• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Referandum... Basit oynayan kazanır...

SAİD SEFA

SAİD SEFA

26 Ocak 2017 Perşembe 08:29
0 0

Türkiye’nin ortalama bir toplum yapısı var

 

Her şeyde ortanın ortasıyız.

 

Ortalama bir toplumda yapılması gereken şeyler velev ki çok iyi de olsa fazla ekstra bir görüntü sergilememeli.

 

Hedef kitlenin gerekliliği ıskalanmadan konuşmak, yazmak, çizmek ve sabırla hareket etmek en önemli esas. Hele de toplumu yönetmeye talip siyasetçilerseniz.

 

Toplumun düşünce kodlarını, davranış boyutlarını dikkate almadan attığınız adımların netice itibariyle sizi nereye taşıyacağını çok iyi bilmelisiniz.

 

Toplumun dilini bilmeden anlattığınız hikayelerin muhteşem kurgularının olması çok anlamsızdır.

 

Türkiye toplumunun ortalama yapısının ortasında, ana çekirdeğinde muhafazakar sağ kitle var. Bu kitlenin motivasyon unsuru iktidar ve iktidardan kaynaklı kazanımlar değil. Aksine kitlenin motivasyonu geçmişteki her daim kendilerini azınlık görmüş olma hallerinden geliyor.

 

Muhafazakar sınıfın bir türlü adını koyamadığı bir ‘aşağılanma hali’ hep söz konusuydu. Başörtü yasakları gibi geçmişte oluşturulmuş belli başlı mağduriyetlerin doğurduğu sonuçlardan bahsetmeyeceğim. Asıl mesele, irtica kavramının ve gerici tanımlamasının muhafazakar sınıfa uzun süreli çalışmalarla enjekte edilmiş olması.

 

Gerici tanımlaması orta sınıfın beynine o kadar kazındı ki gerici olmadıklarını anlatma gayretleri onları zamanla kendilerinden olmayan herkese diş biler hale getirdi.

 

AKP’yi kuran nesil diş bileyerek gelişen kesim. Onlardan önceki nesil de Türkiye’nin sessiz ama kendini her daim ikinci sınıf olarak algılayan anne babalar..

 

Hakim olma ve herkese had bildirme esasıyla yetişen, AKP’nin 15 yıllık iktidarında devletin olanaklarıyla tanışan nesil de kendini yüce gören kendinden öte herkesi ve her şeyi aşağılayan vasfa büründü.

 

İki kuşaktır devam edegelen ‘bizi ezdiler, bizi aşağıladılar, bizi hor gördüler, bize saygı göstermediler, bize gerici dediler’ ve en önemlisi ‘bizden görünüp bizim oylarımızı almalarına rağmen hiç bir zaman fikirlerimizi iktidara taşımadılar’ telkiniyle büyüyen bu kuşak ve kendinden önceki iki kuşak şu an kendini Erdoğan’la özdeşleştirmis durumda.

 

Erdoğan’ın kişiliği bu üç kuşaktan süzülerek olusmuş. Erdoğan, önceki iki kuşağın travmalarını bildiği gibi genç kuşağın kendini herkesten ve her şeyden üstün gören intikamcı karakterini de biliyor.

 

Konuşmalarında hem travmalara değiniyor hem de yüce vasıflarla övdüğü seçmenin komplekslerini avantaja çevirmeyi başarıyor.

 

Zira Erdoğan bu hususları her boyutuyla yaşamış biri. Toplumun genel katmanlarını ve düşünce kodlarını bildigi gibi muhalefeti de iyi biliyor.

 

Muhalefette olanlar, toplum için fark yaratmaya çalışanlar, olağanı kabullenmeyenler yıllardır bir illizyona kapılmış durumdalar. Bu illizyon, az olmayı elit olma sanma illizyonu.

 

Ne zaman biraz olsun gerçeğe yönelip toplumun genelini ilgilendiren bir söylem geliştirseler Erdoğan bir hokus pokus çekiyor hepsi yine kendi kabuklarına çekilip kendi rüyalarına dalıyorlar. O rüyada muhafazakar orta sınıfa yer yok.

 

Dolayısıyla çoğunluğa, çoğunluğun oyuna da yer yok. Kendi elitizminde boğulan bir muhalefetin iktidar olma olasılığı kalmayınca, basitlik ve sıradanlık AKP’ye kalıyor.

 

Dolayısıyla seçimlerde Erdoğan mağlup edilemiyor. AKP karşıtı olanların, halk düşmanı ilan edilmesi, halkın rağmına halk için çalıştıkları algısı topluma pompalanıyor ve maalesef ki karşılık buluyor.

 

Bir de kompleksin güçle birleşip ötekini ezme keyfi de işin içine girince durum tam da Erdoğanizm’e uygun kıvama geliyor.

 

Önümüzde bir referandum var. Bu referandumda Erdoğanizmin en güçlü yanı basitlik. Ve en önemli avantaji ‘evet’ diyeceklerin birbirine kinleri yokken ‘hayır’ diyeceklerin bütünlük içerisinde hareket edemeyecek olması.

 

Erdoğanizmin elinde iki koz var. Biri HDP, diğeri Gülen cemaati. Bu ikisini sıklıkla hedef haline getirerek, muhalefeti tek çatı altında toplayacak tek kuvvet olan laik, seküler, Türk birleşimi olan CHP’nin elini zayıflatıyor.

 

Hain ve terörist olarak lanse ettiği bu iki yapıyı sürekli ezme, kırma, dövme, aşağılama ve intikam isteyen kendi kitlesinin öfke seanslarına meze yaparak onları da tatmin ediyor.

 

Ayrıca gerek Kürt siyasi hareketinin gerekse Gülen cemaatinin birbirine hiç de sempatiyle bakmadığı sır değil.

 

Erdoğanizm, devletçilik ve milliyetçiliğin cazibesini kullanarak ara ara bu yapıların birbirlerine olan eski düşmanlıklarını körüklüyor.

 

Kaldı ki bu iki yapının her ne olursa olsun uzun sayılmayacak bir vadede Türkiye siyasi hayatında ve yönetiminde çok önemli roller üstleneceği kanaatindeyim.

 

Erdoğanizm’in çivili sopasıyla dayak yiye yiye nispeten birbirlerini anlamış gibi görünseler de henüz yolun başındalar. (Ayrıca ele alınacak bir konu) Asıl mevzuya dönecek olursak referandum kapıda. Ve ‘evet’ diyecek çoğunluk, Erdoğan’ın avucunda.

 

‘Hayır’ diyecek olanların mutabakata varamadıkları bir çok mesele var.

 

AKP ve MHP seçmeni ikna edilemeden referandumda ‘hayır’ çıkacağını düşünmek ham hayal.

 

Mevcut muhalif yapı bu kesimlere hitap edebilecek kıvamda değil.

 

Referanduma gidilir mi gidilmez mi, o tarihe kadar hangi şartlar gelişir onu bilemem ama yarın referandum olsa ‘evet’ çıkacağı net.

 

Çünkü Erdoğanizm basit oynuyor. Oyunu çok basit kurdular. Sağ kanada Rıdvan Dilmen’i orta sahaya Arda’yı forvete Burak Yılmaz’ı tiribüne de gençleri coştursun diye Murat Boz’u yerleştirdiler.

 

Kale arkasını ve maraton tribünlerini alıp locaları ‘es’ geçtiler! ‘Tek adamlık, diktatörlük, rejim değişiyor, sistem değişiyor, böyle olursa sonumuz felaket olacak’ söylemleri basit oyunu sevenler için anlamsızlaştı ve muhalefet daha atağa bile kalkmadan ofsayta düşüyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha