza çalınan bir parmak bal misali, "bölgedeki vazgeçilmez müttefik ülke" yalanından öteye geçemezsiniz.

 

Nasıl vazgeçilmez olduğumuzu, göreve başladıktan sonraki görüşmelerinde Ortadoğu'ya ağırlık veren Trump'ın, Erdoğan’ı onlarca liderden sonra aramasında görebilirsiniz!

 

Rusya yıllardır Suriye’de, iki yıldır sahada aktif. Iran, Suriye rejim güçlerinin savaşan dinamosu, yani ta kendisi, savaşın başından itibaren sahada. Bu oyuncular tabir yerindeyse ezelden beri bu coğrafyada at koşturuyor, bu ülkelerin yurtta sulh cihanda sulh anlayışı yok aksine Akdeniz'e inme ve Şii hilali yayma gibi arzuları var ve tabiki buna uygun bir dış politikaları ve komşu ülkelerde askeri ve siyasi ilişkileri var.

 

Sen kalk yaklaşık 100 yıllık dış politikayı çöpe at, hiçbir toplumsal, siyasi ve askeri ön hazırlığın olmadan, üstelik istihbarat zaafiyetinle saldırgan bir sınır politikası izle.

 

İstihbarat zaafiyeti had safhada çünkü MİT'in Suriye ve Irak masalarında, muhaliflerin, ÖSO'nun, Türkmenlerin dışında yani karşı cepheden Türkiye`ye gerçek bilgileri aktaracak kaynakları yok.

 

Nereden mi biliyorum olmadığını. Çünkü bu birimler 6 ay sonra Emevi camisinde namaz kılınacak zihniyetle ve yeni Suriye'yi şekillendirme sevdasıyla kuruldu ve hala o şekilde hareket ediyor.

 

Durum böyleyken elin kolun gözün bağlı, karış karış paylaşılmış Suriye ve Irak topraklarında at koşturmaya çalışıyorsun. Buna, Başika’da olduğu gibi ne İran izin verir, Rakka hayalleri kurarsan -El Bab'da kazaen (!) vereceğin can kayıplarında olduğu gibi- ne Rusya izin verir, ne de bugüne kadar PYD hususunda olduğu gibi ABD izin verir.

 

Erdoğan’ın Suriye planı dolayısıyla dış politikası, kendi kişisel çıkarları uğruna söz konusu ülkelerden kopardığı tavizler veya karşılığında feda ettiği şeylere göre şekilleniyor.

 

Düne kadar ElBab'dan bir adım daha içeri adım atmayacağını ilan eden Erdoğan ne oldu da, CIA başkanı ile görüşmesinden sonra Rakka operasyonu söylemlerine başladı?

 

İçeride Avrasyacılar Erdoğan’a diş biler bilemez, Erdoğan ABD yönetiminin bölgedeki yeni sopası olmaya can atar hale geldi. 15 Temmuz´u ABD yaptı arkasında NATO var, CIA var yoksa Gülenciler tek başlarına buna cesaret edemez demediler mi? Sonra ne oldu ilk fırsatta gidip kendi cellatlarının yatağına girdiler ya da 15 Temmuz´u zaten kendileri planladılar ve bir kısım aptalların bu tuzağa düşmesine zemin mi hazırladılar. Sizce hangisi?

 

Suriye konusuna dönersek ABD'nin PYD'den vazgeçmesi söz konusu değil, aksine yeni yönetim Kürtlerle tam bir koordinasyon istiyor. ÖSO vb yapılara da haklı olarak güvenmiyor. Nasıl güvensin? Öyle gruplar var ki sabah muhalif, akşam Nusra'ya katılıyor, ertesi gün IŞİD'e biat ediyor. Ayrıca bunların TSK tarafından kontrolü artık çok zor ve bunlar IŞİD'den ziyade rejimle savaşma derdindeler. Hatların bu kadar yakın olduğu bir savaşta, rejimle dolayısıyla İran ve Rus birlikleri ile sıcak çatışmaların yaşanması , faturanın da TSK'ya çıkarılması an meselesi. Dolayısıyla muhtemel Rakka operasyonu PYD-TSK işbirliğinde yapılacak gibi görünüyor.

 

Erdoğan’ın PYD´yi yeri göğü inleterek terör örgütü ilan etmek isterken PYD-TSK nasıl işbirliği yapar demeyin. Sabah kara, akşam ak diyen birinden bahsediyoruz.

 

Erdoğan´ın neden buna razı olsun?

 

1. ABD, Rusya, İran hiç kimse PYD´yi terör örgütü olarak görmüyor aksine hepsi bir şekilde müttefik olmak istiyor dolayısıyla Erdoğan kendi kuruntusuyla başbaşa kaldı. 2- Putin´in kendisini sevmediğini ve ilk fırsatta onu yüz üstü bırakacağını biliyor. 3- Rusya ile kendisini barıştıran içerideki Avrasyacılar ona sırtlarını döndüler. 4. Rusya´yaya sığınarak ABD ve Nato´yu karşına aldığında iktidarının asla sürdürülemeyecek olduğunu kısa sürede anladı.

 

Bu ülkede daha önce az da olsa demokrasi vardı ve meclisin sağ duyusu sayesinde 1 Mart tezkeresiyle bu ülke Irak bataklığına girmedi, ABD gibi binlerce askerini kaybetmedi.

 

Peki şimdi? Demokrasi yok, mecliste sağ duyu yok, tek adam var. Ordu Suriye bataklığında. Şayet TSK Rakka´ya girerse sonuç ülkede onlarca intihar saldırısı yüzlerce sivil kaybı, cephede bir o kadar askerin ölmesi olacak. Suriye'deki operasyonlar sırasında TSK tarafından vurulacak Suriyeli sivil kayıplar da cabası. Bu senaryolarda neticede kazanan üstün demogojisi yeteneğiyle halkı uyutan ve korku kamçısıyla hareket ederek ülkeyi ve orduyu felakete sürükleyen, Erdoğan’ın kişisel menfaatleri olacaktır.

 

İslam halifesi olacağım diye yola çıktı, üçüncü dünya seviyesine sürüklediği bir ülkenin Türk tipi partili cumhurbaşkanı olmaya razı oldu. Şimdi bunu bile ona çok görüyorlar!

YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha