• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Katar Krizinin Yansımaları

NADİR ULUS

NADİR ULUS

8 Haziran 2017 Perşembe 23:25
0 0

Ramazan ayı körfezde diplomatik işlerin yavaşlaması, sakin ve huzurlu geçmesiyle bilinir. Ancak Riyad-Abu Dabi ve Katar arasında yaşanan kriz bütün Ramazan dizilerini gölgede bırakacak bir reytinge sahip. Bölgedeki her kesimin krizi dikkatle takip ettiğini söylemek mümkün. Küçük, zengin, anti-demokratik ve karanlık bir devlet olan Katar’ın bu istisnai yapısı nedeniyle krize ilişkin yorumlar siyasal İslam, İran, Türkiye, Katar’ın doğalgaz alıcıları, helyum gazı pazarı, fon sağladığı uluslararası dev Avrupa bankaları gibi çok geniş bir alana sahip.

 

ABD Krizin Neresinde?

 

ABD'nin bu krizin neresinde olduğu sorusu oldukça önemli çünkü bölgenin fiili patronu Washington. Genel kanaat bölgedeki monarşilerin kaderinin Amerikalıların elinde olduğu ve bu nedenle Katar şeyhinin akıbetine de ancak Amerikalıların karar verebileceği yönünde. Yapılan değerlendirmeler Katar krizinin ABD'nin bir projesi olduğu ya da en azından onayıyla yapıldığına işaret etmekte.

 

Donald Trump'ın Başkanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Ürdün gibi Arap ülkeleri dış politikalarını Beyaz Saray'a endekslemiş durumdalar. Özellikle de Trump'ın gösterişli Riyad Zirvesi'nin hemen sonrasında gelen bu krizin Amerikalıların onayıyla başlatıldığını düşünmek oldukça doğal. Zaten ABD ile ilişkileri bu kadar iyiyken Suudi Arabistan ve Abu Dabi'nin Katar karşıtı kampanyaya başlamadan önce Amerikalılara danışmaması anormal olurdu.

 

Kaldı ki, Katar'da muhtemel bir yönetim değişikliğinde ABD'nin somut çıkarları olduğunu söylemek de mümkün. Doha'da Washington-Riyad-Abu Dabi eksenindeki bir yönetim, ABD'ye uluslararası enerji ve finans alanlarında hatırı sayılır bir koz verebilir.

 

Trump'ın krize ilişkin tweetleri de Riyad ve Abu Dabi'nin arkasında ABD'nin yönlendirmesinin olduğu görüşünü desteklemekte.

 

Öte yandan, krize yönelik Amerikan tepkileri sadece Başkan Trump'ınkilerden ibaret değil. Ancak Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden gelen tepkiler Trump'a nazaran çok daha tarafsız ve uzlaşı yanlısı bir yaklaşıma sahip. Bu açıdan Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı’nın Trump'la görüş ayrılığı kamuoyunun dikkatini çekmekte.

 

Dahası Katar'daki Amerikan üssü yeni başlayan Rakka operasyonunda da kritik öneme sahip. IŞİD'le mücadelenin önemli bir evresinde Katar merkezli bir krizin Pentagon yetkililerini memnun etmesi beklenemez. Her şey bir yana ABD'nin yıllardır toprağını kullandığı bir ülkeyi Başkan Trump'ın teröre destek veren ülke olmakla suçlaması da oldukça ironik.

 

Bu çerçevede, akla krize ilişkin Trump'ın pozisyonuyla Amerikan devletinin pozisyonu arasında bir farklılık olabilir mi sorusu gelmekte. Amerikan Başkanı olarak dış politikada son söz Trump'ın olsa da, Amerikan kurumsal yapısı yeri geldiğinde Başkan’a tercihlerini dayatabildiğini kısa süre içinde gösterdi. Nitekim Dışişleri Bakanlığı ya da Pentagon baskı yapmış olacak ki Trump Katar şeyhiyle telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

 

Krizin Geleceği?

 

Riyad ve Abu Dabi bir şekilde Katar'a boyun eğdirmeyi başarırsa Körfez saflarında önemli bir çatlak giderilerek, Trump-Körfez işbirliğinin ikinci adımı olan İran’la mücadele safhası için hazırlıklar tamamlanmış olacak.

 

Aynı mantıkla, Katar yönetiminin bu dalgayı atlatması halinde, Doha Körfez için daha tehlikeli bir hal alabilir.

 

Suudi Arabistan Trump ziyaretiyle bölgede gövde gösterisi yapsa da aslında sıkıntılı bir dönemden geçmekte. Yemen savaşı ve petrol fiyatları bir yana Suudi yönetimi Vahhabi rahatsızlığı, modernleşme yanlıları, terör, ekonomik kriz, vb. birçok 'tehditle' karşı karşıya. Böylesine bir dönemde Katar gibi karanlık ilişkilere sahip ve finansal gücünü kullanmaktan çekinmeyen bir gücün Körfez saflarının dışına itilmesi bölge dengelerini temelden bombalamak anlamına gelecektir. Katar, Hizbullah gibi Şii örgütlerle, siyasal İslamcılarla ve el-Kaide gibi aşırılıkçı unsurlarla ayni anda ilişki kurabilen bir potansiyele sahip. Bu potansiyelin dışlanmış bir Şii nüfusa sahip, el Kaide ve IŞİD gibi aşırılıkçı örgütlerin güçlü olduğu Riyad için ne derece tehlikeli olabileceğini söylemeye gerek yok.

 

Aslında başta Körfez olmak üzere Orta Doğu bu gibi gerilimlere alışık. Suudi Arabistan yakın zaman önce adalar nedeniyle Mısır’la, güney Yemen konusunda BAE'yle karşı karşıya gelmişti. Ancak bu gibi 'sistem-içi' sürtüşmeler zamanla aşılabilmekte. Katar krizinin diğer 'sistem-içi' sürtüşmelerden birisi mi olduğu yoksa uzun vadeli stratejik bir kırılmanın habercisi mi olduğunu zaman gösterecek.

 

Türkiye’ye etkileri

 

Ankara-Doha ilişkilerinin özel yapısı nedeniyle Katar krizi Türkiye gündeminde geniş yer buldu. Bu konudaki genel kanaat Katar'daki muhtemel bir köklü değişikliğin Türkiye’ye önemli etkileri olacağı yönünde. Ancak bu etkileri önceden kestirmek oldukça güç. Türk devletinin kurumsal yapısının çökertilmesi ve hukuk devleti diye bir şeyin bırakılmaması sonucunda Erdoğan hükümetinin karanlık ilişkilerinin boyutları bilinememekte. Bu nedenle Katar krizinin Türkiye’deki etkilerini kestirmek şimdilik zor.

 

Öte yandan Ankara'daki asıl korku Katar krizinin daha geniş çaplı bölgesel bir dönüşüm planın bir parçası ya da ilk adımı olabileceği korkusundan kaynaklanmakta. Katar ve Türkiye birçok konuda benzer tutumlara sahip ve bölgesel dengelerde birbirini tamamlayan bir rol oynamakta. Bu nedenle, her ne kadar konumu ve ölçeğindeki muazzam farktan dolayı Türkiye’ye benzer yaptırımların uygulanması zor görünse de bölgede artık Katar'a yer yoksa Türkiye’ye de yer yoktur diye düşünmek doğal karşılanabilecek bir durum.

 

Dahası Trump'la istediği ilişkiyi kuramayan Erdoğan’ın Körfez’le ilişkileri de tehlikeye girmekte. Türk-Amerikan ilişkileri sadece Suriye alanıyla sınırlı değil. Washington’dan ve genel olarak Batı’dan dışlanmış olmak Türk dış politikasının bölgedeki potansiyelini de sınırlandırmakta.

 

Hal böyleyken, Katar'a destek için Türk askerini göndermenin krizin yatıştırılmasına faydası olmayacağı gibi Türkiye’ye olan düşmanlığı artırır. Katar Körfez için sonuçta 'aileden biri'. Bu nedenle kısa süre içinde Katar kolaylıkla barışırken Türkiye’nin yine kaybeden tarafın bayraktarlığını yapması da mümkün.

 

Katar krizinin sonuçları ne olursa olsun bölge yeni dalgalanmaların arifesinde. Demokratik değerlere bağlı ve ekonomik istikrarı yakalamış bir Türkiye bölge için bir ümit kaynağı olabilirdi. Fakat Erdoğan’ın Türkiye’si yeni bir bölgesel girdabın ancak kurbanı olabilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha