• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Demirtaş: Ya Erdoğan'a darbe olacaktı ya da Erdoğan davasını satacaktı

Demirtaş: Ya Erdoğan'a darbe olacaktı ya da Erdoğan davasını satacaktı
0 0

HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, eski statükocu ve darbeci devlet geleneği ile Erdoğan'ın birleştiğini belirterek, "Erdoğan'a karşı bir darbe yapılabilirdi, Erdoğan darbecilerle birleşip hükümete ve parlamentoya darbe yapmış oldu" dedi.

1 Mart 2016 Salı 07:04

RÖPORTAJ: SAİD SEFA - FEHİM IŞIK - ARZU YILDIZ / HABERDAR

 

HDP lideri Demirtaş, Erdoğan'ın kendisine yapılacak bir darbeyi önlemek için darbecilerle birleşip hükümete ve parlamentoya darbe yaptığını öne sürdü.

 

"Şu anda darbe günlerini yaşıyoruz." diyen Demirtaş, "Darbe oldu, yapıldı. 7 Haziran sonrası darbe yapıldı. Şu anda bir darbe yönetimi Türkiye'yi yönetiyor." ifadesini kullandı.

 

Demirtaş; "Erdoğan ya kendi davasını koruyacak ve yalnız kalacaktı; ya da 'davasını' satacak ve kendini kurtaracaktı. İkincisini tercih etti." diyerek, Erdoğan'ın kendisini kurtarmak için davasını sattığını öne sürdü.

 

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Haberdar GYY Said Sefa, Yazarımız Fehim Işık ve Ankara Temsicimiz Arzu Yıldız ile yaptığı görüşmede önemli açıklamalarda bulundu. Dün ilk bölümünü yayınladığımız röportajın bugün ikinci ve son bölümünü yayınlıyoruz.

 

RÖPORTAJIN İLK BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ
 

Fehim Işık: Cumhurbaşkanı dokunulmazlıkları gündeme getirdi. Olası bir durumda HDP'nin bir B planı var mı? 

 

- Selahattin Demirtaş: Dokunulmazlıklarla ilgili bizim Anayasa teklifimiz var ve bildiğim kadarıyla CHP de destekliyor. AKP de buna sıcak bakarsa tüm dokunulmazlıkları kısıtlayabiliriz. Herkesin dokunulmazlığı kalksın. 

 

Kürsü dokunulmazlığı, evrensel dokunulmazlık ilkesidir, o kalsıngeri kalan bütün dokunulmazlıklar kalksın. Biz de mahkeme huzuruna gidelim. AKP, MHP ve CHP'de bir sürü dosyası olan milletvekili var onlar da gitsin. Biz yargılanmaktan korkmuyoruz.

 

Yargı bağımsız değil, AKP'nin komisyonu gibi çalışıyor, bunu çok iyi biliyoruz. Buna rağmen mahkemeye gitmeye hazırız. Hakimin karşısında kendimizi savunamayacağımız hiçbir durumumuz yok. Gayri meşru hiçbir şey yapmadık.

 

Neyle suçlamışlar hatırlamıyorum zaten 600'den fazla dosyam var. 'Kürtlerin Ortadoğu'da devletleri olacak ve Türkiye'nin kendini buna göre hazırlaması lazım. Bir yerde bağımsız devletleri, federal devletleri, kantonları, özerklikleri olabilir. Kürtler artık Ortadoğu'da bir güçtür.' dedim. Bunu suç saymış, dava açmışlar.

 

Ben, 'Kürtlerin, Türkiye'de bağımsız bir devleti olur, Türkiye bölünür' demedim. Kürdistan büyük bir coğrafya. Arapların 22 devleti var, Kürtlerin de devletleri olabilir. Dolayısıyla, Kürtleri düşman olarak görmek yerine geleceğin güçlenen toplumuyla doğru ilişkiler kurun demeye çalışıyorum. Söylemim de buydu.

 

 

Şimdi,hakim bana sorsa 'bunları mı dedin' diye. Diyeceğim ki evet söyledim ve aynen tekrar ediyorum. Bunun cezası ne olur hiç bunu düşünmedim. Bizim mahkemede göstereceğimiz yiğitliği, AKP'lilerin hırsızlık ve rüşvetle yargılanan milletvekillerinin de göstermesini bekliyoruz.

 

Çıkıp demeli ki mahkemede 'Evet çaldık,fırsat olsa yine çalacağız. Evet rüşvet yedik, evet Işid'e silah gönderdik yine göndereceğiz' bunlarıdiyebileceklerse beraber mahkemeye çıkalım.

 

Bizim sözlerimizden dolayı dokunulmazlıklarımızı kaldıracaklar, ama kendi hırsızlıklarını, rüşvetlerini, her türlü ahlaksızlıklarını, dokunulmazlık zırhı altında koruyacaklar. Biz bunu kabul etmiyoruz. Yine de kendileri bilir. Allah'tan başka kimseden korkumuz yok. Dokunulmazlığın sürekli şantaj olarak kullanılmasından da usandık doğrusu.

 

Milletvekillerimiz gözaltına alınıyor. Dayak yiyor, gazlanıyor, coplanıyor. Fiilen zaten dokunulmazlığımız yok.

 

Said Sefa: Dokunulmazlıklarınız kaldırılınca, topluca istifa edebileceğiniz ve bunun erken seçime yol açacağı konuşuluyor. 'Sine-i millete dönüyoruz' der misiniz?

 

- Selahattin Demirtaş: Bizim toplu istifa gibi, 'sine-i millete gideriz' gibi bir kararımız olmaz. Bütün bu olup bitenlere rağmen çılgınlık moduna geçilmemesinde fayda var. Dokunulmazlığı kaldırıp vekilleri cezaevine atmak çılgınlık modudur. Zaten insanlar duygusal olarak birbirinden uzaklaştılar. 

 

Cizre'de yakılan 137 cenaze batıda infial yaratmıyor. Bir duygusal kopuş var. Duyguda, tarihte, dilde, şurada burada ortak olanlar ulus olabilirler. Bizde öyle tek millet, tek ulus, filan yok. Kimse, kimseyi kandırmasın. Biri cenaze evindeyken, öteki düğün yapıyorsa orada komşuluk yoktur.

 

Durum böyleyken milletvekillerine yönelik bir operasyon çok başka ciddi siyasal sonuçlar doğuracağından bunu, gündemimize alıp tartışacak durumda değiliz. Umarım, Cumhurbaşkanı da Başbakan da meclise böyle talimatlar vermekten vazgeçeler. Sonuçta bu parlamentonun vereceği bir karar, milletvekillerinin vicdanına danışarak vereceği bir karar.

 

'Bizim dokunulmazlığımız kalksın' demiyoruz. Yandaş medya bizim için 'tahrik ediyorlar, dokunulmazlığımız kalksın da mağdur olalım istiyorlar' diyor ya; yok kardeşim, biz mağdur olmak falan istemiyoruz. Dokunulmazlıklarımızı kaldırmayın. Korktuğumuzdan değil, ahlaken, vicdanen siyasi sonuçlarını düşünüyoruz ve doğru değil diyoruz. Yoksa kimseden korkumuz yok.

 

Fehim Işık: Yaşanılanların, Ortadoğu ile bağlantılı olduğuna inananlardanım.  Suriye'de ateşkes sürecine evrilme çabası var. Başbakan 'Bu ateşkes Suriye'yi ilgilendirir, bizim güvenliğimiz tehlikeye girerse önlem alırız", deyim yerindeyse 'YPG' ye ateşe devam ederiz' dedi. Cumhurbaşkanı da Nusra'ylaYPG'yi eşitleme pozisyonuna girdi.

 

 

- Selahattin Demirtaş: Ortadoğu ve Suriye meselesi, Türkiye'de, iç politikayı etkileyen ana unsur. Sadece Türkiye'nin iç dinamikleri değil; Suriye'de olup bitenler de Türkiye'nin iç siyasi dinamiklerinin tamamını, Erdoğan'ın AKP'nin siyasi hattını bütünüyle belirliyor. Çünkü bütün yatırımlarını, savaş yatırımlarını oraya yaptılar.

 

Şam'da, Emevi camisinde namaz kılınacaktı. Oradaki iktidar devrilecek, AKP'ye yakın bir iktidar gelecekti. Kürtler Nusra, Ahrar-u Şam,Işid gibi örgütlerin eliyle durdurulacaktı. Bir taşla,bir çok kuş vurulacaktı.

 

Mısır da İhvan yönetimdeydi. Tunus'ta devrim başlamıştı. Suriye'de de AKP'ye yakın bir iktidar gelirse geriye sadece Saray'ın inşaatının tamamlanması kalıyordu.

 

Said Sefa: İdeolojik bir blok oluşacaktı yani.

 

- Selahattin Demirtaş: Tabi. Erdoğan'ın beklentisi buydu. İçeride ve dışarıda bütün yatırımlarını buna yaptı. Oraya doğru giderken,PKK ayakbağı olmasın diyeonu da masada tutmaya çalışıyordu. Çözüm sürecine böyle yaklaşıyordu.

 

Nasıl olsa birgün başkanlık ya da halifelik ne derseniz deyin, bütün gücü elinde tutacaktı. Böylece, PKK ister savaş başlatsın, ister başlatmasıno saatten sonra onun için önemi yoktu. Kafasındaki hayalleri gerçekleştirmek için en büyük ayakbağı PKK ile savaşmaktı. Kendisine zaman kaybettiriyordu. Topluma barış pazarlaması yapması gerekiyordu. Masayı da hep bunun için kullanmak istiyordu.

 

Biz de, oradan bir barış çıkarabilir miyiz diye sürekli süreci onu masada tutmaya çalışıyorduk. Gelinen noktada içerideki ve dışarıdaki politikaları çöktü, planladıkları hiç bir şey tutmadı, bir tek öngörüleri çıkmadı.

 

Tüm bunların zararlarını sadece Türkiye siyaseti görmüyor. Türk toplumunun, Kürt toplumunun, Türkiye'de yaşayan herkesin ödediği ağır bir faturaya dönüştü.

 

Şimdi çözüm ihtimali sunulan bir durum ortaya çıkınca paniklediler. Çünkü Suriye, arzu etmedikleri, ön görmedikleri bir çözüme doğru gidiyor. Esad düşmedi, Kürtler statü kazanıyor. Zaten, özellikle bu ikisi olmasın diye Türkiye Suriye savaşına girdi.

 

Davutoğlu'nun tezi buydu. Bu ikisine karşı duracağız diyorlardı. Şii iktidar devrilecek, yerine Sünni Selefi iktidar gelecek, Kürtler orada fırsat bulup Kuzey Irak gibi bir güç olamayacaklardı. Bunun için herşeyi göze alıp Suriye'deki savaşa müdahil olacağız dediler ve oldular. Ama Esad gitmedi. Kürtler de statü kazanıyor.

 

E ne olacak şimdi? Mevcut durumu bu yüzden kabullenemiyorlar. 'Ateşkes de olsa, barış da olsa kabul etmeyiz' diyorlar, hiçbir şeyi kabul etmiyorlar.

 

Said Sefa: Peki, bir çılgınlık yapabileceklerine, askeri de ikna edip fiilen savaşa gireceklerine inanıyor musunuz? Suriye'ye girmek için askeri ikna edebilirler mi?

 

- Selahattin Demirtaş: Bu o kadar kolay değil. Ordu dediğimiz şey, çılgınlıklar üzerinden karar almaz. Evet, Türkiye'de ordu hep akıllıca işler yapmamıştır, yaptığı bir sürü akılsızlık var, ama böyle birşeyin neye yol açacağını bilirler ve buna da Erdoğan'ın hırsı uğruna sürüklenmezler.

 

Said Sefa: Kızıltepe'deki basın toplantınızda 'Saray ile derin devlet anlaştı. Başbakanı da dinlemiyor' demiştiniz. Durumu, Saray'la derin devletin anlaşması olarak mı görüyorsunuz? Bölgedeki çatışma ortamı ve barışın hayal olması bu ittifakın ürünü müdür?

- Selahattin Demirtaş: Erdoğan, PKK ile savaşı yeniden başlattığında, devletin derinine hakim olmadığını çok daha iyi anladı. Ne emniyete hakim, ne orduya hakim, ne bürokrasiye hakim. Erdoğan kendisinin kızıştırdığı, göz göre göre bir Saray savaşının gözönünde olduğu bir durumda devleti, PKK'ye karşı savaştıramayacağını gördü.

 

Kimse Erdoğan için ölmez, evladını da feda etmez. Zaten ilk zamanlar, hatırlayın, şehit cenazelerinde isyan vardı. 'Bu çocuklarımız niye ölüyor' diye isyan ediyorlardı. Herkes bunun farkındaydı.

 

Erdoğan bence bir tercihte bulunmak zorundaydı.Kaybedeceğini gördü. Bu savaş ona hergün kaybettiriyordu. 7 Haziran'dan sonra başlattığı savaş, 1 Kasım'a doğru giderken ön göremediği toplumsal bir tepkiye dönüştü. Bir tercihte bulunmak zorundaydı. Orduyu ve emniyeti kendisine bağlı olmayan o statükocu yapıyı savaştırabilmenin tek yolu vardı, onlarla uzlaşmak.

 

Bunun için Ergenekon'la, ulusalcılarla, Perinçek tayfasıyla, eski BBP'lilerle özel görüşmeler, toplantılar yaptı.

 

Said Sefa: Emniyetteki eski ekiple...

 

- Selahattin Demirtaş: Tabi, doksanlardaki o eski kadroyla. Her türlü barbarlığı yapmış ve dinlenmeye çekilmiş o kadroların hepsini göreve çağırdılar. Cizre'de savaşan özel harekatçılar genç çocuklar değil. Çoğu 40 yaş üstü, 50 yaş civarı, emekliliği yaklaşmış kişiler. Ve bunlar, Erdoğan için savaşmıyorlar. Bir anlaşma gerçekleştirildi.

 

Anlaşmaya göre; Erdoğan kişisel hedeflerinden, devleti İslamlaştırma çabalarından falan vazgeçecekti. Erdoğan'a; Türklere de Müslümanlara da Kürtlere de ait olmayan ucube devlete, statükocu devlete sadık olacaksın dediler.

 

Erdoğan bir karar vermek zorundaydı. Ya kendi davasını koruyacak ve yalnız kalacaktı; ya da "davasını" satacak ve kendini kurtaracaktı. İkincisini tercih etti. Erdoğan, şu anda davasından vazgeçmiş, dava adamı olmayan biri olarak kirli bir ittifak içerisinde. Kendini korumak, iktidarını korumak, gücünü korumak uğruna, bu kesimlerle bir koalisyon yaptı. AKP'yi, hükümeti, tabanı, parti yönetimini de rahatsız eden budur bence.

 

Said Sefa: Kendisine ne teklif edilmiş olabilir böyle bir anlaşmada?

 

- Selahattin Demirtaş: İktidarını koruma. Çünkü aksi durumda gidecek. Yalnızlaşıyordu. Bu savaşı Erdoğan'ın başlattığını komutanlar cenazelerde haykırmaya başlamıştı. Bunun ön göremediği bir durum olduğunu anladı.PKK ile savaş başlarsa, milliyetçilik fırlayacak ve ben bu işten nemalanacağını düşünüyordu. 

 

7 Haziran sonrası, işler tersine gitmeye başladı. 7 Haziran'ın hemen sonrasına bakın, durum öyledir. Ne zaman ki ittifak yaptılar, işler değişmeye başladı. Savaşın faturası bize çıkmaya başladı. Dolayısıyla, hükümet, parlamento bypass edildi, zaten etkileri de yoktu. Eski statükocu, darbeci devlet geleneği ile Erdoğan birleşti.

 

Erdoğan'a karşı bir darbe yapılabilirdi, Erdoğan darbecilerle birleşip hükümete ve parlamentoya darbe yapmış oldu. O yüzden hükümet bypass durumdadır. Davutoğlu'nu bir polis memuru bile dinlemiyor.

 

Said Sefa: Bunun sonu da hayırlı değildir ama...

 

- Selahattin Demirtaş:  Değildir. Felakettir. Şu anda darbe günlerini yaşıyoruz. Darbe oldu, yapıldı. 7 Haziran sonrası darbe yapıldı. Şu anda bir darbe yönetimi Türkiye'yi yönetiyor. (BİTTİ)

 

KAYNAK: HABERDAR

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha