• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Laik muhalefette CHP boşluğu ve Diyanet'e Reina dersleri

YAVUZ BAYDAR

YAVUZ BAYDAR

5 Ocak 2017 Perşembe 14:09
0 0

Türkiye, maruz bırakıldığı felaketler üzerine ders çıkarmayanların, derinlemesine düşünmeden yola devam edenlerin, mutsuzluğuna rağmen başına gelen herşeyi kabullenenlerin ülkesi.

 

Türkiye aynı zamanda vurdumduymaz devlet kurumlarının ve 7'den 70'e hemen herkesin suçu-kabahati başkalarında arayan, 'iç ve dış düşman' masallarına inanmaya teşne bireylerinin ülkesi.

 

Burası, sağcı ve muhafazakarların tevekkül ve itaatkarlığını haydi anladık, normal şartlarda gerçekçi olması gereken solcuların bile ucuzlatılmış 'herşey güzel olacak çocuklar' tipi sloganlarla kendisini avutmaya çalıştığı bir yer.

 

Bakın, Reina vahşetinin tozu dumanı arasında Diyanet tartışmaları gelip geçiverdi.

 

Oysa devletin bu en zengin kurumunun durduk yerde yayınladığı yılbaşı hutbesinin katliam fotoğrafı içindeki kapladığı yer, bir sorumsuzluk örneği olarak laik kesimlerin teşhir kampanyasının parçası olmalıydı.

 

Ama, taa Roboski'den bu yana Türkiye'deki kıyıma kendisine dokunulmadığı sürece sessiz kalan kentli 'üst orta sınıf'ımız, Ortaköy'deki kan banyosunu da adeta unutmaya terk etmiş durumda.

 

Oysa, İrfan Aktan'ın Duvar'da yazdığı gibi:

 

"Noel üzerinden yürütülen kara propaganda aslında 2017’de yaşanacak olan yeni çatışma zemininin ilk aşamasıydı. Reina saldırısı örgütsüz, tepkisiz Türkiyeli laiklere yönelik ilk savaş ilanı olarak tarihe not edilebilir. Zira bu katliamla sadece cihatçı zihniyete tepki gösteren veya demokrasi-özgürlük talep eden kesimlere değil, sessiz laiklere de yaşam hakkı tanımayacağı ilan edildi."

 

Aktan'ın şu tespitlerine de katılıyorum:

 

'Cihadistlerin hedefinde  zannedildiği gibi sadece muhalif Kürtler, Aleviler, solcular ve diğer muhalif kesimler değil, laiklik anlayışının bizatihi kendisi de var. Zira söz konusu mekâna yönelik saldırının hedefinde siyasi değil sosyal bir grup vardı. O grup da, saldırganların nazarında “içimizdeki Batı”yı temsil ediyor. 2017’de “içimizdeki cihadist anlayış”, “içimizdeki Batı”yı söküp atmaya odaklanacağa benziyor.'

 

'Türkiye’deki cihadistlerin yaşadığı özgüven patlaması, 2016’nın hesabını soran, yeni bir gelecek projeksiyonu kuran ve bunun için mücadele eden demokrat siyasetçileri, gazetecileri hapse tıkayan zihniyetten de besleniyor. Ama sadece bu değil: Şu anda Türkiye’de demokrat laikler kadar sahipsiz, örgütsüz, savunmasız başka hiçbir kesim yok. Bu kesime yönelik saldırıların önüne barikat kuracak siyasi bir iradenin esamesi okunmuyor. Militarist, Kemalist, milliyetçi veya ulusalcı laikler ise şimdilik sisteme eklemlenerek varlıklarını sürdürebileceklerini zannetseler de, bir sonraki halkada onlar da var.'

 

Aktan'ın eleştirilerinin önemli bir kısmı, genelde mağdurlara sahip çıkmakta gerilerde kalmış CHP'nin, kuruluş ve varoluş ilkelerinin en önde geleni olan laikliğe bile sahip çıkamayışına yönelikti.

 

 

Beni asıl düşündüren ise, Türkiye'nin temel payandalarından olan laiklik mefhumunun en sorunlu kurumsal temsilcisi olan Diyanet'in, yılbaşı hutbesinin bölücü-kutuplaştırıcı içeriğinin ve bu kuruma o metni yazdıran zihniyetin CHP tarafından doğru dürüst mesele edilmemesi.

 

Oysa bu kışkırtıcı metin, anamuhalefet önüne tepsiyle gelmiş bir fırsattı, ve Ortaköy katliamının ölümcül nefesini kapılarının eşiğinde hissetmiş kentli 'üst orta sınıf'ların ve 'Pakistanlaşma' sürecinden bizar diğer kesimlerin toparlanarak demokrasi talepleriyle sokağa çıkması için hayati bir vesileydi.

 

Reina'nın kapısına karanfil bırakmakla, üç-beş vozurdanmayla yetinen CHP liderliği, Genelkurmay'ın yerine 'ana vesayet kurumu' olarak tam bir 'Sünnici talim terbiye' işlevine soyunan Diyanet'i eleştiri kampanyalarının merkezine alabilirdi.

 

Bunu yapmak da, daha şimdiden 12 milletvekili hapishaneye atılmış olan HDP'ye düştü. İktidar güdümlüsü-bağımlısı medya HDP'ye 'yok' muamelesi yaptığı, her söylemini sansürlemeyi marifet saydığı için partinin Diyanet'e ve başkanı Mehmet Sönmez'e eleştirileri de güme gitti.

 

HDP Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım'ın dile getirdiği eleştirileri tarihe kayıt düşmek adına buraya ana başlıklarıyla alıyorum:

 

- Diyanet İşleri Başkanı saldırıdan sonra açıklama yapmış, 'katliamın mabet ya da eğlence yerine yapılması arasında fark yok' demiş. Günaydın Sayın Başkan! Cizre’de onlarca insanın diri diri yakılması arasında bir fark mı vardı ki siz sustunuz? Yüzlerce sivil insan öldürülürken bir fark mı vardı ki siz sustunuz? Sormazlar mı adama?

 

- Diyarbakır Milletvekilimiz Nimetullah Erdoğmuş, Hudeybiye Barışı antlaşmasını bir Cuma’da anlattığı için derdest edildiğinde hiç rahatsız olmadınız mı?

 

- Diyanet İşleri Başkanı, bir hoşgörü dini olan İslam’ı temsil edemiyorsunuz. Bu din hoşgörü dinidir. Bu kutsal dini daha fazla töhmet altında bırakacak, kitleler nezdinde sorgulatabilecek noktalara götürmekten vazgeçin. Bu işten elinizi çekin.

 

- Dinler devletleştirilemezler.

 

- Dinler iktidarın aracı olarak kullanılamazlar.

 

- Yaşam tarzları üzerinde hutbe okutulamaz.

 

- Yaşam tarzları üzerinde sorgulamaya gitmek, Diyanet İşleri Başkanı’nın işi değildir.

 

- Dine bundan daha büyük zarar verilmez.

 

- Sayın Görmez, bu ülkedeki bütün dinleri temsil etmiyorsunuz, daha fazla zarar vermeden istifa ediniz.

 

HDP'den uzak durmak için elinden gelen çabayı gösteren CHP liderliğinin en azından laiklikle ilgili bu noktalarda ortak bir söylem geliştirmesi, umutsuzlukta dibe vurmuş muhalif tabanda bir umut ışığı yakabilirdi ama olmadı.

 

Ne yazık ki, arkasına medyanın tüm yandaş ve otosansürcü-korkak kesimini almış iktidar, şimdiden tartışmayı kontrol etmeyi ve Diyanet'le ilgilli itirazları bastırmayı başardı bile.

 

 

Oysa Diyanet'e 'haddini bil ve kurumsal ilkelerine geri dön' anlamında söylenecek çok şey var.

 

Peki, 7 milyar TL'ye yaklaşan bütçesiyle sadece en semiz devlet kurumu olmakla kalmayan, bu haliyle 12 bakanlığın bütçeleri toplamını geride bırakan Diyanet'in başkanı Mehmet Görmez, her şeye rağmen yaşanan vahşetten ders çıkarmış mıdır?

 

'Bize İslamcılar terörist olur, insan katili olur dedirtemeyeceksiniz' mealindeki 'terörün dini olmaz' veya 'Batı kendisine baksın' tarzı söylem kargaşası ortasındaki sessizliğine bakılırsa, pek öyle görünmüyor.

 

Görmez'e alması gereken dersleri hatırlatalım:

 

- Kurumum, yapısı itibarıyla sadece Sünni'leri temsil etmektedir. Ve güvenilir kamuoyu araştırmalarına göre kendisini 'aktif ibadet eden dindar' olarak tanımlayan Türkiye Sünni kesiminin de sadece yaklaşık yüzde 60'ını temsil etmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'nin karmaşık dinsel dokusu içinde kısıtlı bir kesimi temsil ettiiğimizin bilincinde ve sorumluluğuna olacağım.

 

- Türkiye'nin bütünü adına konuşamam, toplumun tamamını temsil ediyor algısına yol açacak nitelikte hutbe yayınlayamam.

 

- Aynı şekilde, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel payandası olan laiklik konusunda son derece hassas olmamız gerekir. Yurttaş vergilerinin tümünün beslemesiyle bütçesi oluşan Diyanet, maalesef diğer mezhepleri temsil etmemekte; hatta Cemevleri gibi en doğal dinsel kimlik talepleri konusundaki 'ahkam' niteliğindeki beyanlarıyla, bizatihi kendisinin laiklik ilkesini reddettiği bir kurum olmaktadır. Kaldı ki, 80 bini aşkın imamın devletten maaş alıyor olması bile laiklik ilkesinin ihlalidir: Bu yüzden son derece dikkatli olmalıyız.

 

- Devlet birey ile inanç arasındaki alana müdahil olamaz. Bu alanda devlet adına ahkam kesilemez. Kurumumu uyaracağım.

 

- Diyanet, tam tersine hayat tarzları çeşitliliğinin kutsallığını zedeleyici söylem ve uygulamalar yerine, temsil ettiği Sünni kesime bu çeşitliğin laik cumhuriyetlerde ne kadar dokunulmaz olduğunu sürekli telkin etmekle, bağnazlığı yıkmakla yükümlü. asli ödevlerimize geri dönmeliyiz.

 

- İsraf gibi konular üzerinden, yine inançlı Sünni kesimlere hutbe yayınlamakta elbette sakınca yoktur. Ama öncelikle, bu konuda otorite poziyonunda bulunan kurumumun, zırhlı Mercedes gibi güç suiistimali şaibesi yaratmış konularda kendisini aklamış, hesap vermiş olması gerekirdi. Yapmadık, üzerimize yapışık kaldı. Arınmalıyız.

 

- Ayrıca, mesele israf ekseninde bir ahlaklı yaşam tercihi ise, Diyanet'imizin önceliği, elektrik kesintilerinin ayyuka çıktığı ve yurttaşın mağdur olduğu şu günlerde, ayda 1 milyon TL elektrik masrafı olan Başkanlık Sarayı'nı, aynı şehre üç ayrı özel uçak kaldıran devlet ricalini uyarmak olmalıydı. İktidarı sarmalamış yolsuzluk iddialarına karşı asgari hassasiyetimiz olmalı.

 

 

YAVUZ BAYDAR | HABERDAR

 

Kaynak: prizma.wordpress.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha