• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

‘En önemli ihtiyacımız adalet’  

‘En önemli ihtiyacımız adalet’  
0 0 1

Prof. Dr. Ali Nesin, Kürt sorununu değerlendirdi, HDP’yi eleştirdi.

29 Şubat 2016 Pazartesi 06:58

BİLGEHAN UÇAK / HABERDAR (ÖZEL) - Matematikçi Prof. Dr. Ali Nesin, gündemi değerlendirdi.

 

Kürt sorunuyla ilgili konuşan Nesin, HDP ile ilgili tüm umutlarını yitirdiğni söyledi. "Ben umudumu Kürt hareketine bağlamıştım" diyen Nesin,  "Kürtlerin özgürlüğü doğal olarak hepimizin özgürlüğü demek olacaktı. Bu yüzden HDP'nin Türkiyeleşmesi çok önemliydi. Ama AKP ve PKK buna müsaade etmedi. HDP de ne şiş yansın ne kebap gibilerden ortalarda dolanınca olmadı. Korkarım hem şiş hem de kebap yanacak. Türkiye için çok büyük bir şans kaçmıştır, bir daha da böyle bir şans 30 yıl boyunca gelmez" şeklinde konuştu.

 

Bilgehan Uçak'ın Prof. Dr. Ali Nesin ise söyleşisi şöyle:

 

Öncelikle yakın arkadaşınız Sevan Nişanyan'ın durumuna dair birşeyler sormak istiyorum. Kaç yıl daha yatmasını bekliyorlar?

 

Şu anda kesinleşen 11,5 yıl. Sırada bekleyenlerle 25 yıla kadar çıkabilir. Bugüne kadar 2 yıl yattı. Kaç yıl yatacağını matematiği iyi olanlar hesaplasın!

 

Açık Cezaevi’nden Kapalı'ya alınmasının sebepleri neydi? Bilgisayarı var mı? Sözlüğüne çalışabiliyor mu?

 

Açıktayken günde 4 saat bilgisayarda çalışabiliyordu. İnternete girmeye çalıştığı suçlamasıyla kapalıya alındı. Bir de cebinde "görülmemiş" mektup bulunmuş.

 

Sevan Nişanyan gibi birinin yok yere ve sudan sebeplerle hapse atılmış olması size ne düşündürüyor?

 

Ne kadar hoyrat bir ülke olduğumuzu, değerlerimizi ne kadar kolay harcadığımızı, farklı olanların nasıl törpülendiğini... Bu yeni değil, en az 100 yıldır böyle. Geldiğimiz nokta da ortada!

 

Sevan Nişanyan'ın ihtiyacı olan birşeyler var mı? Can Dündar ile Erdem Gül'ün hapisten çıkmış olması geride kalan gazetecilere de umut verdi. Nişanyan, "tutuklu gazetecilerden" sayılmıyor ama biliyoruz ki yazdığı bazı kutsala dokunan yazılar yüzünden tutuklu... Yakın zaman içinde tahliye umudu var mı?


Benim hiçbir umudum kalmadı. Cezaevinde ölecek ya da ölümüne yakın çıkacak. Ancak bir mucize. Olağanüstü bir insanı, sıradışı bir düşünürü, verimli bir entelektüeli ancak Türkiye hapiste çürütebilirdi, onu da başarıyor.

 

Sevan Nişanyan’a karşı kamuoyunda biraz ilgisizlik de hissediyorum. "Tabuları yıkmaya karar veren bir Ermeni" olmasından mı bu kayıtsızlık? Göz göre göre Türkiye’nin en parlak zihinlerinden biri hapiste çürümeye terk edildi… O ki, hapis yatacağını bile bile uçağa atlayıp Türkiye’ye gelmişti… Biraz şahsi bir soru ve serzeniş oldu ama Sevan Nişanyan’ın “içerde” olmasını kabul edemiyorum...

 

Tabuları yıkmaya karar veren bir Ermeni olması, hiç kuşkusuz içeride olmasının, en azından bu kadar uzun süre içeride olmasının başlıca nedeni. Ama kamuoyunun ilgisizliğinin nedeni sanırım başka. Sevan çok kişiyi kırdı. Çok düşman kazandı. Sağdan sola, dindarından laikine her kesime yapıştırmıştır bir iki tane. Özellikle kişisel ilişkilerinde hoyrat davrandı. Birçok insan onunla şahsi ilişkisinde aşağılanmış hissetti. Sevan'ın hayranı da çoktur ama medya camiasında düşmanı da çoktur.

 

Matematik Köyü'nün durumu nasıl? Bu yaz ne gibi etkinlikler planlıyorsunuz?

 

Gayet iyi. İlgi yoğun. Bu yaz standart lise, lisans ve lisansüstü matematik programlarımızın yanısıra felsefe ve sanat köylerimiz de faaliyette olacaklar. Çok yoğun bir yaz geçireceğiz. Bütün bunları Sevan Nişanyan'a borçluyuz tabii.

 

Bildiğim kadarıyla, dünyanın önde gelen matematikçileri Matematik Köyü’ne sonsuz bir destek verirken burayı biraz da hayranlık ve gıpta ile takip ediyorlar...

 

Evet, yurtdışından müthiş bir ilgi var. Çok şaşırıyorlar böyle bir kurumun yoktan var edilmesine ve ayakta kalmasına ve de gençlerin yoğun ilgisine.

 

Akademisyenlere yöneltilen baskı hakkındaki fikirleriniz nedir? "Barış Bildirisi"ne imza ayan akademisyenlerin başına gelmeyen kalmadı...

 

Bir ülkede barış olmayabilir, demokrasi olmayabilir, ekonomik durum iyi olmayabilir, ülke iflasın eşiğinde olabilir, akademisyenleri yanılabilirler, yöneticileri yanlış yapabilirler, her şey olabilir de ülkede izan kalmaması olabilecek şeylerin korkuncudur. Her türlü sorunun altından kalkılabilir de izansızlığın sonuçlarının geri dönüşü olmayabilir. İşte şu an Türkiye'de izanın yok olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Akademisyenler vatan hainliğiyle, gazeteciler casuslukla ve Sevan Nişanyan çevre kirliliğiyle suçlanıyor! Görevi toplumun düzenini bozmak, sağlıklı tartışmaları engellemek, topluma nifak tohumları atmak olan aktroller yasal bir biçimde ortalıkta cirit atabiliyorlar. Bütün bunlar izanın yok olduğu anlamına gelir ve kıyametin habercisidir.

 

Geçen aylarda Kenan Evren'e hayranlığını ifade eden Celal Şengör'ü savundunuz diye size de kızanlar oldu. Bir linç kültürü her yerde etkili mi sizce?

 

Balık baştan kokarmış! "Celal Şengör'ü linç etmeyin" diye ortaya çıktım, beni linç ettiler. Neyse, ben Celal Bey'den daha alışığım böyle şeylere...

 

Memleketin hem Kürt meselesindeki hem de özgürlükler konusundaki gidişatını nasıl buluyorsunuz?

 

Kürtler, HDP kanalıyla bu ülkede bir umut olmuşlardı. Müslümanlar Türkiye'nin önünü açmak için geçmişte çok önemli bir adım attılar, ama belli ki artık nefesleri tıkandı, Türkiye'yi daha ileri götüremeyecekler. Ben umudumu Kürt hareketine bağlamıştım. Kürtlerin özgürlüğü doğal olarak hepimizin özgürlüğü demek olacaktı. Bu yüzden HDP'nin Türkiyeleşmesi çok önemliydi. Ama AKP ve PKK buna müsaade etmedi. HDP de ne şiş yansın ne kebap gibilerden ortalarda dolanınca olmadı. Korkarım hem şiş hem de kebap yanacak. Türkiye için çok büyük bir şans kaçmıştır, bir daha da böyle bir şans 30 yıl boyunca gelmez. Dolayısıyla gidişatı hiç iyi görmüyorum. Ama bakalım, şu Suriye olayları biraz durulsun, vaziyet neyi gösterecek. Çünkü sahnede sadece Türkler ve Kürtler yok, yedi düvel var. Biz bize kalırsak belki konuşma zemini tekrardan oluşur.

 

“HDP” ve “umut” kavramlarını aylardır yan yana kullanıyorduk… Şimdilerde ise “bir umuttu” diyoruz, sanki geçmiş gitmiş gibi. Sizce bu umut tamamen mi kayboldu?

 

Öyle görünüyor. Keşke tersini söyleyebilsem, çok isterdim tersini söyleyebilmek. HDP, PKK ile Türkiye arasında bir seçim yapmaya zorlanmıştır ve PKK'yi seçmiştir. Konu bu kadar basit. 7 Haziran'dan kısa bir süre sonra Facebook sayfamda HDP'nin PKK'dan mesafesini alması gerektiğini söyledim. Böyle bir mesafe alabilmek çok cesur bir adım olacaktı ama 1 Kasım'da ve daha sonraki seçimlerde meyvesini verecekti. MHP'liler bile 7 Haziran'da HDP'ye oy vermişlerdi. Düşünebiliyor musunuz Türkiye'ye etkisini? CHP'nin yerini almaya hazırdı, gerçek bir muhalefet doğuyordu. Bir çuval incir gitti gider!

 

HDP’nin yeniden o umudu yeşertebilmesi için sizce nasıl bir yol izlemesi lazım? Mesela, canlı bombanın cenazesine bir vekilin gitmesi büyük tepki topladı.

 

7 Haziran'dan önce sorsaydınız bu soruyu cevap verebilirdim. Şu anda hiçbir çözüm göremiyorum. Selahattin Demirtaş çok zeki biri. Ama güvenilirliğini yitirdi. O zekâda, o espri ve hitabet yeteneğinde, o özgüvende başka biri var mı HDP'de? Sırrı Süreyya olabilir mesela. Ama partide o yönde bir kıpırdanma görmüyorum. Bana kalırsa hiç umut yok. Beni kahreden de bu.

 

Size göre Türkiye'nin şu an için "en acil ihtiyacı" nedir?

 

Hukuk! Adalet yani. Eskiden olsa eğitim ya da iç barış ya da ekonomi filan diyebilirdim. Hayır, artık anladım ki her topluluk için en önemli ihtiyaç adalettir. Bundan artık hiç kuşkum yok.
 
twitter: @bilgehanucak

0 0 1
YORUMLAR
  • Ziyaretçi
    Xaria15 Nisan 2016 Cuma 22:34 It's like you're on a misoisn to save me time and money!
YORUM EKLE

captcha