• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

HİÇBİR ZAMAN UNUTULMAYACAKSINIZ

SAİD SEFA

SAİD SEFA

23 Aralık 2015 Çarşamba 19:09
0 0 2

Gerçekler yerini algılara bıraktı, bırakmak zorunda kaldı.

 

İktidarların şeffaflık ölçüsü, yaptıklarının iyi olmasıyla doğru orantılıdır.

 

İyi şeyler yapıyorlarsa bilinmek, duyulmak, haber olmak isterler. Bilinmek için azami gayret sarf eder, olabildiğince şeffaf olurlar.

 

Kamuoyunun genelini ilgilendiren durumlarda yanlışlara sapmışlarsa bu defa gizlenme ihtiyacı hisseder, şeffaflıklarını kaybetmiş olurlar.

 

İktidarlar bilinmek istediğinde de gizlenmek istediğinde de aynı güce ihtiyaç duyarlar.

 

Medyaya ve medyanın hakikati yansıtma veya örtme gücüne..

 

Hakikatleri örtme gücünü elinde tutan medya, yanlışa sapmış iktidarların en önemli kozudur.

 

Kamuoyunu şekillendirecek ve algılarını bütünüyle değiştirecek sihirli bir değnekten bahsedilecekse işte o değnek medyanın bizzat kendisidir.

 

AKP iktidarı, 'ustalık döneminden' bugüne yaptıkları yanlışları örtme adına her dönemde kullanılmaya müsait ve adeta kullanılmak için can atan sihirli medya değneğini ele geçirdi.

 

AKP iktidarının en önemli başarısı kuşkusuz, medyanın açgözlülüğünü, menfaatperestliğini, iktidarlara yaltaklanma meylini, omurgasızlığını, bilinme şehvetiyle inanmadığı şeyleri bile inanıyor gibi savunabilme sakilliğini keşfetmiş olmasıdır.

 

AKP iktidarı, keşfedilmiş medya sakilliğini kendi tekelinde toplayıp ona iktidarının rengini çalınca, kendisini alkışlayana alkış karşılığı yüksek maaşlar ödemeye başlayınca gerçekliğin yerini algılar almaya başladı.

 

Algıyı oluşturanlar, takdirle karşılanırken, iktidarın tezlerini doğru kabul etmeyenler, yanlışlarını dillendirenler, onu eleştiriye tabi tutanlar, yoğun baskılara maruz bırakıldılar.

 

Gazete manşetleri, haberleri, köşeleri yerini tetikçilerin, önüne geleni hedefe oturttuğu hedef tahtalarına dönüştürüldü.

 

Görülmemiş bir azgınlıkla yaftalamalar başladı.

 

Eskiden kalma kin ve nefretleri yüzünden mevcut hali fırsat bilenler ile korkularına bahane arayanlar, azgınlıklar karşısında direnemeyip düşene bir tekme de ben atayım hamlığına büründüler.

 

Veya bazıları, en iyi ihtimalle sessizlik rızasına gömüldüler.

 

Sessizliğe gömüldükçe iktidarın şerrinden emin olunacağı düşüncesi onları fikirsiz softalara çevirdi.

 

Yılların aydınları, kuru kelamlar etmeye, yılların kalemleri anlamsız kelimeler karalamaya başladılar.

 

Medya camiasının olanca aşağılığı, kompleksi, omurgasızlığı, kendinden olmayanı dışlayan egosu karşısında, 'böyle olmaz' veya 'gerçekler olabildiğince netken bizi algılarla kandıramayacaksınız' diyen bu camianın az ama itibarlı insanları da iktidarın azgınlığından hissedar oldu.

 

Gerçeklere tahammülü olmayana gerçeği haykırmanın bedeli, 'seni öyle bırakmam' tehdidine maruz kalmaktı.

 

Elinde mikrofonla ve kamerayla yapılan yanlışı dillendirmenin veya kayda almanın bedeli kafasına silahın dayanmasıydı.

 

'Yaptığınız işin adı düpedüz yolsuzluktur' veya 'yardım kisvesi altında silah sevkiyatı yaptınız beyler' demenin bedeli tutuklanmaktı.

 

Bugün geldiğimiz noktada bedeller toptan ödenir oldu.

 

Bedel ödeyenler, kendi hürriyetlerinin tahdit edilmesini göze almış insanlar.

 

Bunu göze alanlar, toplumun en temel hakkı olan haber alma hakkını korumuş oluyorlar.

 

Toplumu kokuşmuşluktan, algıya aldanmaktan, hakikate sırt çevirmekten korumanın yolu iktidarın hapishanelerinden geçiyorsa, 'biz bu yolu geçmeye razıyız' diyorlar.

 

Bir gazeteci, haber yaparken veya fikrini beyan eden bir makale kaleme alırken sonunun nereye varacağını kestirerek bunu yapar.

 

Ya eli titrer, kelimeleri yutar ya da olması gerekeni olduğu gibi yazarak bedeline katlanmayı tercih eder.

 

Muktedirlerin siyasi tavırlarla hukuku çiğnediği, kararların mahkemeler yerine farklı mecralarda alındığı bir dönemde bedel ödemeyi göze alanların yanında yer almak vicdani bir borçtur.

 

Üç beş kelam yazarak, hürriyetlerinden fedakarlık etmiş bu gazetecilere vicdani borcumuzu ödemiş mi oluyoruz?

 

Elbette ki hayır.

 

Ama kendini muktedir sanan zorbalara, ''kalemlerimizi kırsanız da hakikati yazacaklar mutlaka çıkacak, gerçekleri tek tek tüketmeye çalışsanız da onu olanca çıplaklığıyla ortaya koyan kalemler asla tükenmeyecek'' diye haykırmış oluyoruz.

 

İçeridekilerin unutulmaması adına edilen ve yazılan kelamlar zannımca israfı kelam oluyor.

 

Çünkü onlara bunu reva görenler, tarihin çöplüğünde unutulup giderken onlar her daim hatırda kalacaklar.

 

SAİD SEFA

YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
  • Ziyaretçi
    Feza Eren25 Aralık 2015 Cuma 15:06 Güzel bir yazı olmuş. Memleketin battığı bataklığın yahut daha bir düzgün ifade ile, politik sakat bir zihnin batırmaya çalışıtığı bataklığın hal-i pür melalini güzel özetlemiş said bey. Ama senelerce dillerinden "Müslümanlığı, ALLAH'ı, hak ve hukuku ve ki zulmü" düşürmenyenlerin bu hale düşmelerine aklımız ermiyor. Neden sorusu bir çivi gibi çakılıyor. Anlam veremiyoruz. Fakat en kötüsü ise hala ve hala onlardan daha "Müslüman" olanının olmaması.
  • Ziyaretçi
    OR-han24 Aralık 2015 Perşembe 17:01 Helal olsun. Naçizane bir destek de benden. 12 Eylül de yalakalık yapanların aynı üniversitede ders verirken nasıl atıp tuttuğunu gördüm. Sahibinden satılık vicdanlar, üstüne üstlük kelepir. Almayanı dövüyorlar. Bu kadar yıl geçti saçımız sakalımız ağardı , hiç bir şey değişmedi. Pes yani, pes. Saygılar.
YORUM EKLE

captcha