• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Remilitarizasyon

Sezin Öney

Sezin Öney

9 Haziran 2016 Perşembe 10:10
0 0

Türkiye'nin, bu döneminde, "başkanlığa" ilerlenirmiş gibi gözükürken, aslında 1960'lar, 1970'ler, 1980'ler, 1990'lar ile 2007'deki karanlık dönemi birleştiren bir kara deliğe doğru gerileniyor.

 

Ve sivil irade, sadece Meclis'in varlığının sıfırlanması, kifayetsizleşmesiyle değil; tüm alanlarda kendi kendini yok ediyor. "2010'da darbelere zemin hazırlıyor" diye kaldırılan EMASYA Protokolü'nün muhteşem dönüşü de, "remilitarizasyon" sürecinin, mükemmel bir halka biçiminde tamamlanması olacak.

 

Milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırıldı.

 

Sıradan her vatandaş "dokunulma" tehdidi altında.

 

Ordu ve MİT, sonsuz dokunulmazlığa sahipler ve bu imtiyaza sahip yegane kurumlar olacaklar.

 

Yeniden militerleşme, "remilitarizyon" dönemi başladı.

 

Nedir bu "remilitarizasyon"?

 

"Derin devletin" dönüşü mü? Bu işin sadece bir parçası. Siyasi ve kurumsal şeffaflığın olmadığı her yerde, "derin" yapılar olur. İster en küçük bürokratik kurum, ister en tepesi olun devletin; fark etmez. Şeffaflık ve eşit biçimde hesap verebilirliğin olmadığı yerde, birileri muhakkak, "derinleşir"-yani, gücünü kötüye kullanır. Dünyanın her yerinde böyledir. Kurumun ister başı, ister alt tabanı iyi niyetli veya dürüst olsa da fark etmez; şeffaflık ve hesap verebilirlik olmazsa, bunların boşluğunu "derin yapılar" doldurur.

 

Nedir bu "remilitarizasyon"?

 

"Terörle mücadele"nin bir saplantı haline gelmesi ve bu arada, terörü en çok besleyecek bir toplumsal şiddet sarmalının önünün açılması mı? Bu işin sadece bir parçası. Türkiye, dünya tarihinde terör sorununu yaşayan ilk ülke değil, son ülke de olmayacak. "Terör, Habil ile Kabil'den bu yana var; ilk insanla başladı, son insanla bitecek" gibi bir terörle mücadele konseptini daha ortaya koyan dünya ülkesi olmamıştı; Türkiye, bunu da başardı. Terörle mücadele edeceğim diye çok hata yapan ülke oldu da, hatanın bu kadar büyüğünü yapan, böylesi "terör doktrinini" ciddi ciddi ortaya koymaya kalkan olmadı zira. "Habil ile Kabil odaklı terör doktrini" ne güvenlik çalışmalarına, ne çatışma çözümü ve analizine, ne de teolojiye uygun. Kahvelerimizde, çok daha veciz ve bilgece analizler yapılıyor. Çok daha sert terörle mücadele yasaları çıkarılabilir, ağzını nefes almak için dahi açan herkes tutuklanabilir, hayatı mahvedilebilir, en sert askeri uygulamalar gerçekleştirilebilir-yine ve gene de, şiddete batmış, kan revan içinde, teröre gömülmüş bir ülke çıkar karşımıza. Zaten bugün olan da bu.

 

Nedir "remilitarizasyon"?

 

Sivil iradenin kendi beceriksizlikleri ve kapasitesizliklerini, Ordu'yu ön plana çıkararak örtmeye çalışması mı? Bu işin sadece bir parçası. Diyarbakır Sur'dan, Yüksekova'ya, tüm sınır hattı ve Kürt kimliğinin en az asimile olduğu noktalar, yerle bir edildi. Terör meselesi mi çözüldü? O zaman, neden Türkiye giderek artan biçimde bir "şiddet ve terör" ülkesi haline geliyor? Diyelim ki, devlet aklına göre, MGK diliyle konuşursak, "meskun mahallere, terör örgütünün hendek ve barikatlarını ve sözde özerklik ilanlarını bastırmak için ağır silahlarla girmek" çok dahiyane bir plandı. Şimdi, iki öğretim dönemini kaybetmiş öğrencilerin, evleri yıkılmış barınaksız kalmış Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının, şu veya bu biçimde yargısız infaza maruz kalanların yakınlarının, göçebe sığıntı halde başkalarının yanında yaşamını sürdürmeye çalışanların, kişisel ve toplumsal tarihleri yok edilenlerin mağduriyetini giderecek sivil siyaset nerede? Bu mağduriyetler zaten giderilebilir mi? Ama diyelim ki, her şeyin sorumlusu terör; vatandaşını koruması, kollaması ve mağdur ettirmemesi gereken devlet, siyaset nerede? Sivil irade, vatandaşlarının sorunlarını çözmek değil, sadece kendi "sorunu" çözmek kendi koltuğunu korumak için çalışırsa, doğan politik boşluğu birileri doldurur. Zaten, öyle de olacak-gücün tabiatı gereği bu. Politika, boşluk kabul etmez.

 

Nedir bu "remilitarizasyon"?

 

Ordunun, siyasete müdahalesi mi? İşin sadece bir kısmı bu. Siyaset, tamamen kifayetsizleştirilir ve "tek adam" rejimi, politikanın yerini doldurur zannedilirse, o işler öyle "kasaba kurnazlığı" ile fazla gitmez. Siyasette koca bir boşluk doğar. Bir ülkede, kamuoyu en büyük sorun olarak "güvenlik" ve "terör meselelerini" görüyorsa, o zaman zaten, kendini koruyacak adres olarak "silahlı kuvvetleri" görür. En organize ve güvenilir kurum olarak görülen yapılara yönelim başlar. Ordu veya diğer güvenlik kurumları, sorun çözecek ve tüm toplumun ortak aklını temsil eden bir diyalog kanalı, siyasi temsiliyet kalmayınca, politik kararlar almaya, siyasi düşünmeye başlar. Olması gereken ideal asker-sivil ilişkisi, Ordunun güvenlik açısından yapabileceğini ortaya koyduğu, profesyonelliği ve uzmanlığını mükemmelleştirdiği, ideolojik bir çizgiyi değil, toplumun ortak ama gerçekten ortak değerlerini, evrensel değerleri de gözeterek sahiplendiği-koruduğu diyalog ilişkisidir. Sivil irade de, tüm toplumu temsil etme sorumluluğunu üzerine aldığının bilincinde, kendi çıkarını değil toplumun ortak çıkarını ön plana çıkaracak şekilde hareket etmek, güvenlik güçleriyle "kişiselleştirilmiş" değil, profesyonel bir diyalog ilişkisi kurmak zorundadır. Kimsenin çocuğunun hayatı, oyuncak değil.

 

Nedir bu "remilitarizsyon"?

 

Akrabalık, eş dost ahbap çavuş ilişkileriyle, silah endüstrisi-devlet-siyasi irade üçgeni kurup, sonu gelmeyecek savaşlar kurgulamak mı? İşin sadece bir kısmı bu.

 

Son kertede, evrensel hukuk değerlerini, anayasal düzeni, milyonların siyasi iradesini, hatta kendi partisinin iradesini hiçe sayanın ve kendini yaratan güç olan politikayı yok edenin; kimseye güvenmeye güvenmeye, bindiği dalları kese kese en tepesine çıktığı piramit, bir gün yıkılır. Hem de, en alttan tek bir tuğlanın çekilmesiyle...

 

Remilitarizasyon, sivilliğin bitişi demektir.

 

Kendi düşen de ağlamaz.

 

SEZİN ÖNEY / HABERDAR 

YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha