• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Kim getirdiyse o götürür!

SAİD SEFA

SAİD SEFA

24 Mart 2016 Perşembe 13:36
0 0 3

Türkiye'yi, Türkiye yapan en önemli değer Ortadoğu ve Asya'dan, Avrupa'ya geçiş kapısı olması.

 

Coğrafyasından bahsetmiyorum.

 

Tarihinden, ekonomisinden, dünyaya bakış açısından, politikasından, sanatından, sporundan, sosyal yapısından, demokrasiyle olan ilişkisinden, insan kalitesinden, motivasyon unsurlarından, gelişime açık olmasından, dininden ve hatta eğitim düzeyinden bahsediyorum.

 

Neresinden bakarsanız bakın Türkiye köprü görevini devam ettirdiğinden uluslararası politika belirleyicilerin ilgi alanı ve de müttefiki olmaya devam edecek.

 

Hatta Türkiye ile müttefik olma zorunluluğu hep olacak.

 

Geriye dönüp baktığınızda toplum mühendisliği yapanlar, uluslararası iletişimi ve etkileşimi dikkate alarak yaptılar yapacaklarını.

 

Dünya değişti, değişmek zorunda hissetti. Politikanın temel dinamikleri de değişti.

 

Güç el değiştirdikçe, yeni jenerasyonlar eskinin atıl versiyonlarını devam ettirmeyip güncellendikçe, ABD'den Avrupa ülkelerine kadar bir çok yerde gizli açık gladyovari yapılar daha şeffaf hale gelme zorunluluğu hissetti.

 

Dünyanın kendisi belki de ''derin dünyadan'' kurtulma mecburiyetinde kaldı.

 

Kullanılmış, eskitilmiş, tüketilmiş yöntemler, usuller ve insanlar diskalifiye edildi.

 

Uluslararası düzen, kendi politikasını ve bağlamlarını değiştirirken sair Müslüman ülkelerin ve de Ortadoğu'daki bir çok etnik yapılanmanın da kendisini güncellemesini ve onlardan yeni düzene ayak uydurmasını bekliyor, bunu talep ediyordu.

 

Türkiye eski atıl yapılardan ve vesayetçi hükümranlardan kurtularak rol model olacak, köprü görevinden ötürü de etrafındaki sair ülkeleri entegre edecekti.

 

Entegrasyonu gerçekleştirme ve rol model olma görevini, uluslararası politika belirleyiciler, ABD üzerinden AKP'ye biçtiler.

 

Avrupa ülkelerinin, uzunca süre mesafeli davrandığı ama ABD'nin olabilirliğine inandığı AKP projesi devreye sokulduğunda, Türkiye hukuk sisteminden, bürokrasiye, askeri yapısından güvenlik mekanizmasına ve medyasına kadar bir çok alanda yeni bir dizayn sürecine giriyordu.

 

Reza'nın tutuklanmasında da görüldüğü gibi ABD hiçbir hesaplaşmayı paldır küldür yapmıyor.

 

Tabiri yerindeyse şartları olgunlaştırıyor, pişiriyor zamanı gelince de bir anda süreci işletiyor.

 

AKP'ye olan toplumsal destek üst seviyeye çıkmaya başladığında, henüz AKP kurulmadan alınan kararlar, AKP eliyle devreye sokulmuş oldu.

 

Türkiye'yi devlet yapan bir çok kurumda değişim ve kadrolaşma başladı.

AKP köklü bir parti olmadığından ve de uluslararası politikaları algılayıp ayak uyduracak kadrolar oluşturamadığından Gülen Cemaati'yle doğal müttefik haline gelmesi kaçınılmaz oldu.

 

AKP bir sistemi yıkabilecek güce sahipti. Ama sistem kurabilecek kadroları hiç bir zaman olmadı, hala da yok.

 

Bir çok alanda tasfiye süreci yaşanırken, tasfiye edilenlerin yerine monte edilenlerin Erdoğan ve AKP'nin kontrolüne girmeyecek olması, Erdoğan'ın en büyük endişesiydi.

 

Eski hükümranların tasfiye edildiği kanaati hasıl olduğu andan itibaren, AKP kendinden olmayanları da tasfiye etmeye başladı.

 

Tasfiye süreçlerinin şekillenmesine neden olan mevzu, AKP-Cemaat kavgası falan değil.

 

AKP'nin kendini güçlü sanarak, kendine biçilen rolün dışına çıkması, Neo-Osmalıcı politika gereği bölgeye hakim olacağını düşünmesi, kendisine alan açan ABD'nin bu alanı istediği zaman daraltabileceğini kestirememesi, kendi devrimini gerçekleştirip devleti Erdoğan'ın hakimiyeti alanına alabilecekleri hayali tasfiyelerin ana nedenleriydi.

 

Ayrıca artık ''bizim davamızın adamları yetişti, Cemaatçilere ihtiyacımız kalmadı'' görüşü hakim olmuştu.

 

İhalelerden elde edilen gelirler, 2010-2015 yılları arasında Reza'nın ve Babek Zencani'nin kurduğu para aklama sisteminden edinilen komisyonlar, vekalet savaşlarında rol alsın diye Suudi Arabistan'dan ve Katar'dan gelen sıcak paralar AKP'nin ayaklarını yerden kesmeye yetti.

 

Planın sonunda kendi devrimini yapmayı düşünen AKP kurmayları ile Erdoğan'ın, medyayı adım adım ele geçirdiği de kısa zaman sonra anlaşılmış oldu.

 

17-25 Aralık'tan çok önce bürokrasideki bir çok kişi istihbarat tarafından cemaatçi diye fişlenip Erdoğan tarafından tasfiye edilmeye başlanmıştı.

 

17-25 Aralık'tan aylar sonra Erdoğan bir grup toplantısında 'bunları daha önce devletin koridorlarından temizlemiştik, şimdi de yargının koridorlarından temizliyoruz' diyerek Cemaat'le kol kola olduğu günlerde bile onları tasfiye ettiğini bir yönüyle itiraf etmişti.

 

2007-2011 yılları arasında içişleri bakanı olan Beşir Atalay da kendi bakanlığı döneminde bir çok kişiyi paralel yapı mensubu diyerek görevden aldığını büyük bir iftiharla ilan ediyordu.

 

Yine Efkan Ala içişleri bakanı olarak atandığında AKP'lilerin 'paralel yapıyla başından beri mücadele eden biri bakan oldu, paralelciler korksun' demesi, AKP'nin Cemaatçi olduğunu düşündüklerini 17-25 Aralık'tan çok önce tasfiye ettiğini gösteriyordu.

 

17-25 Aralık AKP'yi, yavaş yavaş hayata geçirmeye çalıştığı devrimi bir anda hayata geçirmek durumunda bıraktı. Dengeler alt üst oldu, ne AKP ne Erdoğan henüz hazır değildi. Bir kaç yıla daha ihtiyacı olan ve kendi kadrolarını yetiştirmek için projeler geliştiren AKP, tek ayakta yakalanmıştı.

 

Ne yapacaklarını bilememenin şaşkınlığıyla kendilerini eski hükümranların kadrolarıyla müttefik olma durumunda buldular.

 

Eski hükümranların, uluslararası politika belirleyiciler tarafından değeri olmadığından ve de AKP eliyle tasfiye edilmiş olduklarından yeniden AKP eliyle oyuna sokulmaları, AKP'yi iyiden iyiye yalnızlığa ve de siyaseten de büyük bir çıkmaza soktu.

 

AKP, 17-25 Aralık sonrasında attığı her adımla kendi sonunu biraz daha yaklaştırmış oldu.

 

Reza'nın tutuklanması şunu gösterdi;

 

ABD, 2002 yılında projelerini uygulamak için devreye soktuğu ve yeni dünya düzenine ayak uydursun diye desteklediği AKP'nin hangi noktadan sonra farklı bir mecraya kaydığını çok iyi biliyor.

 

ABD, AKP kurmaylarının vekalet savaşlarında taraf olma arzusunu, Erdoğan'ın İslam alemi lideri olma hırsını, ortada dönen büyük ve usulsüz paraları, dünyanın bir çok yerine Nijerya'dan Suriye'ye kadar silah gönderildiğini tespit etmekle kalmamış, bunu zamanı geldiğinde raftan indirmek üzere dosyalamış.

 

ABD, Türkiye'de sadece siyasi cenahla müttefik olmaz, hatta en son onlarla müttefik olur. ABD'nin TSK içindeki müttefiklerinin de elinde silah sevkıyatları dahil bir çok dosyanın olduğunu düşünüyorum. Bu dosyalar raftan indirilip AKP'ce devşirilmiş ilke nedir bilmeyen makamların önüne konulduğunda, güce yaltaklanan bu makamların bugün yanında olduklarının karşısına geçmesi hiç de zor olmayacaktır. 

Türkiye'de dengeler, bir gecede değişebilecek şekilde kurgulanmıştır. 

Reza'nın tutukluğunun Gülen Cemaatine bakan yönüne gelince görülüyor ki; Gülen, kendi cemaatini AKP'nin saplandığı bataklıktan tereyağından kıl çeker gibi çekmiş. AKP, Gülen'e ve cemaatine saldırdıkça onların uluslararası arenadaki itibarını yükseltmiş.

Gülen'in içerideki 'daha düne kadar AKP'yle birlikteydiniz' eleştirisini dikkate aldığını sanmıyorum. Bana kalırsa Gülen, başından beri uluslararası politika belirleyicilerin 'AKP ile cemaatin birbirleriyle hiçbir bağı kalmamıştır' kanısına varmasına değer biçiyor.

 

Ve 17-25 Aralık sonrasında gelişen her eylemde Gülen kendi cemaatini, AKP'yi bekleyen sondan uzak tutmayı başarmış.

 

Önümüzdeki günler AKP ve Erdoğan açısından çok daha zorlu geçeceğe benziyor. Bu da Erdoğan'ın ittifak ettiği eski hükümranların da sonu anlamına geliyor.

 

Gitmemek için her şeyi yapacak olan bu iki haris yapı, konumlarını korumak adına ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır.

 

Böyle bir durumda iç ve dış savaş zorlanacaktır; bu da ancak nihai noktada beklenen sonu hızlandıracaktır.

 

SAİD SEFA / HABERDAR

 

www.twitter.com/sefa_said

YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
  • Ziyaretçi
    Alpay Bindebir7 Nisan 2016 Perşembe 05:30 Olayı çok güzel izah etmişsiniz, kaleminize sağlık. Umarım AKP'yi kayıtsız şartsız destekleyen seçmenlerde okur.
  • Ziyaretçi
    burak25 Mart 2016 Cuma 08:17 Yazınız Çok Sade Ve Bir O Kadar Da Derin Olmuş. Olayları Çok Yalın Bir Şekilde Özetlemişsiniz Keyifle Okudum. Teşekkür Ediyorum
  • Ziyaretçi
    E.E Akdoğan24 Mart 2016 Perşembe 15:13 Bir Kahin gibi, Bir gelecek stratejisti gibi bu kadar kompozit akıl beyan etmek ne saçma. Bu ülkenin C. Başkanına, hastalıklı bir şekilde açık veya gayri açık düşmanlık içinde olmayı, akıllı bir gelecek okuyucusuymuş imajıyla sarmalamanız çok basit duruyor. Dış kaynakların size sunduğu algıyı gerçek sanıp yutmanız bunun üzerine planlama yapmanız sizin yapısal sorunlarınızın olduğunu gösteriyor. Sev yada sevme bu adam sizden daha çok bu memlekete ait. Bu kadar milli olmaktan korkmayın, siz en az %51 yabancılaşmış olabilirsiniz, Kodlarınız bozulmuş, algılarınız özünüze karşı ön yargılı bir hale getirilmiş olabilir, Tüm bunları kendi üzerinizde de görebileceğiniz gibi sizin beyniniz yıkanmış. Birde burdan kendinize içsel bir yolculuk yapın belki öz hamurunuza ulaştığınızda kurduğunuz sentezden utanırsınız.... Adı ne olursa olsun bu memleketin C. Başkanına bu kadar düşmani akıl yürütmeniz biz yeni nesil ulusal solcu insanların bile miğdesini bulandırıyor. Kendi adamına sahip çıkmaktansa elin adamının sözüne sahip çıkmanız ve içten içe bu memeleketin başının ipte sallanmasına alkış tutacağınız o günler hiç gelmeyecek. Siz ve sizin gibi dış kaynaklı beslenen kendini modern ve Medeni zanneden ve aslında en tutucu ve gerici kalabalığın ve güruhun temsili içinde bulunan sizlerin devri yeni solcuların varlığıyla kaybolacaktır. Memlekete sahip çıkıyoruz.
YORUM EKLE

captcha