• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Kırk Katır mı Kırk Satır mı?

NADİR ULUS

NADİR ULUS

8 Mart 2017 Çarşamba 08:43
0 0

İngiltere Başbakanı Theresa May Trump'ın ayrıcalıklı ilk ziyaretçisi olarak ABD'den ülkesine döner dönmez üzerinden henüz 24 saat geçmeden yol yorgunluğuna rağmen 28 Ocak 2017 tarihinde Türkiye'ye geldi.

 

Başta Erdoğan olmak üzere bir dizi ziyaret ve temaslarda bulundu. Hemen akabinde 2 Şubat 2017 tarihinde Ankaranın başka ağır bir konuğu vardı. Angela Merkel.    

 

Bu arada Avrupa'ya soğuk savaş sonrası NATO'nun en büyük sevkiyatına tanık oluyorduk. Soğuk savaş sonrası batı bloğuna katılan Baltık ülkelerinde ciddi bir hareketlenme olduğu ajanslara düşen haberler arasındaydı.   

 

CIA'nın çiçeği burnunda başkanı  Pompeo ilk ziyaretini 9 Şubat 2017'de Ankara'ya yaparak görüşme trafiğine aşırı bir gizem katı. Görüşmeden hemen önce Rus jetlerinin hata ile izahı mümkün olmayacak şekilde El-Bab'ta askerlerimizi vurması, ziyaretin içeriği hakında bir kanaat edinmemize ciddi katkı yaptı!  

 

AB liderlerinin uzun süredir Erdoğan'a randevu vermedikleri ve ülkelerinde bir arada görünmekten kaçındıkları sır değil.   

 

İyi de kendi ülkesinde Erdoğan'a randevu dahi veremeyen Avrupa'nın önemli ülke Başbakanlarının ve CIA başkanın ziyaretini nasıl okumalıyız?    

 

İngiltere Başbakan'ın gündem maddelerinden birisinin Kıbrıs meselesi olduğunu söylemek kehanet olmaz.   Almanya Başbakanın gündem maddeleri arasında göçmen krizi, Almanya'da MİT destekli yürütülen fişleme ve istihbarat faaliyatleri olduğunu söyleyebiliriz. Ancak tahmin edilen tüm bu nedenlerin aslında ziyaretlerin gerçek nedenini perdelediği kanaatindeyim.  

 

Asıl sorunu anlamak için geçmiş bir kaç açıklamayı hatırlamakta yarar var:   

 

NATO  Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı Orgeneral Curtis 8 Aralık 2016 tarihinde yaptığ açıklamada "TSK'daki görevden almalar ittifakı zayıflatıyor, kaygılıyım." dedi. NATO'da görevli Türk subaylarının darbe planlamasında yer aldıklarını düşünüp düşünmediğine yönelik soruya ise açıkça "hayır" cevabını verdi. Komutan, NATO'nun bilinçli şekilde zayıflatıldığını, NATO'da görevli Türk subaylarına haksızlık yapıldığını söyledi.   Suudi Arabistan Ankara Büyükelçisi Dr.Adil bin Serraç Medad, ocak ayında BBC Arapça'ya verdiği demeçte: Erdoğan'ın Suriye politakasından çark ederek Rusya'ya yanaşmasını kendilerine ve tüm Araplara  ihanet olarak değerlendirdi. Suudi Büyükelçinin beyanları diplomasi dili açısından çok sertti ve yenilir yutulur cinsten değildi.   

 

15 Temmuz kontrollü kaşkışması bahane edilerek TSK'daki özellikle de batı yanlısı NATO subaylarının büyük çoğunluğunun tasfiye edilmesine NATO ve diğer batılı mütefiklerin bundan rahatsızlık duyduğu anlaşılıyor.   Suriye politikasında U dönüşü yapılarak Rus ve İran blokuna yanaşmanın hem batılı hem de Arap mütefiklerimizi ciddi şekilde rahatsız ettiği anlaşılıyor.   

 

PYD ile ilişkilerimizde ABD ve batı karşıtı politikaların yine ciddi rahatsızlık kaynağı olduğu görülüyor.   

 

Rusya ile Batı bloku arasında yeni soğuk savaş rüzgarlarının estiği süreçte NATO'nun ikinci büyük ordusunu teşkil eden Türkiye'nin eksen değişikliği çabası ve zikzaklı politikasının batılı müttefiklerimizi endişelendirdiği ve buna  müsamaha göstermeyecekleri ortada.   

 

Tüm ziyaretlerin perdelenen  gündem maddelerinden birisi belki de en önemlisi müttefiklik ilşkisi ile bağdaşmayan eksen kayması şeklindeki dış politika ve NATO'da görevli batı değerlerine yakın subayların tasfiyesi ile ordunun zayıflatılması  olmuştur.  

 

Başta ABD ve diğer batılı mütefikler Erdoğan'ın öngörülemeyen ve eksen kayması olarak anlaşılabilecek dış polititasından rahıtsızlık duyuyorlar.  Kanaatimce eksen kayması konusunda gerek CIA başkanı gerek diğer Avrupalı liderler en net şekilde belki de üst perdeden talep ve endişelerini Erdoğan’a iletmişlerdir.  

 

Yine ABD'nin eğitip donattığı neredeyse düzenli ordu kurduğu Suriye'deki en güçlü mütefiği PYD'ye bakış konusunda da Türk tarafının uyarıldığını söylemek kehanet olmaz. Ayrıca Suriye'de başına buyruk askeri harakatın da gündeme geldiği tahmin edilebilir.  

 

Başkanlık konusunun konuşulup konuşulmadığını, önümüzdeki süreç belirleyecek.   

 

Erdoğan'ın yeniden batı blokuna dönmesi ve NATO konseptine uygun askeri stratejileri benimsemesi  mümkün mü? Erdoğan'ın başında Demoklesin kılıcı gibi sallanan Büyükelçi cinayeti sebebiyle Ruslarla arayı bozmak istemediği açık. Rusların da Erdoğan’ın tek taraflı ayrılığına göz yumacaklarını sanmıyorum.   

 

Nitekim 15 Temmuz kontrollü kalkışmasında Erdoğan'ın yakın oyun kurucuları içerideki Avrasyacı ekibin basına yansıyan aba altından sopa gösteren beyanları bu tezimizi güçlendiriyor.   

 

Erdoğan'ın politik sapmadan geri dönmesinin en somut temel şartı, öncelikle ihrac edilen ve tutuklanan tüm NATO subaylarının iadei itibar ile görevlerine dönmesini sağlanmasıdır. Bunu yapması imkansızdır. Bu yapılmadıkça Erdoğan'ın Körfez ülkelerinde yaptığı  Pers mililyetçiliği karşıtı söylemleri sadece günü kurtarmaya ve batılı mütefikleri oyalamaya yönelik hamleler olarak değerlendirilecektir.   

 

Erdoğan'ın günü kurtarmaya yönelik dış politikasının sonu gelmiş görünüyor ve Erdoğan bu kez gerçekten zorda kalmıştır. Bir yandan batık ekonomin de zorunlu kıldığı ve her halukarda muhtaç olduğu batı bloku, diğer yandan nevrotik aşk yaşadığı İran-Rus ittifakı. Kırk katır mı kırk satır mı, nihai kararı Erdoğan verecek?

YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha