• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Bloomberg yazarı: Erdoğan başına dert olmayacağına inandığı hiçbir şeyi yapmaktan çekinmiyor

Bloomberg yazarı: Erdoğan başına dert olmayacağına inandığı hiçbir şeyi yapmaktan çekinmiyor
0 0

Bloomberg'de yayımlanan Bobby Ghosh imzalı bir köşe yazısında, "Türkiye'nin ülke dışındaki maceracılığı fırsatçılığa ve cezasızlığa dayanıyor" ifadelerine yer verildi.

20 Ekim 2020 Salı 17:33

Erdoğan'ın, uluslararası toplumun tepki verdiği ancak "karşı bir hamle yapılmayacağına inandığı hiçbir adımı atmaktan çekinmediği" yazıldı.

 

Bloomberg'in köşe yazıları bölümündeki Bobby Ghosh imzalı makalede, Türkiye'nin son yıllarda bölge ülkelerinde uyguladığı politikalar değerlendiriliyor.

 

2010'da Türkiye'nin "Komşularla sıfır sorun" doktrini temelinde bir dış politika izlediğini, diplomasi ve ticaretin sadece komşu ülkelerle değil, dünyanın geri kalanıyla da "uygar ilişkiler" geliştirmek için kullanıldığı yazılıyor.

 

Makalede, o dönem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın uluslararası ilişkiler alanında arabuluculuğuna ve fikrine danışıldığı bilgisi de yer alıyor:

 

"Ancak 10 yıl sonra, Türkiye'nin dış politika görünümü daha çok 'sadece sorun' olarak tanımlanabilecek bir duruma geldi. Ankara, etki oluşturmak için diplomasi yerine askeri gücünü ve sert söylemi kullanmayı tercih ediyor."

 

Makalede buna örnek olarak, kara sınırında ya da deniz yetki alanları çerçevesinde anlaşmazlık olan ülkelerle ciddi sorunlar yaşandığı yazılıyor.

 

Yunanistan, Suriye, İsrail, Kıbrıs, Irak, Ermenistan, Mısır ile sorun yaşadığı vurgulanan Türkiye'nin sınırı olmayan Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Fransa ile de kriz yaşadığı belirtiliyor:

 

"Ve dünya liderlerinin hiçbir konuda uzlaşamadığı bir dönemde, oybirliği içinde oldukları tek bir konu var gibi görünüyor: Erdoğan'ın sürekli bir sorun kaynağı olduğu.

 

"Türkiye'nin kavgacı cumhurbaşkanı, son dönemde kendisine karşı insaflı davranan ve hafif eleştirilerle yetinenlerin bile dikkatini çekmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de yeniden başladığı jeolojik araştırmalardan 'derin üzüntü duyduğunu' açıkladı ve Ankara'nın 'planlı provokasyonuna son vermesi' çağrısını yaptı."

 

'Trump ve Putin yaptırım uygulama konusunda isteksiz'

 

Makalenin yazarı Bobby Ghosh, Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump'ın yakınlığı sebebiyle Trump yönetiminin genelde Erdoğan'a karşı daha yumuşak bir dil kullandığını, bunun bugüne kadarki en sert açıklamalardan biri olduğunu hatırlatıyor.

 

Erdoğan'ın, "iyi dostum" olarak tanımladığı Rusya Devlet Başkanı Putin'le de arasının açıldığı ifade ediliyor.

 

Erdoğan'ın Dağlık Karabağ'daki son gelişmelerde Rusya'nın rolüne pek de iyi gözle bakmadığı yazılan makalede, Türkiye'nin Azerbaycan'ı desteklediği ve nihayetinde Kremlin'den "Türkiye ateşe körükle gidiyor" açıklaması geldiği; Rusya'nın arabuluculuğunda varılan ateşkesin de uygulanmadığı hatırlatılıyor.

 

Erdoğan'a diğer ülkelerden gelen eleştiriler de sıralanıyor:

 

"Türkiye'nin Libya'daki iç savaşa dahil olmasına ateş püsküren Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, şikayetlerine Doğu Akdeniz ve Kafkaslar'ı da ekledi. Daha önce Türkiye'yi cezalandırmak isteyen Avrupa ülkelerini durduran Alman Şansölye Angela Merkel, Türkiye yeniden tartışmalı sularda sismik araştırmaya başlayınca kendisini garip bir pozisyonda buldu. Sözcüsü, "Bu hareketin Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunmayacağı kesin" açıklaması yaptı."

 

Makalede, Hindistan'ın Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda Kaşmir'le ilgili yaptığı konuşmadan memnun olmadığı hatırlatılıyor ve ülkenin BM Daimi Temsilcisi'nin "Türkiye diğer ülkelerin egemenliğine saygı duymayı öğrenmeli" açıklamasına yer veriliyor.

 

Türk dış politikasında 'serbest düşüş'

 

Makalenin yazarı Ghosh, "Türk dış politikasında serbest düşüş olduğunu" şu sözlerle anlatıyor:

 

"Ankara'nın yaşadığı çatışmaların çoğunu Erdoğan seçiyor. Libya iç savaşından ya da Kafkaslardaki krizden rahatlıkla uzak durabilirdi, Kaşmir'le ilgili ateşli söylemini kendisine saklayabilirdi. Her mevzuda konuşmayı kendisi seçti.

 

"Bunların sebebini çözmek ise daha zor. Erdoğan'ın maceraperestliği için kuramlara dayalı açıklama arayanlar yeni Osmanlıcılık, Türk etnik milliyetçiliği ya da İslamcılık gibi seçeneklerle geliyor. Diğerleri jeopolitiği ön plana çıkarıyor. Onlara göre Türkiye çok kutuplu yeni dünya düzeninde kendisine alan açmak için mavera yapıyor. Bu açıdan bakıldığında agresif dış politika aslında hak arama çabası oluyor.

 

"Bazıları ise daha ticari kaygılar olduğunu savunuyor, hidrokarbon yataklarına ya da yeni piyasalara erişim gibi… İç politika argümanı olanlar da var. 'Ekonomik sorunlarla baş eden ve halkın kendisine desteği azalan Erdoğan, Türk bayrağını uzak bölgelerde sallandırarak halkının dikkatini dağıtıyor' diyorlar.

 

"Tüm bu açıklamalardaki gerçeklik payı sınırlı. Eğer Erdoğan'ın dış politikası için bütünlüklü bir teori arıyorsanız, o da şudur: Erdoğan yaptıklarını, sadece yapabildiği ve karşılık görmeden kurtulabildiği için yapıyor."

 

'Libya'da savaşa müdahil oldu ama karşılığında 18 milyar dolarlık anlaşma imzaladı'

 

Bu görüşün ardından makalede bazı örnekler veriliyor. İç politikada ya da bölgesel ticarette herhangi bir bedel ödemediği, savaşın büyük çoğunluğunun da Suriyeli paralı savaşçılar tarafından yürütüldüğü, Libya ve Kafkaslar'daki gerçek Türk varlığının karadan çok havada olduğu, bunu da insan hava aracı teknolojisiyle yapabildiği belirtiliyor.

 

Bunun Türkiye'nin hazinesinde önemli bir gider olduğu ancak Erdoğan'ın "ekonomik kazanımlarla bunun dengeleneceğini" öngördüğünü belirten Ghosh, Türkiye'nin Libya'yla 18 milyar dolarlık inşaat anlaşması yaptığını, petrol ve gaz keşfi için de kendisine bu sayede yeni alanlar yarattığını söylüyor:

 

"Doğu Akdeniz'deki manevraları da Türkiye'nin doğalgaz rezervlerinde hak iddia etme ve donanma gücünü göstermesi için tasarlanmış. Türkiye'nin askeri gereçlerinin satışı da Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ekonomik bağları güçlendiriyor.

 

"Tamamen ticari açıdan bakıldığında, bu atılımlardan elde edilebilecek potansiyel kâr, Yunanistan, Ermenistan ya da Mısır gibi çok da büyük ticaret ortağı olmayan ülkelerle kaçan fırsatlara göre çok daha fazla. Şimdi Türk iş insanları, Riyad-Ankara geriliminin bir sonucu olarak Suudi Arabistan marketinden çıkarılmaktan şikayetçi. Ancak bu rakamlar da çok büyük değil."

 

Makalede, Türkiye'yi eleştiren ülkelerin arasında büyük dünya güçlerinin olduğuna ve bunların ekonomik gücünü de kullanabileceğine; ancak bunu yapmaktan çekindiklerine dikkat çekiliyor:

 

"Türkiye'nin açık ara farkla en büyük ticaret ortağı olan Avrupa Birliği'nde (AB) sürekli buna yönelik altı boş konuşmalar yapılıp Ankara'ya sopa gösteriliyor. Ancak bunun işe yaramadığını artık fark ediyorlar. Sorun şu ki; o sopayı gerçekten uzatmaya istekli değiller.

 

"Macron'un ekonomik yaptırım çağrılarına karşı AB, henüz Türkiye'yi cezalandıracak adımları atmak üzere harekete geçmiş değil. Bu isteksizlik kısmen Erdoğan'ın göçmenlere kapıları açma yönündeki karşı-tehdidiyle açıklanabilir.

 

"Bu elbette ki, şeker dağıtır gibi yaptırım dağıtan Trump yönetimi için bir sorun değil. Ancak Trump bugüne kadar Türkiye'ye yaptırım uygulama konusunda çekingen davrandı. Uyguladığında da bir tepki göstergesi olarak kaldı ve hızla geri çekildi."

 

ABD'nin Türkiye'ye karşı attığı en uzun vadeli ve caydırıcı adımın F-35 jetlerinin satışında çıkarması ve üretime katılımını askıya almış olması olduğu belirtilen makalede, Erdoğan'ın buna rağmen Rus S-400 füze savunma sisteminin ülkeye getirilmesinde kararlı olduğu hatırlatılıyor. ABD Kongresi'nin daha ileri adım atma çağrısına da Trump yanıtsız kaldığı belirtiliyor.

 

Makaleye göre, ABD'nin bu çekimser tavrı sebebiyle, en güçlü üyesinden destek almadan NATO'nun da Türkiye karşıtı bir adım atma olasılığı çok düşük. "Erdoğan bu sebeple NATO'dan çıkarılmaktan da endişe duymuyor."

 

'Moskova kırmızı bayrak göstermiyorsa, bu Erdoğan için yeşil bayrak demek'

 

Tüm bu seçeneklerin sıralanmasının ardından, Rusya'nın Türkiye'ye karşı adım atabilecek tek güç olabileceği belirtiliyor:

 

"Libya'dan sonra Erdoğan'ın Putin'in hedeflerinin karşısına çıktığı ikinci bölge Azerbaycan-Ermenistan savaşı oldu. İkilinin Suriye'de ise ortak hedefleri olmasa da benzer bazı çıkarları var.

 

"Rus lider, Moskova'nın NATO'yu baltalamak ve Türkiye'yi batıdan uzaklaştırmak gibi çok daha büyük bir hedefi olduğu için, Erdoğan'ın cüretkârlığına tolerans gösterdi. Karşılığında Erdoğan, kendisini eleştiren Batılı liderlere göstermediği inceliği göstererek Putin'e karşı dilini hiç sertleştirmedi. 2015 sonunda Türkiye Rusya'ya ait bir savaş uçağını düşürdüğünde, yani ikilinin son karşı karşıya gelişinde, Putin 'sırtından bıçaklandığını' söyleyerek ekonomik karşı önlemler almıştı. Erdoğan ise yazılı bir özürle geri adım attı."

 

Dağlık Karabağ'daki krizde ise Erdoğan'ın, bölgenin uluslararası hukuka göre Azerbaycan'ın kontrolünde olması gerektiğini, buna destek vermeyen ülkeleri sıralarken Rusya'yı da eleştirdiğini hatırlatan makalede, Türkiye'nin Libya ve Suriye'den farklı olarak ilk kez eski Sovyet bölgesinde müdahil olduğu, buranın Rusya için tarihi, kültürel, stratejik ve ekonomik anlamda çok daha kritik olduğu ifade ediliyor.

 

Kremlin'den bu sebeple "ateşe körükle gitme" yorumu yapıldığı, ancak bunun yine de "sırtından bıçaklama" kadar sert bir söylem olmadığı belirtiliyor. Hem de bu kez yorum Putin'den gelmiyor ve beraberinde ekonomik yaptırımlar yok. Ghosh'a göre tüm bunlar, Moskova'nın henüz gerçek bir karşı adım atma konusunda kararlı olmadığının göstergesi.

 

"Çünkü Erdoğan'a göre kırmızı bayrak çekilmemesi; yeşil bayrağın varlığını gösteriyor. Moskova'nın suskunluğu, planlarını uygulaması için izin çıktığı anlamına geliyor."

 

'Erdoğan'ın dış politikasında sistematik bir plan yok'

 

Makaleye göre Ankara, Kafkaslar dahil birçok bölgede fırsatçılık yapıyor ve anlık şartlara uyum sağlamak üzere planlama yapıyor. Aslında "Erdoğan'ın maceracılığı, herhangi bir kapsayıcı doktrine uymuyor. 'Komşularla sıfır sorun' gibi yapıcı ve sistematik bir plan yok, kervan yolda diziliyor."

 

Türkiye'nin dış politikasında uzandığı bölgelerin eski Osmanlı toprakları olması sebebiyle "bir nebze neo-Osmanlıcı olabileceği" belirtilen yazıda, Erdoğan'ın Osmanlı sembollerini çok fazla kullandığı hatırlatılıyor:

 

"Ancak maceraperestliği, bir zamanlar İstanbul'dan yönetilen dünyayı kapsamıyor. Doğu Avrupa'da, Balkanlarda, Gürcistan'a yönelik bir adım yok. Halbuki bu ülkeler Osmanlı Devleti'ne Libya'dan çok daha fazla entegreydi. Ayrıca İran'la da iyi ilişkiler içinde olmaktan memnun görünüyor. Oysaki Pers İmparatorluğu, Osmanlı'nın baş düşmanlarından biriydi."

 

'Din Erdoğan için bir motivasyon değil, araç'

 

Bloomberg'deki makale, Erdoğan'ın "dini motivasyonlarının da fazla abartıldığını" savunuyor:

 

"Evet kendisi açıkça bir İslamcı, kutsal kitaplardan alıntılar yapıyor, farklı ülkelerdeki Müslümanlarla birlik çağrıları yapıyor. Çoğu da Müslüman Kardeşler'e ve Hamas'a verdiği desteğe dayanıyor. Bazıları, tüm bu sebeplerle Müslüman dünyanın lideri olmaya çalıştığını savunuyor.

 

"Ancak daha yakından bakacak olursak, dini inancın Erdoğan için dış politikada bir motivasyondan çok araç olduğunu görürsünüz. Burada da fırsatçılık, inançtan daha doğru bir açıklama. Hamas liderleriyle görüşme, İsraillileri dürtmek için atılacak en basit adım. Keşmir'i BM gündemine getirmek, Pakistan'ı, özellikle Başbakan İmran Han geleneksel ortağı Suudi Arabistan'la gerilim yaşarken, memnun edecek bir adım."

 

Etnik milliyetçilik iddiaları da makalede şu sözlerle detaylandırılıyor:

 

"Eğer çok gayret ederseniz, Türkiye ile Azerbaycan arasında çok eskiye dayanan bağları görürsünüz, ancak iki ülke arasındaki gaz ve petrol boru hatları çok daha güçlü bir argüman.

 

"Hidrokarbon yatakları, en az soy bağları kadar kuvvetli ve Türkiye'nin dış politikasındaki noktaları birleştirmek için diğer teorilere göre daha güçlü. 2003'te ilk kez başa geçtiği dönemden bugüne bakarsanız, Erdoğan'ın uluslararası alanda neden ellerinin bu kadar yere uzandığının en tutarlı açıklaması, ekonomidir.

 

"Komşularla sıfır sorun yıllarının zirvesindeyken, iş insanlarını yanına almadan yurt dışı ziyaretine çıktığı çok az görülürdü. Bu ziyaretlerin başarısı da, imzaladığı ticaret anlaşmalarıyla ölçülürdü."

 

'İçeride oy kaybettikçe dışarıda daha çok sertleşebilir'

 

Yazının sonunda ise "ekonominin her şeyi açıklamadığı" fikrine yer veriliyor:

 

"Ennihayetinde ticari kaygılarla hareket eden bir liderin Pakistan'dan daha çok Hindistan'la anlaşmaya yatkın olması beklenir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin liderleriyle kavgalı olmaktansa ortak olmayı tercih eder. Ayrıca ülkesinin en büyük ticaret ortağı olan kuruma karşı daha dikkatli adım atar.

 

"Bu da bize tek seçenek olarak iç politikayı bırakıyor: Erdoğan 'Türkiye'yi dünya düzeninde hak ettiği yere taşıyorum' iddiasını, kaybettiği oyları kazanmak için kullanıyor olabilir. Liderliği döneminde dış politika hep parlak bir oy getirme aracı oldu. Son haftalarda bu tavrı, Türk lirasındaki düşüşe rağmen kendisine olan desteğin artmasını sağladı.

 

"Ancak Erdoğan'ın ülke dışındaki agresif politikasının altında yatan tek motivasyon buysa, ekonominin daha da kötüye gittiğini düşünecek olursak, çok daha sert adımlara hazır olmalıyız. Sorun çıkarma fırsatı gördükçe ve buna karşı bir yaptırımla ya da bedelle karşılaşmadıkça, Türkiye Cumhurbaşkanı durmayacaktır."

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha