• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Türkiye sinemasının ‘ilk klasik müzik filmi’ Rom-An, festival yolunda

Türkiye sinemasının ‘ilk klasik müzik filmi’ Rom-An, festival yolunda
0 0

Bunca yıldır dizi ve filmlere komedi unsuru olarak yansıtılan Romanlar, ekranlara bu defa farklı bir açıdan geliyor.

10 Eylül 2019 Salı 18:11

Oyuncu Oğuzhan Yıldız’ın senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği Rom-An filmi, Romanların iç dünyalarını ve yeteneklerini ön plana çıkarıyor. Aynı zamanda Türkiye’de yapılan ‘ilk klasik müzik filmi’ olan Rom-An, festival hazırlıklarını da tamamladı. Oğuzhan Yıldız, uluslararası festivallerin ardından beyaz perdede görücüye çıkacak olan filmle ilgili soruları euronews Türkçe için cevapladı.

 

Yıldız, filmin isminin ilk başta Rom olduğunu söylüyor. Nitekim erkek Romanlar için Rom tabiri kullanılır, filmdeki Alican karakteri de yetimhanede büyümüş bir Rom. Aynı zamanda hipertimestik, yani unutmama sendromuna sahip ve mükemmel bir fotografik hafızası var. Bir başka açıdan ise rom, bilgisayardaki en küçük, değişmeyen, hafıza olarak silinemeyen yapı demek. An da en küçük zaman birimi. Bu anlamda da filmin adı Rom-An. Bir Roman’ın en küçük zaman biriminde neler yaşadığını görüyoruz bu filmde.

 

 

Film, Rom Alican ile evladını kaybettikten sonra hayattan vazgeçmiş ünlü bir keman virtüözü olan Leyla’nın serüvenini anlatıyor. Kemanıyla sürekli iletişim halinde olan Alican ile müziğe küsen Leyla’nın arkadaşlığı söz konusu. Ünlü bir virtüöz Roman’a destek olmuyor sadece, Ali Can’da onu yeniden hayata bağlıyor.

 

Çocukluğunun Bayrampaşa’da geçtiğini anlatan Yıldız, Taşlıtarla ve Sarıgöl civarında Roman arkadaşları olduğunu, onların müzik konusundaki doğal yeteneklerini gördüğünü ve özendiğini dile getiriyor. Bu insanların komedi malzemesi yapıldığını, yeteneklerinin yansıtılmadığını düşünen Yıldız, “Romanlar 1050 yılında Hindistan’dan göç etmeye başladıkları andan itibaren farkında olmadan da bir kültür aktarımı yapmışlar. Saklayabildikleri kültürleriyle birlikte bulundukları ülkelere adaptasyon sağlamışlar. Bu önem teşkil ediyor. Roman müziğinin içinde dünya müziklerinden enstantaneler var. Müzik evrensel olduğu için (Romanların da Türkiye’de sorunları olduğu için) onların yeteneklerini göstermenin bir borç olduğunu düşünüyorum.” şeklinde konuşuyor.

 

"Türkiye’de ‘Çingeneler Zamanı’ kalitesinde bir film yok"

 

Yıldız’a göre dünya sinemasına baktığımızda ‘Çingeneler Zamanı’ var ve çok iyi bir film, Romanların iç dünyasını yansıtıyor. Türkiye’ye baktığımızda böyle bir film göremiyoruz. Hatta klasik müzik adına da bir film göremiyoruz. “Romanların yeteneklerinin görmezden gelindiğine inanamıyorum.” diyen Yıldız, bu filmin Romanlara olan bakış açımızı değiştireceğini, Romanları yok sayan kesimle Romanları birbirine yakınlaştıracağını söylüyor.

 

 

Sinemanın ve müziğin evrensel yanına dikkat çeken Yıldız, seyircinin klasik müzikle Roman müziklerinin bir arada olduğu filmi izlemek isteyeceğini düşünüyor. Bu anlamda Rom-An’ın farkına değiniyor: “Mahallede birbirini döven, vuran kıran bir Roman lanse etmek kolay. Ben yetenekli bir Roman’ın huzurunu, klasik müzikle olan bağını ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Farkı da burada. İlginç olan bir Roman’ın klasik müziğe hakimiyeti. Bir fırsat verilse neden virtüöz olarak binlerce kişiye konser vermesin ki? Türkiye’de yapılmış ilk klasik müzik filmi aynı zamanda.”

 

“Romanlar halkımın içinde bir renk”

 

Yıldız, Romanlarla ilgili film yapmak istediğini ilk dile getirdiğinde çeşitli tepkilerle de karşılaşmış. Her gün yolda gördüğü bir şeyi görmezden gelemeyeceğini söyleyen senarist, “Beraber İstiklal Caddesi’ne çıksak görebilirsiniz. Bu yetenek benim ülkemi de temsil ediyor, halkımın içinde olan bir rengi de temsil ediyor. Onunla gurur duymam lazım. Biz birbirimizle gurur duymayı bıraktık. İnsanlar o kadar ayrıştı ki o başkasıymış gibi düşünüyor.” diyor.

 

“Artık eski Roman mahalleleri yok”

 

Birçok Roman mahallesine gittiğini, Sulukule gibi mahallelerle karşılaşmadığını anlatan Yıldız’ın ifadesiyle artık kendi içine kapanmış, bireysel yapılarını oluşturmuş, kültürü değişmiş, dilleri değişmiş Roman mahalleleri var. Yıldız da bu sebeple filmi Vefa semtinde çekmiş. Çünkü orada Arap, Suriyeli, Roman iç içe geçmiş, kültürler birbirine karışmış. Senarist, “Bilerek az Romanlı bir yer seçtim. Sinemada kalabalıklar içinde ve eğlenen Roman görüyoruz genelde. Niye kalabalık olmak zorunda? Hiç mi yalnız kalmıyorlar? Hiç mi dertleri yok? Ben onların yalnızlıklarını çekmek istedim. Bunları lanse etmek istedim. Tek bir Roman’ın kendi iç dünyası yansıtılamaz mı? Belki o iç dünyası hepimizin haykırışı.” şeklinde konuşuyor.

 

Film Avrupa’daki Romanlarla da buluşacak

 

Genç senarist, festival listelerinin hazır olduğunu, fragmanın özellikle Avrupa’daki festival komiteleri tarafından beğenildiğini, iki festivalden de çağrı aldıklarını kaydediyor. Avrupa’daki Roman nüfusunun yoğunluğuna dikkat çeken Yıldız, oradaki Romanlara da haklarının ne kadar yetenekli ve zeki olduklarını bir kez daha hatırlatmak istediğini söylüyor. “Romanlar ağır işlerde çalışacak insanlar değil, sanat insanları ve sanata yönlendirilmeleri gerekir. Benim malzemem onlar ama onlar, kendilerine benim onlara güvendiğim kadar güvenmiyorlar, bu çok acı.” diyor ve kendilerine güvenmeleri gerektiğini vurguluyor.

 

Ocak’ta vizyonda

 

Filmin dünyanın her tarafına gideceğini dile getiren Yıldız, Kanada’daki bir festivalden de davet aldıklarını, talep olduğu için işlerinin rahat olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Sundance, Berlin, Altın Ayı, Cannes’te de yarışacağız. Ancak bazı festivaller film, vizyona girmeden alıyor, bazıları vizyon sonrası değerlendiriyor. Bu sebeple vizyon gecikecek, film gidebildiği kadar çok festivale gidecek. Türkiye’de ocak gibi vizyona sokmayı planlıyoruz.”

 

KAYNAK: EURONEWS TÜRKÇE - HEMRA NİDA

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha